|
İletişim |
|
Site
hakkında Görüş ve Önerileriniz İçin |
|
|
|
|
ÖNDERLİKTEN PERSPEKTİFLER
|
MÜCADELESİ VERİLMEYEN YAŞAMIN BİR ANLAMI YOKTUR...
|
Reber APO'nun Çözümlemelerinden Derlenmiştir |
Özgür ve savaşan kadının olduğu yerde güçlenme vardır, canlılık
vardır, cesaret vardır. Ama bizde neredeyse kadın bela olarak
görülüyor. Bu doğru değildir ve erkek yaklaşımının bir
sonucudur. ‘Bir birliği ağırlaştırmak istiyorsan, kadını o
birliğe vermek yeterlidir’ gibi çarpık bir anlayış var. Tam
tersine, bir birliği daha iyi savaştırmak istiyorsan, bir kadın
birliği de yanında olmalıdır görüşü doğruyken, bunu bir türlü
kimse anlamak istemiyor. Aslında kadını özgür savaş
birliklerinde görmemek, ona bu hakkı vermemek sınıf savaşı gibi
bir şeydir. Tabii bu hak verilmedi mi, siyasal, askeri ve sosyal
güç de verilmez. Onlara göre kadın, savaşı güçlendiren değil de,
erkekliklerine tabi olmasını bilen varlıktır. Erkeğin bu
beklentisi veya geleneksel yaklaşımı nedeniyle kadınlar öyle
tutuluyorlar. Kadın birliğinizin adeta kendisi buna yol açıyor,
erkeklerin bu iddiasına neredeyse geçerlilik kazandırıyor. “Biz
yük olduk, ruh hastası olduk, başa bela olduk” diyorlar. Aslında
bu, kadına hakarettir, saygısızlıktır.
Eğer birisi Önderliği esas almak istiyorsa, Önderliği kendi
şahsında örnek alsın. Her kadın bir yaşam öznesidir; eğer
entrikacı ve iflah olmazın teki değilse, çok güçlü bir yaşam
gücüdür. Taklitçiler çıkmış, “Biz de Parti Önderliği gibi
olacağız, kadınla yaşayacağız” diyorlar. Benim nasıl yaşadığımı
biliyor musunuz, bunu hiç incelediniz mi? Ölçülerim nelerdir?
Bir kadının kölece kendisini dayatmasını, çirkinliğini veya
çekiciliğini sıkı sıkıya değerlendirmeden, kadınla hiç kolay
yaşayabilir miyim? Benim ölçülerim var. Fakat bazıları fırsat
bulur bulmaz, kölece birbirlerini kullanıp atıyorlar. Bu bizim
en lanetli gerçeğimizdir. Birbirini hiç tanımadan, birbiriyle
nasıl yürünüleceğini bilmeden, yıllardır sözüm ona birlikte
yaşıyorlar. Bizim aileler böyle değil midir? Karı-koca
ilişkisinde ilk evlilik günlerinde karasevdaları vardır, bir iki
hafta sonra bu sevdanın hepsi tükenir. Biz bu yaşama isyan
etmeliyiz. Bu en tehlikeli durumdur ve bunu yaşamayan aile
yoktur.
Önderlik bu konuda inanılmaz bir mücadele yürütüyor. Bu mücadele
nedir? En güzel ilişki gelişebilmeli veya insanlar son derece
yaşamsal yaklaşmalılar. Nasıl bir yaşam gücü olabileceklerini
iyi bilmeliler. Bu saha büyük bir önderlik mücadelesiyle
yaratıldı. Diğer sahalarda neden fazla gelişemiyorsunuz?
Otoritem ve olanaklarım çok büyüktür, neredeyse bir devlet
gibiyim, bir sultan gibi de yaşayabilirim. Ama bu konuda büyük
bir sosyalist mücadele veriyorum. Seçkin bir sosyalist örnek
teşkil edilmesi için, bu işlerde çok sıkı eleyip sıkı dokuyorum.
Erkekte de, kadında da müthiş ölçüler geliştiriyorum. Ucuz
kadını da, basit erkeği de kabul etmem. Bu, örgüt anlayışımda
açıktır. Önünüze ölçüler koyuyorum. Bu ölçüleri
tutturamayanların yüzüne bile bakmayız. Fakat ölçüler
geliştikçe, bir hoş gelişinden tutalım iyi bir yoldaşlık
sevgisine kadar ilişkilerin en yücesini geliştiririz. Böyle
ölçüler ve yaklaşımlar insanı kesinlikle geliştirir. Yoksa
klasik tabirle “Nasıl karasevdayla bağlandık, fırsat bulduk,
birbirimizi kullandık” demek seviyesizliktir.
Savaşı verilmeyen bir yaşamın anlamı yoktur. Hangi çabalar ve
yaklaşımların ürünü olduğunuzu bile bilmiyorsunuz. O zaman
aldatırsınız, aldatılırsınız. Sonuç, siyasette bir bitiştir,
komplodur. Ayrıca hepinizin yaşamı geliştirme gibi çok ciddi bir
sorunu vardır. Kendinizi bile unutmuşsunuz. PKK Önderliğinde
benim gibi biri olmasa, kim bilir ne hallere düşürülürsünüz.
Bunun birçok örneğini de gördük. İyi tanıdığım bazı
provokatörler vardı, bütün ihtiyaçlarını ben karşılıyordum,
onlar da “Bizi güzel yaşatabiliyor” diyorlardı. Ama örgütün
dışına taşmışlar, savaşla ve bir halkın yaşamsal umuduyla
oynamışlar, bunun farkında bile değiller. Ve böylece kaçan
kaçana bir durum yaşanıyor. Bunlar önemlidir, bunları
inceleyebilmelisiniz.
Herkesin gücü yetmeyebilir, ama iddialı olanlar bu konuda
sorunun çözüm yolunu kendileri için gündemleştirilebilirler,
hatalardan alıkoyabilmek için birbirlerini eğitebilirler. Benim
de gücüm sınırlıdır, her şey benden beklenilemez. Benim sizin
için yapacağım şey emniyetinizi sağlamaktır, yetişmeniz için
ortam hazırlamaktır. Her şeyi benden beklemeniz abartmalı bir
yaklaşımdır. Benim bir çocuk heyecanıyla halen sizlerle
ilişkilerde nasıl yol aldığımı göz önüne getirirseniz, bu
yaşlarda bu ortamların kıymetini iyi bilirsiniz.
Özgürlüğün gerekli olduğuna inanıyorum, ama sizin
yaşadıklarınızı da yaşam olarak değerlendirmiyorum, hatta bundan
sıkılıyorum. Bu, benim için bir işkencedir. Geleneksel olarak
yaşanılan aile biçimi ve değer ilişkilerin hepsi böyledir.
Hepinizin gelişmesi gerekir ki, bizden saygı ve sevgi
bulabilesiniz. Ben zorla veya kendimi kandırarak sevmem; kendimi
böyle sevdirtmeye de izin vermem. Ben derken, bir ulusu
kastediyorum, ulusal ölçülerden bahsediyorum. Ulusal ölçü söz
konusu olunca, bütün halk çapında sevgi kaynağı olmayı
anlayacaksınız. Bu bizde olmadığı için, herkes bir sorumsuzluk
deryasıdır. Herkeste ‘ailem, çocuğum, karım, kocam, varım yoğum’
felsefesi vardır. Ulusallıkla, halk iradesiyle veya özgür halkla
bağdaştırılamayacak olan da budur. Herkes bu kadar bencil olursa
ulus olunamaz, dolayısıyla halk da sizi sevemez. Halk sizi
sevmezse, bir bireyin malısınız, onun kurbanısınız. Bunu da
kimse inkâr edemez. Siz militanlar olarak bir ulusun göz bebeği
olmak zorundasınız. Böyle bir göreviniz var. Sizler evde kalmış
kızlar değilsiniz veya özgürlük adına kendini bilmezin teki de
değilsiniz. Siz halkımıza özgürlüğü aşılayabilecek, onun
savaşımını çok yönlü verebilecek görev militanlarısınız. Bu
güzel bir çalışmadır. Gerekirse bütün ömrünüzü buna adayın.
İnsan bundan sıkıntı duymaz, çünkü bunun dışında her şey
aşağılık ve rezilcedir.
Bu yaşıma rağmen, halen bıkıp usanmadan özgür yaşamın tutkusuna
kapılıyorum. Neden böyle yapmayayım, neden kendimi körelteyim?
Unutmayın ki, çoğunuzun böyle çekici bir yanı yoktur. Aslında
hepinize yüksek değer biçmek ve oldukça sevilir duruma getirmek
istiyorum, ama siz bunu önlüyorsunuz. Sizin savaşınız silahı çok
sıkmakla başarılmayacak; bu savaşınız yaşamın nasılına
vereceğiniz karşılıkla kazanılacaktır. Elinizdeki gerçek silah
böyle değerlendirilmelidir. Fakat bundan haberiniz bile yoktur.
Ben bile kendimi evde kalan bir erkek olarak görmemek için büyük
çaba yürütüyorum. Bu halk, bu kadınlar neden beni beğeniyor?
Çünkü ölçülere çok dikkat ediyorum. Bütün hareketlerim
ideolojik, siyasal, örgütsel ve eylemseldir. Bunların hepsi
beğeni düzeyini yaratmak içindir. Halkın önderi olmak başka
nasıl olabilir? Diken gibi kendimi batırarak, kokuşmuş bir tip
ve bir despot gibi kendimi dayatarak önder olabilir miyim?
Dikkat ederseniz, en güçlü özellikleri kendimde birleştirerek
halkın içinde yürüyebiliyorum. Siz kadınlar için de etkileyici
birisi olabilmek için nasıl hareket ediyorum? Kadınları
etkileyebilmeliyim, çünkü insan başka türlü önder olamaz.
Bastırarak ve köleliğiniz temelinde sizi kullanarak önder olmak
ancak despotların, feodallerin ve ağaların yapacağı bir iştir.
Bazı erkek arkadaşlarımızın dayanılmaz ve katlanılmaz birçok
özelliği var, ama siz bunun farkında bile değilsiniz. “Ben PKKli
değil miyim? Beni herkes kabul etmek zorunda” diyorlar ve siz de
kabul ediyorsunuz. Oysa beni bile kabul etmemeniz gerektiğini de
belirttim, hatta bana eleştirisel yaklaşın dedim. Derin bir
anlamı olduğu için bunu belirttim. Sınırlı bir çirkinliğimi bile
kabul etseniz, bu ulusa ve devrime zarar verir. Ayrıca sizi de
kolay beğenmem. Bu, yalvarmakla, ağlayıp sızlamakla olmaz. Bu
bir ulusal sorundur. Ulusal ölçüleri tutturmayan, öyle kolay
kabul görmez.
Yıllardır savaştığım bazı tipler var. Ben bu temelde önderlik
olayını geliştirdim. Müthiş bir yaşam gücü haline gelmediğiniz
müddetçe, kolay kolay benden sınıf geçemezsiniz. Belki siz
bunları şimdiye kadar hiç bilmiyordunuz. Ama Önderlik budur.
Önderlik böyle olduğuna göre, parti de böyle olacaktır. Eskiden
kız ve erkek birbirlerini kabul ederken, hiçbir ulusal, hatta
estetik ölçü yoktu. “Buldum parayı, aldım karıyı” yaklaşımı
vardı. Yaşam burada nasıl kaydediliyor? O yaşantıda özgürlük
yoktur; orada para pula satılma, güce ve puta tapınma vardır. Bu
yaşantıdan her türlü çirkinlik çıkar. Siz düne kadar bunu kabul
ediyordunuz. Hatta şimdi bile ölçülerinizin ne kadar sağlam
geliştiğini bilemeyiz. İlişki ve sevgi deniliyor; oysa bunlar
zor işlerdir. Keşke sevmesini bilen iki militanımız olsaydı
diyorum.
Bunların ilişkiden kastettikleri, partiye arkadan hançeri
vurmaktır; provokasyona getirmek, bozgunculuk yapmak, kaçmak,
hastalığı geliştirmektir. Bu ilişki değil, en değme ajanın
yapamayacağı olumsuzluktur. İlişki deyince hep bunu anlıyorlar.
Neden ilişkileri yüceltmiyor, neden etrafını güçlendirmiyor,
neden savaşın hizmetinde değil? Bunları soran bile yoktur.
Kadın-erkek ilişkisi deyince akla ilk gelen, birbirini kullanmak
ve partiye ihanet etmek oluyor. Ben hasretle, acaba nasıl bir
ilişki tarzı gelişecek ve nasıl savaşın hizmetinde olacak diye
bekliyorum. “Mutlaka birbirimizi kölece bağlayacağız” anlayışına
karşı savaş yürütüyorum. Bence bu savaş yerindedir ve oldukça da
gereklidir.
Ben Bir Savaşçıyım. Bu Ulus İçinde De Kolay İlişki, Kolay
Kadın Ve Kolay Erkek Kabul Etmem.
Savaşı
sürdüreceğim. Geçmişte en suçlu birisi bile olsanız, eğer
dürüstçe bir başlangıç yapar ve son derece inandırıcı olmayı
başarabilirseniz kazanırsınız. En kötü duruma bile düşmüş
olsanız bile, yine de geçmişinizden korkmayın. Düzen
duygularınız ve kişiliğinizle oynamıştır. Ama burası bir
özgürlük alanıdır; insanımızı yeniden ve güzelce yaratma
iddiasındadır. Bence doğru olan da budur. Zaten geçmişi temiz
olan kadınımız ve erkeğimiz yok denecek kadar da azdır.
Erkekler sizden daha çok düşmüşlerdir, onların da fazla
yetenekleri yoktur; onlar da kendilerini yeniden
yaratmalıdırlar. Buna ihtiyaç var. Mevcut erkeklik düzeyini
biliyoruz. Karının erkeği veya düşmanın doğru dürüst uşağı bile
olamayacak bir erkek söz konusudur. Bu erkeği ne yapalım? Siz
kadınlar bu tür erkekleri ne yapacaksınız? Erkekler şu avantajı
yakalamışlar: “Bu zavallı kadınları bin bir minnetle kabul
ediyoruz” diyorlar. Oysaki tersi doğrudur. Baskıcı, çözümsüz ve
eziyet vermekten başka orijinalitesi olmayan Kürt erkeğini
olduğu gibi nasıl kabul ediyorsunuz? Şu anda benim
düşünebileceğim en zor şey, böyle bir ilişkinin olduğu gibi
kabul edilmesidir. Belki işkencelere dayanılır, ama buna
dayanılamaz. Ama siz bunu kabul ediyorsunuz, bu nedenle de
kaybediyorsunuz. Bu erkeğin neyine güveniyorsunuz? Bu erkek size
ne verebilir? Ne sevgisi, ne savaşı, ne de bir başarısı var,
yani zavallının tekidir. O zaman bu erkeğe neden bu kadar
bağlanıyorsunuz? Bana bile fazla bel bağlamayın diyorum. Benim
bile sizi yaşatacak fazla gücüm yoktur. Sadece sınırlı yoldaşlık
imkânlarım vardır. Durum buyken, sizi serbest bıraksak, kendi
kendinizi nasıl kandıracağınızı kestirmek zordur. Özgürlük
hayalleriniz, hesabı kitabı hiç belli olmayan nedenlerle biter.
Başarılarıma rağmen, ben hala tatmin olmuyorum. Bu iş insanı
yaratma işidir. Bir erkeği de, bir kadın için belki sizden daha
fazla uygunsuz buluyorum. Bu çok önemlidir. Bunu kabul etmek
demek, bir ulusa en büyük belayı dayatmak demektir. Adam sizi
parti adına kullanıyorsa ve siz de bunu kabul ediyorsanız, kendi
kendinizi mahvettiniz demektir. Onun için ilişkilerde çok hassas
olacağız. Burada gerçek bir savaş yaşanıyor. Savaşın en
anlamlısını burada yürütüyorsunuz. Bunu hiç basite
almamalısınız. Biz şerefi savaşla elde edeceğiz. Kadın onuru
savaşla kazanılacaktır ve ben bunu çok değerli buluyorum. Hatta
bu olgu temel savaş gerekçenizdir. Onursuz kişilik neye yarar?
Ciddiye alınmayan kişilik hazin bir durumu yaşıyor. Kadınlar da,
kızlar da bu konularda saygınlığı ve onuru yakalamalıdır. Bunun
üzerinde büyük bir önemle duruyoruz. Kadının olduğu yerde daha
güçlü gelişmeler olur, yaşam zenginleşir. Kadının olmadığı
yerde, yaşam zenginliğini ve canlılığını kaybeder. Bu ilkeyi
egemen kılacağız. Ayrıca kadının olduğu yerde parti güven
kazanır ilkesine de işlerlik kazandıracağız. Zayıflığın değil
soyluluğun geliştiği bir kadın birlikteliğinden bahsetmeliyiz.
Biz
Olsak Da Olmasak Da, Yüksek Çabalarla Bu Kutsal Cevabı
Vermelisiniz.
Nasıl yaşanması gerektiğinin en aktif bir tarafı olarak kadını
sürekli dillendireceğiz. Sanıyorum çok güçlü bir yaşam
niteliğine de ulaşacağız. Ulaştığımız mevcut düzeyi bile yeterli
bulmuyoruz. Kendine oldukça güvenen, mücadele değeri yüksek
kişilikler ve onların birlikleriyle ilişki toplamı olacağız. Ben
hiçbir zaman bu çalışmalardan bıkmadım. Kadın çalışmalarından
bıkılmaz. Bunun istismar edilmemesi ve bununla oynanmaması için
de çok ilkeli olmalı ve pratikte uyanık hareket etmelisiniz. Biz
olsak da olmasak da, yüksek çabalarla bu kutsal cevabı
vermelisiniz.
Size ekmek ve sudan daha fazla gerekli olan, bu özgürlük
mücadelesi, onun kutsal anlamı ve savaşçılığıdır. Gerisi bana
fazla anlamlı gelmiyor. Sizi birey olarak mutlu edebiliriz;
sizin için iyi giyecekler, iyi yataklar, iyi yiyecekler de
hazırlayabiliriz. Ama bütün bunlar bana anlamlı gelmiyor. Oldum
olası bunlara itibar etmedim. Benim itibar ettiğim, kölelik
düzeyinin aşılarak özgürlük düzeyinin gelişmesidir. Bu bana
altından daha değerli geldiği için, bu temelde bir uğraşıyı
tutkuyla sürdürmeye devam ediyorum. Bana göre ihtiyacımız en çok
da bunadır. Sıcağı veya soğuğu bile vız gelir, hatta bireysel
endişelerin de hiçbir anlamı olamaz. Çünkü bu, savaşların en
kutsalıdır. Mutlaka bir ütopyadan bahsedilecekse, bu en değerli
ütopyadır. Buna neden bağlanmayalım? Şimdiye kadar bunun ortaya
çıkardığı değerlerin herkes üzerindeki ezici etkisini gördük. Ne
diye bunun daha fazlasını yapmayalım? Ben bile büyük çözümü
buldum. Ne diye bunu daha da genelleştirip derinleştirmeyelim?
Güzel insanlarımızı yaratıyoruz; daha fazla tutkuyla sarılıp
neden zaferi kesinleştirmeyelim?
Sizi unuttuğumuzu veya size yetersiz yaklaştığımızı
düşünmemelisiniz. Aynı biçimde sizler de bizi ne çok abartılı,
ne de çok yüzeysel değerlendirmelisiniz. Bu çalışmaların değerli
olması için oldukça özen gösteriyorum. “Bizi anlamadı, görmedi,
değerlendirmedi” gibi bir yüzeyselliğe kapılmayın. Daha iyi bir
ilerlemenin imkânlarını sürekli göz önüne getiriyorum. İşler
zordur, bu konuda gelişmeler adeta iğneyle kuyu kazar gibi
oluyor. Gençlik enerjinizi kesinlikle yerinde kullanın. Yalnız
günlük yaşam için değil, yaşamın fethedici bir gücü olmak için,
ömür boyunca ve tam özgürlüğe kadar hem kendinizi buna yetkili
görün, hem de mutlak başarılması gereken görevlerin sahibi
olarak değerlendirin.
Bu çalışmaları ortaya çıkarmakla halkımızın belki de en çok
ihtiyaç duyduğu bir gelişmeyi ortaya çıkardım. Neden bundan
vazgeçeyim? Sizler, çok köhnenmiş yaşam kurallarını
yıkıyorsunuz. Tam bir özgürlük yaşamı yoktur, zaten birden bu
yaşamın bulunacağını sanacak kadar gafil de olamayız. İntikam
almamız gereken korkunç bir düşman, gerici bir dünyamız var.
İntikamımızı almadan, nasıl severiz, savaşmadan da intikamımızı
nasıl alırız? Düşmanını tanımadan, ona karşı savaşım vermeden,
birbirinizin yüzüne bakmanız bile ayıptır. Savaştıkça sevme
gücümün geliştiğini her zaman söyledim. Savaş vermeseydim, savaş
verip de başarmasaydım, tek birinizin yüzüne bile bakacak halim
olmazdı. Doğrusu da budur. Savaşı ve savaşta başarısı olmayanın
yüzüne bile bakılmaz.
Savaşı kaba anlamda anlamayın. Bir kişinin kendini eğitmesi de,
bir örgütsel ilişki de savaştır. Savaş yoğun olarak sosyal
alanda verilir. Kadın konusunda bu böyledir. Bütün bu
konulardaki gelişmeleriniz, bizi yaşama bağlayacak olan en özlü
savaştır. Bu yaşıma kadar savaşmaktan bıkmadığıma göre, siz
neden bıkacaksınız? Büyük bir dirayetle üzerinde durduğumuza
göre, siz neden durmayacaksınız? Doğru olanın bu olduğu,
gelişmenin de bu temelde sağlandığı anlaşılmıştır. Güzellikler
bu temelde iyi ortaya çıkmaktadır. Biz yaşamı oldukça anlamlı
kılıyoruz. Bunu zedeletmeyin. Hiç kimse, benim adıma, PKK adına
ahkâm kesmesin; anlamadan kendi ön yargılarını konuşturmasın.
Siz de her şeye bilinçli ve iradeli katılın. Örgüt disiplini,
kişinin bilinç ve irade gerçeğinden vazgeçmesi anlamına gelmez.
Tam tersine, güçlendirmesi anlamına gelir. Yaşam bizde
yoğunlaşmış bir yaşamdır. Bu ortamların da en kapsamlı savaş
ortamı olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Siz burada yaşamıyor,
savaşıyorsunuz. Hem de en zor savaşı veriyorsunuz. Yüz yılların
sizi yenilgiye götüren nesi varsa onunla hesaplaşıyor, yaşama
doğru katabilecek nesi varsa onun gücünü de kazanıyorsunuz. Bu
en belirleyici savaştır.
Bu temelde yaklaşırsak, aşamayacağımız bir zorluk yoktur. O
zaman sıkıntılarımızı ve acılarımızı da kesin olarak güce
dönüştürürüz. Böylesi bir yaşamı geliştirmekten gurur duyuyorum.
Soylu ilişkiyi ortaya çıkarmak, onurlu bir yaşam düzeyi
geliştirmek, kadın konusunda da yiğit ve değerli kadını ortaya
çıkarmak: İşte benim için de sevda budur. Yine namuslu bir Kürt
erkeği yaratabilmek bende bir tutkudur, bir sevdadır. Adeta
bıkmadan, usanmadan, gece gündüz bunun için boğuşuyorum. Bu
konuda mutlaka Önderliği anlayabilmelisiniz. Bütün bu savaş, bu
eğitim, bu örgütlenme şerefli ve onurlu yaşamı kurtarmak
içindir. Madem yaşam elimden alınmış, o zaman ben de onun
kazanma savaşını vermeliyim; onun vatan, özgürlük, parti ve
kişilik savaşımını vermeliyim. Bunu anlamayanlara öfkeleniyorum.
Hele hele bu savaşımı düşürenleri, yozlaştıranları ve yenilgiye
uğratanları hiç affedemiyorum. Bize neden daha büyük sevgiler
gerekmesin, neden layık olmasın? Yüce yoldaşlığın gelişkin
biçimleri neden olmasın? Çok bilinçli ve çelikten daha sağlam
iradeler neden ortaya çıkmasın? Yaşamı bütün çarpıcılığıyla
neden yansıtmayasınız? Engeller varsa, bunları aşmak için savaş
ne güne duruyor?
Sevgiyi, hatta aşkı yaratın. Bunlar zor işlerdir, ama imkânsız
işler değildir. Aşk bize bir efsane gibi gelmemelidir. Aşkı
yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmeliyiz. Ama
soyluca, ama büyük bir gurur duyarak getirmeliyiz. Cinsimizden
gurur duymalıyız, ama bu gurur duyma soylu değerlere bağlı
olmayı bilerek olmalıdır.
Bizim sizlere sunabileceğimiz tek değerli çalışma özgürlük
çalışmasıdır. Anam benden yıllarca birkaç metre bez istedi, ama
ben almadım. Buna karşılık müthiş bir savaşımı sizin
özgürlüğünüz için veriyorum. Çünkü bunu değerli buluyorum. Sizin
de biraz bizi anlama ve takip etme gücünüz varsa, bu özgürlüğü
değerlendirmelisiniz. Bağlılığınız ve duyarlılığınız özgürlük
çalışmalarına olmalıdır. Başta değerli kadın şehitlerimizin
yaşamlarının anlamını bu temelde daha da derinleştireceğiz ve
bağlılığımızın gereklerini mutlaka yerine getireceğiz.
8 Aralık 1995
Geri Dön
|