ÖNDERLİKTEN PERSPEKTİFLER

14 TEMMUZ DIRENIŞÇILERININ
TÜMÜYLE KANITLAMAK İSTEDIKLERI, PKK KIMLIĞIYLE YAŞAMAKTIR!...

Parti Önderliği


14 Temmuz, Parti tarihimizde Parti kimliği uğruna, denilebilinir ki en kahredici işkenceli bir ortamda varlığını adama ve bu temelde ülkesine, halkına, insanlığına sahip çıkma adına, en büyük direniş kararının verildiği bir gündür. Partimizde şimdi de en çok ihtiyaç duyulan, Parti kimliği ile insan olmak, Parti kimliği ile ordulaşmak, Parti kimliği ile yaşamsal olmak. Belki de sadece başarıların değil, onun olumlu bütün adımlarının esasını teşkil ediyor dersek, bu büyük direniş kahramanlarımızın şahsında en yalın gerçeği dile getirmiş oluruz. Kaldı ki, bizzat büyük şehidimiz M.Hayri Durmuş, el yazısıyla çok açık bir biçimde yazdığı yazıda, "Bizim kadar yaşama bağlı insan yok, ama bu yaşam ancak Parti kimliği ile olduğunda kabul edilebilinir. Siz bize bu kimliği çok görüyor, onu yok etmek istiyorsunuz. Bunun dışında herhangi bir yaşamı kabul etmemiz mümkün değildir. Çok sınırlı Parti kimliği ile birlikte bir yaşamı tanırsanız, yaşama kararlılığımız büyük bir coşkuyla devam edecektir. Yok, bunu tanımazsanız; bu noktadan itibaren, dayattığınız bu kimlik inkarına dayalı yaşamı asla kabul etmeyeceğiz ve ne mutlu ki bize, büyük direniş kararına da ulaşmış bulunuyoruz" der ve o kararı o şekilde bugün gerçekleştirirler.
Maalesef, Partimiz'de gelişen bu çok somut tarihi gerçekten, çok az partilerin tarihinde görülen bir direniş kahramanlığı olmasına rağmen, bir türlü anlaşılmak istenilmeyen ve gittikçe daha da ona ters düşen bir konuma; "Parti öncülüğünü ordu gerçeğimizden koparalım, Parti gerçeğimizi, diplomasi gerçeğinden tutalım bütünüyle yaşamdan da koparalım ve böylece de kendimizi yaşayalım, yaşatalım" gibi bir duruma geliniyor. İşte bu büyük bir çelişkidir ve herhalde ısrar edilirse en lanetli yola da böylece girilmiş olur. Çok laf söylüyorsunuz, çok bağlılıklardan bahsediyorsunuz, ama bir Parti kimliğine yanaşmaktan da sıkılıyorsunuz. Sizi bu temelde anlamak çok zor. Halbuki, bu direniş kararlılığının kendisi zaten Partili olma kararlılığıdır ve bütün gelişmelerin en üst gerçeğidir.
Neden siz bunu bu kadar zorluyorsunuz? Peki bunu zorlayan düşmanın kendisi değil mi? Düşmanın tüm yapmak istediği, Parti kimliğinden bu büyük direniş kahramanlarımızı soyutlamak değil mi? Hatta çok açıktır, "Yeter ki 'vazgeçtim' deyin, sizi yarın bırakalım" diyorlar. Buna rağmen en kahramanca, altmış gün kemikleri çıkıncaya kadar direnen bu büyük yoldaşlar değil midir? Sizin, en rahat koşullarda, Parti kimliğini en güçlü konuşturabileceğiniz zeminlerde, görevlerde, bile bile bu Parti'nin kimliğini bir tarafa itmeniz acaba affedilir mi? Hiç kendinizi bu temelde sorguladınız mı? Sorgulamadıysanız, peki bu yüce şehitlerin anısına ve hatta onların Partisi'ne nasıl bağlı olduğunuzu söyleyebilirsiniz? Artık bu büyük bir ikiyüzlülük değil mi? Bu ikiyüzlülüğü böyle ısrarla sürdürmenin anlamı var mı? Ve hatta ondan da öteye, bu Parti'ye bir saldırı değil mi? Bu saldırının da özü işbirlikçilik, teslimiyet değil mi? Bütün ortaya çıkan örnekler bunu kanıtlamıyor mu? Ve kendi zemininizi değerlendirdiğinizde, acaba Parti kimliği zemininde misiniz? Onu teslim almak, onu özünden boşaltmak isteyenlerin zemininde, hatta onlarla, açık olmasa da, çoğunlukla dolaylı da olsa aynı paralelde değil misiniz? Ve bütün bunların dürüstlükle, iyiniyet1ilikle izahını anlamak mümkün müdür? Bunun altındaki, derin Parti sınıf kişiliğine bir tavır, Parti'nin savaş hattına bir tavır; Parti'nin en zor koşullarda, en sınırlı bir imkanla direnme gerçeğine bir aykırılık değil midir? Bütün bunlar bu kadar açık iken halen bu kadar problemlerden bahsetmeniz, "zorlandım, daraldım, tıkandım" demeniz bir ikiyüzlülük değil midir? Esasta da bu yoldaşlarımızın kastettiği Parti içinde, yoğun ve yaygın bir kesiminiz bunu yaşamıyor mu? O halde "14 Temmuz kararlılığına bağlıyız" demeniz lafta kalmıyor mu? Ve hatta en başta zindan kökenliler olmak üzere, bu büyük kararlılığa karşı konumlarını acaba gözden geçirme dürüstlüğünü gösterecekler mi? Onların büyük direniş mirası üzerinde soysuzca yaşamanın ne anlama geldiğini anlayabilecekler mi?
Onların tümüyle kanıtlamak istedikleri PKK kimliğiyle yaşamak; PKK kimliği ile, Ulusal Kurtuluş savaşımınında bu kimliğin Kemal Pir deyişiyle ister on, ister yirmi yıl sürsün savaş çizgisi ile zafere gitmek ve yine bu büyük şahadetlerden Mazlum Doğan'ın gösterdiği biçimiyle bir kibritle özgürlük meşalesini tutuşturmak; bu imkanı bile böyle değerlendirmek anlamına gelmiyor mu? Bunlar da bir çizgi değil midir? Bunları nasıl gözardı ediyorsunuz? Hatta onunla da yetinilmiyor; Önderlik gerçeğine kendinizi bu temelde dayatmanızın altında, bir sınıf dışılık, ona dayalı bir işbirlikçilik, bir inançsızlık, bir direnişten kopuş yaşanmıyor mu? Onu temsil etme durumuna düşmüyor musunuz veya onun zeminini teşkil etmiyor musunuz? Eğer bütün bunlar böyle ise, o zaman acaba gerçekten 14 Temmuz direniş kararlılığı ile bağlantınız var mı? Veya bağlantı kurmak istiyorsanız bunun tutarlı yolunun nereden geçtiğini, artık "bilmiyorum, anlamıyorum" demekle izah edebilir misiniz veya bununla kendinizi gizleyebilir misiniz? Bununla artık kimseyi kandırabilir misiniz? Bu temelde, acaba buna bir son vermeyi düşünebiliyor musunuz?
Bir kararlılık düzeyinden kendiniz için bahsedebiliyor musunuz? Bunun için sıraladığınız bir çok gerekçe var. Nedir bir tanesi? İmkansızlıklar. Tarihte ve günümüzde hiç kimsenin, bu yoldaşlarımızın yaşadığı imkansızlıklardan daha büyük imkansızlığı yoktur. En büyük imkansızlık içinde bu yoldaşlar bulunuyorlardı, tek imkanları kendi can bedenleriydi ve onları da kahramanca ortaya koydular. Zorluklar, korkunç bir işkence ortamıdır. Buna rağmen en büyük kahramanlığı yine bu işkencelere karşı göstermediler mi? Umudun, inancın en az beslendiği bir dönemde, belki de Parti'nin "ha gidiyor ha gitmek üzere" olduğu bir süreçte, bütünüyle kendi kişiliklerini ortaya koyarak, Parti'yi, dolayısıyla tarihi kurtarmada önemli bir rolün sahibi olmadılar mı? İnanç, umut sonuna kadar büyük değil miydi? Hem de o zeminde. Yine coşku, yaşama bağlılık, en soylu bir temelde değil miydi? Hanginizin gerçeği bu kadar zorluklarla, işkenceyle, umutsuzlukla ve inançsızlıkla yüz yüzedir? Hayır, hiçbirinizin gerçeğinde bu yoktur; hele özellikle özgür savaş koşullarında olanların gerçeği, bu kadar ne olumsuzdur, ne zordur, ne olanaksızdır. Tam tersine herşeye fazlasıyla sahiptir.
O halde 14 Temmuz Direnişçilerini anmak demek:
Birincisi; bu size hakim olan, artık kabul edilmesi, örtbas edilmesi imkansız olan, ters teşkil eden bütün hususları kesinlikle bir tarafa atmaktır.
İkincisi; direniş imkan olanaklarını amansız değerlendirmek, zafere kilitlemek. Bunun dışında anmak kesinlikle ikiyüzlülüktür. Biz de bu büyük direniş kahramanlarımızın anısına sık sık değiniyoruz, değerlendirme yapıyoruz ve halen de o temelde bağlılığımızı sürdürme durumundayız, bunu da zaten hayata geçirdik. En başta Zindan Direniş gerçeği temelinde, Zindan Konferansı'nda bunu bütün kitlemize göstermek istedik, bu temelde büyük bir kavgaya giriştik. Deniliyordu ki, "zindan direnişi içinde olanlar artık biraz savaş dışı, örgütdisiplin dışı kalsınlar. Yorulmuşlar, biraz kendini yaşasınlar". Ben de isterdim bu arkadaşları çok rahat yaşatmayı. Hatta belki de bir yükten kurtulmuş olurduk. Ama bu büyük direniş kahramanlarının anısı kendini dayatınca, bu gücü kendimde bulamadım. "Bütün zindan bir yana, bunların kararlılığı bir yana, hangisi tercih edilecek" dedim. Bunları tercih etmekten başka bir imkan bulamadım. Yoksa onların bize güvenini boşa çıkarmış olacaktım, ihanet etmiş olacaktım. Herhalde hiç kimsenin de bunu bizden istemeye hakkı yok. "Zayıfım, zor durumdayım, şöyle yaşamak istiyorum" demeye hakkı yoktur. Bunu mutlaka anlamanız gerekiyor, başta zindan kitlemiz olmak üzere. Ben ne yapayım? Karar, emir, bu değerlerden geliyor. Bana vasiyet edilmiştir, bağlılık gösterilmiştir. Ben de eğer soysuz değilsem, onların bir yol arkadaşıysam, gereklerine kesin bağlı olacağım. Bunun salt Önderlik göreviyle de alakası yoktur; şehit anısıdır, vasiyetidir, bağlı kalınacaktır! Bu tartışılamaz! Bunu bizimle tartışmak demek, iyiniyet ne olursa olsun ikiyüzlülüktür, işbirlikçiliğe zemin sunmaktır. Tekrar vurguluyorum; bu en zorda olan kitle dahil, onlar kadar zorda değil, onlar kadar olanaksızlıklarla iç içe değildir. Kaldı ki çoğu da dışarıya çıkmıştır, bunlar da biraz kendini dayatanlardır. Bir bu.
İkincisi; gerilladaki savaşçı gücümüz ısrarla Parti dışılıktan, hatta Parti öncülüğünün kendi elleriyle önemli oranda aşındığından bahsediyor. Özellikle de komuta yönetiminde. Neredeyse Parti'den kaçış temelinde, Parti değerleriyle bütünleşmeden, onun çizgi kimliğini bir tarafa bırakıp "savaşçılık yapıyoruz" adı altında sergilledikleri tutum ve davranışları acaba PKK'nin özüyle nasıl bağdaştıracaklar? Ama unutmayalım ki, PKK'yi PKK yapan bu değerlerdir. En zor koşullarda Parti'ye, Parti'nin çizgisi ve taktiğine bağlı olma. Nedir o? Halk savaşı, çizgisi ve onun her an direniş taktiğidir. Bu kişiliğiyle tamamen yoldaşça... PKK bu değil midir? Esas olan, PKK'yi böyle yaratan bu değil midir? Öyleyse, nasıl bu kadar öncülüğün kopuşundan, dıştalanmasından bahsedebilirsiniz? Buna nasıl cesaret ediyorsunuz? O zaman, ha Esat Yıldıran'ın o işkence yönetiminde dayattığı Parti dışılık, Parti'ye karşı çıkartma; ha sizin kendiliğinden yaptığınız. Birbirine denk düşmüyor mu? Hele bir de bunu Parti'nin imkanlarıyla yapmanız çok kahredici ve çok tehlikeli bir durum değil midir? Bunu nasıl savunacaksınız?
Şaştığım nokta; bütün bunları gözümüzün içine soka soka rahatlıkla halen sürdürmeniz, yoldaşça sabrımızı doğru kullanmamanız. Tekrar vurguluyorum; bunların direnişi bir çizgidir. İşte zorluklar, işte işkence, işte olanaksızlıklar karşısındaki tutum, işte PKK'nin kesin tavrı. Önderlik'te biraz bu takipçilik değil midir? Neden anlamayacaksınız? Kendi küçük burjuva zaafları içinde boğulmuş, amaçta yoğunlaşması zayıf, pratiktaktik yaşamda karmakarışık, muğlak, düşmanın yarattığı bu zemin çok tehlikelidir. İyiniyetli olması, tehlikeyi daha da azıtır. Hayret ettiğim, nasıl yıllardır bu tutumu sürdürüyorsunuz? Çok köklü bir özeleştiriyle kendinizi kurtarırsanız ne mutlu size; mutlaka Parti'ye bağlılığınızı bu temelde yenilerseniz ne mutlu size! Bu sizin dayattığınız Partileşmeyi ben kabul edemem. Önderlik, zaten büyük direniş halindedir, kabul edemez. Yarın bunun sonuçlarına en çok siz katlanacaksınız.
Hiçbir ideolojik özü olmayan, hiçbir disiplini olmayan bir yönetici belası, bir komuta belası halinde PKK'yi teslim almak istiyorsunuz. Peki düşmanın da yaptığı bu değil mi? Haydi o düşman, haklı gerekçeleri var yapar. Peki siz neden yapıyorsunuz? Şahlandırdığınız bireyciliğiniz korkunç! Onların kahramanca direnişi karşısında, sizin de bu bireyciliği şahlandırmanız en tehlikeli bir uç değil midir? Ve esasta düşmanın ittifakı, müttefiki olmuyor musunuz? Böylesi günlerde mümkünse kesin bir karara ulaşmalısınız.
Bir diğer husus da; "zayıfım, kendimi geliştiremiyorum, irade haline gelemiyorum" diyorsunuz. Bu kocakarıca laf şarlatanlığını da bırakacaksınız. Böyleyseniz ne geziyorsunuz? Yıllardır saflardasınız, ne arıyorsunuz? Daha doğrudürüst tutarlı bir karar gücü haline gelmemişseniz, objektif bir ajan olmaktan ne farkınız var? Hatta bununla insanlığınızı çiğnemiyor musunuz? Neden bu kadar uzun süreli bu hastalıklarla yaşıyorsunuz? Bunun teşkil ettiği siyasi tehlikeyi, kimliksizliği, siz geliştirmiş olmuyor musunuz? Size çok basit geliyor bu durumlar, ama olmaz! Bugün nedeniyle bin defa daha söylüyorum ki: Boyun eğme! Hem de çok ustalıkla sizlerle savaşarak, nasıl ki yoldaşlarımız bu büyük faşist işkencecilere karşı boyun eğmedilerse, ben de bu geriliklere boyun eğmem. Herhalde onların direniş gücü kadar bir gücü göstereceğim. Kendi avanaklığınızla, kendi kuralsızlığınızla, kararsızlığınızla, şubu yöntemle direniş gücünden yoksun bırakacaksınız! Mümkün değil! Bu direniş, en az zindandaki direniş kadar zaten güçlüdür ve devam edecektir. Orada dize getirilen düşmana karşı, biz de onun dolaylı zeminlerini, işbirlikçilerini dize getireceğiz, getirmişiz de. O açıdan inat etmenize hiç gerek yok.
Nedir bu inat? Parti anlayışsızlığı, Parti öncülüğünden vazgeçme, Parti öncülüğünü her türlü tehlikeye açık bırakma, Parti öncülüğünün kuralındanişleyişinden kaçma; bunun yerine keyfi, çok bireyci, uzlaşmacı, kural tanımayan ve inançsız, azimsiz bir tutumu sürekli bir yaşam tarzıymış gibi dayatma. Buna karşı korkunç direniş halindeyiz. Bu Parti böyle bir Partidir. Bu Parti, böyle büyük bir kararla bu hale gelmiş bir Parti'dir. Neredeyse zaaflarınızla bu Parti'yi teslim almak istiyorsunuz. Neredeyse bu iradesizliğinizle "öğrenemem, yoğunlaşamam, amaca bağlanamam, iradeleşemem" diyorsunuz. Bu, Parti'yi teslim almadır, hem de bu kahramanca, büyük direnişlerle kazanılmış bir Parti'yi. Bunun ne kadar büyük bir tehlike olduğunu acaba kendi şahsınızda görmüyor musunuz? Halen dehşet ve hayretler içindeyim. Ben buna uzlaşma da demiyorum, laçkalıktan da öteye bir durum. Nasıl bir kişiliktir ki, yıllarca siz bunu bu bacaklarınızın üzerinde taşıdınız? Nasıl sıkılmadınız bu kişilikten? Hatta nasıl iğrenmediniz? Bu büyük değerler karşısında kendi kendinizi nasıl kabul ettiniz? Ve bu eşittir; bütün bu geriliklerinizin temelini, gelişmeyişinizin temelini, izahını burada bulacaksınız.
Büyük direniş değerlerine karşı görev anlayışını, saygısını, bağlılığını tutarlıca koruyamayanlar, hakkını veremeyenler, lanetli olmaktan, dolayısıyla düşmanın karşısında bir hiç olmaktan kurtulamazlar. Siz burada kaybettiniz. Belki şehitlerin size her gün hitap edecek dilleri yok; belki onların bizzat sizi günlük olarak emirkomutaya tabi tutma gücü de yoktur; ama öyle bir el, öyle bir yönetim, öyle bir emirkomuta gücüdür ki, ihmale gelmez. İhmal edenlerin de iflah olması düşünülemez. Şehide yanlış yaklaşım, ilgisizlik, unutkanlık ve daha çok da onların soy değerleriyle oynama, esasta o kişiyi bitiren, belki de düşman kurşunundan daha tehlikeli bir biçimde onun iflah olmaz bir biçimde vuran gerçekliğin ta kendisidir. Şehit kadar vurucudur bu, kendisini çiğneyeni affetmez. Nasıl affetmez? Bütün o kişiliğini kendisiyle kıyaslayarak, "sen adam olamazsın, sen örgüt adamı olamazsın, seni ergeç mahkum ederim" demesiyle bunu gerçekleştirir. Ve bana göre sizi şehitler yargılıyor, hakkınızdaki kararı onlar veriyor. Sonuçta ya siz şehidi yenersiniz, ya şehit sizi yenecektir. Bunun ortayolu yoktur. Ortayol bana dayattığınız yoldur. O konuda ben kendimi savunuyorum. Siz bu kadar şehidi dıştalayarak PKK'li olmayı, çok ikiyüzlüce bir biçimde söyleyemezsiniz.
Kim nereden bakarsa baksın, PKK'nin şehitler gerçeği belki de hiçbir Parti'yle tarihte karşılaştırılamayacak kadar büyük. Bu şehitler kervanını hiçe sayanların kesinlikle insanlık tarihinde affedilecekleri düşünülemez. Bir de hiçbir değere sahip olacakları da düşünülemez. Ben onun için lakayt kalmanızı, anlam vermemenizi çok büyük bir tehlike olarak görüyorum. Başarısızlığınızın, şehitlere gösterdiğiniz yanlış yaklaşım ve saygısızlıktan kaynaklandığı kanısındayım. Yetersiz, ters yaklaşım sizin bütün bu içinde bulunduğunuz zaafların, zayıflıkların esas nedenidir. Bunu çok iyi tespit ettiğim kanısındayım. Belki görünmez bir elleri, söylemez bir dilleri var, ama esasta gerçek bir komuta gücüdürler. Bağlı kalanlar kesin büyürler, bağlı olmayanlar da asla iflah olamazlar. Dolayısıyla varsa bu büyük direniş şehitlerimizin anısına bir bağlılık, bu kararlılık günlerine varsa bir anlamlı yaklaşımınız, onların çizdiği yolda ve temsil ettikleri gibi bir Partileşmeyi, Parti kimliğine bağlı kalmayı herşeyden yüce tutmalısınız.
Onaltı yılı da geride bıraktık. O günden bugüne halen en temel sorunumuz, Parti kişiliğine güçlü bağlı olma sorunudur. Buna bağlı olanlar işi buraya kadar getirmişlerdir. Yenilmeden, bir dünya gücünü içinden çıkılmaz bir bunalım içine iterek ve yarın da onları yeneceklerini göstererek kanıtlamış iken; bir türlü kendi zaaflarından, hastalıklarından kurtulamayanlar, bir yanı açık düşman iken, bir yanı da içimizdeki o zavallılıkta ısrar edenlerdir. Bir yanda onların anılarına bağlı, bağlılığı doğru temelde yürüten bir kişilik, kimlik; bir yanda bunlarla bir türlü bütünleşmeyen çok sayıda kişilik, kimlik! Ama güçlü olan kimdir? Bugün Önderlik gerçeğinde bu da çok açıkça ortadadır. Güçlü olan sayılar değil, kimliğin, niteliğin ta kendisidir. Güçlü mü olmak istiyorsunuz? Buyrun, bu kimliğe doğru sahip çıkın. Bu tarzda, bu biçimde, bu büyük yaşam özlemliğiyle göreceksiniz ki, ulaşamayacağınız hiçbir hedef yoktur, gerçekleştiremeyeceğiniz hiçbir görev de yoktur, aşamayacağınız hiçbir zorluk da yoktur. İşte bu büyük direniş, kararlılığın en yalın özeti budur.
Özellikle Partileşmeye büyük bir iddia ile giriş yapma kararlılığında olan çok sayıda yoldaşlarımıza söylerim ki, geç de olsa bu şansı mükemmel değerlendirin. Büyük direniş kahramanlarına bakarak "bize yeter ki kimliğimize sahip çıkmanın bir fırsatını verin, nasıl yaşama sevdalı olacağımızı size gösteririz" büyük sözünden anlayarak, Partileşmenin hem iç örgütlenmesine, hem dışa yönelik kitlesel, gerillasal, diplomatik, kültürel her yönlü çalışmasına bu Parti kimliğini yansıttınız mı, bu bir zafer kişiliğidir ve engel tanımaksızın gider. Bunun dışında bu ülkede değil başarılardan bahsetmek, insan olmaktan bile bahsetmek mümkün değildir. Çünkü bu kimliğe sahip çıkma, bu yoldaşlarımızın da söylediği gibi en temel insani gerçeğe sahip çıkmak demektir. Çünkü insan doğduğu topraklara bağlılığıyla insandır. İnsan, içinde yer aldığı etnik topluluğa, ulusal topluluğa bağlılığıyla insandır. İnsanın bu anlamda bir sosyal gerçekliği vardır, o gerçekliğe bağlı olduğu oranda insandır.
İşte bugün düşman diyor ki, "bu en temel insanı değerlerden vazgeçeceksiniz". Ana topraklara ihanet; "öyle bir şey yok"! Ulusal kimliğe ihanet; "öyle bir şey de yok". Sosyal, sınıfsal kimliğe ihanet; "ona da bağlı olmaya kesin izin yok"! Peki ne olunabilinir? İnsandan başka herşeye benzetilebilinir ve herhalde en kötü bir hain olunabilir. Nitekim Şahin Dönmezler çıktı, Şenerler çıktı ve korkunç çıktılar. Bir çorba için kırk yoldaşını gözden çıkaracak kadar lanetli, iğrenç halde çıktılar. Halen onların izinden yürüyen hainler, bir tas su için bu halkın en değerli varlıklarını satıyorlar, vuruyorlar. Bu insanlık mıdır? Bütün insanlık nefret etmiyor mu bundan? Demek ki Parti kimliği böylesine vazgeçilmez bir insani kimliktir. Bunun dışında da ülkede başka bir kimlikle insan olmak mümkün değildir. Mümkün olmadığı, hainlerin bolluğundan, itirafçısından, işbirlikçisinden belli, yine bu kimliğe sahip olamayanların içinde bulunduğu zavallılıklarından belli. Tek seçenek bu kimliğe sahip çıkmak. Bu yoldaşlar gerçekten bunu çok büyük gördüler ve sadece görmeyle yetinmeyip, görmeyi karara, kararı yaşamını adamaya dönüştürdüler. Parti'ye adanmış yaşam, insanlığa adanmış yaşam. Bu büyük gerçeği doğruladılar ve bu büyük gerçeği bize malederek, bize en büyük yardımı yaptılar. Büyük şükran duygusuyla bağlı kalmak gerekiyor. "Büyük minnet borcumuz vardır" dememiz gerekiyor.
Büyük şehidimiz M.Hayri Durmuş, öyle duyarlı, nazik, nazik olduğu kadar yaptığı işin bilincindedir ki, o zaman şunu söyler: "Parti Önderliği'nin özellikle örgütsel konulardaki çabaları karşısında yetersiz kaldık ve biraz da borçlu düştük". Bu borcu ödemeden gitmek zoruna gider. Başka hiçbir şey söylemez. "Mezar taşıma borçlu yazın" dediği nokta bu. Örgütsel görevler konusunda gösterdiği yetersizlik, onu borçlu bıraktı. Bütün bu yaptıklarına rağmen sizin gerçeğinizi bununla kıyaslayalım; sizin yaptığınız, bile bile örgütü boşa çıkartma, değil örgüt yetersizliği örgütü işlemez duruma getirme, örgüt olanaklarını çarçur etme. Neredeyse dağlar kadar imkanlar birleşmiş, onları bir hainden daha tehlikeli çarçur etme. Bunu bu büyük değerler karşısında nasıl izah edeceksiniz? Haydi onlar borçlu gitti, hem de bu kahramanca adanmışlık temelinde; bize insanlığın nasıl olması gerektiğini bu büyük direnişiyle hem kanıtlayan, hem bize adanmışlık temelinde gerçekleştirenlere karşı kendinizi kıyasladığınızda ne söyleyeceksiniz? Acaba sizin mezar taşınıza ne yazmak gerekir? Veya insan olmayı hangi kelimelerle izah edeceksiniz?
Bunlar önemlidir. Bunlar o kadar önemlidir ki, bunlarsız insan olamazsınız. Kanıt, işte bu büyük direniş kişilikleridir. Onlar iğne ucu kadar başka tür bir yaşam bulsaydı, sarılacak insanlardı. O halde bu kadar açık olan bu gerçeklik karşısında, ben de bir kez daha sözümü yineliyorum: Böylesine bir direniş gününde, o kararlılığa, o kimliği savunma kararlılığına, ödün vermeksizin, boyun eğmeksizin, büyük bir dirayetle, bütün Parti'ye, bütün halka ve insanlığa kabul ettirinceye kadar başarısı için herşeyimi ortaya koyduğum gibi, bundan sonra da koymakta değil tereddüt etmek, daha da bir amansız takipçilikle ve onun ustalığıyla yüklenmek, sonuç almak ve onların güvenine sadece layık olmak da değil, güvenlerini gerçek bir önderlikle zafere götürmek sözümdür, gerçeğimdir. Bütün Partililer'in de, halkımızın da, dostlarımızın da bu sözümüze ve gerçekliğimize yanıt olmaları, en başta değerli bir insan kimliği, Parti kimliği kazanmanın ta kendisidir ve en değerlisidir.
Umarım bu çerçevede artık sizler de bu değerlerden aldığınız güçle, kaybettiğiniz noktaları açığa çıkarır, kazanma noktalarına ulaşırsınız. Bunu da son derece hem mütevazi, hem amansız yaparsınız. Bu temelde özgür iradeye kavuştuğunuza inanmak istiyorum. Sizi bir özgürlük savaşçısının karar düzeyine getirdiğimize emin olmak istiyorum. Bundan sonra tercih sizin. Nasıl bir tercihtir bu? Savaşın da, yaşamın da özgürlük ve zafer tercihi biçimindeki bir düzeydir. Gerçekten büyük çabalarla bu konuma getiriliyor. Herşeyden daha fazla anlamlıca, kutsalca bu özgürlük düzeyine anlam verecek ve onun yanıtını da gerçekten yürüyüşünüzdeki özgürlük düzeyi ve zafer tarzıyla sağlayacaksınız.
Şehit komutası kesinlikle size kazandırdığı şerefle, onurlu yaşamla, kendini bu çerçevede güçlü bir karar düzeyi olarak dayatır. Bunların bizim tarafımızdan temsili, kesinlikle bu çerçevenin, bir de Önderlik eliyle kudretli bir biçimde yürütmesini hem mümkün kılar, hem de en tercihli kılar. Şehit ve Önderlik gerçeğinin böyle bir komuta gücü çok büyük bir olaydır. Onlarla yürütülüyorsunuz. Onlarla bu düşman sürekli geriletiliyor. Onlarla bütünleştiğinde sizin de gerçekten iradenizin emretme gücü doğru temelde, dolayısıyla yenme gücü kesinleşir. Siz de, şimdiye kadar yanınıza bir türlü kendinizi ulaştıramadığınız bu değerlendirmeleri, Savaş ve Ordu değerlendirmelerini, Parti değerlendirmelerini bir kez daha şanslı, güçlü bir biçimde yakalıyorsunuz. Bunun en değerli şansı yakalama işi olduğu ortada ve çok açık bir yaşam imkanıyla sizi karşı karşıya bırakıyoruz. Emekle, devrimci emekle, onun gerçekten usta çabalarıyla bunun kazanılması sözkonusu olacaktır. Tercih bu noktaya gelmiştir. Değerlendirirseniz yüce olacak ve çok istediğiniz değerlerle kendinizi siz de güçlendireceksiniz. Biz bundan gurur duyarız. Buna hizmet ettik diye de ne üzülürüz, ne de sizden fazla bir şey bekleriz. Kazanan siz oluyorsunuz. Şeref de, yaşam da sizin oluyor. Bize düşen ise büyük bir hizmetkarın çabasıdır ve o da her zaman böyle devam ediyor.



14 Temmuz 1998
 

Geri Dön
 

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır