ÖZGÜRLÜK ÖNDERLİĞİ
BAŞKALARINI SAVUNMAK İSTEYENLER ÖNCE KENDİLERİNİ SAVUNMAYI BİLMELİDİR

PAJK Önderlik Komitesi

( Bu derleme Önderliğin Bir Halkı Savunmak Savunmasından alınmıştır.)

Ben burada hiç kimsenin, bir tek insanın bile zarar görmesini istemiyorum ama maalesef beni yanlış yorumluyorlar. Yanlış biliyorlar. Kendi politikalarını, beni baz alarak yapıyorlar. Hukuk sistemini bile beni göz önünde bulundurarak değiştiriyorlar. Bu anlayış, yasaların demokratikleşmesi önünde engel teşkil etmektedir. Bana endeksli düzenlemeler başka tutukluların, başka insanların mağduriyetine neden oluyor. Bu durum tabii ki üzücü. Hukuk devleti anlayışı bu nedenle hayata geçirilmek istenmemektedir. Türkiye’de neredeyse son 10 yılda tüm hukuk yasaları bizim konumumuza göre düzenlendi. Bu bir suçtur. Bu kişiye bağlı özel düzenlemelerin ceza hukukunda da yeri yoktur. Genel hukuk mantığı ile derin bir çelişki arz etmektedir. Oysa tam aksi olarak benim şahsım, yöntemim, mücadelem temel alınarak Türkiye’deki hukuksuzluk giderilmeli. Türkiye’nin bir hukuk devletine dönüştürülmesi sağlanmalıdır. Burada çok temel bir yanlışlık yapılıyor. Beni kötüleyerek bir şeyler elde etmeye ve politikalar yapmaya çalışıyorlar. Beni okumadan bilmeden değerlendiriyorlar. Ben diyorum ki beni okusunlar, anlasınlar, daha sonra benim fikirlerimi yine eleştirebilirler. Yani tanıma ve anlama gerçekleştirildikten sonra eleştiri olmalıdır. Sorunu çözmek istiyorlarsa demokratik projeleri hayata geçirsinler. Türkiye Cumhuriyeti sekiz yıldır kanun yaparken beni baz alarak kanun yapıyorlar. Bu da birçok insanın mağduriyetine sebep oluyor.
Özellikle bana ilişkin çıkarılan özel kısıtlayıcı yasalardan mağdur olanların bu durumlarının AİHM’ taşınması gerekir. Mesela bu Rahşan Yasası denilen şartlı tahliye yasasına ilişkin AİHM’ başvuru yapmamız gerekirdi ama yapmadık. O dönem Mümtaz Soysal da “bu yasa bu haliyle hukuka aykırıdır, herkesi kapsaması gerekir, sadece bir kısmı kapsaması doğru değil, AİHM’e gidilirse AİHM’den döner” demişti. Gerçekten de biliyorsunuz bu yasa benim yüzümden sadece bir kesime uygulandı. Tutukluların çoğu benim de yararlanacağım kaygısıyla bu yasadan yararlandırılmadı. Daha bunun gibi birçok yasa söz konusu. Benim bu şekilde ele alınışım Türkiye’nin demokratikleşmesine de engel oluyor.
Burada yine Adalet Bakanı’nın TMY 6. maddeye ilişkin tartışmalar sırasında sarf ettiği bir sözünden de birçok anlam çıkardım. Adalet Bakanı bu tartışmalara ilişkin olarak, “Öcalan yararlanmayacak ama diğer yöneticiler yararlanabilmeli” diyordu. Bu sözden çıkardığım, bu maddenin partiden kaçan yöneticiler için olduğudur. Fakat bu yasa da yine gelip bana takıldı. Çünkü Anayasa’nın eşitlik ilkesi nedeniyle bunun herkese uygulanması durumu ortaya çıkacaktı. Tartışmaların nedeni bu.
Bana sıradan bir hükümlü gibi yaklaşılıyor, aslında öyle değil. Buradaki tutulduğum koşullar bile bana öyle basit yaklaşılmadığını göstermeye yeter. Ben misyonumun, rolümün farkındayım. İçeride ise bana özel uygulamalar yapılıyor. Bu F. Tipi Cezaevleri yönetmeliğine dair yapılan değişiklikler hakkımda uygulanmıyor. Bu durum Anayasanın 10. maddesine aykırıdır. Açıkça söylüyorum, Öcalan yasaları var, Öcalan yönergeleri var. Evet, bana özel muamele yapılıyor. Bunların bilinmesi lazım.
Ocak’ta 20 gün hücre cezası vermişlerdi. Benimle ilgili yapılan yargılama sürecinde hukuksal sürecin işlemesini istiyorum. Ama bana yapılanlar hukukun çiğnendiğini gösteriyor. Avrupa Birliği ülkesinden hukuk dışı yöntemlerle, kaydı bile olmayan bir uçakla Afrika’ya attılar. Yunanistan Mahkemesi, Yunanistan’a gidişimin hukuka uygun olduğuna dair karar verdi. Ben daha önce de söyledim, silahlı hiçbir eylemim yok, gerçekten yok. AİHM kararına göre ben en fazla düşünce suçlusu veya örgüt üyesi olabilirim. Yeniden yargılamaya ilişkin olarak benim durumum Leylalarla aynıdır. Bu konuda biz stratejik olarak hata yaptık, hukuk dışı kaçırılmamı iyi anlatamadık. Simithis Hükümeti alçakça yöntemlerle bu hukuk dışılığı yaptı. Karamanlis Hükümeti şu an yönetimde. Yunanistan’da dava açıp bu durumu ortaya çıkarmak ve bunun belgelerini alıp yeniden yargılama dosyasına sunmak gerekir. AB’nin kıpırdaması, hareketlenmesi iyi oldu. CIA uçaklarının girişine izin vermemesi ve terör listesini vermeyip direnmesi anlamlıdır. Bundan sonraki süreçte AİHM kararlarına da bu tavrını yansıtmalıdır.
Bu yargılama bireysel bir yargılama değildir, milyonlarca insanın, bir halkın davasıdır. Sıradan bir dava gibi ele almamaları gerekir. Türkiye’nin yaşadığı birçok sorunun özellikle Kürt sorunun çözümü bu dava ile bağlantılıdır. Bu davamızın olumlu sonuçlanması bu sorunların çözümüne de katkı sunacaktır. Bakanlar Komitesi üzerinde iyi durulması gerekiyor.
Bakanlar Komitesi Sekretaryasının “yeniden yargılama olsa dahi sonuç değişmeyecek, aynı cezayı alacak” demesi kabul edilemez. Olur, mu öyle şey. Sonuç değişmez diye bir şey yok. Değişebilir. Bu tavır, İnsan Hakları Mahkemesi kararına aykırı bir tavırdır. Mahkeme kararında savunma hakkımızın ihlal edildiği belirlenmişti. Yeni bir yargılama Türkiye’de yeni olumlu gelişmelerin de önünü açabilir. Ben bu konuda kapsamlı bir savunma hazırlıyorum. Ben zaten Komite’den fazla bir şey çıkacağını beklemiyordum. Tamamen siyasi bir karar verilmiş. Bunun arkasında az önce bahsettiğim Almanya’nın iğrenç politikalarının rolü vardır. Almanya’nın Avrupa’daki ağırlığı biliniyor. Bu ağırlığını aleyhimize kullanıyor. Bu yüzde on barajı da bununla bağlantılı. Çirkin bir anlaşma var görünüyor. Bu baraj açık şekilde ihlaldir, hakkaniyete aykırıdır. Bunlar birbiriyle bağlantılıdır.
Bu cezaevi, Türkiye’deki cezaevleri sisteminden çok farklıdır. Diğer cezaevlerinin statüsü burada uygulanmıyor. Ben biliyorum, buranın statüsü ve yapısı gizli bir anlaşmayla olmuştur. Bu gizli anlaşma ABD’de, AB’nin de fikri ve onayı alınarak yapıldı. Guantanamo benzeri hatta çok daha sistemli ve ağır koşullara sahiptir. ABD, gizli anlaşmalarla birçok yerde birçok cezaevi kurdu. Bu cezaevi de ABD tarafından kurulan özel cezaevlerinden biridir. Bu gizli anlaşmayla bu cezaevi kurulurken aynı zamanda yapısı ve koşullarının ne olması gerektiğini çizmişler. Bu iyi anlaşılamıyor. Avukatlarım buranın statüsünün nasıl oluşturulduğunu ortaya çıkarmak zorundadırlar. Orhan Pamuk bunu anladığı için ona bu kadar saldırdılar. Orhan Pamuk, bir gazetede küçük bir söylemi vardı. Aklımdadır unutmuyorum, benim için, “O özel bir rehinedir” demişti. Orhan Pamuk bunu öylesine söylemiyor, muhtemelen yurtdışındaki bazı demokrat kesimlerden bu bilgiyi edinmiştir. Evet, Ermeniler konusunda söyledikleri ile “otuz bin insan öldürüldü” dediği için ama bir de benim hakkımda söyledikleri nedeniyle ona çok saldırdılar. Orhan Pamuk’un neyi kastettiğini hemen anlamışlardı, biliyorlardı. Ben burada özel bir rehineyim. Rehinelerin kullanılış tarzları çok trajiktir. Benim kullanılış tarzım da çok farklıdır. Sizlerin, herkesin bunu iyi anlaması lazım. Bu şartlarda benim örgüt yöneticiliğini yapmam söz konusu değildir. Bana Önderlik vasfını biçiyorlar. Ben her şeyden önce bir rehineyim, öyle değerlendirilmesi lazım. Bu şartlarda önderlik yapamayacağım ortadadır. Herkes buna göre kendisini ayarlasın.
ABD ve AB’nin beni Bin Ladin gibi “terörist” olarak ele alması, çok tehlikelidir ve anlaşılmaz bir durumdur. Bu bilinçli bir ele alış tarzıdır. Biz özgürlük için mücadele ediyoruz, özgürlük mücadelecileriyiz. Ben Hükümete sesleniyorum; ABD ve bazı Avrupa ülkeleri bana “siz bizim siyaset çizgimize girin biz de istediğiniz tüm yardımları yapmaya, seni her türlü desteklemeye hazırız” teklifinde bulundular. Benim anlayışıma ve kişiliğime ters düştüğü için bu teklifi kabul etmedim. Bu nedenle beni o tarihten bu yana boğmak istediler ve halen de boğmaya çalışıyorlar. Bazı şeyleri de şimdi açıklamak istemiyorum, iyi olmaz. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin benim dosyam hakkında bu kadar acele karar alması da onların bu çabalarını gösteriyor. Bakanlar Komitesi kararını 15 Şubat komplosunun yıldönümüne denk getirmesi de bir tesadüf değildir, provokasyon amaçlıdır. Beni Yunanistan’dan alan uçak, kimin uçağıydı, kaç no’lu uçaktı? Mutlaka bunların ortaya çıkarılması için çalışma yapmalı. Neden bazı şeyler anlaşılmıyor?
ABD ve bazı batı ülkeleri beni de Rudolph Hesse’ye benzetiyorlar. Bunlar büyük haksızlıklar ve yanlışlardır. Ben birçok şeyi öngördüğüm için konuşuyorum. Bizi tasfiye etmek istiyorlar. Şimdi de ‘99’da yarım kalan komployu tamamlamak isteyebilirler. Zehirlenme olayı bu açıdan da bir tehdittir. Zehirlenme girişimi siyasi tehdittir. Biz seni istediğimiz zaman zehirleyebiliriz, öldürebiliriz, yok edebiliriz demek istiyorlar.
Şimdi komplodaki esas noktayı belirtiyorum: Kuzey Kürdistan’daki Kürt mücadelesinin zayıflatılmasına veya bitirilmesine karşılık Güney ile işbirliği yapıldı. Komplonun özü budur. Ama 90’ların başından itibaren ABD’nin Kuzey Irak’ta yapmak istediklerini Türkiye anlayamıyordu. Ankara Anlaşmasıyla bizi tasfiye karşılığında Güney’e desteklerini sundular, onlara birçok imkân verdiler.
Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: Avrupa’nın Türkiye ile bir anlaşması var. Hem de iddia ediyorum bu resmi bir anlaşmadır. Bu anlaşmaya göre, biz, yani PKK gözden çıkarılmıştır. Herkes bunu böyle bilmelidir. Bütün bunların karşılığında Türkiye’ye Avrupa Birliği’ne alınacağı vaat ediliyor. Ayrıca AB’nin PKK’yi gözden çıkarmasıyla Türkiye bütün ekonomisini Avrupa ülkelerine açtı. Almanya bütün büyük ihaleleri almaya başladı. Daha sonra bunu İngiltere, Fransa, İtalya gibi, diğer Avrupa devletleri takip eti. Onlar da pastadan pay almaya başladılar. Bu şekilde açıkça Kürtleri sattılar. Ama bunu benim adıma çok iyi işleyin, duyurun; Kürtlerin satılması demek, Türklerin satılması demektir. Türkiye ekonomisini bu şekilde yabancılara açmakla Düyun-u Umumiye döneminden 4 kat daha fazla borçlanmış bir durumda.
Bu durum Bakanlar Komitesi’nin benim yeniden yargılanmam konusunda ki son kararında açık bir şekilde görüldü. AİHM’in adil yargılanmadığıma ilişkin kararına rağmen Bakanlar Komitesi’ne tepeden gelen merkezi ve siyasi bir kararla yeniden yargılanmamın önü kesildi. Bakanlar Komitesi benim için suçlarını itiraf etmiş diyor, bu kesinlikle doğru değildir. Benimki, çözüme yönelik samimi çaba ve tutumlardı. Bunun itiraf olarak adlandırılması alçakçadır. Ben bütün bunları demokratik çözüm ve barış için yaptım.
Dikkat ederseniz bana çok kızgınlar. Beni de baskı altında tutuyorlar hücre cezası da idari ve politik nedenlere dayanıyor, hukuki hiçbir gerekçesi yok, ağzımı açtığım zaman ceza veriyorlar, oysa ben olabilecekleri söylüyorum.
Benim kimseyi yönlendirmek gibi, kimseye talimat vermek gibi bir durumum söz konusu olamaz. Yazdığım savunmalarda da belirtmiştim, politik özgür yurttaş olarak görüşlerimi belirttim ve buna hakkım da var. Benim siyasi bir kişiliğim var, ben tabii ki siyasi konularda değerlendirmeler yapacağım, siyasi görüşlerimi belirteceğim; ben siyasi bir figürüm. Bu son yazdığım 5 sayfalık itiraz dilekçesinde de bunları belirttim. Ondan önce yazdığım 124 sayfalık dilekçede de açık açık bunları belirttim. Ben siyasi bir tutukluyum, davamda siyasi bir davadır. Hiçbir şeyden çekinmeden doğruları söylerim, hiçbir şeyden de korkmam. Benim burada bu koşullarda yaşamamın gerekçesi de budur. Hücre cezası da idari ve siyasi bir karardır.
Sadece benim için birçok kanun yapıldı Türkiye’de. Bunlar kişiye özel kanunlardır. Lehte olan hükümler konusunda Soysal bile “bu dosya AİHM’e giderse bozulur” demişti. Sezer de bu konuda olumlu görüş belirtmişti. Ancak siyasi bir karar verildi ve dosya bozulmadı. 19.11.2007 tarihinde yeni bir hücre cezası vermişler. Ayın 25’inde hücre cezasının uygulanmasına başladılar. Aslında 23’ünde daha gevşek bir uygulamayla başlamışlardı ama ne oldu bilemiyorum, savcılık sanıyorum itiraz etmiş, bana yeniden hücre cezasını bildirip uygulamaya başladılar. Başlangıçta idare hücre cezasına biraz gevşek yaklaştı. Ancak anladığım kadarıyla savcılık buna karşı çıkmış. Ben “niye böyle yapıyorsunuz” diye sordum, onlar da “savcının talimatı” dediler. Zaten yaklaşık yirmi gündür radyoyu saat 5’ten sonra dinleyemiyorum, radyoda bir sorun var diyorlar. Gazeteler de bir ay sonranın gazeteleri. Ben burada üçlü bir baskı altındayım; idari, siyasi, yargı. Burası Kriz Yönetim Merkezi’ne bağlı, kriz merkezi de doğrudan Başbakanlığa bağlı ve bu siyasi bir durum. Yargı baskısı savcıların son dönem verdiği kararlardır. Ama bütün bunlar benim buradaki duruşumu etkileyemez. Gelişmeleri alamıyorum.
Avrupa Konseyi benim buradaki koşullarımı çok iyi biliyor. Buraya getirildiğim ilk günde CPT’den bir kişi de buradaydı. Koşullarımı onlarla görüşüp öyle belirlemişler. Evet, o gün buradaydı. Hatta o zaman bana “Şimdi koşullarınız bu, ama biz izlemeye devam edeceğiz” diyordu. O gün orada olduklarına göre onlar da biliyordu. Bu nedenle onların da sorumluluğu var. Bu komployla amaçlanan PKK’nin, daha doğrusu Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesiydi ve birçok devlet yer aldı. Avrupa Konseyi, Rusya, ABD, Yunanistan, tabi İsrail, İran ve Suriye daha sonra ikili görüşmelerle bağlandılar, Güney’deki federe yapı bir bütün olarak bu işin içindeydi. Bizim tasfiyemiz karşılığında her devletin kendine göre bir hesabı vardı. Avrupa’nın ekonomik istekleri vardı, Türkiye ekonomisi onlara açılmadı mı? Şu anda Türkiye ekonomisinin % 50’sini götürmediler mi? Rusya daha ben oradayken doğal gaz ile ilgili Mavi Akım projesini falan imzaladı ve beni çıkardı. Yunanistan’ın Türkiye ile Kıbrıs ve Ege meseleleri çözülecekti, bu süreç devam ediyor. Söylediğim gibi amaç bizi, Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmekti ama işler her zaman beklendiği gibi olmuyor; kağıt üzerinde planlandığı gibi yürümüyor. Özgürlük Hareketi, biz, gördüğünüz gibi halen buradayız. Bu yaşadıklarımız ABD’nin Ortadoğu’ya dönük planlamalarından bağımsız değildi. Ama söylediğim gibi işler planlandığı gibi yürümüyor.
Buradaki koşullarımı da değerlendiren bir şekilde savunmamı hazırladım. Çok umutsuz ve karamsar bir tablo var biliyorum, ama ben gene de umutluyum, özgürlük temelinde iyi gelişmeler olacağını düşünüyorum, umudumu kaybetmiş değilim.

 

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır