YENİ BİR OLUŞUM OLARAK KJB DOSYASI

YENİ BİR OLUŞUM OLARAK KJB –YENİLENDİ

TOPLUMSAL ALAN ÖRGÜTÜ YJA...4


Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni bir örgütlenme modeli olarak kadının gündemine koyduğu Yekitiya Jinen Azad ( YJA-Özgür Kadın Birlikleri) örgütlenmesi gerçekleşen 1. KJB kadın özgürlük kurultayında ortaya çıkan sonuçlar temelinde oluşturuldu. 2005 yılında ise YJA genişletilmiş toplantısı ardından kuruluşunu ilan etti. Demokratik bilincin yaratılması kararlılığı, bu yeni örgütleme modeliyle birlikte toplumsal, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda açılımı hedefleyen YJA işlevsel bir kadın örgütlülüğüdür. Yine YJA cins bilincine sahip kendi kitlesel gücünü yarattıkça verili sisteme alternatif bir oluşumdur.
YJA devletçi, iktidarcı zihniyet ile başta kadın olmak üzere, toplumun her alanında işgal edemediği gerçekliğinden hareketle, kadın- erkek arasındaki eşitsizlikten çocukların ve doğanın sömürüsüne kadar, toplumun maddi ve manevi değerlerini hizmetine koymuş durumdadır. Demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum pradigması temelinde, Kadın kurtuluş ideolojisini esas alan kadın ve toplumun özgürlüğünü amaç edinen öz iradesine dayalı öz yeterlilik bilinciyle örgütlenen, kadının öz değerlerinin konfederalizim ilkesine dayalı geliştirileceği, büyüyeceği, ortaklaşacağı, demokratikleşmeyi hedefleyen kadının özgür ve bağımsız bir örgütü olma özelliğine sahiptir. Bu anlamda YJA, başta Kürt kadınları olmak üzere tüm kadınların ortak mücadelesinin sesi olduğu tanımı yapılmaktadır.
Ayrıca YJA, KJB’nin toplumsal alan örgütlenmesini gerçekleştirmek, kadının yaşadığı sorunlarını çözümlemek, bu amaçla projeler geliştirmek ve kurumlaşmalara gitmekle yükümlü bir bileşen olduğunu belirten YJA koordinasyon üyesi Evindar Ararat şöyle devam etti. Ararat “ bu anlamda kapsamlı görevleri olan ve geniş bir çalışma sahasına sahip bir kadın örgütlülüğüdür. YJA’nın temel görevlerinin başında toplumsal alanda demokratik konfederalizmin taban örgütlenmesini geliştirmek gelmektedir. Yine çeşitli eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarıyla toplumdaki kadını eğiterek toplumsal bilinçlenme ve aydınlanmayı yaratmayı esas almaktadır” dedi.
Ararat demokratik meşru mücadelede serhildanları örgütlemek ve geliştirmek YJA’nın önemli görev ve hedeflerinden olduğunun altını çizdi. Ararat “Tüm bunlarla kadının özgürlük eğilimini örgütlü kılmayı ve öz yeterliliğe ulaştırarak her açıdan çözüm gücü haline gelerek sosyal, psikolojik, ekonomik vb sorunlarına çözüm olabilecek bir örgütlülük gücüne kavuşmasını amaçlamaktadır” vurgusunu yaptı.
YJA, Konfederal sistemin geliştirilmesinde öncelikle tabandan komün ve meclis örgütlenmesiyle inşasını ön görmektedir. Yine Kadın Özgürlük Hareketi’nin örgütlü olduğu tüm sahalarda bunu gerçekleştirmenin adımlarını atmakta olduğunu ifade eden Ararat “demokratik örgütlenmenin bilincinin yanında kadının özgürlük bilinci ve kimliğine, bunun için gerekli olan örgütlenme ve mücadele araçlarına ulaşması için gerekli olan eğitim çalışmalarını yürütmektedir. Bu anlamda KJB’nin toplumsal alanda tabandan demokratik örgütlenmesini gerçekleştirme, KJB ile toplumdaki kadını buluşturmada YJA örgütlülüğü bir köprü rolü üstlenmiştir ve bu yönüyle önemli bir örgütlenme halkasını oluşturmaktadır. Bunun için çeşitli örgütlenme ve kurumlaşmalara gitmektedir” dedi.
Kürdistan’ın dört bir parçasında ve yurt dışında YJA’nın örgütlenme ve kurumlaşmalarının olduğunu belirten Ararat ‘YJA parçalarda ve yurt dışında her alanın özgünlüğünü de dikkate alarak bir örgütlülüğü geliştirmeyi esas almaktadır. Her alanda bağımsız kadın hareketleri ile çeşitli sivil toplum örgütleri ve kurumları üzerinden kendini örgütlemektedir. Ancak özellikle Önderliğimizin demokratik konfederalizm sistemini belirlemesiyle birlikte komün ve meclis örgütlenmelerine ağrılık verilmektedir. Kadın hareketi olarak toplum içerisinde komün ve meclisler üzerinden toplumsal inşa sürecini geliştirmeye yönelik çalışmalara daha fazla ağırlık verilmiştir. Bu yönüyle siyasi ve toplumsal alandaki örgütlenme ve kurumlaşmalar YJA çalışmaları kapsamına girmektedir. Ancak bunlar henüz yeterli değildir. Çok daha fazla geniş ve derinlikli bir örgütlenme ile toplumsal alandaki sorunları karşılayacak kurumlaşmalara gitmeye ihtiyaç vardır ” diye ekledi.
Paçalardaki kadın örgütlenmeleri kendi içlerinde inisiyatifli olmakla birlikte dönemsel kararlar, planlamalar vb konularda YJA ile ortak çalışmakta, bu açıdan YJA’ya karşı sorumluluk taşımaktadır. Bu yönüyle karşılıklı bağımlılık, tamamlayıcılık ve kolektiflilik ilkesi ve işleyişi temelinde bir ilişki hukuku söz konusudur.
YJA, KJB’nin dört bileşeninden biri ve KJB ile işleyişi bir bileşen olma üzerinden geliştirdiğini ifade eden Ararat “ bileşenler arası ilişikilenme KJB sözleşmesinde ifade edildiği gibi YJA koordinasyonu temsilini KJB Koordinasyonunda bulmaktadır. Yine YJA ile ilgili çalışmalar, planlamalar ve kararlaşmaları KJB koordinasyonuyla ortaklaştırmaktadır. Ancak günlük pratik akış, çalışmaların örgütlenmesi, yönlendirilmesi, denetlenmesini YJA koordinasyonu kendi inisiyatifinde yürütmektedir” dedi.

Kadın sorunlara karşı kalıcı çözüm
YJA’nın önümüzdeki dönem açısından temel hedeflerinin başında tabandan başlayarak demokratik konfederalizmi toplum içerisinde inşa etmektir. Yine YJA demokratik konfederalizmi gerçekleştirirken, kadının toplumda yaşadığı çeşitli sorunlara somut projelerle çözümler üretmeyi de amaçlamaktadır. Bu kapsamda özellikle eğitim, aydınlatma ve bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilmektedir. Yine toplumdaki kadının yaşadığı çeşitli sosyal, ekonomik vb sorunlara çeşitli kurumlaşmalarla çözüm getirmeyi ön görmektedir. Aynı zamanda toplumsal cinsiyetçiliğin kadın üzerindeki etkilerini aştırma, egemenlikli sistemin ve toplumsal geriliklerin kadına uyguladığı tahakkümü aştırmada da çeşitli yöntemlerle çözüm getirmeyi hedeflemektedir.
Toplum içinde yaşanan kadın sorunlarına dönük YJA’nın örgütlü bulunduğu alanlarda özellikle son dönemlerde önemli girişimlerin başlatıldığını ifade eden Ararat “ Bu kapsamda kadın ve çocuklar başta olmak üzere toplumun geneline yönelik planlamalara gidilmiştir. Bunun bir ayağını eğitim çalışmaları bir ayağını da üretim, sosyal aktivite vb ne yönelik çalışmalar oluşturmaktadır. Bu amaçla çeşitli örgütlenme ve kurumlaşmalara gidilmiştir. Ancak ne yazık ki, başlatılan bu çalışmalar her alandaki kadının yaşadığı sorunların tümüne cevap oluşturacak düzeyde değildir. Fakat buna başlangıç yapılmıştır ve bu çalışmalar daha geliştirilerek devam ettirilecektir” dedi.
Ararat, toplumsal örgütlenmeyi demokratik konfederalizm temelinde meclisler üzerinden daha yaygın ve derinlikli geliştirmek ve kadına ait değişik amaçlarla kurulan kurumlaşmaları arttırmak, bunları daha işlerli kılmak ve bunun üzerinden kadının öz gücüne dayalı bir düzeye ulaşmasını sağlamak YJA’nın en önemli görevlerinde olduğunu belirtti. Yine bununla birlikte aynı zamanda serhıldan örgütlenmesini geliştirerek demokratik meşru mücadeleyi daha da radikalleştirmeye ihtiyacının altını çizen Ararat “yine toplumsal gerilikler ve toplumsal cinsiyetçiliğe karşı daha örgütlü ve bilinçli bir mücadeleyi her alanda geliştirmemiz önem taşımaktadır. YJA, toplumsal alanda kendini yaygın örgütledikçe sorumluluklarını yerine getirmiş olacaktır. Bunun için bir yandan meclisler üzerinden taban örgütlenmesini geliştirmek bir yandan da çeşitli kurumlaşmalarla kadının sorunlarını daha kalıcı çözümler üretmek önümüzdeki süreçte daha fazla önem taşımaktadır. Çalışmalarımızı bu yönlü daha derinlikli kılmayı esas alıyoruz” diye kaydetti.


Yüce kadınlar topluluğu anlamına gelen Koma Jinen Bilind, 20 Nisan 2005 tarihinde kuruluşunu ilan etti. Koma Jinen Bilind kökenini “Kom” yani neolitik dönemdeki toplumsal örgütlenme tarzından almaktadır. “Kom” neolitik dönem toplumsal yaşam tarzının kadın eksenli güncelleştirilmesi de olmaktadır. KJB örgütlenmesinin Kürt Kadın Hareketi açısından sadece bir isim değişikliği olmayıp, paradigmatik bir yenilenmeyi ve buna bağlı olarak yapısal bir değişimi ifade etmektedir. Bu örgütlenme modeli bir ihtiyaç olarak ortaya çıkarken, beş bin yıllık ataerkil-devletçi sistemin üzerinde yükseldiği temel çelişkiler, bu çelişkilerin kapitalist sistem kaosunda dışa vurumu ve çözümü konusunda yaşadıkları değişim-dönüşüm süreci, geçmiş pratiklerden çıkardıkları dersler ve güncel ihtiyaçlar gibi çok yönlü etkenler KJB adı altında örgütlenmesinde etkili olmaktadır.
Kapitalist sistem çelişkilerinin kapsamı ve derinliği düşünüldüğünde bu durum dünyamızın varlık sorunları gibi çok yakıcı, tüm insanlığı ilgilendiren sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle insanlık tarihinin ortaya çıkardığı sonuçları doğru okuyamamak, her hangi bir çağda olduğundan çok daha derin sonuçlara yol açacak niteliktedir. Demokratik Konfederalizm Önderliği Abdullah Öcalan bu konuda geliştirdiği paradigmatik yenilenme, ideolojik-teorik ve örgütsel yapılanma perspektifleri bu gerçeğin köklü çözümünü içermektedir. Temelde bu paradigmanın ışığında hareket etmeyi esas aldıklarını belirten PAJK üyesi Emek Adır “Hiyerarşik-devletçi sistem yapılarının dışına çıkabilmenin temel yolunun demokratik-ekolojik-cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması doğrultusunda köklü yenilenmekten geçtiği ve bu yenilenmenin temel kriterinin örgütsel yapılanmamızda, işleyişimizde yarattığımız değişimler olduğunu çokça tartıştık. Bir başka ifadeyle devletçi sistem dışında bir sistem oluşturabilmek için öncelikle kendi zihniyetimizde ve örgütsel sistemimizde köklü yenilenme yaratma ihtiyacını daha derin hissettik. KJB ismi bu nedenle yalnızca bir örgütsel işleyiş mekanizmasını yansıtmıyor” diye konuştu.
KJB kimliğiyle devlet dışı bir çözüm arayışı içinde olduğunu önemle vurgulayan Adır, KJB’yi Kürt kadın örgütlerinin ortaklaştığı bir kimlik olarak tanımladı. Yaşanan paradigmatik değişimin ise toplumsal mücadelelerle pratikleştirmek gibi önemli bir işlevinin olduğunu ifade etti.

Küresel çözümler insanlığın ortak yararı
Güncel gelişmeler ve sistemin yoğunlaşan çelişkileri temel değişimlerin ne kadar yaşamsal anlam ifade ettiğini doğrulamaktadır. Ortadoğu’da yaşanan kaos başta olmak üzere devlet, iktidar ve şiddet olgularının günümüzün temel tartışma konusu haline gelmiş olması aslında verili sisteme dayalı yapıların, artık çağ çelişkilerinin temel nedeni olduğu gerçeği kanıtlamaktadır. Dolayısıyla halkların devlet dışı Demokratik Konfederalizm’e dayalı çözüm olanaklarını geliştirmek, küreselleşen sorunların çözümünde temel koşul olarak öne çıkmış durumdadır. Bu konuya değinen Adır “Küresel demokrasi mücadelesinin bu kadar yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiş olması karşısında yönelmemiz gereken temel yaklaşım halkların küresel çözüm olanaklarını güncelleştirmek olmalıdır. Küresel çözümlerin üretilmesi tüm insanlığın ortak yararını gerekli kılar. Bu nedenle küresel demokrasi mücadelesinin yükseltilmesi devlet dışı kesimler olarak tanımladığımız halka dayalı yapılanma ihtiyacını hem kapsam hem derinlik açısından karşılamayı gerekli kılıyor” dedi.
Adır, Neolitik dönemin toplumsal örgütlenmelerine damgasını vuran -TOPLUMUN ORTAK YARARI- ilkesinin tarihsel birikimlerin ışığında yeniden güncelleştirilmesi çok önemli bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığını ifade ettiğini belirterek şöyle devam etti. Adır “İdeolojik, siyasal, sosyal, askeri, kültürel, sanatsal, ekonomik vs toplumsal sahanın tümünde bu temel ilkenin yaşamsallaştırılması çağ gerçekliği açısından oldukça önem taşıyor. KJB ismi bu açıdan da tarihsel bir anlamı ifade ediyor” diye ekledi.

Model; komünal örgütlenme
Örgüt modelinin ana halkası köy, mahalle ve semtlerde oluşturulacak olan komün, ocak, meclis gibi örgütlenmeleri oluşturmaktadır. Bir çatı örgütlenmesi olan KJB, bu örgütlenme esaslarını yerine getirmede bir ortak iradeleşme aygıtı olarak kendisini tanımlamaktadır.
“Kürdistan özgürlük hareketi olarak benimsediğimiz örgüt modeli içinde kadının kendi öz örgütlenmesini oluşturarak, ortak iradesini açığa çıkarması temel örgütsel yeniden yapılanma hedefimizdir. Toplumsal cinsiyetçiliğin aşılmasında bu örgütlenme tarzının çok stratejik anlam taşıdığını düşünüyoruz. Bu nedenle örgüt modelinin en temel yönü halka dayalı, üstte olmayan, toplumun içinde, işlevsel örgütlenme anlayışına dayanmasıdır” diyen Adır örgüt modelinde toplumun işlevsel, tarihsel gerçekliğine uygun çözüm aracı olarak da geliştirmeyi esas aldıklarını ifade etti.
Bunun da örgütlenmenin toplumsal sorunların köklü çözüm araçları olarak geliştirilmesiyle yakından bağlantılıdır. Yine toplumda kökleştirilmiş devlet karşıtlığına dayalı ve objektif olarak toplumu devletin bir nevi eki kılan anlayışın aşılıp kendi çözümünü üretmeye odaklanmış, devlet dışı yaşam alanını geliştirmeyi stratejik ele alan, siyasetin öznesi olan bir toplum yaratmaya dayalı olduğunu ifade eden Adır şöyle devam etti. Adır “Bu nedenle karar mekanizması tabana dayanan, yerel sorunlara yerelden çözüm geliştiren, bir örgüt modelini oluşturmaya çalışıyoruz” dedi.
KJB, yaşamın her alanında toplumun kendi öz demokrasisini geliştirerek sorunların çözülmesi anlayışına dayalı, her tür işlevsel örgütlenmeyi geliştirmeyi hedefleyen, bu anlamda esnek ve üretken olabilen, ancak taban iradesine dayandığı için de yaygın bir örgütlülüğü, toplumun ortak çıkarları doğrultusunda çok temelli kuralları olan bir örgüt modeli olarak tanımlanmaktadır. KJB, bu nedenle konfederal bir örgütlenme olarak ifade edilmektedir. Adır, KJB’nin oluşum mantığının kendisi nedeniyle yapılanmanın sürekli bir örgütlenme ve siyasal mücadeleyi gerekli kılması gerçeği, bu tarzda tanımlamanın önemli bir etken olduğu vurguladı.
Yine demokrasi mücadelesinde genel hareket olarak ya da kadın olarak nasıl yer alacakları, cins mücadelelerini hangi yöntem ve araçlarla yürütecekleri konusunda son yıllarda yürüttükleri tartışmalar önem arz etmektedir. Adır, Demokratik-ekolojik-cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması doğrultusunda yaşadıkları değişime paralel olarak cins mücadelelerinin daha da anlam kazandığını ifade etti. Adır “iktidara dayalı yapılanmaların en temel yetersizliklerinden birinin kadın özgürlüğüne yaklaşım sorunu olduğu genelde de hareket olarak da çokça tartıştığımız konuların başında geliyor. Bu sorunlar aynı zamanda temel değişim sorunlarımız olarak çokça tartıştığımız sorunlardır. Bu nedenle KJB örgütlenmesi ile kadının kendi sorunlarına çözüm üretebilecek bir zihniyet ve örgütlenme düzeyine ulaşmasını hedefliyoruz. Paradigmatik yenilenme ile birlikte siyaset tarzımızda da köklü değişimler gerçekleştirmeyi ön görüyoruz. Örgütsel işleyişimizi bu tartışmalara dayanarak belirledik” dedi. Çatı örgütü misyonunu bu temel esaslarda gelişme sağlamak, programlarının temel esasları karşılamak hedefiyle oluşturduklarının ise altını çizdi.

Program hedefi ‘Küresel Demokrasi’
KJB programı, kadın hareketinin geçmiş programlarına göre daha derinlikli ve kapsamlı bir program olmaktadır. Bu programda, mücadele stratejisinde yaşadıkları derinleşmeyle bağlantılı olarak toplumsal cinsiyetçilik ile demokratik dönüşüm sorunları arasındaki diyalektik ilişkiyi daha derinlikli ele alındığını belirten Adır devamında “ Devlet ve demokrasi arasındaki diyalektiği geçmiş programlarımıza oranla daha somut ele aldık. Toplumsal cinsiyetçiliğin aşılması mücadelesinde izleyeceğimiz doğrultu geçmişe oranla derinlik kazandı” dedi.
Yine programda yeni mücadele stratejisiyle birlikte sosyal alana ilişkin çalışmalar daha stratejik ele alınmaktadır. Bu belirleme çerçevesinde Adır, sosyal alanı siyasal alanın baskısından çıkarmak düşüncesinden hareketle özgürleşmeyi öncelikle bu alanda sağlayarak geri-geleneksel toplum yapılanmasını aşmayı demokratik mücadelenin temel koşulu olarak gördüklerini ifade etti.
Diğer yandan siyasal alanda kadının ve halkın kendi öz demokratik sistemini oluşturmayı öncelikli ele alırken geçmişin eleştirisi ile sınırlı siyaset yapma alışkanlığını aşarak yeni olanı üretmeye dayalı bir siyasal yaklaşımı geliştirmeye çalışılmaktadır. Sosyal alanın özgürleştirilmesi ve bu yolla halkın demokratik yaşam alanının genişletilmesini esas alan, devleti bu yaşam alanı karşısında duyarlı yaklaşmaya iten bir siyaset anlayışını geliştirmenin önemini vurgulayan Adır “Devletin tekelinden çıkardığı ataerkil-devletçi toplum yapılanması üzerinde kendi iktidarını yükseltmek ya da iktidarı ele geçirerek topluma üstten dönüşümü dayatmak yerine –ki bu hem demokrasinin tanımına hem de toplumun varoluş yasasına aykırıdır- toplumsal örgütlenmelerle toplumun iradesini açığa çıkararak özne olmasını sağlamak yeni siyasetimizde öncülük olarak belirlediğimiz misyonun en temel ilkesidir. Bu siyasal yaklaşımın ürünü olarak programın gerek siyasal alana gerek diğer toplumsal alanlara dönük bir yapılanma programıdır” dedi.
Adır, küresel emperyalizm karşısında kadının ve halkların küresel demokrasi mücadelesi yürütmesinde eskinin uluslar arası anlayışını aşan, ulus üstü birlikler geliştirme hedeflerinin programlarındaki önemli değişimler arasında yer aldığını, bu yolla modern paradigmaya dayalı düşünüş tarzı sınırlarının aşılamaması nedeniyle objektif olarak parçalanan halkların ortak mücadele dinamiklerini açığa çıkarmadaki misyonunu daha etkili yerine getirebileceklerini belirtti.
Tüm bunların dayandığı en temel noktalardan biri olarak tarihsel perspektiflerinin toplumsal cinsiyetçiliğin çözümlenmesi konusunda Demokratik Konfederalizm Önderliği Abdullah Öcalan’nın perspektifleri ışığında kat ettikleri gelişmeler sonucunda daha da derinleştiğini belirten Adır, ekolojiye yaklaşımlarını ise “ çağın temel sorunlarından biri olarak öne çıkan çevre sorunlarına ekolojik toplum perspektifimize bağlı olarak daha geniş yer verdik. Bu yolla programımızı çağın temel çelişkileri olan cins çelişkisi ve ataerkil-devletçi sistemle doğal toplum arasındaki çelişkinin çözümü doğrultusunda oluşturmaya çalıştı.”diye ekledi
KJB Programı kısacası sistemin eleştirisi ile yetinmeyen, kadının yaşadığı sorunları çözme gücü olan bir sistem yaratmaya dayalı bir özelliğe de sahiptir.

Tüzük değil sözleşme
KJB, gerçekleştirdiği 3. Kadın Özgürlük Kurultayı ile birlikte, İdeolojik alan, Meşru savunma alanı, Toplumsal alan ve Genç Kadın çalışmaları olarak dört temel alanda kendisini yeniden bir örgütlülüğe kavuşturdu. Bu çerçevede KJB ideolojik alan çalışmalarını kadının ideolojik öncü gücü olan PARTİYA AZADİYA JİNÊN KURDİSTAN (PAJK) olarak tanımlanmaktadır. Ancak PAJK ayrı bir parti olarak örgütlenmektedir. PAJK, yine PARTİYA KARKERÊN KURDİSTAN (PKK) içinde de kendi ismiyle özerk örgütlenmektedir. Bu çerçevede PAJK başta bilim aydınlanma, basın, kültür-sanat komiteleri olmak üzere ilgili diğer Koma Civakên Kurdistan (KCK) komitelerinde de çalışmalarını yürüterek kendi özgün ve özerk örgütlemesini, tüzüksel anlamda ifadesini bulmaktadır.
KJB'nin kadının meşru savunma gücü YEKİNEYÊN JİNÊN AZAD (YJA-STAR) olarak tanımlamaktadır. Bu temelde meşru savunma alanını örgütleyerek KCK Halk Savunma Merkezi üzerinden ilgili komitelerle çalışmalarını örgütleyip yürütmektedir.
KJB’nin bir diğer bileşen olan toplumsal alan örgütlenmesi ise kadının ayrı kitle örgütlülüğü olarak YEKİTİYA JİNÊN AZAD (YJA)’tır. YJA bileşeni başta KCK Siyasi ve Toplumsal alan komiteleri olmak üzere ihtiyaçlar doğrultusunda diğer komitelerde de örgütlenmeyi esas alan bir çalışma tarzını izlemektedir.
KOMALEN CIVAN içerisinde örgütlenen Genç Kadın, KJB'nin genç bileşenini oluşturmaktadır. KJB bileşenleri içerisinde kendisini imkan ve ihtiyaçlar dahilinde kendisini örgütlemektedir.
Tüm bu bileşenlerin KJB sistemi içinde tüzel kimliklerini koruduklarını altını çizen Adır, çatı örgütlenmesi olarak oluşturulan mekanizma ile Kürdistan Özgür Kadın Hareketi’nin tümünü ilgilendiren konularda ortak irade oluşturmada büyük bir öneme sahip olduğunu belirtti. Bu nedenle sözleşmede örgütler arası hukuku ve tüm örgütlerin dayandığı işleyiş esasları ifade edilmektedir.
Adır “bileşenlerimiz, KJB’ye tüzel kimlikleri ile katılmaktadırlar. Bu anlamda geçmişte PJA ile oluşturduğumuz çatı örgütlenmesinden farklı bir işleyişi var. Her örgüt kendi çalışma sahasında faaliyet yürütmek ve derinleştirmek üzere programını ve örgütsel işleyişini belirliyor, kararlarını alıyor” dedi.
Öte yandan KJB sözleşmesi örgütler açısından doğrudan demokrasiyi azami uygulama hedefini de belirleyerek tabana dayalı demokrasiyi geliştirmeye dönük bağlayıcı kararlara sahiptir. Adır “KJB yürütme konseyinin işlevinin bir anlamda tüm sahalarımızda demokratik konfederalizm işleyişinin yerine getirilmesini, geliştirilmesini gözetmek, bu konuda ideolojik, siyasal ve meşru savunma alanındaki çalışmalarımızın her birinin açığa çıkardığı birikimi diğer çalışma alanlarına kanalize etmek olarak da değerlendirebiliriz” diye kaydetti.
Yine yenilenen paradigma doğrultusunda toplumsal alanın daha kapsamlı ele alınması ihtiyacının kendisini dayattığını ifade eden Adır “Bu noktalarda yaşanan boşluklar hareket olarak enerjiyi daha verimli kullanabilmenin önünde engel teşkil ediyordu. Gerçekleştirdiğimiz ilk kurultayla pratik olarak bu yönlü ihtiyaçları gidermek üzere tüm örgütlerde yer alan kadın bileşiminin bir araya gelip çalışmalarını ortaklaştırabileceği bir çatı örgütlenmesine gitmenin gerekliliği tartışıldı” dedi.
Adır, mücadelenin işlevine göre oluşmuş bileşenlerin strateji doğrultusunda daha etkin bir işleve kavuşturulabileceklerini belirterek, KJB’nin çatı örgütü olarak tüm kadın örgütleri açısından bütünleyici bir misyona sahip olduğunu dile getirdi. Yine Adır, KJB sözleşmesinin ise bu temel konulara ilişkin hükümlerden oluştuğunu ifade etti.
KJB ile tamamen tabanın iradesini ortaya çıkarmayı ve savunmayı başarabilen bir örgütlenmeye ulaşmanın, günümüz sorunlarının aşılmasında çok önemli bir etken olmayı hedeflediğini ifade eden Adır “çatı örgütü mekanizması tanımlanmış olsa da KJB’ı ete kemiğe büründürecek asıl gelişmenin tabana dayalı demokrasinin açığa çıkarılmasında ulaşacakları örgütlenme kapsamı ve derinliği olmaktadır. Yeni örgütlenme modellerinin tamamen toplum merkezli siyaset anlayışıyla geliştirmeyi çok temel bir noktadır” dedi.

Komünalizm ya da Konfederal sistem
Kürdistan Özgür Kadın Hareketi, Konfederal sistemi güncel sorunların taşıdığı tarihsel karakteri karşılayacak kapsam ve derinlikte, ataerkil-devletçi sistem karşısında halkların var oluş tarzının yaşam sahasını genişletme işlevini yerine getirmek üzere ön gördükleri bir çözüm sistemi olarak tanımlanmaktadır. Verili sisteme bir alternatif sistem olarak ifade edilen Konfederal sistem, her şeyden önce demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması ile onun politik aracı ve toplumsal örgütlenme sistemi olarak yorumlanan ve belli bir içeriğe kavuştuğu bir sistemdir. Bu nedenle komünalizm, toplumsal ekoloji ve toplumsal cinsiyet, özgür yurttaşlık, yerel yönetim, demokrasi, birey olma ve toplumsal varlık gibi olguların yetkin kavranılmasını da gerektiren, toplumsal var oluş yasalarına uygun yeni bir toplumsal sistem geliştirilmesini içermektedir.
Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın “ Bir Halkı Savunmak” adlı eserinde ataerkil tarih boyunca devlet ve demokrasi arasındaki çelişkiyi aydınlatmaya dayalı geliştirdiği perspektifler bu konuyu tarihsel olarak da aydınlatmaktadır. Bu anlamda doğal toplumda, topluluğun ortak çıkarlarını korumak söz konusu olduğundan baskı ve sömürü olarak adlandırılan bir sistemin söz konusu olmadığının vurgusunu yapan Adır “toplum ataerkil ve devletçi sistemle birlikte aldatmaya ve aldatılmaya hazır hale getirmeye dayalı bir anlayış siyasetin adeta temel ilkesi haline getirildi. Devlete dayalı siyaset, her türlü baskı ve sömürüyü gizleme aracı olmaktan öteye rol oynamadı. Dolayısıyla toplumsal var oluş yasalarını çiğneyen bir siyaset mantığı şekillendi. Kapitalist-devletçi toplum sisteminin vizyon geliştirme yeteneği ve bilimsel-teknik gelişmelerden yararlanma olanağı da bu duruma eklenince toplum daha fazla iradesizleştirildi, nesne haline getirildi. Daha önceki toplumsal sistemlerde doğal toplumun yaşam alanı bu kadar sınırlandırılmadığından, toplumsal parçalanma bu denli yaşanmadığından toplum siyasette nispeten daha fazla özne halindedir” dedi.
Öte yandan 20. ve 21 yüzyılın başlarında yaşanan temel sorunların karşısında demokratik konfederalizm tanımının en temel yönü toplumun siyasetin temel öznesi haline getirilmesine dayandığını belirten Adır, bir diğer önemli tarihsel neden ataerkil-devletçi sistemin dayandığı ideolojilerin ve toplumsal yapıların çözümlenmesi, kadın ve halklar cephesinden yorumlanması olduğunu ifade etti.
Sınıflı topluma dayalı ideolojiler çağımızda yaşanan sorunların köklü çözümü için gerekli olan temel duruşu yeterince aydınlatamadığından sosyalizm yerine otoriterizme kaydığını ifade eden Adır “Oysa köleci toplumdan başlayarak toplum kendi var oluşunu komünal ve demokratik değerlere bağlı kalarak sürdürmüştür. Toplumsal yararı bu temel ilke ayakta tutmuştur. Demokratik Konfederalizm tanımımız bu temel ilkenin çağ koşullarına uyarlanması, baskı ve sömürüyü besleyen kurumlaşmalar yerine toplumun kendi işlevsel örgütlenmelerini yaratması ve toplumsal sistemini yapılandırmasına dayanmaktadır” diye ekledi.
Komünalizm; yerelden başlayan, üstte yerellerin iradelerinin ortaklaştırılması, kolektivizm ilkesi çerçevesinde yerel örgütlenmelerin birbirini karşılıklı beslemesi temelinde işletilmesi, bu anlamda karşılıklı bağımlılık ve beslenme diyalektiğinin esas alınması diğer önemli bir yön olmaktadır. Kültürel, dini, mesleki, ekonomik, siyasal, sosyal her tür örgütlenmenin bu ilişki içinde ortaklaştığı, bir birinin inisiyatifini gözeten, ortak çıkarları geliştirmeyle inisiyatifli bir birini besleyen bir diyalektik içinde gelişmesi de aynı temel ilke üzerinde tanımlanan bir başka boyuttur. Bu çerçeveden hareketle Adır, Konfederal sistemde devlet gerçeğinin karşısında en etkili araç rolü oynayan kamusal hizmet ve genel güvenlik aracı rolünü bu yolla toplumun kendi demokratik sistemi oynayacağını, devletin bu sistem karşısında duyarlı yaklaşmasını devletle ilişkilerde temel ilke olarak esas aldığını belirterek şöyle devam etti. Adır “ - Demokrasi ancak devlet alanının daraltılması ile yaşam bulabilir -ilkesinden hareketle Bilimsel –demokratik- sosyalizmin gelişimi böyle bir mekanizma ile olanak dahiline girebilir. Toplumun kendi öz sistemini yapılandırarak değişik kültürler, yerelle bütün, yaş, sınıf, cinsiyet gibi değişik toplumsal kategoriler ve toplumla doğa arasında karşılıklı beslenme diyalektiğini geliştirme yaklaşımına dayanıyor ” dedi.
Adır “genel planda komünalizm vurgusu çağın temel çelişkisi olarak öne çıkan cins çelişkisinin çözümünü tüm kadınların ortaklaşan iradesi ile gerçekleştirilebileceğine inanıyoruz. Feminizmi ele alış tarzımızda yeni paradigmada yaşadığımız derinleşmeyi toplumsal alana yansıtmayı hedefliyoruz. Bu nedenle cins mücadelesi ile ifade ettiğimiz stratejik öneme denk bir kadın ortaklaşmasını açığa çıkaracaktır. Değişik kadın örgütlenmeleri arasında geliştireceğimiz konfederal örgütlenmelerin demokratikleşmenin temel ölçütü olan kadın özgürlüğü açısından vazgeçilmez olmaktadır” dedi.
Yine genel yapıların toplumsal cinsiyetçi karakterleri nedeniyle özgün örgütlülük ve eylemlilikleri geliştirmeden mevcut toplumsal gerçeği aşamayacakları gerçeğinden hareketle demokratik konfederal sistemin varlık koşulunun da kadın arasındaki ortaklaşmanın sağlanmasıdır. Bu tespitten hareketle Adır, Konfederal sistem kadın eksenli sistemi güncelleştirme ilkesine dayandığını, tüm bunların dışında, halk mücadelesinden kopuk örgütlenmelerle, genel demokratikleşme sorunlarından bağımsız yaklaşılarak kadın özgürlük sorunu aşılamayacağı gibi kadın özgürlük sorununun çözümüne ilkesel yaklaşmadan demokratikleşme sorunlarını aşamayacağı vurgusu çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Adır “kadın özgürlüğünün geliştirilmesi için demokrasi mücadelesinde de öncü rol oynama misyonuna sahibiz. Genel yapılar toplumsal cinsiyetçilik nedeniyle cins özgürlüğünü tali planda ele aldıklarından demokratikleşmede radikal değişimleri gerçekleştirmeleri tamamen kadının kendi öz örgütlülüğünü yaratarak iradesini açığa çıkarmasıyla bağlantılıdır. Tabandan en üst örgütsel mekanizmaya kadar kadının özgün örgütlenme mekanizmasını geliştirmek komünalizm ile ifade edilen örgütlenme sistemi temel hareket noktasıdır” diye ekledi.

Amaç; komünal demokratik özün aktifleştirilmesi
Demokratik Konfederalizmi geliştirerek demokratik-ekolojik-cinsiyet özgürlüklü toplumu inşa etmek KJB’nin temel program hedefidir. Bu temelde kadın olarak ikinci bir neolitik devrimi geliştirme misyonuyla karşı karşıya oldukları belirten Adır “bu nedenle öncelikli hedefimiz kadının küresel sorunların çözümünde temel iradi güç olduğuna dair duyduğumuz inançla yaşanılabilir bir dünya yaratmada tarihin bize yüklediği misyonu yerine getirebilmek, kadının var olan komünal-demokratik özünü potansiyel olmaktan çıkarıp aktifleştirmektir. Dünyamızı kadın eksenli ikinci bir toplumsallaşma hamlesi olarak da değerlendirdiğimiz mücadeleyle yeniden yaşanılır kılmak istiyoruz” dedi.
KJB programın kendisi kalıcı kurumlaşmalar ve örgütlenmelere dönük bir proje niteliği taşımaktadır. Yine bu program bir yapılanma ve toplum inşa etme programı olarak görülmektedir. Bu anlamda KJB programı, bir projeler programı biçiminde oluşturulmuştur. Sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vs. tüm mücadele alanlarına çeşitli projeler üzerinden yaklaşım geliştirilmektedir.
KJB, diğer kadın örgütleriyle ilişkilenmeleri eylem birliğini kapsayarak aşan, stratejik ilişkilenmeler geliştirme ve ortaklaşmada adım atmayı hedeflemektedir. Ortak projeler geliştirme ve destekleme, bölgesel ve uluslar arası çapta kadın platformlarında yerini alma, kadının ulus-üstü dayanışmasını geliştirmede aktif rol oynamak gibi temel ilişkilenme esasları da söz konusudur. Bu konuda geçmişe oranla daha aktif bir duruş izlemenin önemli bir olgu olduğuna dikkat çekilmektedir.
Yine KJB programında, bölgede yaşanan sorunlar son gelişmelerle birlikte daha da yakıcı sonuçlar ortaya çıkardığından hareketle, güncel olarak karşılaşıldığında, sorunlar düşünüldüğünde Demokratik Konfederalizm seçeneğinin yaşamsal önemi ortaya koyulmaktadır. Kadının demokratik konfederal sistemini geliştirmede atılacak adımlar bu nedenle çok tarihsel bir öneme sahip olduğunu belirten Adır şöyle devam etti. Adır “kendi öz gücümüzle yaratacağımız örgütlenmelerimizde, ortaklaşan iradelerimizin ranta ve savaşa dayalı varlık kazanan toplumsal cinsiyetçi yapıların ve giderek derinleşen savaş ve çatışma ortamının aşılmasında hayati rol oynadığını, bu tarihsel misyonumuzu yerine getirmede yaşadığımız her yetmezliğin özgür yarınlarımızı daha büyük riskler altında bıraktığını düşünüyorum” diye ifade etti.
Beş bin yıllık hakim sistemin, kadın kimliği üzerinde yarattığı parçalanmayı aşmanın önemine vurgu yapan Adır “küresel sorunların çözümü, bizlerin aktifleşmesi ve kendi seçeneklerimizi kendi irademizle yaşamsal kılmamız, kendi sesimizi yükseltmemizle çok yakından bağlantılı bir konum kazandı. Hem kendimizi yeniden yaratmaya çok yaklaştığımız hem de bunun mücadelesinde zorlukların zirveleştiği bir tarihsel zamanda yaşıyoruz. Bu nedenle kimlik mücadelemiz her ()

Kürdistan kadın özgürlük hareketinin meşru savunma gücü olarak tanımlanan YJA-STAR (Yekiniya Jinên Azad-Star), kadının meşru savunma temelinde örgütlenmiş ve teknik olarak donanmış askeri bir yapılanmadır. YJA-STAR resmi kuruluşunu 2. konferansında gerçekleştirmesine karşın, Kürdistan özgür kadın hareketinin, 8 Mart 1993 yılında Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği kadın ordulaşması sürecine dayanmaktadır. Diğer yandan 90-93 yılları Kürdistan özgürlük hareketinin giderek geliştiği ve halk serhildanları ile zirveye ulaştığı yıllar olmaktadır. Dağlardan şehirlere uzanan özgürlük dalgası ile Kürt kadını, ev duvarlarının ötesine çıkarmakta ciddi bir zorlanmanın yaşandığı, dar feodal sınırlar çerçevesinden genç kızları özgürlük dağlarına çıkarmak ve silahlı mücadeleye katmak, Kürt toplumunda büyük bir devrimdir.
Kürdistan’da gelişen kadın ordulaşma süreciyle Kürt özgürlük mücadelesi, toplumda ciddi bir güveni yarattığını belirten PAJK koordinasyon üyesi Nalin Muş “ hareketimiz toplumda ciddi bir güveni yaratmıştır. Toplumda kadın güvenmeyen bir kesim değil çok daha fazla güvenilmesi gereken bir kesim olmuştur. En çok sırı saklayan yine kadındır. Yine diyelim ki bilinir 92- 93’lerde Kürdistan da en çok propaganda malzemesi olan ateş ve barutun yan yana getirilmesi işte -dağa gitmişler. Kızlarınızı götürüyorlar. Namusunuza el atıyorlar- söylemlerine, onlarca yıl dağda kalıpta esir ele geçen kadın gerillalar doktor kontrolünden geçirilmiştir. Kadın gerillaların halen kız olduğu, düşürülmediği görülünce bu toplum açısından bu bir nitelik patlamasına yol açtı” dedi.
Kızın babaya, kardeşin kardeşe güvenmediği o koşullarda bu gelişimin oldukça şaşırtıcı olduğunu vurgulayan Muş “ ortaya çıkan bu gelişmeler öyle kolay olmadı. Verilen büyük bedellerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Berivan – Bınevş Agal arkadaşın şahadetinin serhildana dönüşmesi, Cizre- Botan serhildanları özgürlük hareketimizin bel kemiğini oluşturdu. Dağlarda ve zindanlardaki direnişlerde örnek olmuştur” diye ekledi.
Muş, 92-99 yılları arasında yaşanan teslimiyet dayatmalarına karşı kendini kayalıklardan atan Gülnaz Karataş (Beritan) çizgisi, saç tellerinden ayak parmaklarına kadar kendini bombaya dönüştürerek tanrıçalaşan Zeynep Kınacı (Zilan), zindanlarda gelişen teslimiyete karşı bedenini ateşe veren Sema Yüce (Serhıldan) Kürt kadın hareketinin sembolleşen şehitleriyle, Kürt kadın direnişini tarihten günümüze taşırdıklarını ifade etti. Muş “ Kürt kadını hiç zaman boyun eğmemiştir. Kürt tarihinde yaşanan isyanlarda Zarifelerin, Besêlerin şahsında görmekteyiz. Günümüzde bu çok temel bir mirasımızdır. Güç dayanağımızıdır. Onun için Zilan arkadaşımızın Dersim’de fedai eylem yapması son derece tarihidir son derece ulusaldır. Direnişi görkemlidir. 1992 de teslimiyete karşı Beritan arkadaşın çizgisi, cezaevlerindeki onur kırıcı, iradeyi yok sayan politikalara karşı Sema duruşu ve Önderliğimize yönelik suikast girişimine karşı ulusallar arası güçlere karşı Zilan çizgisi bizler açısından bir yaşam biçimdir bir duruş gerekçemizdir” dedi.
Demokratik Konfederalizm önderi Abdullah Öcalan şahsında Kürt halkını ve yürüttüğü tarihsel mücadelesini tasfiye amaçlı geliştirilen uluslar arası komplo sürecinde yine geçmişte olduğu gibi Kürt kadının önemli bir cevap oluşturduğuna değinen Muş “PKK’nin çıkışında günümüze kadar sürekli komplovari yöntemlerle saldırlar gelişmiştir. Hareketimizin çıkışı ve bu güne kadar önemli bir ayağı sürekli kadın olmuştur. Bu çerçevede 1998 yılı komplonun ilk başladığı süreçte Önderliğimiz tarafından kadın kurtuluş ideolojisini (KKİ) ilan ettiği süreçtir. Dolayısıyla komplo süreci kadının, özelliklede kadın ordulaşmasıyla olgunlaşan kadın hareketinin 1999’la bunun hem legal alanda hem de kırsal alanda siyasi ve askeri çalışmalarını bütünleştirdiği bir süreçtir. Yüzlerce genç kadının su gibi dökülen benzinin kendi bedenini ateşe veren bir kadın şöyle bir soruyu aklımıza getiriyor. Bu neyin çığlığıydı? Bu neyin öfkesiydi? Neyin intikamıydı? Bu mutlak anlamda anlaşılması gereken bir durumdur. Bu anlaşılmadan Kürt özgürlük hareketini öyle kolay ele alan, salt söz düzeyde anlatılan, söylenen bir tarihin olmadığı anlaşılacaktır. Seksen yaşındaki analarımız meydanlarda tankların önünde kendini siper eden hedef yapan bir tarihsel gelişimdir. Kısaca tarihimiz renkli ve zengin bir tarihtir. Heyecan vericidir. Kısa olmasına rağmen çok heyecan vericidir” diye kaydetti.
Kürdistan özgür kadın hareketinden aldığı bu tarihi miras ile 2005 yılında ilanını gerçekleştiren YJA-STAR, Kürdistan halkının meşru savunma gücü olan Halk Savunma Güçleri (HPG) içinde, özgün ve özerk bir örgütlenmeye sahiptir. 1500-2000 civarında kadrosu mevcut olup tüm kadroları savaş tecrübesi olan ve savaş tekniği, meşru savunma mantığı üzerine eğitim almış olan kişilerden oluşmaktadır. Yine fedaileşmede karar kılmış güçlü bir militan kadrosuna sahiptir. Yeni katılımlar ise ideolojik-teknik (özgün olarak savaş tekniği) eğitimlerinden aşamalı olarak geçirildikten sonra YJA-STAR saflarına aktarılmaktadır.
Günümüz dünya koşullarında, özellikle de Kürdistan ve Ortadoğu koşullarında kadının en temel hakları başta olmak üzere, her şeyinin sürekli bir baskı ve tehdit altında olduğunu belirten PAJK koordinasyon Üyesi Feride Alkan “kadın olmaktan, halk olmaktan, her şeyden önce insan olmaktan doğan tüm haklarımız günlük olarak tehdit altında ve gasp edilmiş durumdadır. Bu haklarımızı geri almak, sahip olduklarımızı korumak elbette salt siyasal mücadeleyle yeterli olamamaktadır” dedi.
Halkların özgürlüğünün ve kadının kurtuluşunun temel araçlarından biri, hatta teminatı, meşru savunma temelindeki silahlı mücadele olduğunun altını çizen Alkan “tamamen bu ihtiyacın bir sonucudur YJA-STAR. Birliğimiz, özgür kadınların birliğidir. Yani verili olan her şeyi reddetmiş, alışıldık dünya içindeki tüm bağımlılıkları aşmış ve özgür iradeye dayalı yaşayan kadın üyelerden oluşmaktadır. İdeolojik ve felsefik yanımız ise esas yanımızdır. Meşru savunma sınırlarında benimsediğimiz askeri savaş ve şiddet derin özgürlük felsefesine bağlı olarak biçim kazanıyoruz” diye ekledi.

Star, tanrıça kültürünün güncel ifadesi
STAR kelimesi, mitolojide aşk, bereket, savaş kısacası ana tanrıca olan İştar’dan gelmektedir. Yine STAR, doğal toplum, diğer ifadeyle Neolitik toplumun sembolü olarak ifade edilmektedir. Tanrıça İştar, kutsal kadının uygarlık ve icatlarının erkek egemenliği karşısındaki en direngen tanrıça olma özelliğine sahiptir. Bu anlamda tanrıça İştar, güncelleştirmek istenen tanrıça kültürünün Mezopatamyalı temsili STAR’dır. Kadınlık ve etrafında şekillenen doğal toplum değerlerine göre yaşamak, onun kültürünü yaratmak, onun felsefesiyle savaşa katılarak mücadele etme ve geleceği yaratmak esas dayandığı paradigma olmaktadır.
Özce YJA-STAR olarak kendilerini ifade eden Kadın Gerilla gücü, tanrıça kültürü ve onun doğal yaşam felsefesiyle örgütlenmiş, halkların özgürlüğü ve kadının kurtuluşunun askeri mücadele gücü olarak tanımlamaktadır. Alkan “Apollon Askeri Akademiler Komutanlığına bağlı olarak eğitim çalışmalarını yürüten Ş.Beritan Kadın Askeri Akademisinde ise ideolojik-felsefik eğitimlerin yanı sıra teorik, sanatsal, sosyal konularda da eğitim verilerek, YJA-STAR anlayışı burada derinleştirilmektedir. Ayrıca, aynı akademi bünyesinde çeşitli dallarda yoğunlaşma grupları ve aylık ideolojik-askeri-kültürel dergi olan STAR çalışmaları yürütülüyor. Dolayısıyla salt kuru bir askeri yapılanma değil. Aksine askeri yönü ile ideolojik-felsefik yöne sahiptir” dedi.

Ortak bilinç ve eylem gücü ‘YJA-STAR’
Dünya devrim tarihinde yaşanan devrimlere kadının katılımı olmasına rağmen bireysel çıkışları aşamayan bir düzeyde kaldığını belirten Muş, “Çin Vietnam, Küba, Latin Amerika özelliklede Sovyetler birliğinde kadın hareketlerinin ya da kadınlarının bireysel çıkışlarda olsa grupsal çakışlarda olsa belli bir katılımı olmuştur. Fakat genelde genel koşul kadının mücadelesinin bir aşamadan sonra tasfiye ile yüz yüze bırakılmıştır. Bu salt kadının yetersizliği kadının yeterince perspektif oluşturamamasıyla bağlantılı olduğu düşünülmemelidir” dedi.
Kadın sorunun sadece ele alan ve çözmeye çalışan ilk hareket olmadıklarını ifade eden Muş “ kadın sorununu ele alan tek hareket biz değiliz. Bizden önce de vardı şimdi de var. Ortak zeminde mücadele ettiğimiz hareketler de mevcuttur. Bu nedenle kadın sorunun çözümü aynı zamanda yöntem sorunudur. Stratejiktir. Toplumun özgürlüksel sorununu ele almayan hareketler kırk devrimde yapsalar sonuç alamazlar. Dolayısıyla bizi diğer hareketlerden ayıran en temel farkımız bir; kadın sorununu stratejik ele alan iki: ulusal sorunun çözümü arkasından değil önce ulusal sorununu çözelim değil birlikte hatta öncelikli kadın sorununu çözelim, ikincisi Önderliğimizin kadın sorununa olan yaklaşımıdır. Kadın sorununu ele alma yaklaşım yöntemidir. Üçüncüsü biz elit bir kesimden gelmiş ve kadın sorununu ele alan bir hareket değiliz. Tabandan en ezilmiş kesimden özgürlük dağlarına gelen özgürlüksel sorunlarını ciddi anlamda tartışan çözümleyen ve bunun somut adımlarını atan bir hareketiz. Bu diğer tüm hareketlerden farkımız budur” diye ekledi.
Muş, kadın sorununun giderek küreselleşen bir sorun olacağını vurgulayarak “Bu ne demektir? Baskının ve saldırının artması demektir. Bütün bu saldırılar salt şiddet içerikli ya da salt silahlı değildir. Hatta tersini düşünmek daha doğru olur. Bu saldırı, en tehlikeli en kiriktik en insanı ürküten saldırı biçimi böyle herkesin görmediği bir saldırı biçimidir. Dolayısıyla kadının ekonomiye, siyasete, toplumsal sorunların çözümüne ortak olması işsizlik, yoksulluk, savaş yıkımlarına kadının buna karşı muhalefetin alternatif sistemin oluşturması bu kesinlikle öz bilinç ile oluşacak bir durumdur. Öz bilinç ne demektir. Kendini eğitmek kendini bilmek demektir. Kendini bilmek tüm bilmelerin anasıdır. O açıdan böyle gerçekten neolitik süreçten günümüze kadar kadınların yürüttüğü mücadele ana tanrıçaların yürüttüğü mücadeleler sonradan gelişen mücadelelere sağlam zemin oluşturmuştur. YJA-STAR bu mirasın bir devamıdır denilebilir.’’
KJB sistemi, kadının kendi rejimini ve bu rejim içinde savunma gücü (meşru savunma temelinde) YJA-STAR olarak ifade edilmektedir. YJA-STAR öncelikle KJB’yi ve bu temelde yaratılmış tüm kadın özgürlük değerlerini korumakla görevli olup, ideolojik-siyasal-sosyal tüm değerlerin dış saldırılara karşı savunma gücü olarak kendisini tanımlamaktadır. Alkan, “YJA-STAR’ın aynı şekilde toplumsal alanda kadının karşı karşıya olduğu tüm baskı ve şiddet uygulamaları karşısında meşru savunma çizgisinde silahlı mücadeleyi ve öz savunmayı sağlayarak, toplumdaki kadına öz savunma bilincini aşılama, bu temelde eğitme çalışmalarından kendini sorumlu görmektedir” dedi.
Bunlarla birlikte KJB’nin Kürt sorunun siyasal çözümü ve bu temelde Demokratik Konferderalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün meşru savunma gücü olduğunun altını çizen Alkan “YJA-STAR Önderliğimizin özgürlüğünü kadın özgürlüğünün de teminatı sayar ve bu temelde mücadelesinin merkezine Önderliğimizin özgürlüğünü koymaktadır” vurgunu yaptı.
Diğer KJB bileşenleri gibi YJA-STAR da karşılıklı bağımlılık ve tamamlayıcılık ilkesiyle diğer bileşenlerle mesafesini belirlemiştir. KJB sözleşmesine uyum temelinde kendini konumlandırmıştır. KJB yürütme konseyinde YJA- STAR’ı temsilen belirlenerek, beş YJA-STAR meclis üyesi bulunmaktadır. KJB sözcüler kurulunun beş üyesinden biri de YJA-STAR temsilcisidir. KJB’nin anayasa, basın, ekonomi komitelerine kadro gönderebildiği gibi ihtiyaçlar dâhilinde KJB’nin diğer bileşenleri olan PAJK ve YJA’dan kadro gönderebilmekte aynı şekilde oralardan da kadro alabilmektedir.

Kadının kendini savunması YJA-STAR bilincidir
Kapitalist modernitenin kadını metalaştırarak sisteme bağımlı hale getirdiğini belirten Muş “ kadının günü birlik ihtiyaçlarını karşılamak üzere ele alınması, tatmin aracı haline getirilmesi doğal görülmesi neolitik ana tanrıca kültürüne karşıt bir saldırıdır. Tüm saldırılar gözle görünen saldırılar değildir. Şimdi YJA-STAR’ın silahı elinde tehlike, yanlışlık nereden gelirse gelsin buna karşı dimdik ayakta kalarak gerektiği anda kadının meşru savunma gücüdür.’’
Alkan, YJA-STAR, kadına karşı uygulanan şiddet ve hak gaspına karşı kendini savunma bilincinin gelişmesini çalışmalarının temeline koyduğunu ifade etti. Alkan “ataerkil sistemden ve onun sonucu olan toplumsal cinsiyetten doğan tüm haksızlıklara karşı kadın olarak kendini savunma konumunda olmak, hak alma ve sahip olunan hakları koruma bilinciyle donanmak kadın özgürlük mücadelesinde çalışmamızın önemli bir alanını oluşturmaktadır. Ev içinde, sokakta, okulda, fabrikada, plajda yani hayatın her alanında kadın kendini koruma ve haklarını savunma bilincine sahip olmalıdır” diyerek bununla birlikte olası bir baskı karşısında kendini savunma teknikleriyle donanması gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu yönlü kadınları geliştirmeye dönük bazı çalışmaları ile öz savunma bilinci geliştirme programları mevcuttur.
Alkan, kadının kurtuluşunu örgütlü mücadelesinden geçmekte olduğunu ifade ederken, YJA-STAR olarak meşru savunma içinde örgütlü olmayı her şeyden önemli olduğunun altını çizdi. Alkan “Toplumdaki kadının örgütlü ve sistemli bir şekilde meşru savunma hakkını kullanması, demokratik ve meşru mücadele araçlarıyla şiddete karşı etkili olması gerekmektedir. Bu temelde sosyal alanda yasal güvenceler, özgürlük evleri, özgürlük parkları, lokal (yerel) eylem inisiyatifleri, her alanda kadın dayanışmaları son derece önemli olmaktadır. Bunları teşvik etmeye, gelişmesine yardımcı olmaya dönük programlarımız var” dedi.
YJA-STAR, şiddet olaylarına karşı (fuhuşun sektörleştirilmesi, kadın katliamları, namus cinayetleri, gözaltı işkenceleri tarzındaki devlet şiddeti vb.) eylem birimleriyle etkisizleştirme, rehin alma, uyarma, bulunduğu alandan sürme, ekonomik kaynakları hedefleme, kaçırma gibi tedbirler geliştirmektedir. Bu konuda Alkan “kadının kadın olmaktan kaynaklanan bütün haklarının alınmasında ve yine ataerkil sistemden kaynaklanan bütün cinsiyetçi uygulamaların kaldırılmasında yasal-hukuksal mücadelenin tıkandığı ya da yetersiz kaldığı tüm durumlarda meşru savunma gücü olarak YJA-STAR’ın devreye girmesi gerektiğine inanıyoruz ve bu temelde YJA-STAR kendini örgütlemektedir” vurgusunu yaptı.
Kadın gerilla gücü olan YJA-STAR özellikle toplumdaki kadına dönük somut projeleri mevuttur. Kürdistan’da son yıllarda büyük bir artış gösteren fuhuş şu anki temel hedefleri olmaktadır. Alkan “fuhuş bir sektör gibi geliştirilerek, kadınların bu ağa takılmasını değişik yöntemlerle örgütlemeye çalışan ve bundan kazanç sağlanan herkes hedefimizdir. Kadın bedeninin sömürülmesi üzerinden geçinen ve toplumu demokratik-özgürlükçü değerlerden uzaklaştırmak için bunu bir devlet politikası olarak derinleştirenler, meşru savunma savaşımızın hedefidir” dedi.
Ayrıca YJA-STAR olarak kadınlara meşru savunma bilincini aşılama temelinde eğitsel projelerde oluşturmuştur. Bu çerçevede Alkan, kadınlara karşı geliştirilen devlet şiddeti, cinsiyetçi yasalar, töre adına geliştirilen insanlık dışı kadın katliamlarının önüne geçmek içinde çeşitli eylemlerin geçmişte olduğu gibi önümüzdeki dönemde de sürdürüleceğini ifade etti.

İdeolojik Kadro Partisi Pajk

Partîya Azadîya Jinên Kurdistan (PAJK), ideolojik kadro partisi olarak ayrı bir örgütlenmeye gitme, her şey den önce Kürdistan, Ortadoğu ve giderek dünya kadınlarının özgürleşme ihtiyacını, alternatif bir bakış açısı ile karşılama amacını taşımaktadır. PAJK kadın özgürlüğünün temel ideolojik, felsefik ve siyasal ilkelerini derinleştirmek, yürütmek ve denetlemekle sorumlu olup Kadın Kurtuluş İdeolojisini (KKİ) yaygınlaştırmak ve bu temelde kadro yetiştirmekle görevli KJB’nin öncü kurmay gücüdür.
Bilim ve tekniğin inanılmaz gelişmeleri açığa çıkardığı çağımızda, kadınlar hala erkek egemen eksenli sisteme tabi kılınmaya çalışıldığını ifade eden PAJK Üyesi Tekoşin Ozan “ kadın hala yaşamın öznesi olamıyor, erkeğe teslim olması için çok çeşitli dayatmalar gelişiyor. Namus cinayetlerine kurban gidiyor, ruhu ve bilinci köreltilerek iradesiz, kimliksiz, kişiliksiz kalması sağlanmaya çalışılıyor. Bunun temel sebebi insanlığın yaşadığı çok boyutlu değişimlere rağmen, ataerkil ideolojik bakış açılarıyla oluşan yapıların, aile içerisinden başlayarak devlet rejimlerine kadar sağlanan kurumlaşmasının aşılamamış olmasına bağlıdır. Bu nedenle ataerkil zihniyetin insanın, kadının ve doğanın öz yapısında yarattığı tahribatları deşifre edebilmek, kadının öznelliğini açığa çıkararak, kendi farkında olan ve yaşamı işleyebilen kadın kimliğine ulaşabilmek için, kadın eksenli ideolojik yapılanmalara ihtiyaç vardır” dedi.

Tarihine kısa bir bakış
Kürdistan özgür kadın hareketi, PKK’nin kuruluş aşamasından başlayıp, 90 yıllarla birlikte mücadeleye artan kadın katılımı, nitel ve nicel olarak önemli bir birikimi oluşturdu. Kürt kadın hareketinde Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın giderek daha özgün bir kadın örgütlülüğünün gündemleştirmesi ile adımlar atılmaya başlandı. O dönem kadın özgürlük mücadelesine gelişen katılımlar, büyük oranda cins bilincine dayanmayan, ulusal veya sınıfsal çelişki üzerinden gelişmektedir. Objektif olarak, özgürlük mücadelesine katılan her kadının toplumsal yaşamın sınırlarına karşı bir alternatif yaşam arayışı, özgürlük arayışı mevcuttur. Ancak öz bilince ve tercihe dayalı olarak kadın olmaktan kaynaklı sorunların çözüm arayışına girme değil, klasik sol bakış açısıyla, genelin kurtuluşunun kadının da kurtuluşu olacağı inancına dayanmaktaydı. Bu çerçevede Ozan “halkın özgürlüğü için ölmeye gelmişti çoğumuz. Ulusal mücadelenin kitleselleşerek, Kürt halkının yaşadığı acılardan sonra ilk defa bu kadar umutlu bir sürece girmesi dikkate alındığında bu erdemli bir tutumdu tabi. Ama yeterli değildi. Kadınların kendilerinde objektif olarak var olan özgürleşme ihtiyacına tanım getirmek, çözüm arayışına girmek gerekiyordu. PAJK bu kadınların ve toplumun özgürlük ihtiyacına cevap oluşturma temelinde kurulan bir partidir.” dedi.
Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan, kadın sorununu ele alışı klasik sol bakış açısının tersine, kadın özgürlüğünü genelin özgürlüğüne değil, genelin özgürlüğünü kadın özgürlüğüne bağlamaktadır. Öcalan’ın bu çok temel teorik tespitten yola çıkarak özgün kadın örgütlenmesi geliştirdiğini belirten Ozan devamla “Kürt halkının toplumsal dönüşümümde kadın hareketinin özgürlüğe doğru attığı her adım, toplumsal, kültürel devrime ivme kazandırdı. Kadın geliştikçe, örgüt içerisinden başlayarak aslında halk gerçekliğimize kadar çok köklü bir zihniyet dönüşümü sürecinin yaşanmasını da sağladı” diye ifade etti.
Bu atılan adımların öyle kolay gelişmediğinin altını çizen Ozan “nitekim söz konusu olan şey erkeklik olgusu ile neredeyse bütünleşen ve gücün zirvesini ifade eden savaş alanında, sağlanmaya çalışılan eşitlikti. Önderliğimizin bu konuda başından itibaren kadın lehine pozitif ayrımcılığı esas alması, kadın ordusunun gelişmesinde çok büyük bir avantaj sağlamakla birlikte, egemen erkek gerçekliği kendi iktidar alanını bırakmamak için elindeki tüm imkânları kullanıyordu. Öyle ki, fiziki imhaya yol açmaktan tutalım da, psikolojik, örgütsel, siyasal hatta alt yapı alanında baskı, kısıtlama ve dayatmalara kadar çok ciddi zorlanmalarla karşı karşıya bırakmalar gelişti. Buna rağmen Kadın Özgürlük Mücadelesi, kadın kurtuluş ideolojisi, kopuş teorisi, erkeği dönüştürme projesi temelinde ideolojik donanımını önderliğin öncülüğünde geliştiriyordu. Bu bağlamda klasik erkek saldırısına karşın en güçlü donanımı öncelikle ideolojik alanda sağlama yaklaşımı, başından itibaren vardı” dedi.
Öcalan’ın 8 Mart 1993 yılında özgür kadın hareketinin gündemine koyduğu kadın ordulaşması ile 1995 yılında bu ordulaşmanın ilk adımı olarak özgün bir birlik örgütlenmesine gidildi. Yekitiya Azadiya Jinên Kurdistan (YAJK) oluşturuldu. Ozan “YAJK örgütlülüğü o süreçte kadın özgürlük mücadelesinin temelini oluşturma gibi çok önemli bir misyona sahipti. Ancak YAJK toplumsal, ideolojik ve örgütsel alanlarda açığa çıkan ihtiyaçları karşılama anlamında bir ilk adımdı” vurgusunu yaptı.
Ozan, KKİ’nin 1998 yılında ilanından hemen sonra Öcalan’ın kadın partileşmesini gündemleştirdiğini belirtti. Partileşme tartışmalarının yeni başladığı bir dönemde uluslar arası komplo ile Öcalan’ın esaret altına alınmasına değinen Ozan devamında “uluslar arası komplo süreci genel hareketimizde olduğu gibi kadın hareketinin gelişim seyrinde de bir dönüm noktası oldu. Daha sonraki gelişimini önemli oranda etkiledi. O zamana kadar Önderliğin yakından ilgisi, sürekli düşünsel, ruhsal paylaşımları ve pozitif ayrımcı yaklaşımlarıyla gelişen kadın hareketi, ilk defa tek başına kaldı. Egemen erkek gerçekliği daha belirgin ve dayatıcı olarak açığa çıktı. Anlaşılacağı gibi bu gerçeklikle mücadele etmenin kapsamı ve derinliği de artıyordu. Burada amaçlarda netlik, mücadele stratejisinin tespiti önemliydi” dedi.
Pratik anlamda yaşanan tüm zorlanmalarına rağmen Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi, toplumsallaşma alanında önemli adımlar atılarak salt bir kadro hareketi olması giderek aşılmış, toplumsal alanla ilişkiler yoğunlaşmıştır. Özgürlük dağlarında akademik çalışmalar başlatılarak, kadın kurtuluş ideolojisi, kopuş teorisi yaşamsallaşarak somutta anlaşılır kılınmıştır. Yine Erkeği dönüştürme projesi pratik adımlarla geliştirilmiştir. Kürt kadın partileşmesi PJA olarak, çalışmalar kapsam ve derinlik kazanmıştır.
Kadın hareketi olarak PJA döneminde yürütülen çalışmaların yaşamın somutluğuna çok fazla inmeyen teorik çalışmalar olduğunu ifade eden Ozan “Bu anlamda toplumsal, ideolojik, meşru savunma alanlarının tek merkezden yönetilmesi değil, bu alanların kendi özgün örgütlenmelerine kavuşarak, uzmanlaşması ve daha yatay bir ilişki ile geniş bir örgütlenme ağına ulaşılması esas alındı. Önder APO’nun PAJK olarak adlandırdığı, ideolojik partileşme kararını 5. Kadın Kongremizde aldık. PAJK, kendi farkında olan, yaşamın anlam gücünü yaratan, toplumsal yaşamı yeniden düzenlemeye çalışan bu anlamda ‘başka bir yaşam biçimi de olabilir’i gerçekleştirmeye kendini adayan kadınların toplanacağı bir kadro partileşmesi olmaktadır. Bu misyon, Önder APO’nun tanrıçalık olarak ifade ettiği bir duruşu gerekli kılıyor” dedi.

Ana tanrıça kültürü ve tanrıçalık
Tanrıçalık; Kürdistan ve Ortadoğu’nun tarihsel değerlerinde özgür kadın etrafında şekillenen yaşam anlayışına sahip çıkarak, bu topraklarda yeniden özgür günlerin kurulabileceğinin iddiasını oluşturmayı esas olmaktadır. Bu anlamda tanrıçalaşma kavramı soyut da olsa, Ortadoğu topraklarındaki ilk toplumsal forma işaret etmesi itibariyle somut olana dayanma eğilimiyle kullanılan kavramlardır. Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan “bir halkı savunmak” eserinde, “tanrıça, kendi evrenselliğini bilince çıkaran, demokratik güç dengesinde yerine tam oturan, özgür ve eşitliği toplumsal ilişkilerinde yürüten kadın” biçiminde tanımlamaktadır. Yine doğal toplumda var olan ana- tanrıça yaşamı büyük bir emek ile yaratmaktadır. Doğal toplum karşılıksız harcanan emek ve paylaşıma dayalı bir ana tanrıça sistemidir. Sürekli iki kişilik düşünme eğilimi, giderek bir toplumu düşünmeye itmiştir. Yaşanan bu realite, giderek toplumsallaşmayla beraber yeni bir yaşamı doğurmuş ve ana- tanrıçayı neolitik devrimin doğurganı olma düzeyine ulaştırmıştır. Yine kendini doğadan ve toplumdan kopuk ele almayan kadın, güçlü duygusal zekasıyla doğanın ve toplumun bir parçası olarak kendini görmektedir.
PAJK, ideolojik bir parti olarak temel üretimini bu alanda gerçekleştirmektedir. Yani sadece belirlenen bir strateji çerçevesinde tartışmalar yürütme değil, kadın gerçekliğinin farkına vardıkça, ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda kapsam ve derinlik kazandırma olmaktadır. Değişkenliğe açık olacak, ihtiyaçlar ekseninde kendini örgütleyen bir oluşumdur.
Yine bir kadın özgürlük partisi olan PAJK Kürt kadınını tarihten günümüze ana tanrıça kültürünü güncele uyarlamada güçlü bir oluşumu ifade etmektedir. PAJK tarihten aldığı mirasla, özgürlük dağlarında aşk, özgürlük, sevgi ve güzelliği emekle yeniden yaratmaktadır. Özgürlük dağlarında, tanrıça erdemliği, melek saflığı ve Afrodit güzelliği birleştirildiği zeminde ana kadın kültürünün güncelliği somut olarak yaşandığı bir gerçekliktir.
PAJK, Kürdistan özgür kadın partisi olarak yüzyıllar öncesinden günümüze toprağa bağlılığı, doğa ile uyumuyla ortaya çıkan ekolojik bakış açısını harmanladığı Kürdistan topraklarında, ana tanrıça kültürünü somut yaşama uyarlamaktadır. Ve aynı kürt kadın mücadeleci bir duruşla kendinden emin, ne yaptığını bilen, tarih bilinci ile kendini donatan, toplumu sosyolojik açıdan inceleyip sonuçlar çıkaran bir kararlılığa sahiptir.

İdeolojisizliğe karşı PAJK
21.yy ideolojilerin gereksizliği ve dönemlerini aşması üzerinden adeta bir ideolojisizlik çağı olarak tanımlanarak insanlığa ideolojisizlik dayatıldığını ifade eden PAJK koordinasyon üyesi Eylem Deniz “Bunda önemli bir etken şu ana kadarki ideolojilerin tüm emek ve fedakârlıklara rağmen sonuç olarak insanlığa vaat ettikleri kurtuluşu getirmemesidir. Özellikle de reel sosyalizmin yıkılışıyla bu tümden böyle bir hal almıştır. Sınıfa, ulusa, dine, mezhebe dayalı hiçbir ideoloji sonuç olarak insanlığa ya da kendisinin peşinde koşanlara bekledikleri kurtuluşu getirememiştir. Ancak neden böyle olduğunun hiyerarşi, iktidar, devlet ve bunlara dayalı zihniyetle ilişkisi çözümlenmemiştir. Sorunun nedenleriyle, kaynaklarıyla değil sonuçlarıyla uğraşılmış ve sonuç olarak ideolojilerin gereksizliği ve anlamsızlığında karar kılınmıştır. Köleliğin, eşitsizliğin, sınıflaşma temelindeki ayrıcalıkların, sömürünün altındaki gerçek kadın inkarına dayalı ataerkil toplumsallık ve onun erkek egemenlikli zihniyetinde yatmaktadır. Bu gerçeği görmezlikten gelen, bilince çıkarmaya dayanmayan hiçbir ideolojinin insanlık adına hele de özgürlük, eşitlik, adalet adına gelişme yaratması düşünülemez. Yaratamamış olmalarını burada sorgulamak ve ataerkil ideolojilere yol açan kültürü, zihniyeti, inancı aşmak özgürlükçü ideolojilere giden yoldur. Başka bir yol olmadığını görmek, bilmek, kabul etmek, kurtuluş adına ana kadına dayalı özgürlük tanımına ve ideolojiye yöneldiğimiz noktadır. Ana kadına ve onun doğal toplum değerlerine dayalı olarak gelişen kadın kurtuluş ideolojimiz kadınlar başta olmak üzere bütün insanlığın adalet, eşitlik, özgürlük arayışlarına cevap olabilecek hakikat yolunun kendisidir” dedi.
Deniz, ataerkil uygarlığın kadın ve insan karşıtlığında en fazla derinleşen sistemin kapitalizm olduğuna vurgu yaparak şöyle devam etti. Deniz “Kadının sadece bedene indirgenerek para değeri üzerinden sınırsız mülk haline getirildiği yine kadının kendisine bile para karşılığı kullandırıldığı bir sistemdir kapitalizm. Özgürlük parayla ölçülmekte dolayısıyla para değeri en yüksek kadın kendini en özgür kadın gibi görmekte ve diğer bütün kadınlara da model olarak sunulmakta, arayışlar bu yöne kanalize edilmektedir. Bunun sonucunda anlık ve günlük olarak kölelik ve sömürü üreten kapitalist sisteme ve onun ataerkil uygarlığına hem de eşitlik adına dahil olunmakta ve sisteme ömür kazandırılmaktadır. Ataerkil sömürü, kapitalist sistem biçimiyle en vahşi, en derin kadın ve insan karşıtlığını hem de özgürlükler adına geliştirme düzeyine ulaşmıştır. Kalkındırma adı altında üçüncü dünya ülkelerine dayattığı politikaların tümü özünde kadın ve toplum karşıtlığı temelindeki sömürüyü içermektedir. Bu nedenle büyük bir manipülasyon olan ideolojiler dönemi bitti saldırılarına karşı kadın kurtuluş ideolojisini en güçlü inanç ve bilinç temelinde sahiplenme, geliştirme, mücadeleyi buna dayalı olarak geliştirme gerekliliği vardır. PAJK bu bilinç üzerinden iflas eden ataerkil bütün ideolojilere alternatif olarak kadın kurtuluş ideolojisini esas alır ve ideolojik mücadelesini buna oturtur. KKİ, ana kadın toplumuna ve onun tanrıça değerlerine dayanarak ataerkil uygarlığın eleştirisi ve reddi temelinde kendini geliştirmektedir. Demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigmasına dayanan KKİ, insanlığın kurtuluşunu kadın öncülüklü doğal topluma dönüşte tanımlamakta bunun için cinsiyetçi, tahakkümcü, iktidarcı, devletçi bütün anlayışlardan boşanmayı zorunlu görmektedir” diye ekledi.
Mevcut var olan partilerde üretilen ve geliştirilen ideolojiler işin doğası gereği cinsiyetçilik, hiyerarşi, iktidar, devlet ve tahakküm içerikli olduklarına değinen Deniz “dolayısıyla eşitlik- özgürlük idealarına denk yeni yaşam bu partilerde üretilememiştir. Çünkü partiler kendilerini amaçladıkları devlet olarak örgütlemişlerdir. Katı bir hiyerarşi ve bunun sonucu olan bürokratizm üretilen esas tarz olmuş, devrimsel başarılarda ise söz konusu parti yeni devlet olarak iktidar olmuştur. Bu partiler içinde kol ya da özerk olarak örgütlendirilmiş kadın özgün yapıları cinsiyetçiliği aşacak, özgürlüğü kadın kurtuluşu temelinde tanımlayacak bilince ve ideolojik-politik güce, etkinliğe ulaşamamıştır. Kol ya da özgünlüğü aşıp bağımsız örgütlenme yani daha iradeli, daha inisiyatifli olma arayış ve girişimleri de içinde şekillendikleri partilerin ataerkil sınırlarına çarpmış, tüm eşitlik-özgürlük şiarlarına, idealarına rağmen erkek egemenliğini aşmayı başaramamışlardır. Tüm bunlardan çıkarılan sonuçlar ve cinsiyetçilik, hiyerarşi, tahakküm, devlet, iktidar çözümlemelerinin açığa çıkardığı bilinç temelinde PAJK bağımsız örgütlenmiş, kendisini kadın öncülüklü özgürlük mücadelesinin program ve hedeflerine göre sisteme kavuşturmuştur. KKİ’ne dayalı kadın partisi kadın özgürlük mücadelesinin öncü, ideolojik merkezi, kadro partisidir. Bu anlamda kadın partileşmesi tarihin en anlamlı, en önemli gelişmesi olarak değerlendirilmelidir. Sadece kadının değil insanlığın kurtuluşu ana kadına dayalı doğal toplumdaysa bunu en güçlü temsil edecek ve geliştirecek kadın partileşmesi amaca ulaşmadaki öncü güçtür” dedi.

PAJK’ın mücadele merkezini Öcalan’ın özgürlüğü oluşturmakta
Deniz, PAJK’ın mücadele merkezine Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün alındığını, bu çerçevede en önemli komitenin Önderlik Komitesi olduğunu vurguladı. Deniz “hareketimiz Reber APO’nun özgürlüğünü mücadelesinin merkezine koymaktadır. Önderlikle yaşamı ve Önderliğe bağlılık temelinde yaşamayı kadın özgürlüğünün temeli görür buna göre mücadele etmektedir. Önderliğimizin özgürlüğüne dayanmayan her hangi bir arayışın ne halkımız adına ne de kadınlar adına çözüm getiremeyeceğine inanıyoruz. Önderliğin özgürlüğü merkezli çözüm arayışlarını ideolojik-siyasal mücadelesinin ilkeleri olarak kabul ediyoruz. Önderliğin sağlığının günlük takibi ve yine Önderlik fikirlerinin, felsefesinin, geçmiş çözümlemelerinin güncelleştirilmesi ve yayınlanması için PAJK merkezde Önderlik komitesi şeklinde örgütlemekteyiz” dedi.
PAJK İdeolojik üretimini ise bünyesinde yürüttüğü eğitim çalışmaları, basın-yayın, kültür-sanat örgütlenmeleriyle sağlanmaktadır. Bunun için bu alanlarda yaygın örgütlenmelere gidildiğini ifade eden Deniz “bu örgütlenmeler ile ideolojiyi yaymanın ve geliştirmenin temel mücadele araçları olarak değerlendiriyoruz. Partimiz ideolojik mücadeleyi her şeyden önce özgür yaşamı üretme ve özgür kişiliği, zihniyeti, anlayışı geliştirme olarak görmektedir. Bu temelde mücadelesinin esasını özgürlük çizgisinin yaşamsallaşması ve kişiliğe dönüşmesi yani özgür kadının dolayısıyla militan kadronun geliştirilmesi olarak tanımlıyoruz. Önderliğin felsefesini ve düşüncelerini topluma yaymak, kadın özgürlük tarihinin mirasını ve özgürlük çizgisinde ölümsüzleşen kadın kahramanların kişiliklerini, anılarını, yaşam ve mücadele anlayışlarını üzerinde yükseleceğimiz temel değerler olarak yeni nesillere ve insanlığa taşırmayı hedefliyoruz. Yine ana kadının tanrıça kültürünü ve toplum değerlerini güncelleştirmeyi, kadınların ve çağın yükselen değerleri haline getirmeyi bunun içinde özgür kimlik ve kişilikler olarak kadrolarda zihniyet ve davranışa dönüştürmeyi mücadelesinin merkezine koymaktayız” diye ekledi.
PAJK başta Önderlik komitesi olmak üzere eğitim, basın-yayın, kültür-sanat ve ihtiyaç olunan diğer alanlarda komiteleşmelere gitme temelinde mücadelesini kurumsallaştırmıştır. Özgür kadın akademisi olarak örgütlendirilen yapılanma eğitimlerinde dönemin öncü kadrolarını yetiştirme, alanlara eğitmenler hazırlama, komünal değerler temelinde özgür yaşamı geliştirme, alanlara dönemsel perspektifler oluşturma, kadın özgürlük hareketinin bütün alanlarının sorunlarının ortaklaştırılması temelinde ortak mücadele doğrultusunun belirlenmesi sağlamaktadır. Yine Basın-yayın ve kültür-sanat komitelerinde kadın özgürlük hareketinin bütün alanlarının basın-yayın ve kültür-sanat çalışmaları ortaklaştırılarak kadın özgürlük çizgisi temelinde özgür yaşam ve zihniyet üretiminde etkili araçlara dönüştürülmektedir.
Yine PAJK, KJB bileşenleri ve tüm mücadele alanlarında PAJK Komiteleri şeklinde örgütlenerek mücadelesini yaygınlaştırmaktadır. Bu Komiteler mücadele alanlarındaki parti çalışmalarından sorumlu olarak örgütlendirilmekte ve bu temelde işlevsel kılındığını ifade eden Deniz “Alanlardaki parti çalışmalarının ve misyonunun tamamı bu komitelerle hayata geçirilmektedir. Eğitim politikası, kadro politikası, cins mücadelesinde doğrultu ve süreklilik bu komiteler üzerinden yaşamsallaşmaktadır. Komiteler daha yerellere doğru gittikçe alt komiteler ve birimler şeklinde örgütlendirilmiştir. Parti merkez başta olmak üzere tüm komite ve birimler komün tarzı ilişkilenmeyi ve yaşamayı esas alır ve komünal değerler temelindeki yaşam anlayışının üretilmesini kadın özgürlük çizgisinin yaşamsallaşması ve partileşme olarak ele alıyoruz. KJB sistemi başta olmak üzere tüm kadın özgün örgütlenmelerinin kadının kendi toplumsallaşması olduğuna inanıyoruz. Buralarda özgür toplum zihniyetinin üretilip kültürleşmesi için yoğun mücadele içindedir. Aynı şekilde yaşamın her alanında kadına ait öz yaşam alanlarının oluşturulmasını ve kadınlar arası ortaklaşmacı, dayanışmacı, iradeli, cins sevgisi ve cins bilinçli kültürün kalıcılaşmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu amaçla kadın akademileri, kadın parkları, özgür kadın evleri, kadın kooperatif ve çiftlikleri, kadın birlikleri, kadın taburları ve eyaletleri ve giderek kadın şehirlerinin geliştirilmesini yeni toplumsallaşmamız olarak öngörmekteyiz” dedi.

Feminizme önemli bir katkı
1998 yılında cins mücadelesinde derinleşmeyi esas alan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan, kurtuluş ideolojisinin temel ilkelerini formüle etmiştir. Bu anlamda Kürdistan kadın özgürlük hareketi için kadın kurtuluş ideolojisi gibi tarihi bir perspektife sahiptir. Geliştirilen bu perspektifle kadın özgürlük hareketi yeni bir döneme taşınmıştır. 1998 yılı sonrasında Kürdistan ulusal demokratik mücadelesinin demokratik ekolojik cins özgürlükçü toplum paradigması temelinde yaşadığı değişim ve dönüşüm sürecinde, kadın özgürlük hareketi olarak da yeniden yapılanma sürecine girmiştir.
Öcalan’nın yeni paradigma olarak ifade ettiği 21.yy lın temel çelişkilerini çözümlemesi üzerine inşa edilmiştir. Ortaya çıkan yeni paradigma bu yeni bir zihniyet ve bakış açısı üzerinden örüldüğünü ifade eden Deniz “Ataerkil cinsiyetçi paradigmanın, kapitalizmin ve reel sosyalizmin yeni bir zihniyetle eleştirilmesi temelindeki yeni analizler çerçevesinde, Önderliğimiz yeni paradigmayı oluşturdu. Bu yeni paradigmaya göre devlet, iktidar, cinsiyet olguları yeniden çözümlenmiş ve tanımlanmıştır. Bu anlamda 1998 in 8 martında formüle edilen kadın kurtuluş ideolojisine de yeni ilkeler kazandırmıştır. Bu yeni zihinsel paradigma, içinden geçtiğimiz dönemi bir kaos aralığı olarak tanımlamış ve 21.yy lın en temel çelişkisi olarak cins çelişkisini koymuştur. 21.yy, bir kadın yüzyılı olarak tanımlanmıştır. Yeni paradigma, içinde bulunduğumuz kaos döneminden kadının özgürlük mücadelesinde başarıya ulaşmasının yol ve yöntemlerini de önererek, feminizme de yeni bir yaklaşım belirlemiştir” dedi.
Deniz, Öcalan’ın sözlerine vurgu yaparak “Feminizm yetersiz de olsa, kadınlık gerçeğini son çeyrek yüzyılda oldukça görünür kılmıştır. Feministlerin çabalarında birçok önemli öğe varsa da hala batı merkezli demokrasilerin ufkunu aşmaktan uzaktır. Temelinde kapitalizmin oluşturduğu yaşam biçimini değil aşma, tam kavramasını bile sağladığı söylenemez. Durum Lenin’in sosyalist devrim anlayışını çağrıştırıyor. Onca büyük çabaya rağmen ve kazanılan birçok mevzi savaşına karşın sonuç kapitalizme soldan en değerli katkıyı sunmaktan kurtulamamıştır. Feminizmin başına da benzer sonuçlar gelebilir. Güçlü örgütsel temelden yoksunluk, felsefesini tam geliştirememe, kadın militanlığına ilişkin zorluklar iddiasını zayıflatmaktadır. Fakat soruna dikkat çekmek açısından ciddi bir adım olarak değerlendirmek en doğrusudur” diyerek altını çizdi.
Feminizmin kendisini, salt erkek karşısında mevzilendirip erkeği biyolojik bir olgu olarak ret eden ve sadece kadının özgürlük sorununa endeksli formlarının başarısız kalma riski yüksek olduğuna değinen Deniz “ feminizmi sadece kadının erkekle eşit siyasal, sosyal haklara sahip olması biçiminde tanımlayan eşitlikçi formların da fazla gelecek vaad etmeyeceği açıktır. Çünkü kadın değişik ülkelerde siyasetin, askerliğin, sosyalitenin en üst düzeylerinde görev alma hakkına da sahiptir. Ancak kadının aldığı bu eşit haklardan yararlanabilmesi önemli bazı pratiklerin de ispatladığı gibi sadece erkeğe benzeşme gerçeğini açığa çıkarmıştır. Kadının hak elde etmesi kadar, kazandığı hakları ataerkil kültürel gerçekliği kadın lehine dönüştürmek ve toplumların kaybettiği etik ahlaksal vicdani ve kültürel değerleri yeniden açığa çıkarmak ve siyasal, toplumsal, ekolojik sorunların çözümüne yansıtmak da, feminizmin temel bir hedef olarak gündemine alması feminizme önemli açılımlar sağlatacaktır” diye ekledi.
Deniz, Feminizmin kadının özgürlük problemi kadar içinde bulunduğumuz çağın temel sorunlarına karşı da yeterince duyarlı ve tavırlı bir duruş sahibi olmamasının önemli bir eksiklik olduğunun vurgusunu yaptı. Bunlar giderilmediği takdirde, erkeğin akılcılık felsefesi ile yaşama hakim kılınan şiddet, iktidar, tahakküm ve hiyerarşi olguları kadına da aynı hakları tanıyıp kendi potasına alacak ve gücünü katlayacağını belirterek “ Erkek aklın veya analitik zekasının hakim olduğu ataerkil toplumsal cinsiyetçi zihniyetin dönüşümü, kadının duygusal zekasıyla dönüşüme uğratmadan elde edilecek haklar fazla anlam taşımayacaktır. Bunu öne sürerken kadının erkekle eşit haklar talebini yadsımıyoruz. Eşitlikçilik kuramı, ortaya çıktığı dönem itibariyle kadına birçok fırsat ve yeni ufuklar açmıştır. Kadının siyasal, sosyal açıdan durumunun, dünyanın bazı bölgelerinde iyileşmesine yol açmıştır. Fakat kazanımları ve ortaya çıkarılan eşitlik değerlerini, feminizmin gelişimi açısından bir aşama olarak ele almak ve bu aşamanın yeni aşamalara evrilmesi için çabalamak, özgürlüğe yakınlaştıran bir tutum olacaktır. Ki nitekim feminizmin bazı yeni formları, bu aşamanın ötesine geçen bir kuramın oluşum doğrultusuna işaret etmektedirler. Yeni ekolojik, kültürel, tahakküm karşıtı formlar oluşmaktadırlar. Feminizmin her bir formu ve yorumu aslında feminizmin eksik kalan bir yönünü tamamlar niteliktedir. Fakat hem eski, hem yeni oluşan formların bir araya gelip farklılıklarını ve duyarlılıklarını birer tamamlayıcılık anlayışıyla buluşturup ortak bir kurama gidememeleri feminizmin eksik kalan en önemli yanıdır” dedi.
Kürdistan kadın özgürlük hareketinin gelişim tarihi boyunca feminal değerler etrafında önemli bir mücadele düzeyini açığa çıkardığını ifade eden Deniz “ Mücadele tarihimiz feminizmin dışında değil, tersine önemli bir feminist deneyimdir. Bu deneyim dünya feminizm tarihine önemli bir katkı anlamını taşımaktadır. Ancak feminizmi, içinden geçtiğimiz yakın döneme kadar yeterince tanıyıp tanımlayamadığımız için kendimizi hep dışında ele aldık. Aslında tüm kuramsal ve pratik çabalarımız, klasik feminizm tanımlarını da aşan bir niteliktedir. Kadın özgürlük hareketimiz, feminizmin tüm kazanımları ve yetersizlikleriyle beraber, geldiği yeni aşamaya bir çıkış yaptırmak için katkı sunmaya hazır ve dönüştürme özelliği taşıyan bir dinamiktir” diye kaydetti.

Tanrıça- Afrodit – melekleşme
Kadın kurtuluş ideolojisi (KKİ) demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigması çerçevesinde kendini yeniden yapılandırırken ana kadın toplumunu ve dayandığı tanrıça kültürünü esas almaktadır. Bu anlamda Tanrıça, Afrodit, Melek olarak tanımlamaları ana kadın kimliğidir.
Tanrıça- Afrodit-Melek olgularını insanlık tarihinin başından günümüze kadarki süreçte kadının özgürlük eğiliminin, direnişinin, emeğinin, toplumsallığının, doğasının sentezleşmesi ve kavramsallaştırması olarak değerlendirdiklerinin altını çizen Deniz “Bu olguları bir zihniyet, kültür, ruh, kişilik, zeka olarak günümüzde PAJK’ta sentezleyip kimlik ve kişiliğe kavuşturma çabası içindeyiz. Günümüzde öz yapısına, doğasına, zihniyetine, duygusuna, algısına alabildiğince yabancılaştırılan, tarihin en derin asimilasyonuyla erkek karakterine büründürülen ve ataerkil sisteme entegre edilen kadın, gerçekte nasıldı, kimdi, neydi sorularının cevap arayışlarının bizi götürdüğü Tanrıça, Afrodit ve Melek durağıdır” dedi.
Deniz “Kadınlar olarak kendimizi bulmak için çıktığımız tarihin geriye gidiş yolculuğunda özgürlükte ısrar ve kadın doğasında kararlılık durakları olarak önce Melek, ardından Afroditle karşılaşıyor ve ondan sonra da Tanrıçaya ulaşıyoruz” diye ekledi.
Yine Kürdistan özgür kadın hareketi tanrıça, Afrodit ve Melek kavramlarının mitolojik anlamdan günümüze uyarlarken demokratik, ekolojik cinsiyet özgürlükçü toplum paradigmasıyla harmanlamaktadır. Bu çerçevede Melek; tek tanrılı dinler temelinde iyice kurumlaşan ataerkilliğin feodal form altında kadına karşı geliştirdiği ikinci cinsel kırılma (dinsel kırılma) döneminde kadınlık adına el değmemişliğin, saflığın, temizliğin sessiz, dilsiz, soyut ifadesi ama yine de kadınlık adına geriye bırakılmış yegâne değeridir. Afrodit; ana kadın sembolü tanrıçalar ile hiyerarşik toplumun temsilcisi rahip tanrılar arasında amansızca verilen iki bin yıllık kavgada toplumsallığına dayalı gücünü yavaş yavaş kaybeden kadının son kalesi, direniş mevzisi olarak adlandırılmaktadır. Yine hiyerarşik toplumun rahip tanrılar etrafında örgütlendirildiği ve ana kadın toplumuna karşı birinci cinsel kırılmaya(mitolojik kırılma) dönüştüğü geçiş döneminin direnen son kalesi Afrodit olgusunda tanımlanmaktadır. Tanrıça ise ana kadına dayalı toplumsallık ve onun sembolüdür. Neolitik köy devriminin ve doğal toplumun temsilcisi, öncüsü ana kadın olarak Tanrıçadır.
Bu günden bakıldığında uygarlık tarihinin birinci, ikinci cinsel kırılmalarından geçirilmiş, kapitalizmin insan doğasından uzaklaştıran ve eşyaya dönüştüren sisteminde öğütülmüş varlıklar olarak tanınmaz halde olduğunu vurgulayan Deniz “Gerçekte kimdik, hangi yeteneklere sahiptik, gücümüz neydi, nasıl bir zekaya, duyguya, zihne sahiptik, şimdiki hale nasıl getirildik, neden güçten düşürüldük, nasıl mülk haline getirildik, bu hallere gelmezden önce nasıldık sorularıyla kendimizi aradığımızda ulaştığımız duraklar Melek ve Afrodit iken en nihayetinde vardığımız son duraktır Tanrıça. İnsanlık tarihinin yüzde doksan sekizlik dönemine ve en önemlisi de Neolitik köy devrimine ve köye dayalı toplumsallığa öncülük yapmış ana Tanrıça kadındır” dedi.
Deniz “Kendimizi tarihte ararken karşılaştığımız ve doğamızı, hayallerimizi, duygularımızı ifade edenler olarak kendimizi onlarda bulduğumuz, gerçek biz olan ve bizdeki özgürlük eğilimini temsil eden bu olgularda kendimizi tanımladıkça doğamıza kavuşarak güçleneceğimize olan inançla Tanrıça, Afrodit, Melek olgularını güncelde somutlaştırıp gelecek perspektifi haline getirmekteyiz. Önderliğimiz kadın özgürlüğünü tarım devrimiyle büyük aşama kaydeden evcil ana kültüründen başlatmayı ideolojik bir tutum olarak benimsemektedir. Tanrıça, Afrodit, Melek üçlemesini mitolojik bir tasavvur olarak bu nedenle seçmektedir” vurgusunu yaptı.

Kadın değerlerine bağlılık
Günümüzün basit karı kız imajını yıkmadan kadının gerçek büyüklüğünü, saygınlığını ve güzelliğini yakalayamayacağına değinen Deniz “Basit karı kız imajını yıkma ve kendi gerçek tanımımıza kavuşma temelinde Tanrıçalık kimliği belirlenmiştir. Kadının gerçek kimliği tanrıça’da tanımlanan kimliktir. Uygarlık tarihinin birinci cinsel kırılma aşamasında bu kimliği en belirgin olarak Afrodit temsil etmiştir. İkinci kırılma aşamasında ise silikte olsa kadına ait saflığın, temizliğin temsili Melekte ifadelendirilmiştir. Kadın özgürlük hareketleri temelinde kadının gerçek kimliğine kavuşan, kadının öz doğasıyla kişilik edinen sayısız kadın çıkmıştır. Hepside Tanrıça’nın yolunda yürümüş ve bu yolda kadın özgürlüğüne öncülük yapmış, kadın değerlerine bağlılık temelinde direnmişlerdir. Olimpialar, Emmalar, Aleksandırlar, Rozalar, Beseler, Leylalar, Beritanlar, Zekiyeler, Gülbaharlar hep bu yolun yolcuları olarak Tanrıçanın izini sürmüş, Tanrıçalaşmışlardır” dedi.
Deniz “PAJK, özgür kadının kimliğini tanrıçalık olarak tanımlamakta, kadın kurtuluş ideolojisinin ilkelerini özellik edinmiş kişiliklerle ve bu temeldeki yaşam felsefesiyle tanrıça olarak özgür kadın kimliğine ulaşmayı esas almaktadır. Tanrıça, Afrodit, Melek kavramlarının ve bu kavramların dayandığı komünal değerlerin güncelleştirilmesini, günümüzün yükselen kadın değerleri haline getirilmesini bunun içinde PAJK’ın çekirdek kadrolarında güçlü temsil edilmesini, yaşam tarzına ve kişiliğe dönüştürülmesini esas almaktadır. PAJK’ta ısrar ve gelişmenin bizi Tanrıça erdemlerine, Melek saflığına ve Afrodit güzelliğine taşıracağına inanıyoruz ve bu temel olgular üzerinden parti kimliğimizi belirliyoruz” diye ekledi.

Kadının ideolojik öncü gücü
PAJK kendisini KJB sistemi içerisinde örgütlemektedir. Bu temelde PAJK KJB sözleşmesinde özgür kadın sisteminin öncü ideolojik partisi, kurmay örgütü olarak tanımlanmaktadır. PAJK, PKK ile birlikte KCK sisteminin oturtulması ve halklarımızın Demokratik Konfederalizm temelinde örgütlendirilmesinde kurmaylık rolü oynamaktadır.
Deniz “KJB ve KCK’nin bütün örgütleri ve komitelerinde kendini kadın özgürlük çizgisi, özgür yaşam ölçüleri, Önderlik çalışma ve mücadele tarzı temelinde örgütler, kadroların bu esaslar üzerinden öncülük yapmasını ve toplumsal dönüşümün bu esaslara dayalı olarak geliştirilmesini sağlar. Bunların geliştirilmesi ve denetimi için bağlayıcı-örgütsel mekanizmalar oluşturur. KJB sisteminin ideolojik merkezi, özgürlük çizgisi, kadro partisi olarak öncüdür. Esas mücadelesi sözleşmelerle tanımlanmış bu misyonlarını yerine getirme temelindedir. Bunun için ideolojik üretim, örgütsel denetim, manevi-moral donanım sağlar. Aynı şekilde özgürlük felsefesi temelinde yaşam üretir, kadın özgürlük mücadelesine öncülük yapacak kadrolar yetiştirir, mevcut kadroların özgürlük ilke ve zihniyeti temelinde yürümelerini sağlar, gelişimlerini denetler, ihtiyaçlarını eğitim, moral verme, ilgilenme ve amaçlara motive etme temelinde giderir. Özgürlük amaç ve ilkeleriyle uyuşmayan, ters düşen, zarar veren tutum ve pratiklerle hesap sorma temelinde ideolojik denetim ve yargılamayı sağlar” dedi.

Çevre ve kadın sorunlarına alternatif çözüm
Deniz, çevre ve kadın sorunlarına ilişkin parti olarak bu sorunları ele alışlarına halkların küresel demokrasi çağını ekolojik topluma dayandırdıklarını ifade ederek “günümüzün çevrebilim anlayışı kapsamında beş temel sorun olarak ele alınan nüfus artışı, gıda kaynaklarının yetersizliği ve dengesiz dağılımı, endüstrileşme, doğal kaynakların tükenişi ve kirlenme sorunları karşısında alternatif çözümler sunmayı esas alıyoruz. Nükleer ve biyolojik silahlanma için ayrılan bütçelerin kaldırılarak ekosistemin korunması için hazırlanan projeleri desteklemekteyiz. Toplumun doğal çevre ile bütünlüğünü bozan doğayı tahrip eden mimari yerine, doğal çevre ile uyumlu mimariyi benimsiyoruz. Yine Çevrenin ağaçlandırılmasını en verimli toplumsal üretim olarak teşvik ve uygulanmasına öncülük ediyoruz. Bunları yaparken doğa ile toplum arasındaki farklılıkları ve bağlılıkları gözeten ekolojik bilinci ile yaklaşıyoruz. Çünkü doğanın ve toplumun aklını doğru çözümleyebilmenin tükenmek bilmeyen bir çözüm gücüne ulaştıracağına inanıyoruz. Bunun duygusal zeka olan sezgiyle analitik zeka olan aklın optimal denge temelindeki ortaklığında gizli olduğunu düşünüyoruz” dedi.




 

Geri Dön
 

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır