|
“TOPYEKÜN SAVAŞA KARŞI TOPYEKÜN DİRENİŞ”-I-...
|
KJB koordinasyonu üyesi Ronahi Serhat 2011 yılını
değerlendirdi. 2011 yılının kıyasıya geçen bir mücadele
yılı olduğunu değerlendiren Serhat “Anayasal demokratik
çözüm Kürt ve Türk halkının eşsiz bir tarihi buluşmasına
yol açacaktı. Bu gelişmedi o zaman geriye kalan
varlığımızı korumak ve özgürlüğümüzü sağlamak için
soykırım saldırılarına karşı her yerde topyekün direnişi
en görkemli bir biçimde geliştirmektir” dedi.
1- 2011 yılı içerisinde Kürt Kadın Hareketi'nin dört
parça Kürdistan, Avrupa ve Rusya'daki gelişimini anlatır
mısınız? Kürt kadını nasıl bir örgütlenme düzeyine
ulaşmıştır? Örgütlenme konusunda 2011 yılı hedeflerinize
ulaştınız mı?
Başlangıç açısından yıla biçilen misyon ve gelişmelerin
tayin edici karakterini ortaya koymakta yarar var. Kürt
sorununun varlığını, Kürtlerin varlık olarak kabulünü
gerçekleştiren Kürt Özgürlük Hareketi Kürt sorununun
demokratik anayasal yolla çözümüne inandığı için AKP
iktidara geldiğinden bu yana hep sabırlı yaklaştı.
Hareket olarak 2011 yılı için Kürt sorununun çözüm yılı
perspektifiyle yaklaştık. Hem bölgesel koşullar hem
Türkiye’deki iç dengeler hem de dünyadaki gelişmeler
Kürt sorununun demokratik çözümü bakımından konjoktor
uygundu. 2011 yılının başından itibaren Tunus’la
başlayan, Mısır ve Ortadoğu’yu kapsayan sarsıcı
gelişmeler yeni bir durumdu. Statükocu ulus-devletlerin
ömrünü tamamladığı, halkların özgürlük yüklü talepleri
aynı zamanda bu potansiyelden istifade etmek isteyen ve
yeniden Ortadoğu’yu kendi emperyalist çıkarlarına göre
düzenlemek isteyen uluslar arası müdahil güçlerin yol
açtığı iç çatışmalar ve bölgesel savaşta Kürtlerin de
kendi yol haritalarını çizmeleri ve statü elde
etmelerinin zamanıydı. Türk devleti tarafından 1.5 yıl
el konulan daha sonra AİHM üzerinden alınan YOL
HARİTASI, hem Kürt sorununun çözümü hem de bölge
halklarının demokratikleşme taleplerinin yeni demokratik
siyasal bir rejimin tesisini öngörüyordu. Kürt halkı bu
YOL HARİTASI temelinde siyasetini belirledi. Bu şu
demek, Kürt sorununu yüzyıllardır süregeldiği gibi
bölgesel statükocu güçlerin ve uluslar arası kapitalist
modernite güçlerinin müdahale alanından çıkartıp Kürt
sorununun çözümünde Kürt halkının, Reber APO önderlikli
özgürlük Hareketinin dış müdahalelere yol vermeden her
dört parçada demokratik anayasa temelinde içte çözümünü
sağlamaktı. Bunun koşullarını Kürt halkı Türkiye’de,
Suriye’de, İran’da oluşturmuştur. Güney Kürdistan’daki
mevcut durum da önemli bir kazanım olarak Kürt sorununun
çözümünde bir katkı rolü oynaması mümkündür. Bunun için
Kürt halkı ulusal birlik temelinde ortak vazgeçilmez
ilkeler etrafında birleşip her parçada siyasal
demokratik mücadeleyi yükselterek anayasal statü
kazanmayı hedefledi. Bunun en uygun şartlarını kuzey
Kürdistan-Türkiye ile Güneybatı Kürdistan-Suriye
yaşamaktadır. Bunun için öncelikli olarak Önderliğimizin
özgürleştirilerek ve muhataplığında Kürt sorununun
demokratik çözümünü YOL HARİTASI ekseninde
gündemleştirmek esastı. Bu siyasi yaklaşımın devamı
olarak Önderliğimiz en küçük bir fırsatı çözüm yönünde
değerlendirmek istedi ve eşsiz bir fedakarlık, sabır,
direniş gösterdi.
Önder APO’nun devletle sürdürdüğü diyaloglar 2011 yılı
itibariyle müzakere aşamasına vardı. Devletin bilgisi
dahilinde hükümet adına yetkilendirilen heyetin
Önderliğimizle sürdürdüğü görüşmeler protokol aşamasına
geldi. AKP hükümeti 12 Haziran seçimlerinden sonra
kurulacak olan yeni hükümet yani devam eden AKP hükümeti
anayasal çözüm süreci için protokollere yaklaşımını
somutlaştıracak, ortak hareket planı çıkarılacaktı.
Tabiî ki iki yıldır demokratik açılım projesi üzerinden
ileri demokrasicilik oyunu oynayan AKP hükümetinin Kürt
sorununun çözümsüzlüğünü savunan politikalara başvurması
imkansızdı. Ancak tüm çevrelerin de merakla beklediği
açılım projesinin amacını ve kapsamını kimse bilemedi.
Bilemedi çünkü çözüm politikaları, aşamaları yoktu,
açılım adına gizlenmiş tasfiye ve yeni savaş konsepti
vardı. AKP hükümeti, Beşir Atalay koordinatörlüğünde
yürüttüğü ve polis akademisinde şekil kazanan projesinin
militarist polis-devleti inşa projesi olduğunu sonradan
öğrendi. Uzun süre kamuoyu bu açılım projesi adı altında
umutlandırıldı, heveslendi, Kürt sorununu AKP çözmek
istiyor, çözecek imajı her tarafta oluşturdu. Bir nevi
herkes AKP’nin gönüllü propagandacısı oldu. 12 Haziran
seçimlerini Kürdistan’da kaybeden AKP’nin Kürtler
nezdinde siyasi meşruluğu kalmadı. Üstelik Kürt halkı
demokratik toplum kongresi çatısı altında 21. Yüzyılda
statüsüzlüğü kabul etmeyeceğini ortaya koyarak
demokratik özerkliği ilan etti. Bu, Kürtlerin anayasaya
dinamik bir siyasi güç ve proje sahibi olarak
katılımlarının ifadesiydi. Bunun karşılığında Erdoğan
hükümeti, faşist, diktatör yüzünü en sert biçimde
saldırılarla ortaya koydu. Bu saldırılar öyle rastgele,
tepkiyle yöneltilmiş şiddet değildi. Nasıl ki 90’larla
kitleselleşen Kürt Hareketinin önünü almak, halkımızı
gerilladan kopartmak, denizi kurutma planını faili
meçhuller, köy yakmalar, boşaltmalar, ambargolar, OHAL
uygulamalarıyla yapmışlarsa bu kez de Kürt halkının
mücadeleyle kazandığı her değerine, mevzisine,
kazanımlarına en önemlisi de iradesine saldırı gelişti.
Birinci amaç Kürt halkının başarma umudunu kırmak
ikincisi bir daha örgütlenemeyecek düzeyde dağıtmak,
geriletmek, parçalamak ve korkuyu hakim kılmak üçüncüsü
Özgürlük saflarına katılımı engelleyerek mücadeleyi
marjinalleştirmek dördüncüsü Diplomatik kuşatma altında
tutarak yoğun baskı altına alıp teslimiyete zorlamak ve
beşinci amaç ise Gerillayı üstlendiği mevzilerde ya
söküp atma başaramayacaksa da harekat alanını daraltmak,
rolsüz bırakmak. Topyekün saldırı, tasfiye konsepti
uygulandı. Zaten 2011 yılında çok belirginleşen iki yol
vardı. Ya demokratik anayasal çözümün önü açılacaktı ki
bunun kapatılması halinde zaten devreye girecek olanın
şiddetle Kürt halkının direnişini kırmak ve hareketimizi
marjinalleştirmek ve kendi teslimiyet politikalarının
önünü açmaktı. Bu nedenle kıyasıya bir mücadele yılı
oldu. Kayıpları ve bedelleri de ağır oldu. Ancak Kürt
halkının da tüm toplumsal kesimleriyle birlikte sürecin
bilincinde olduğunu ve direnişle cevap verdiğini herkes
görmektedir. Hareket olarak da yılın başından itibaren
kendimizi her iki duruma göre hazırlamıştık. Anayasal
demokratik çözüm Kürt ve Türk halkının eşsiz bir tarihi
buluşmasına yol açacaktı. Bu gelişmedi o zaman geriye
kalan varlığımızı korumak ve özgürlüğümüzü sağlamak için
soykırım saldırılarına karşı her yerde topyekün direnişi
en görkemli bir biçimde geliştirmektir.
2- 2011 yılı içerisinde KJB bileşenlerinin kongre ve
konferansları oldu. PAJK kongresi, YJA-Star konferansı,
YJA ve KJB kurultayı oldu. Aynı zamanda parça
örgütlerindeki kadın örgütlenmelerinin benzer
çalışmaları oldu. Bu kongre ve konferansların kadın
örgütlenmesinde yarattığı düzey nedir? Bu
çalışmalarınızın sonuçları neler olmuştu?
2011 yılına Önderliğimizin özgürlüğüne kenetlenerek
ulusal direnişi başarıyla sonuçlandırma perpektifiyle
başladık. Bunu tüm mücadele alanlarında örgütlenmeye,
yeterli planlamaya, kadrosal öncülüğe, sosyal
yapılanmaya, ağlarını geliştirmeye dönük mücadelemizin
temel alanlarını kapsayan ayrı ayrı konferans ve
kongreleri yılın başından itibaren gerçekleştirdik. Bu
bizim için ciddi bir hazırlık demekti. Kışın yaptığımız
meşru savunma güçleri olarak yapılan YJA-Star
konferansında devrimci halk savaşı taktikleri ve bunda
kadın gerilla birliklerinin öncülük rolü ve katılım,
üstlenme, mevzilenme planlaması, düzenlemesi yapıldı.
Her şeyden önce şehit düşen yoldaşlarımızın anısına
doğru bağlılığın gereği olarak şehitler gerçeği
karşısında Önderlik çizgisinde özeleştirel yaklaşımla
tüm pratikler değerlendirildi. İddia, kararlılık zafer
sözüyle yenilendi. Askeri hazırlıklarımız anlamında
önemli bir hazırlıktı. Ardından kadın hareketinin
ideolojik öncü partisi PAJK 8. Kongresini geniş bir
katılımla yaptı. Kapitalist modernite güçlerinin
ideolojik saldırıları, kadın özgürlük mücadelesinde
geldiğimiz aşama, aydınlanma, entelektüel görevlerimiz
ve öncü militan duruşlarımızı ele aldık. Önderliğimizin
esaret koşullarına son verilmesi kadının özgürlüğünün
Önderliğin özgürlüğü olarak bir kez daha sözleşmemizi
yineledik. Toplumdaki kadınların karşı karşıya olduğu
ideolojik kuşatma, siyasi saldırı, baskılar, sosyal
sorunlar, erkek egemenlikli sistemin cinsiyetçi
politikaları, kadına yöneltilmiş şiddet, düşürücü,
yozlaştırıcı politikalar, gelenekten kaynaklı gerilikler
vb birçok konuyu özgür kadın birlikleri- Yekitiya Jine
Azad konfrensında bilinçlenme-örgütlenme-harekete geçme
kapmasında netleştirdik. Kadının çatı örgütü olan KJB
kurultayını gerçekleştirerek kadının meşru savunma,
ideolojik mücadele, toplumsal örgütlenme düzeyini ortaya
çıkan gelişmeleri ve mevcut yetersizlikleri özeleştirel-eleştirel
değerlendirerek kapsamlı yıllık bir planlamaya
kavuşturduk. Burada önemli bir hususta tüm kadınların
kapitalist modernite güçlerine, ulus-devletin yok edici
şiddetine karşı kadınların mücadele birliği, ittifak
politikaları, dayanışma düzeyi ele alındı. Kuşkusuz yıl
boyunca yıllık planlama kapsamında yoğun bir mücadele ve
emek verildi. Örgütlenen, bilinçlenen kadınlar her yerde
önemli çalışmalar yürüttü. KADIN KIRIMINA HAYIR!
Kampanyası toplumsal cinsiyetçi kültüre iradi bir
siyasi-ideolojik tavırdı. Kapitalizmin kendisi,
ulus-devletin kendisi tecavüz kültürünü yaygınlaştıran,
özgürlük karşıtı, kadın karşıtı bir saldırı sistemidir.
Bu vahşi sisteme karşı her yerde kadın demokratik
örgütlenmelerini geliştirmeli, sistem dışı
eğitim-bilinçlenme kurumlaşmalarına gitmeli, savunmasını
erkeğin ve öldürücü zihniyete sahip erkek zihniyetinin,
onun kurumsallaşmış cismi olan devletin insafına
bırakmadan öz savunma tedbirlerini almalıdır.
Yoksullaşmaya, işsizliğe karşı ve aynı zamanda
değersizleştirilen kadın emeğinin hak ettiği değere
kavuşması, alternatif ekonomik üretim modellerinin
faaliyete geçmesi, kadın düşüncesinin, iradesinin,
dilinin siyasete yön vermesi, toplumsal sorunların
çözümünde özne olarak varlığını ortaya koyması için
siyasi mücadele araçlarını çoğaltmalıdır.
Kürdistan’ın dört parçasında ve yurt dışında Kürt kadın
Hareketi, yıl boyunca kadının toplumsal rolünün
gereklerini yerine getirmesi için engelleyici tüm
saldırılara karşı eylem hattını genişletmeye çalıştı.
Kuşkusuz istenildiği gibi hedefe ulaşmadı. Ancak önemli
olan şu; kadın mücadelesi geliştikçe, güçlendikçe bir o
kadar da devletin polisiye, siyasal, hukuki, sosyal,
ekonomik, kültürel alanda şiddeti yükseldi ve buna karşı
Kürt kadınları başta olmak üzere kadınlar geri adım
atmadı.
3-Bu yıl içerisinde 'KCK' adı altında yapılan
operasyonlarda kadınlar da yoğun bir şekilde tutuklandı.
Bu operasyonları aynı zamanda kadın örgütlülüğüne dönük
bir saldırı olarak değerlendiriyor musunuz? Bunun kadın
mücadelesine etkisini değerlendirir misiniz?
Faşist AKP hükümeti, tasfiye konseptini kararlaştırmış
planlanmış bir biçimde hayata geçirdi. Bunun için
toplumsal mücadelede öncülük rolü olan dinamik, örgütlü
kesime yöneldi. Özellikle Türkiye’de Kürt Kadın
Hareketi, toplumsallaşmış önemli politik bir güçtür.
Aynı zamanda hem geleneksel toplumu hem devleti değişime
zorlayan nitelikte devrimci, dinamik bir güçtür. Kürt
Kadın Hareketi 70 yaşının üstündeki analardan tutalım,
genç kızları, ev kadınlarını, emekçileri, işçileri,
işsizleri, öğrencileri, çeşitli meslek sahiplerini
kısacası toplumun her kesimini kapsamaktadır. Bu
devrimci demokratik güç geriletilmeden Kürt halkının
toplumsal mücadelesi geriletilemeyeceği bilindiğinden
kadın hareketine dönük sistematik bir terör uygulandı.
Sayıları binlere varan siyasetçi, sendikacı, avukat,
öğrenci, kadın aktivisti, dernek, meclis çalışanı, üyesi
yani örgütlü her kadını hedeflediler. Bununla alanı
boşaltarak kendi politikalarına yol aldırmak istediler.
Kadın özgürlüğünü türbana indirgeyen bunun üzerinden
neredeyse toplumu iki kampa bölen AKP hükümeti temel
haklar ve özgürlük konusunda yani örgütlenme, düşünce
ifade etme ve eylem hakkına, siyaset yapma hakkına KCK
adı altında saldırdı. Bilinçlenen kadından, Kürt kadının
özgür iradesinden korktuğu için kadını polis şiddetiyle,
hukuk terörüyle susturarak, kendine göre ehlileştirmeyi
amaçladı. Ancak kadınlar susmayacağız diyerek alanlarda
özgürlük yürüyüşlerini sürdürdüler.
Kadın Hareketi daha fazla toplumsal güç olarak özellikle
bu baskıcı ve şiddet yüklü ortamda etkinliğini daha
örgütlü kılarak mücadelesini süreklileştirmelidir. Bu
zulüm ancak başkaldırıyla sonlanabilir. Hayatımıza,
geleceğimize, onurumuza, kimliğimize, dilimize, mücadele
kazanımlarımıza yöneltilmiş sistemli faşist
saldırılardan güçlü hesap sormanın zamanıdır. Kadını
nesneleştiren, karılaştıran, üzerinde her türlü
hoyratlığı, çirkefliği reva gören, sahte namus
anlayışıyla erkeğin vahşet kafesine ölünceye kadar
haspseden, zamanı geldiğinde bir sebeple öldüren,
ölümleri, katliamları, kadın vahşetini, cinayetini
meşrulaştıran, normalleştiren, özel savaş politikası
olarak fuhuşu, tecavüzü yaygınlaştıran devletten kopma,
boşanma zamanıdır. Devletin özel ve genel mülkü haline
gelen kadınlar gerçek anlamda ideolojik, siyasi, sosyal
boşanmayı gerçekleştirmediği sürece özgür olamayacaktır.
Erkeğin esiri, devletin esiri ve kurbanlık koyun gibi
fiziki-siyasi ölümünü bekler durumdan çıkmak için
kadınların radikal bir red hareketine ihtiyaç vardır.
Kadınların kadınlardan başkasına ihtiyacı yoktur.
Özgürlük mücadelesinin başarısı için kendisine
yetebilecek güçtedir.
4- 2011 yılı boyunca yürütülen Kadın Kırımına Hayır
kampanyasının başarı düzeyini değerlendirir misiniz? Bu
kampanya nasıl bir kapsama alanına ulaştı? Yarattığı
etkileri ne oldu?
Şimdi Kadın Kırımına Hayır! Kampanyasına karşı erkek
aklı 3 çocuk projesi politikasıyla çıktı. Her gün
işlenen cinayetlerle Türkiye korku filmlerini
aratmayacak vahim durumları sıradan olaylar olarak
yaşarken kadını sadece soy sürdürme makinesi olarak
gören Erdoğan yıl boyunca 3 çocuk projesini
gündemleştirdi. Sözde cinayetleri durdurmak için
harekete geçen aile ve sosyal politikalar bakanı Fatma
Şahin, mecliste 3 çocuk projesine teorik kılıflar
bulmaya çalışması utanç vericiydi. Erkek aklıyla kadın
sorununa çözüm bulunmasını beklemek olsa olsa bakanın
hayal mahsulüdür. Bu ülkede doğanların yaşama sorunu
var, insanca doğuştan getirdiği haklar temelinde yaşam
sorunu var. Her gün sokakta, evde, iş yerinde, dağda,
mitingde, cezaevlerinde kadınlar, insanlar, gençler
ölmektedir. Bunu durdurmak için harekete geçmek yerine
üç çocuk için harekete geçmek bilinçli bir saptırmadır.
Bu zihniyetten elbette çözüm beklemek kadınlar için
kendini aldatmak olacaktır. O nedenle doğrusu kadınların
mitinglerde attığı şu sloganı pek anlayamıyorum.
Devletten güvence, koruma isteyen talepler kendi
celladından yardım istemeye benzer. Bir N.Ç davası,
İzmir’deki Karabağlar Karakolunda kadının yaşadığı polis
şiddeti, korucuların, özel timlerin, askerleri,
bürokratların Kürdistan’da kadına yönelik tecavüz
olaylarının hangisini devlet cezalandırdı. Kadın sorunu
ne Türkiye’de ne de diğer bölge devletlerinde
demokratikleşmenin merkezine alınmadı. Çokça
demokratikleşmeden söz eden egemen güçler, yeni
iktidarcı yapıların el değiştirmesini savunmaktalar.
Halklara ve topluma karşı büyük bir yalan ve aldatma
politikalarıyla kadının, halkların özgürlük isyanı
kapitalist çıkarlar uğruna siyasi materyal olarak
kullanılmaktadır. Erkek egemen hegamonik iktidarla
zihniyet ve kurumsal olarak mücadele etmek gerekir. İşte
yıl boyunca sürdürülen kampanya bu ideolojik hegamonik
kalıpları bilince çıkarma anlamında önemli eğitsel
faaliyetlerle birlikte, eylemler sürdürüldü.
Demokratikleşmede samimi olan kesimler erkeklikten
istifa dövizleri taşıyarak kadınların gerçekleştirdiği
eylemlere katıldılar. Özellikle kadın kurtuluş
ideolojisi ekseninde bir bilinçlenme yaşayan kesimlerde
önemli bir değişim düzeyi açığa çıkmıştır. 2004’te Kadın
ve Aile Bakanlığı olarak düzenlenen kurum bu yıl aile ve
sosyal politikalar bakanlığı olarak yeniden
düzenlenmiştir. Kadını aile sınırları içinde tanımlayan,
nesnelleştiren bu cinsiyetçi zihniyetle kadınların daha
fazla başta ideolojik mücadelelerini yükselterek
toplumsal örgütlenme ve politikalarını oluşturmaları
gerekmektedir. Bu kampanya hem Kürt toplumunda, hem
devletçi toplumda önemli sorgulamalar sağlatmıştır.
Kadınların ortak mücadele hattını güçlendirmiştir. Erkek
gerçeğini ve biçimlendirdiği iktidarcı geleneği,
kültürünü sorgulatmıştır. Kadın mücadelesi veren tüm
kadın örgütlerinin ortak sesle yürümelerini sağlamış,
hiçbir kadının yalnız olmadığı, her şeyden önce yaşama
kast eden düzenin değişmesi için kadınların mücadeleye
cesaret etmeleri gerektiği inancını, güvenini
geliştirmiştir. Mevcut yasal düzenin kendisi kadın
yaşamını ve haklarını güvence altına almadığı gibi
aleyhinedir. Yasalar cinsiyetçidir, taraflıdır,
dışlayıcıdır. Bu nedenle kadınlar kendi özgür-demokratik
toplumsal yasalarını yapmaları için güçlü irade ortaya
koymaları gerekmektedir. 2011 yılı kadın açısından
devletin siyasal şiddetine, geleneksel toplumun sosyal
şiddetine, askeri ve hukuki şiddetine en fazla maruz
kalınan bir yıl oldu. Kadın katliamında, cinayetlerinde
artış, sosyal ağların parçalanması, ahlaki çöküntünün
yarattığı kaos toplumu çöküş noktasına getirmiştir.