|
“TOPYEKÜN SAVAŞA KARŞI TOPYEKÜN DİRENİŞ”-I-...
|
KJB koordinasyonu üyesi Ronahi Serhat 2011 yılını
değerlendirdi. 2011 yılının kıyasıya geçen bir mücadele
yılı olduğunu değerlendiren Serhat “Anayasal demokratik
çözüm Kürt ve Türk halkının eşsiz bir tarihi buluşmasına
yol açacaktı. Bu gelişmedi o zaman geriye kalan
varlığımızı korumak ve özgürlüğümüzü sağlamak için
soykırım saldırılarına karşı her yerde topyekün direnişi
en görkemli bir biçimde geliştirmektir” dedi.
1- 2011 yılı içerisinde Kürt Kadın Hareketi'nin dört
parça Kürdistan, Avrupa ve Rusya'daki gelişimini anlatır
mısınız? Kürt kadını nasıl bir örgütlenme düzeyine
ulaşmıştır? Örgütlenme konusunda 2011 yılı hedeflerinize
ulaştınız mı?
Başlangıç açısından yıla biçilen misyon ve gelişmelerin
tayin edici karakterini ortaya koymakta yarar var. Kürt
sorununun varlığını, Kürtlerin varlık olarak kabulünü
gerçekleştiren Kürt Özgürlük Hareketi Kürt sorununun
demokratik anayasal yolla çözümüne inandığı için AKP
iktidara geldiğinden bu yana hep sabırlı yaklaştı.
Hareket olarak 2011 yılı için Kürt sorununun çözüm yılı
perspektifiyle yaklaştık. Hem bölgesel koşullar hem
Türkiye’deki iç dengeler hem de dünyadaki gelişmeler
Kürt sorununun demokratik çözümü bakımından konjoktor
uygundu. 2011 yılının başından itibaren Tunus’la
başlayan, Mısır ve Ortadoğu’yu kapsayan sarsıcı
gelişmeler yeni bir durumdu. Statükocu ulus-devletlerin
ömrünü tamamladığı, halkların özgürlük yüklü talepleri
aynı zamanda bu potansiyelden istifade etmek isteyen ve
yeniden Ortadoğu’yu kendi emperyalist çıkarlarına göre
düzenlemek isteyen uluslar arası müdahil güçlerin yol
açtığı iç çatışmalar ve bölgesel savaşta Kürtlerin de
kendi yol haritalarını çizmeleri ve statü elde
etmelerinin zamanıydı. Türk devleti tarafından 1.5 yıl
el konulan daha sonra AİHM üzerinden alınan YOL
HARİTASI, hem Kürt sorununun çözümü hem de bölge
halklarının demokratikleşme taleplerinin yeni demokratik
siyasal bir rejimin tesisini öngörüyordu. Kürt halkı bu
YOL HARİTASI temelinde siyasetini belirledi. Bu şu
demek, Kürt sorununu yüzyıllardır süregeldiği gibi
bölgesel statükocu güçlerin ve uluslar arası kapitalist
modernite güçlerinin müdahale alanından çıkartıp Kürt
sorununun çözümünde Kürt halkının, Reber APO önderlikli
özgürlük Hareketinin dış müdahalelere yol vermeden her
dört parçada demokratik anayasa temelinde içte çözümünü
sağlamaktı. Bunun koşullarını Kürt halkı Türkiye’de,
Suriye’de, İran’da oluşturmuştur. Güney Kürdistan’daki
mevcut durum da önemli bir kazanım olarak Kürt sorununun
çözümünde bir katkı rolü oynaması mümkündür. Bunun için
Kürt halkı ulusal birlik temelinde ortak vazgeçilmez
ilkeler etrafında birleşip her parçada siyasal
demokratik mücadeleyi yükselterek anayasal statü
kazanmayı hedefledi. Bunun en uygun şartlarını kuzey
Kürdistan-Türkiye ile Güneybatı Kürdistan-Suriye
yaşamaktadır. Bunun için öncelikli olarak Önderliğimizin
özgürleştirilerek ve muhataplığında Kürt sorununun
demokratik çözümünü YOL HARİTASI ekseninde
gündemleştirmek esastı. Bu siyasi yaklaşımın devamı
olarak Önderliğimiz en küçük bir fırsatı çözüm yönünde
değerlendirmek istedi ve eşsiz bir fedakarlık, sabır,
direniş gösterdi.
Önder APO’nun devletle sürdürdüğü diyaloglar 2011 yılı
itibariyle müzakere aşamasına vardı. Devletin bilgisi
dahilinde hükümet adına yetkilendirilen heyetin
Önderliğimizle sürdürdüğü görüşmeler protokol aşamasına
geldi. AKP hükümeti 12 Haziran seçimlerinden sonra
kurulacak olan yeni hükümet yani devam eden AKP hükümeti
anayasal çözüm süreci için protokollere yaklaşımını
somutlaştıracak, ortak hareket planı çıkarılacaktı.
Tabiî ki iki yıldır demokratik açılım projesi üzerinden
ileri demokrasicilik oyunu oynayan AKP hükümetinin Kürt
sorununun çözümsüzlüğünü savunan politikalara başvurması
imkansızdı. Ancak tüm çevrelerin de merakla beklediği
açılım projesinin amacını ve kapsamını kimse bilemedi.
Bilemedi çünkü çözüm politikaları, aşamaları yoktu,
açılım adına gizlenmiş tasfiye ve yeni savaş konsepti
vardı. AKP hükümeti, Beşir Atalay koordinatörlüğünde
yürüttüğü ve polis akademisinde şekil kazanan projesinin
militarist polis-devleti inşa projesi olduğunu sonradan
öğrendi. Uzun süre kamuoyu bu açılım projesi adı altında
umutlandırıldı, heveslendi, Kürt sorununu AKP çözmek
istiyor, çözecek imajı her tarafta oluşturdu. Bir nevi
herkes AKP’nin gönüllü propagandacısı oldu. 12 Haziran
seçimlerini Kürdistan’da kaybeden AKP’nin Kürtler
nezdinde siyasi meşruluğu kalmadı. Üstelik Kürt halkı
demokratik toplum kongresi çatısı altında 21. Yüzyılda
statüsüzlüğü kabul etmeyeceğini ortaya koyarak
demokratik özerkliği ilan etti. Bu, Kürtlerin anayasaya
dinamik bir siyasi güç ve proje sahibi olarak
katılımlarının ifadesiydi. Bunun karşılığında Erdoğan
hükümeti, faşist, diktatör yüzünü en sert biçimde
saldırılarla ortaya koydu. Bu saldırılar öyle rastgele,
tepkiyle yöneltilmiş şiddet değildi. Nasıl ki 90’larla
kitleselleşen Kürt Hareketinin önünü almak, halkımızı
gerilladan kopartmak, denizi kurutma planını faili
meçhuller, köy yakmalar, boşaltmalar, ambargolar, OHAL
uygulamalarıyla yapmışlarsa bu kez de Kürt halkının
mücadeleyle kazandığı her değerine, mevzisine,
kazanımlarına en önemlisi de iradesine saldırı gelişti.
Birinci amaç Kürt halkının başarma umudunu kırmak
ikincisi bir daha örgütlenemeyecek düzeyde dağıtmak,
geriletmek, parçalamak ve korkuyu hakim kılmak üçüncüsü
Özgürlük saflarına katılımı engelleyerek mücadeleyi
marjinalleştirmek dördüncüsü Diplomatik kuşatma altında
tutarak yoğun baskı altına alıp teslimiyete zorlamak ve
beşinci amaç ise Gerillayı üstlendiği mevzilerde ya
söküp atma başaramayacaksa da harekat alanını daraltmak,
rolsüz bırakmak. Topyekün saldırı, tasfiye konsepti
uygulandı. Zaten 2011 yılında çok belirginleşen iki yol
vardı. Ya demokratik anayasal çözümün önü açılacaktı ki
bunun kapatılması halinde zaten devreye girecek olanın
şiddetle Kürt halkının direnişini kırmak ve hareketimizi
marjinalleştirmek ve kendi teslimiyet politikalarının
önünü açmaktı. Bu nedenle kıyasıya bir mücadele yılı
oldu. Kayıpları ve bedelleri de ağır oldu. Ancak Kürt
halkının da tüm toplumsal kesimleriyle birlikte sürecin
bilincinde olduğunu ve direnişle cevap verdiğini herkes
görmektedir. Hareket olarak da yılın başından itibaren
kendimizi her iki duruma göre hazırlamıştık. Anayasal
demokratik çözüm Kürt ve Türk halkının eşsiz bir tarihi
buluşmasına yol açacaktı. Bu gelişmedi o zaman geriye
kalan varlığımızı korumak ve özgürlüğümüzü sağlamak için
soykırım saldırılarına karşı her yerde topyekün direnişi
en görkemli bir biçimde geliştirmektir.
2- 2011 yılı içerisinde KJB bileşenlerinin kongre ve
konferansları oldu. PAJK kongresi, YJA-Star konferansı,
YJA ve KJB kurultayı oldu. Aynı zamanda parça
örgütlerindeki kadın örgütlenmelerinin benzer
çalışmaları oldu. Bu kongre ve konferansların kadın
örgütlenmesinde yarattığı düzey nedir? Bu
çalışmalarınızın sonuçları neler olmuştu?
2011 yılına Önderliğimizin özgürlüğüne kenetlenerek
ulusal direnişi başarıyla sonuçlandırma perpektifiyle
başladık. Bunu tüm mücadele alanlarında örgütlenmeye,
yeterli planlamaya, kadrosal öncülüğe, sosyal
yapılanmaya, ağlarını geliştirmeye dönük mücadelemizin
temel alanlarını kapsayan ayrı ayrı konferans ve
kongreleri yılın başından itibaren gerçekleştirdik. Bu
bizim için ciddi bir hazırlık demekti. Kışın yaptığımız
meşru savunma güçleri olarak yapılan YJA-Star
konferansında devrimci halk savaşı taktikleri ve bunda
kadın gerilla birliklerinin öncülük rolü ve katılım,
üstlenme, mevzilenme planlaması, düzenlemesi yapıldı.
Her şeyden önce şehit düşen yoldaşlarımızın anısına
doğru bağlılığın gereği olarak şehitler gerçeği
karşısında Önderlik çizgisinde özeleştirel yaklaşımla
tüm pratikler değerlendirildi. İddia, kararlılık zafer
sözüyle yenilendi. Askeri hazırlıklarımız anlamında
önemli bir hazırlıktı. Ardından kadın hareketinin
ideolojik öncü partisi PAJK 8. Kongresini geniş bir
katılımla yaptı. Kapitalist modernite güçlerinin
ideolojik saldırıları, kadın özgürlük mücadelesinde
geldiğimiz aşama, aydınlanma, entelektüel görevlerimiz
ve öncü militan duruşlarımızı ele aldık. Önderliğimizin
esaret koşullarına son verilmesi kadının özgürlüğünün
Önderliğin özgürlüğü olarak bir kez daha sözleşmemizi
yineledik. Toplumdaki kadınların karşı karşıya olduğu
ideolojik kuşatma, siyasi saldırı, baskılar, sosyal
sorunlar, erkek egemenlikli sistemin cinsiyetçi
politikaları, kadına yöneltilmiş şiddet, düşürücü,
yozlaştırıcı politikalar, gelenekten kaynaklı gerilikler
vb birçok konuyu özgür kadın birlikleri- Yekitiya Jine
Azad konfrensında bilinçlenme-örgütlenme-harekete geçme
kapmasında netleştirdik. Kadının çatı örgütü olan KJB
kurultayını gerçekleştirerek kadının meşru savunma,
ideolojik mücadele, toplumsal örgütlenme düzeyini ortaya
çıkan gelişmeleri ve mevcut yetersizlikleri özeleştirel-eleştirel
değerlendirerek kapsamlı yıllık bir planlamaya
kavuşturduk. Burada önemli bir hususta tüm kadınların
kapitalist modernite güçlerine, ulus-devletin yok edici
şiddetine karşı kadınların mücadele birliği, ittifak
politikaları, dayanışma düzeyi ele alındı. Kuşkusuz yıl
boyunca yıllık planlama kapsamında yoğun bir mücadele ve
emek verildi. Örgütlenen, bilinçlenen kadınlar her yerde
önemli çalışmalar yürüttü. KADIN KIRIMINA HAYIR!
Kampanyası toplumsal cinsiyetçi kültüre iradi bir
siyasi-ideolojik tavırdı. Kapitalizmin kendisi,
ulus-devletin kendisi tecavüz kültürünü yaygınlaştıran,
özgürlük karşıtı, kadın karşıtı bir saldırı sistemidir.
Bu vahşi sisteme karşı her yerde kadın demokratik
örgütlenmelerini geliştirmeli, sistem dışı
eğitim-bilinçlenme kurumlaşmalarına gitmeli, savunmasını
erkeğin ve öldürücü zihniyete sahip erkek zihniyetinin,
onun kurumsallaşmış cismi olan devletin insafına
bırakmadan öz savunma tedbirlerini almalıdır.
Yoksullaşmaya, işsizliğe karşı ve aynı zamanda
değersizleştirilen kadın emeğinin hak ettiği değere
kavuşması, alternatif ekonomik üretim modellerinin
faaliyete geçmesi, kadın düşüncesinin, iradesinin,
dilinin siyasete yön vermesi, toplumsal sorunların
çözümünde özne olarak varlığını ortaya koyması için
siyasi mücadele araçlarını çoğaltmalıdır.
Kürdistan’ın dört parçasında ve yurt dışında Kürt kadın
Hareketi, yıl boyunca kadının toplumsal rolünün
gereklerini yerine getirmesi için engelleyici tüm
saldırılara karşı eylem hattını genişletmeye çalıştı.
Kuşkusuz istenildiği gibi hedefe ulaşmadı. Ancak önemli
olan şu; kadın mücadelesi geliştikçe, güçlendikçe bir o
kadar da devletin polisiye, siyasal, hukuki, sosyal,
ekonomik, kültürel alanda şiddeti yükseldi ve buna karşı
Kürt kadınları başta olmak üzere kadınlar geri adım
atmadı.
3-Bu yıl içerisinde 'KCK' adı altında yapılan
operasyonlarda kadınlar da yoğun bir şekilde tutuklandı.
Bu operasyonları aynı zamanda kadın örgütlülüğüne dönük
bir saldırı olarak değerlendiriyor musunuz? Bunun kadın
mücadelesine etkisini değerlendirir misiniz?
Faşist AKP hükümeti, tasfiye konseptini kararlaştırmış
planlanmış bir biçimde hayata geçirdi. Bunun için
toplumsal mücadelede öncülük rolü olan dinamik, örgütlü
kesime yöneldi. Özellikle Türkiye’de Kürt Kadın
Hareketi, toplumsallaşmış önemli politik bir güçtür.
Aynı zamanda hem geleneksel toplumu hem devleti değişime
zorlayan nitelikte devrimci, dinamik bir güçtür. Kürt
Kadın Hareketi 70 yaşının üstündeki analardan tutalım,
genç kızları, ev kadınlarını, emekçileri, işçileri,
işsizleri, öğrencileri, çeşitli meslek sahiplerini
kısacası toplumun her kesimini kapsamaktadır. Bu
devrimci demokratik güç geriletilmeden Kürt halkının
toplumsal mücadelesi geriletilemeyeceği bilindiğinden
kadın hareketine dönük sistematik bir terör uygulandı.
Sayıları binlere varan siyasetçi, sendikacı, avukat,
öğrenci, kadın aktivisti, dernek, meclis çalışanı, üyesi
yani örgütlü her kadını hedeflediler. Bununla alanı
boşaltarak kendi politikalarına yol aldırmak istediler.
Kadın özgürlüğünü türbana indirgeyen bunun üzerinden
neredeyse toplumu iki kampa bölen AKP hükümeti temel
haklar ve özgürlük konusunda yani örgütlenme, düşünce
ifade etme ve eylem hakkına, siyaset yapma hakkına KCK
adı altında saldırdı. Bilinçlenen kadından, Kürt kadının
özgür iradesinden korktuğu için kadını polis şiddetiyle,
hukuk terörüyle susturarak, kendine göre ehlileştirmeyi
amaçladı. Ancak kadınlar susmayacağız diyerek alanlarda
özgürlük yürüyüşlerini sürdürdüler.
Kadın Hareketi daha fazla toplumsal güç olarak özellikle
bu baskıcı ve şiddet yüklü ortamda etkinliğini daha
örgütlü kılarak mücadelesini süreklileştirmelidir. Bu
zulüm ancak başkaldırıyla sonlanabilir. Hayatımıza,
geleceğimize, onurumuza, kimliğimize, dilimize, mücadele
kazanımlarımıza yöneltilmiş sistemli faşist
saldırılardan güçlü hesap sormanın zamanıdır. Kadını
nesneleştiren, karılaştıran, üzerinde her türlü
hoyratlığı, çirkefliği reva gören, sahte namus
anlayışıyla erkeğin vahşet kafesine ölünceye kadar
haspseden, zamanı geldiğinde bir sebeple öldüren,
ölümleri, katliamları, kadın vahşetini, cinayetini
meşrulaştıran, normalleştiren, özel savaş politikası
olarak fuhuşu, tecavüzü yaygınlaştıran devletten kopma,
boşanma zamanıdır. Devletin özel ve genel mülkü haline
gelen kadınlar gerçek anlamda ideolojik, siyasi, sosyal
boşanmayı gerçekleştirmediği sürece özgür olamayacaktır.
Erkeğin esiri, devletin esiri ve kurbanlık koyun gibi
fiziki-siyasi ölümünü bekler durumdan çıkmak için
kadınların radikal bir red hareketine ihtiyaç vardır.
Kadınların kadınlardan başkasına ihtiyacı yoktur.
Özgürlük mücadelesinin başarısı için kendisine
yetebilecek güçtedir.
4- 2011 yılı boyunca yürütülen Kadın Kırımına Hayır
kampanyasının başarı düzeyini değerlendirir misiniz? Bu
kampanya nasıl bir kapsama alanına ulaştı? Yarattığı
etkileri ne oldu?
Şimdi Kadın Kırımına Hayır! Kampanyasına karşı erkek
aklı 3 çocuk projesi politikasıyla çıktı. Her gün
işlenen cinayetlerle Türkiye korku filmlerini
aratmayacak vahim durumları sıradan olaylar olarak
yaşarken kadını sadece soy sürdürme makinesi olarak
gören Erdoğan yıl boyunca 3 çocuk projesini
gündemleştirdi. Sözde cinayetleri durdurmak için
harekete geçen aile ve sosyal politikalar bakanı Fatma
Şahin, mecliste 3 çocuk projesine teorik kılıflar
bulmaya çalışması utanç vericiydi. Erkek aklıyla kadın
sorununa çözüm bulunmasını beklemek olsa olsa bakanın
hayal mahsulüdür. Bu ülkede doğanların yaşama sorunu
var, insanca doğuştan getirdiği haklar temelinde yaşam
sorunu var. Her gün sokakta, evde, iş yerinde, dağda,
mitingde, cezaevlerinde kadınlar, insanlar, gençler
ölmektedir. Bunu durdurmak için harekete geçmek yerine
üç çocuk için harekete geçmek bilinçli bir saptırmadır.
Bu zihniyetten elbette çözüm beklemek kadınlar için
kendini aldatmak olacaktır. O nedenle doğrusu kadınların
mitinglerde attığı şu sloganı pek anlayamıyorum.
Devletten güvence, koruma isteyen talepler kendi
celladından yardım istemeye benzer. Bir N.Ç davası,
İzmir’deki Karabağlar Karakolunda kadının yaşadığı polis
şiddeti, korucuların, özel timlerin, askerleri,
bürokratların Kürdistan’da kadına yönelik tecavüz
olaylarının hangisini devlet cezalandırdı. Kadın sorunu
ne Türkiye’de ne de diğer bölge devletlerinde
demokratikleşmenin merkezine alınmadı. Çokça
demokratikleşmeden söz eden egemen güçler, yeni
iktidarcı yapıların el değiştirmesini savunmaktalar.
Halklara ve topluma karşı büyük bir yalan ve aldatma
politikalarıyla kadının, halkların özgürlük isyanı
kapitalist çıkarlar uğruna siyasi materyal olarak
kullanılmaktadır. Erkek egemen hegamonik iktidarla
zihniyet ve kurumsal olarak mücadele etmek gerekir. İşte
yıl boyunca sürdürülen kampanya bu ideolojik hegamonik
kalıpları bilince çıkarma anlamında önemli eğitsel
faaliyetlerle birlikte, eylemler sürdürüldü.
Demokratikleşmede samimi olan kesimler erkeklikten
istifa dövizleri taşıyarak kadınların gerçekleştirdiği
eylemlere katıldılar. Özellikle kadın kurtuluş
ideolojisi ekseninde bir bilinçlenme yaşayan kesimlerde
önemli bir değişim düzeyi açığa çıkmıştır. 2004’te Kadın
ve Aile Bakanlığı olarak düzenlenen kurum bu yıl aile ve
sosyal politikalar bakanlığı olarak yeniden
düzenlenmiştir. Kadını aile sınırları içinde tanımlayan,
nesnelleştiren bu cinsiyetçi zihniyetle kadınların daha
fazla başta ideolojik mücadelelerini yükselterek
toplumsal örgütlenme ve politikalarını oluşturmaları
gerekmektedir. Bu kampanya hem Kürt toplumunda, hem
devletçi toplumda önemli sorgulamalar sağlatmıştır.
Kadınların ortak mücadele hattını güçlendirmiştir. Erkek
gerçeğini ve biçimlendirdiği iktidarcı geleneği,
kültürünü sorgulatmıştır. Kadın mücadelesi veren tüm
kadın örgütlerinin ortak sesle yürümelerini sağlamış,
hiçbir kadının yalnız olmadığı, her şeyden önce yaşama
kast eden düzenin değişmesi için kadınların mücadeleye
cesaret etmeleri gerektiği inancını, güvenini
geliştirmiştir. Mevcut yasal düzenin kendisi kadın
yaşamını ve haklarını güvence altına almadığı gibi
aleyhinedir. Yasalar cinsiyetçidir, taraflıdır,
dışlayıcıdır. Bu nedenle kadınlar kendi özgür-demokratik
toplumsal yasalarını yapmaları için güçlü irade ortaya
koymaları gerekmektedir. 2011 yılı kadın açısından
devletin siyasal şiddetine, geleneksel toplumun sosyal
şiddetine, askeri ve hukuki şiddetine en fazla maruz
kalınan bir yıl oldu. Kadın katliamında, cinayetlerinde
artış, sosyal ağların parçalanması, ahlaki çöküntünün
yarattığı kaos toplumu çöküş noktasına getirmiştir.
“Topyekün savaşa karşı topyekün direniş”-II-
5- 2011 yılı için AKP hükümetinin kadına yönelik
politikasını değerlendirir misiniz? Buna bağlı olarak
yıl içerisinde Gülen cemaatinin kadını kullanarak
geliştirdiği karşı saldırı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Özellikle özel savaş politikaları kapsamında
Önderliğimizin kadın özgürlük projesine saldırı
geliştirildi. Özgür kadınla yaşamın estetik
kazanacağını, toplumun demokratikleşmesinin ve
özgürleşmesinin ancak kadınla mümkün olabileceğini
savunan bunun için yaşamını ortaya koyan Önderliğimiz,
Fetullah Gülen’in yandaş medya organları ve kirli
kalemleri tarafından bu yıl da hedef haline getirildi.
Çirkef, düzmece yalanlar yer yer basında kara propaganda
olarak yer aldı. Örneğin Amed eyaletinde yer altı
sığınağında jeneratör gazından zehirlenerek şehit düşen
kadın arkadaşlarımız, Türk basını tarafından ‘iç infaz’
olarak verildi. Bunun yanı sıra kadın gerillaların infaz
edildiği yönündeki çeşitli yalan haberler masa başı
hazırlandı, özgürlük hareketindeki biz kadınların baskı
gördüğüne dair iftiralar yer aldı. Bir taraftan da kadın
gerilla birliklerinin imhasına dönük askeri
operasyonlar, kimyasal silahlar kullanıldı ve örgütlü
kadını hedefleyen siyasi soykırım operasyonları
yürütüldü ki hala devam ediyor. Kadın ve gençliğe dönük
düşürücü, ajanlaştırıcı, fuhuşu yaygınlaştırmaya dönük
sistemli bir saldırı Kürdistan’da ve Türkiye
metropollerinde yoğunca geliştirildi. Devlet
denetimindeki ve sorumluluğundaki Parasız Yatılı Bölge
okullarında Kürt kızları vali, emniyet müdürleri, okul
müdürü, öğretmeni ve askeri yetkililer tarafından
tecavüz edildi, fuhuşa zorlandı. Kamuoyunun yakından
bildiği N.Ç davası sadece bunlardan biridir. Kürt kadını
şahsında Kürt toplumunun düşürülmesi amaçlandı.
Kadınlara yönelik beceri ve meslek kazandırma adı
altında açılan kurslarla sosyal ajan ağları örgütlenmeye
çalışıldı. Yoksulluk bir tehdit politikası olarak kadına
karşı hep kullanıldı.
Diktatör, faşist AKP hükümeti, kadınla savaş halindedir.
Kürt kadının ulaştığı değişim düzeyinden, politik
bilincinden, iradeleşmesinden, siyasal değişim gücü
olmasından korkmaktadır. Ve bu yüzden zehirli diliyle
şehit analarına, barış analarına, kadın vekillere,
siyasi temsilcilere, kadın belediye başkanlarına, meclis
üyelerine saldırmaktadır. Gerilla cenazelerine sahip
çıkan kendi evlatlarına sahip çıkan Kürt analarını,
kadınlarını taş kalplilikle suçlayacak kadar kadın
değerlerine, yüreğine pervasızca saldırmıştır. Siyaset
malzemesi olarak yeri geldiğinde anaların göz yaşının
dinmesinden söz ederken, inkar, imha ve asimilasyon
politikalarını sürdürmek için ‘kadında olsa çocuk da
olsa vurun’ emrini de açıktan veren Erdoğan örneği
kadınlar için devletin, iktidarın zihniyetini anlamaya
yeterli bir veridir. En fazla AKP döneminde kadınlar
sokak ortasında infaz edilmiştir, siyasal gösterilerde
linç edilmişlerdir, hayatını kaybetmiştir. Hatta seçim
sonuçlarını kutlamak için sokağa çıkan kadınlar, analar
en sert biçimde darp edilmişlerdir. Cesur kadın
gazeteciler hedef haline getirilmiştir. Yani bu sisteme
baş kaldıran, AKP diktatörlüğünü eleştiren, örgütlenen,
eyleme geçen, susmayan, geri adım atmayan tüm cesur,
yürekli, iradeli, onurlu kadınlar ve örgütlenmeleri
hedeflenmiştir. Bu saldırılar topyekün savaş kapsamında
yürütülmektedir.
6- 2011'da kadın, Kürt sorununun barışçıl çözümü için
bulunduğu katkıları ve çabasını anlatır mısınız?
2011 yılında da Kürt kadınları kadın özgürlük
mücadelesini yükselterek Önder APO’nun özgürlüğü ve Kürt
sorununun çözüm amacıyla mücadele yılına başladı. Mevcut
gelinen aşamada AKP, Önderliğimize tecrit uygulamasını
başlatarak Kürt sorununa çözüm yaklaşımını izaha muhtaç
olmaksızın tasfiye olduğunu ortaya koymuştur.
Önderliksiz, PKK’siz hatta BDP’siz çözüm arayışında yol
almak istemektedir. Bunun için gerilla hareketini
tasfiye-imha etme, toplumsal hareketi ve direncini lağv
etme, dağıtma, Önderliğimizi yalnızlaştırarak Kürt
sorununda tek söz sahibi olmak istemektedir. Askeri ve
siyasi terörün aralıksız sürdürülmesiyle kendisince
sonuç almaya çalışmaktadır. Bu gelişmeleri yılın
başından itibaren ve bölgesel gelişmeleri bunun Kürt
sorunu etkileme düzeyi çeşitli toplantılarımızda sürekli
değerlendirdik. Kadın Hareketi olarak Kürt sorununun
barışçıl çözümü için her zaman tarihsel ve toplumsal
sorumluluğumuz gereği olarak öncülük rolümüzü yerine
getireceğiz. Onurlu bir barışın da ancak görkemli,
onurlu bir direnişle gerçekleşeceği aşikardır. Kadın
Hareketi olarak örgütlü olduğumuz her yerde kadının
muazzam toplumsal değişim gücünü daha yetkin açığa
çıkarmak, barışı güçlü savunmak için özgürlük alanlarını
tutmanın zamanı gelmiştir.
7-Kürt kadını ulusal birliğin geliştirilmesi yönünde
hangi adımları attı? Bu adımların ortaya çıkardığı
sonuçlar nelerdir? Ulusal birliğin geliştirilmesi
konusunda kadınlar neler yapmalıdır?
Kürt kadınlarının aslında genelde kadınların birlik
sorunu olduğunu düşünmüyorum. Bunu söylerken hayalci
değilim. Ancak birliğe gelmeyen tüm politikalar,
tutumlar kadın zihniyetiyle değil, erkek aklıyla
yaklaşıldığında kadınların bir araya gelmesi, birliği,
ortak dili ve yüreği yakalamasında problemler
çıkabilmektedir. Bu cins bilinciyle alakalı bir
durumdur. Çeşitli siyasi kimlikler altında özgürlük
mücadelesi veren kadınların bu bilince sahip olduğunu
düşünüyorum. Kürt kadınları ulusal birliğin
sağlanmasında ve pekişmesinde önemli ciddi bir adım
atarak öncülük yapmıştır. Amed’de yapılan ulusal birlik
konferansı bunu açığa çıkarmıştır. Bu konferansta önemli
bir planlama ve bir dizi çalışma belirlendi. Ancak şunu
eleştiri ve özeleştiri olarak belirtmek mümkün, bu
konferansın takibi, pratikleştirilmesi güçlü yapılamadı.
Oysa sorun kadınların sadece birlik olma sorunu
değildir, Ortadoğu gibi kaynayan bir merkezde Kürt
kadınları olarak en fazla Kürt halkının geleceğini, biz
kadınları ilgilendiren gelişmelere ortak iradi
yönlendirici pozisyonda olunabilirdi. Partilerin,
örgütlerin sınırlarını aşarak Kürt kadın örgütlerinin,
Kürdistan kadınları adına rollerinin gereklerini yerine
getireceğine inanıyorum. Şunu da görmek mümkün ve
oldukça sevindirici bir gelişme. Artık dört parçadaki
Kürt kadınları hem kadın sorunu üzerinden ortaklaşmakta
hem Kürt halkına ve mücadele değerlerine, kazanımlarına
yöneltilmiş bir tehdide, saldırıya karşı ortak refleks
gösterebilmektedir. Ulusal değerleri sahiplenme, koruma,
yaşatmada da ciddi bir duyarlılık gelişmiştir. İkinci
planlanan ulusal kadın konferansının en kısa sürede
gerçekleşeceğini düşünüyorum. Bu konferansın da ulusal
birlik çalışmalarına ivme kazandıracağına inanıyorum.
Türk devletinin Önderliğimize dönük tecrit politikasını,
savaş, yıkım politikalarını protesto amaçlı yine Van
depreminde halkın yaralarını sarma amaçlı Güney
Kürdistan başta olmak üzere Güneybatı Kürdistanlı ve
yurtdışında yaşayan kadınlar eş zamanlı harekete geçerek
eylemler düzenlemiştir, tavır ortaya koymuş ve organize
olmuştur.
8- Bu yıl boyunca Türk ordu güçlerine karşı, yaz
aylarıyla beraber İran devletine karşı çok yoğun bir
savaş süreci yaşandı. Savaşta kadın gerillalar nasıl bir
mücadele yürüttü?
Özgürlük gerillaları olarak meşru savunma çizgisini
derinliğine uygulamak, taktik başarısını
gerçekleştirmek, Önderliğimizi, halkımızı, kadınları ve
tüm özgürlük değerlerimizi savunmak ve özgürleştirmek en
başta gelen görevlerimizdir. Bu nedenle hangi ülkeden ve
nereden yöneltilmiş ciddi bir tehdit, saldırı varsa bunu
boşa çıkarmak, fedai tarzda cevap olmak, zaferi esas
almak bizim için yaşamsal, ilkesel bir duruştur. Bu
amaçla gerillanın üstlendiği tüm alanlarda (Amanoslar
hariç) kadın gerillalar üstlenmiştir. Yaz sürecinde de
İran devletinin saldırılarını kırmak, askeri gücünü
ezmek, ilerlemesini önlemek için kadın yoldaşlarımız en
ön cephede yer almışlardır. Casusan ve Kotaman
direnişinin kadın kahramanları Evindar, Berfin ve Nucan
yoldaşlarımızı saygıyla anıyorum. Yine Serdeşt’te fedai
ruhla hedefine yönelen Sarya Muş yoldaşımızı şehit
Agit’le birlikte bir kez daha anıyorum. Kadın
gerillaların savaş tecrübesi edinme sorunu yoktur. Bu
konuda 1984 silahlı mücadeleden bu yana oluşmuş bir
birikimimiz vardır. Şehit Beritan yoldaşın komutasında
ve çizgisinde kadın ordulaşmasına gidilmiştir. Zeynep
Kınacı-Zilan çizgisinde fedaice pratikleşmiştir. Her
dönemin kendi gereklerine göre taktik yaratıcılık,
komuta tarzında zafer ihtiyacı vardır. Böyle bir sürecin
içindeyiz. Gerilla olarak verdiğimiz kayıplardan da
kendimizi birinci derecede sorumlu görmekteyiz.
Biliyoruz ki verdiğimiz kayıplar düşmanın teknik
üstünlüğünden ve savaş kabiliyetinden değil bizim
ihmalkar yaklaşımlarımız buna zemin sunmuştur. Düşmana
yersiz kayıp vermeyen, başarıyı esas alan bir tarzın
yakalanması bizim için esastır.
9- KJB'nin başlattığı Ulusal Direniş Hamlesi, yeni yılda
nasıl gelişecek? (dört parça Kürdistan, Avrupa vb.
alanlarda nasıl yürütülecek) Hamlede kadınlara düşen rol
nedir?
Hamlenin anlamını ve amacını ortaya koymak için bir kez
daha yürürlükte olan siyasete değinmek gerekir. AKP,
inkarcı, asimilasyonist, faşist Türk devlet geleneğini
değiştirme umudunu ve böylelikle Kürt sorununun çözümüne
ilişkin söylemler geliştirdi. Ancak esas amacı iktidar
çıkarları olduğundan PKK’yi marjinalize etmeyi, imhayla
darbe vurmayı amaçlayarak teslim almaya çalıştı. Yargı
ve orduda, devletin tüm kurumlarına kadrosal olarak
yerleşti. Fetullah Gülen projesi beyaz Türk faşizmi
olarak bu kez din istismarı üzerinden halk hedeflendi.
Askeri vesayeti kaldırdı denilen AKP, gerçekte
militarist-polis devleti inşa etti. Polisin yetki
alanlarını genişletti. Yargı AKP’nin emrinde bir kuruma
dönüştü. Bu nedenle AKP tasfiye konseptine uygun verilen
her talimat KCK adı altında anında gözaltı ve
tutuklamalar gelişti ki hala sürüyor. AKP, Kürt
sorununun muhataplarını ortadan kaldırarak tek söz
sahibi olmak istiyor. Bu nedenle hatta bilinen klasik
böl-parçala-yönet politikasından bir kez daha medet
umdu. İşbirlikçi Kürt kesimlerini PKK’ye, özgürlük
mücadelesine karşıtlık üzerinden yüreklendirmeye
çalıştı. Sözde Kürt aydınlarına bildiri hazırlattı.
Şimdi de Kürt halkının kültüründe doğan yerleri olan
dini şahsiyetleri kirli amaçları için yerel meleler
projesi olarak kullanmak istemektedir. Kürt halkını
içten bölmek ve kendi silahıyla vurmak istemektedir.
90’lar döneminde yurtsever olan dindarlar, kanaat
önderleri, şahsiyetler, aydınlar, siyasetçiler,
işadamları vurulurken, faili devlet olan cinayetlere
kurban giderken şimdi AKP’den olmayanlar siyasi tasfiye
edilmekte. Herkese KCK yapılanması içinde oldukları
iftirası atılarak suçlu ilan edilmekte. Kürt sorununda
ya AKP çizgisi ya CHP çizgisine hapsedilmek
istenmektedir. Özünde ikisi de redçi, inkarcı ve
asimilasyonisttir. Ancak yöntem ve politik söylemlerinde
fark vardır. Kürtler AKP-CHP çizgisine sıkıştırılmak
istenmektedir. AKP, tasfiye etmek için PKK’yle görüşmeyi
savunurken CHP-MHP buna bile karşı çıkmakta. Biri kökten
retçi diğeri biraz daha işi kılıfına uydurmaya
çalışmakta.
‘Kürtler açısından yeni hegemonya; üzerinde önemle
durulmayı gerektirmektedir. Bir yandan Kürt kırımında
büyük rol oynamış mesafe katetmiş Beyaz Türk bürokratik
ve tekelci (ikisi hep iç içe oldu) iktidar ve sermayeye
karşı bu konuda (Kürt sorununda) yüklenirken, diğer
yandan kendi hegemonyasını en az kuruluş aşamasındaki
yöntemler de dahil daha gelişken yöntemlerle öncekini
aratmayacak biçimde yürütmektedir. Bu konuda da esas
gücünü dış sermaye ve ideolojik aygıtlardan (Tink-Tank
kuruluşları) alırken, ordunun desteğini sağlamak için de
İslamı kullanma ustalığını pazarlamaktadır. Tüm
meşruiyetini yitiren Beyaz Türk faşist argümanlar yerine
meşrulaştırıcı ideoloji olarak din kardeşliğini ve
tarihsel beraberliği (özde değil demogojik tarzda)
kullanmaktadır. Irkçı milliyetçiliğin ve inkârcı
ulusalcılığın iflası, orduyu ve diğer bürokratik bazı
kurumları, islamın kullanılmasıyla ancak Kürtlerin hepsi
olmasa da önemli bir bölümünün kontrol altında
tutulabileceği konusunda ikna etmeye çalışmaktadır.
Özcesi Kürtler, üzerindeki geleneksel din etkisi Yeşil
Sermayenin hegemonik hesaplarında önemli yer
tutmaktadır. Bu konuda geleneksel tarikatlarla yeni
açılan, daha çok açılacak olan kuran kursları, imam
hatip liseleri ve diğer benzer ideolojik aygıtlar
devreye sokulmaktadır. Nakşilik ve Kadirilik başta olmak
üzere üst kesimi tarihte olduğu gibi hep iktidardan
geçinen, son dönemde bizzat holdingleşen tarikat
önderlikleri önemli koz olarak kullanılmaktadır.
Bazıları vurucu güç (Hizbullah kanatları) rolünü
oynamaktadır. Yeşil sermaye hegemonyası dinin istismar
aracı olarak kullanılmasında büyük çıkar ummaktadır.
İkinci önemli istismar ayağı yapay bir Kürt burjuvazisi
oluşturmaktır. Geleneksel feodal işbirlikçilik yerine
modern Kürt burjuva işbirlikçiliği geliştirilmektedir.’
Kürt halkının 3. Yolunu temsil etmektedir. Demokratik
özgürlükçüdür. Mutlaka Önderliğimizin özgürlüğünde Kürt
halkına demokratik özerklik statüsünü kazanmaktır.
Anayasal çözüm sürecini tıkatan, çözümün önünde engel
olan, savaşı soykırım düzeyinde yürüten AKP’nin
tehlikeli politikaları Kürt halkı için varlığını koruma
ve özgürlüğünü sağlama mücadelesini zorunlu kılmaktadır.
Bu bizim için topyekün savaşa karşı topkeyün direniştir.
Önderliğimizin sağlık, güvenlik, özgürlük şartları
yerine getirilmeyip tersine ağırlaştırılmış tecrittin
sürdürülmesi Kürt sorununda benimsenen politikayı ortaya
koymaktadır. 40 yıldır bedel ödeyerek, şehit vererek,
halkımızın direnişiyle kazandığımız tüm özgürlük
değerlerimizi savunmak ve özgür olmak için başka bir yol
kalmadığından ulusal direniş hamlesini başlattık. Burada
hedeflenen sadece PKK ve yurtsever kitle değil, dört
parçadaki Kürtlerin tarihi kaderi gündemdedir. Tüm
Kürtlerin statüsüz kalması ve sömürgeci politikaların
sürmesi için Kürt sorununun şiddetle bastırılması
karşılığında ABD’nin her türlü uşaklığını yapmaktadır.
Sorun sadece Türkiye’nin iç gündemiyle alakalı değildir.
21. Yüzyılda da Kürtlerin statü kazanmasını
engellemektir. Bu nedenle ‘Önderliğimizi
özgürleştirelim, soykırımı durduralım’ şiarıyla sonuç
alıncaya kadar bir mücadele ve direniş hamlesini
başlattık.
10- Kadın hareketi olarak yeni yıl için hedefleriniz
nelerdir? Yeni yıla dönük projelerinizi nelerdir?
Uluslararası Kadın Kurultayı için yeni yılda öngörülen
neler var?
Kadın Hareketi olarak en önemli ve temel gündemimiz
Önderliğimizin güvenliği, sağlığı ve özgürlüğüdür.
Önderliğimizin yaşamı bizim yaşamımızdır ve yaklaşım
savaş-barış gerekçemizdir. İmralı ölümcül sisteminin
parçalanması için mücadeleyi geniş, zengin taktiklerle
yükselteceğiz, yaygınlaştıracağız. Kürt kadınları Önder
APO’nun fedaisidir. Şimdi fedailik zamanıdır. Zaten
Önderliğimizin koşullarının değişmesi demek Kürt
sorununda yaklaşımın değişmesi olarak pratikleşecektir.
Kürt sorununu, Önderlik ve PKK’den ayırmak beyhude bir
çabadır. Yeni bir dünya mümkündür şiarıyla yola çıkan
Wall Street işgalcilerinin eylemlerini, Ortadoğu’da canı
pahasına değişim isteyen, insanca yaşam hakkı isteyen
tüm kadınların mücadelelerini selamlıyoruz. Kadınlar
için eşitlik-özgürlük-demokrasi yüklü ahlakla yücelmiş
bir toplumsal yaşam mümkündür. Kapitalist modernite
sistemiyle en güçlü hesaplaşma dönemidir. Ortak paydalar
altında tüm kadınları kapitalizme, faşizme,
cinsiyetçiliğe, eşitsizliğe, erkek egemenliğine sömürüye
karşı her yerde mücadele bayrağını yükselteme çağırıyor
ve biz Kürt kadın hareketi olarak her zaman her yerde en
güçlü kadın buluşmasına hazırız ve bunun küresel bir
kadın eylemine dönüşmesi için görev ve
sorumluluklarımızı yerine getireceğimizi belirtiyorum.