|
KÜRT HALKININ VE KADININ ÖZGÜRLÜĞÜ, ÖNDERLİĞİMİZİN
ÖZGÜRLÜĞÜNDEN GEÇMEKTEDİR...
|
Elif Ronahi arkadaş KJB’nin ilan etmiş olduğu
‘önderliğimizi özgürleştirelim, soykırıma son verelim’
hamlesine ilişkin görüşlerini bizimle paylaştı.
“Önderliği özgürleştirelim kırıma son verelim”
hamlesiyle kadın hareketi olarak önünüze ne gibi
hedefler koydunuz?
Elif Ronahi:
Önderliğimizin bulunduğu tecrit koşullarına yönelik
kadın hareketi olarak yeni bir hamle başlattık. Bizi bu
hamleye götüren önemli nedenler var. Hamlemiz ‘önderliği
özgürleştirelim kırıma son verelim’ şiarıyla
başlatılmıştır. Geride bıraktığımız yılı kampanya ve
çeşitli eylemlerle sonlandırdık. Ama kadın hareketi
olarak yeni yıla büyük bir hazırlıkla giriyoruz. Geride
bıraktığımız yılın ilk aylarında gerçekleştirdiğimiz
PAJK kongresinin, YJA konferansının, KJB kurultayının
olması ve bu süreçte Önderliğimizin yoğun bir şekilde
yürüttüğü çözüm mücadelesi vardı. Kadın hareketi olarak
kendi cephemizden buna cevap olma konusunda yoğun bir
mücadele yürüttük. Önderliğimiz dönem başından bu yana
iki ana gündem ortaya koydu. Birincisi: demokratik
anayasanın geliştirilmesi, bu anayasada Kürtlerin yer
alması, söz hakkının olması ve çözümün geliştirilmesi
idi. Eğer devlet buna yanaşmasa da gerilla olarak KCK
olarak bu konuda serbest olduğumuzu, kendilerinin ne
karar alırsa karışmayacağını, kendilerinin karar
vereceği şeklinde davranacağını belirterek önderliğimiz
kendi yaklaşımını net bir biçimde ortaya koydu.
Demokratik anayasanın gelişmesi eğer bu gelişmezse de
devrimci halk savaşına hazırlıklı olmamız ve bunu
geliştirmemiz en temel esaslardan biri olarak önümüze
koydu. Türkiye de bir seçim süreci yaşandı. AKP’nin bu
sürece yaklaşımı şuydu: “bir seçim sürecinden geçiyoruz;
bu bittikten sonra Kürt sorununu ele alıp bu konuda bazı
adımlar atıp buna yönelik çözümler geliştiririz” gibi
çözüm içerikli bazı açıklamalar yapıldı kamuoyuna.
Seçimlerden sonra AKP hükümeti tek iktidar partisi
olarak çalışmasına başladı. Onun çözüm çalışmasını
engelleyecek hiçbir gerekçesi kalmadı. Diğer yandan
orduyu kendi çizgisine çekti, polisi kendisine göre
örgütledi. Yani şunu söylemek yerinde olacaktır; AKP’nin
sorunu çözmesi açısından önünde herhangi bir engel
kalmadı. Bunun için Önderliğimiz yeni bir süreç de
belirledi. 15 Haziran’a kadar çözüm adımlarının
atılması, sürecin netleşmesi ve buna bağlı olarak da en
az üç protokol belirlenmesi gerekiyor diye ortaya koydu.
Bu protokoller üzerinden Önderliğimizin görüştüğü heyet
vardı. Heyet zaten bunu benimsemişti, geriye kalan bunun
pratik adımlarını atmaktı. Böylesi bir süreçte yapılması
gereken AKP’nin adım atmasıydı, atmadı. Burada şu gerçek
bir daha tüm çıplaklığıyla açığa çıktı. Önderliğimizin
belirlediği süreç içerisinde uluslararası komplonun
ikinci ayağının devreye girmesi; çözüm yerine demokrasi
isteyen arayışları görmezden gelerek irademizi teslim
almaya çalışan bir yaklaşımla yüz yüze kaldık. Durum
böyle olunca Önderliğimiz tavrını net bir şekilde ortaya
koydu, “onlar da kendi kararlarını PKK de kendi kararını
versin” diyerek süreçten geri çekildi. Çünkü yüz yüze
kaldığımız süreçte hızla komplonun ikinci ayağı
örülüyordu. Önderliğimiz bu gerçeği erkenden gördü ve
tedbirini de aldı. Bize ve AKP’ye net çağırılarda
bulunarak AKP’ye eğer sizin gücünüz varsa gelip
saldıracaksınız ve bitireceksiniz, yine hareket için de
özgürlük mücadeleni radikal ve gerekliliklerine göre
vereceksin dedi. Tavrını böyle net bir biçimde ortaya
koydu ve geri çekildi. AKP Önderliğin bu tavrından
dolayı gerçeğinin ortaya çıkarıldığını öğrenince
panikledi. Önderliğimiz amacın oyalamanın ötesinde bir
şey olmadığını net bir şekilde ortaya koydu.
Buna karşılık kadın hareketi olarak yaptığımız
toplantılarda Türk devleti, AKP çözüme gelmiyorsa bunun
karşısında kendi çözümümüzü somut geliştirmek ve bunun
pratik adımlarını atmak gibi kararlı netleşmelere
gittik. Yine hareket olarak demokratik özerkliğin
ilanını yaptık. İlanla birlikte Türk devleti bunun ne
anlama geldiğini bildiğinden topyekun bir saldırıyı
kendine esas aldı. Özel savaşın tüm boyutlarıyla
birlikte ordusuna da her türlü savaş ahlaksızlığını reva
görerek savaş rantçılığına soyundu. Yine Önderliğimizin
tecride alınması ki bu şu ana kadar da hala devam ediyor
ve bu temelde soykırım temelli operasyonlar yaparak tüm
özel savaşın kirli politikalarını tek tek devreye koydu.
Uluslar arası bir konseptin olduğu ve bunun Gladio
tarzında bir yönelim olduğu bir kez daha açığa çıktı. Bu
yönelimlerin halkların üzerinde gerçekleştirilmesini
yani yaşamsallaştırılmasını engelleyen Ortadoğu’da PKK
hareketiydi. PKK devlet politikalarının bölgesel
planlarını tehlikeye atıyordu. Yine en temelde halkların
özgürlüğünü içeren önder APO’nun düşüncesi,
paradigmasıydı. Bunun için gladio tarzı bir yönelimle
saldırıya geçtiler. Hem mücadelemize yönelik hem de
önderliğimiz üzerine tecridi daha da derinleştirerek
komplonun farklı bir ayağını devreye koydular.
Kadın hareketi olarak böylesi bir sürece dur demek bizim
için hamle gerekçesidir. Bu sürecin karakteri 90’lı
yılları çağrıştıran bir karakter taşıyor. Dikkat
edilirse o süreçte halkımıza saldırmak ve halkımızı
teslim almak için JİTEM’İ geliştirdi. JİTEM eliyle
cinayetlerin, faili meçhullerin çok yoğun işlendiği
yıllar oldu. Şimdi de yapılan o dur. Hem tutuklamalarla
hem de farklı yönelimlerle bu saldırılar
gerçekleştirilmekte. Yine bir dönem ergenekonu kurdular
tıpkı JİTEM gibi onun da tarihsel rolü bitince müdahale
edilerek kaldırıldı. Şimdi de Fetullah Gülen çizgisini
devreye koymuşlar. Fetullah Gülen çizgisinin tamamen
uluslar arası sermayenin Ortadoğuyu sömürgeleştirme
çizgisi olduğu iyi bilinmelidir. Bu çizgi günümüze
uyarlanan JİTEM’dir. Hem ideolojik ayağı hem de onun
pratik ayağı olarak da halkımıza yönelim açısından şu an
aktif olarak yönelen ve harekete geçirilen Fetullah
Gülen çizgisidir. Polis örgütlenmesi de Fettullah Gülen
ideolojisine göre yapılanmaktadır. Bu örgütlenmenin
amacında da Fetullah Gülen fetva verdi yani “öldürülmeli
ve soykırıma tabi tutulmalı” diyorlar dolayısıyla biz
şimdi var olma ve yok olma mücadelesi veriyoruz.
Varlığımızın bir tehdit olarak görüldüğü, dolayısıyla
varlık ve yokluk süreciyle yüz yüzeyiz. Ayrıca bir dönem
12 Eylül darbesi vardı. 80’lerde yapıldı ve askeri bir
darbe olarak ilan edildi. Günümüzde yapılan da aynıdır.
Ama bu gün adı ve şekli değiştirilerek bu yapılıyor.
Günümüzde yapılan bir tek askeri darbe değil bunun
yanında ideolojik, toplumsal bir darbe yürütülmektedir.
Önderliğimizi yok etme darbesidir. Dolayısıyla bu süreç
daha tehlikeli bir süreçtir. AKP boşuna belirtmedi,
Erdoğan’ın seçim öncesi yaptığı açıklamalar var MHP’ye
dedi ki ‘siz o zaman iktidardaydınız Öcalan’ı idam
etmediniz biz iktidarda olsaydık idam ederdik’ bu ne
anlama geliyor? Şu an AKP iktidardadır! Yani AKP
iktidarda olduğu sürece önderliğimizin idamıyla her an
yüz yüzeyiz. AKP bundan hiç çekinmeyecek olan faşist bir
partidir. Faşistçe bir iktidar oluşturmuş durumdadır ki
şu an bunun önünde tek engel olarak bizim mücadelemiz
durmaktadır. Dolayısıyla önderliğin fizik olarak yok
edilmesi tehlikesiyle karşı karşıyayız. Kadın hareketi
olarak yaptığımız toplantıda buna dur demek ve Kürt
halkı, Kürt kadını üzerinde olan kırımları bertaraf
etmek açısından böyle bir hamleyi başlattık.
Önümüze koyduğumuz diğer hedeflerle birlikte ele
aldığımız diğer bir konu ise şudur; AKP’yi, devleti,
hükümeti temsil eden heyet önderlikle görüşmeye
başlamıştır. Yalnız çözüm sürecine çok yaklaşmışken
önderliği tecride almak ve bunun yanında değişik güçleri
devreye koyarak PKK’nin teslim olmasını sağlamak yönünde
girişimlerin olması tehlikeyi zirveye taşıran konular
olmaktadır. Önderlikle görüşülürken ve bu kadar somut
her şeyin çözümü açık bir şekilde ortaya konulmuşken
gidip başka güçlerle çözüm arayışına girmek süreci
tıkatmaktan öteye gitmeyen bir girişim olacaktır.
AKP’nin bize dayattığı iki yol var, “ya teslim
olacaksınız ya da sizi imha edeceğiz” dayatmasıdır. Biz
de ne teslim oluruz ne de AKP’nin bizi imha edecek gücü
vardır. Dolayısıyla gelinen aşama bulunduğumuz süreç
açısından varlığımızı koruma ve önderliğimiz üzerinde
gerçekleştirilen tecridi kırarak onu özgürleştirmedir.
Onun dışında başka hiçbir şey düşünülemez. Önderlik
dışında bir çözümün olması mümkün değildir. Bunu hem
halkımız hem de kadro iyi bilmelidir. Çünkü AKP basında
öyle bir hava çiziyor ki sanki PKK ile görüşmeler var ve
belli bir aşamaya gelmiş. Böyle bir şey yoktur ve
kesinlikle mümkün değildir. Çözümün kiminle gelişeceği
bellidir. Hareket olarak da amacımız ve yaklaşımımız
budur, yine bu hamleyi başlatma amacımız da budur.
Bize karşı hem askeri olarak da siyasal olarak da aktif
bir mücadele yürütmektir. Mevcut mücadelemizi aşan bir
radikallikle bu hamlemizi gerçekleştireceğiz. Hamlemizin
temel ayağı ideolojik mücadeledir. AKP şu an devletin
bütün kuruluşlarını teslim almış ve bunu her yönüyle
kullanmaktadır. Bunu da daha çok Fetullah Gülen
üzerinden yürütüyor. Dolayısıyla hem basın hem ajitasyon
çalışmalarında hem de partileşme çalışmalarında daha
sonuç alıcı bir mücadeleyi geliştirmemiz kaçınılmaz bir
görev olarak önümüzde durmaktadır. AKP’nin yürüttüğü
mücadeleye karşı bizim daha güçlü bir şekilde radikal
ayağını ve ideolojik boyutunu geliştirmemiz gerekiyor.
AKP’nin yürütmüş olduğu ve en faşist bir şekilde özel
savaşta sonuna kadar kullandığı basını bertaraf
edeceğiz, bu açık ve nettir. Bir diğeri ise Kürt
siyasetçileri belli iken buna alternatif olarak kemal
burkay gibilerini de bize karşı kullanarak bir şeyler
elde edeceğini düşündü. Hem sosyal hem de ideolojik
olarak Kürt halkının bunları tecride koyması gerekiyor.
AKP bu tip kişiler üzerinden farklı bir politika
geliştiriyor. AKP çözüm geliştiriyor fakat PKK bunun
önünde engelmiş gibi onları konuşturuyor. Bunun hiçbir
ahlaki yanı yoktur. Bu tip kişilere karşı halkımızın
duyarlı olması ve onları Kürdistan’a koymaması
gerekiyor. Toplumsal, siyasal her yönlü bir saldırı
içerisindeler ve buna dur demek gerekiyor. Bu da çok
önemlidir. Bunun karşısında ideolojik mücadelemizi
yükselterek hareketimizin özü gibi ideolojik bir cevap
vereceğiz. Ki hareketimizin mücadelesine ruh vererek
bizi bu günlere getiren de ideolojik mücadelemizdir.
Hamlemizi bu temelde başlattık. Hamlemiz kısa süreli
değildir uzun sürelidir. Önderliğimiz üzerindeki tecridi
kırıp Önderliği özgürleştirene kadar da devam edecektir.
PAJK olarak 8. Kongremizde de aldığımız karar budur.
Kürt halkının ve kadının özgürlüğü, Önderliğimizin
özgürlüğünden geçmektedir; bu bağlamda sonuna kadar biz
bu hamleye yükleneceğiz. Kadın hareketi olarak somut YJA
olarak kadın kırımına hayır veya farklı şiarlarla
geliştirdiğimiz kampanyalar vardı ama bu hamleye bir
bütün olarak katılmak için farklı bir kampanya
geliştirilmeyecek. YJA olarak tüm çalışmalarımız
Önderliğimizin özgürlüğü temelinde olacaktır. KJB, YJA
STAR ve genç kadın açısından da böyle olacaktır. KJB’nin
tüm bileşenleri bu hamleye aktif katılmak durumundadır.
Önderliğimiz özgürleşene kadar mutlaka AKP’nin
politikalarını 12 Eylül’ü aratmayacak olan yönelimlerine
karşı topyekûn ulusal bir mücadele verilmesi gerekiyor.
İnanıyoruz ki herkes kendi cephesinde hamlemize
katılacak ve mücadele edecektir.
- Başlatmış olduğunuz hamleyle dünya kadınlarına özelde
Kürt kadınına bir çağrınız var mı?
- Elif Ronahi
Önderliğimizi özgürleştirelim ve kırıma son verelim
hamlesi ile şunu demek istiyoruz; Kürt halkına yönelik
bir kırım var; siyasi bir kırım, kültürel bir kırım var,
bir soykırım var, kadına yönelik bir kırım var. 2011
yılının kadın kampanyası da kadın kırımına hayır
kampanyasıydı. Bu hamlemiz bu kırımlara karşı mücadeleyi
de kapsıyor. Kadının hem siyasi olarak da kimlik olarak
her yerde kendisini var etmesinin çok yoğun mücadelesini
yürütüyoruz. Kadın, özgür iradeli bir varlık olarak var
olmanın mücadelesini ortaya koyarken ve kendisini var
etme mücadelesini verirken bu konuda çok ciddi
yönelimlere maruz kalıyor; ruhsal anlamda bu böyledir,
düşünsel anlamda da bu böyledir, psikolojik anlamda bu
böyledir. Kadının kendisini ifade etmede politik
mücadelesi, toplumsal alanda yürüteceği siyasal mücadele
alanları çok daraltılmıştır. Bu bir kırımdır ve kadına
yönelik yapılan her kırımıdır bunu bir savaş suçu olarak
tanımlamak gerekiyor. Bu kırımların da hepsini kendi
içine alan bir kırımı ifade ediyor. Dolayısıyla kadın
üzerinde bu kırımları bertaraf etmek için bunun
karşısında örgütlü bir mücadele yürütmek ve bu hamleye
aktif katılmak gerekiyor. Hem bilinçlendirme faaliyeti;
ideolojik, açıdan kendisini var etme ve özne olarak
kendi kimliği ile hareket etme yine kendi kimliği ile
özgürlüğünü sağlamak açısından önemli bir etkendir. Bu
nedenle kadın üzerindeki tüm kırımları yok etmek ve bu
kırımları bir savaş suçu olarak görmek gerekir. Bir
savaş suçu olarak bunu gören bir kadın bunun bilincinde
ve farkında olan özgürlük arayışında olan bir kadındır
ve ancak o bu kırıma engel olur, bu mücadeleye gücünü
gösterir. İnanıyoruz ki hem Ortadoğu hem de Kürt kadını
da bunun bilincindedir ve bu bağlamda önemli bir mesafe
de almıştır. Şüphesiz bu mesafe yetmez. Çok geniş bir
yelpazede çok geniş bir örgütleme geliştirerek bu
kırımları kadın üzerinde bertaraf edebiliriz. Yani
ulusal düzeyde bir kadın mücadelesini gerektiriyor,
ulusal düzeyde bir örgütleme ise özgürlük mücadelesini
ve özgür bir kimliğe kavuşmanın mücadelesini ifade
etmektedir. Kadın da bu konuda çok geniş ve yoğun bir
mücadele, emek sahibidir. Bunu da daha da geliştirmesi
hem ideolojik mücadelesini yürütmesi açısından hem de
bunu çok somut eylemselliğe dökme açısından da pratiğe
dökmek çok önemlidir. Hamlemiz önderliğimizin ve kadının
özgürlüğünü çok ayrı ele almıyor. Aksine ikisinin
birbirini besleyen beslediği kadar büyüten yanlarını ele
alarak mücadele kararlılığını yükseltiyor. Onun için de
bu hamleyi en çok sahiplenmesi gereken özgürlüğü arayan
kadınlar ve halklar olması gerekiyor. An özgürlüğünü ve
önderliğini sahiplenme anıdır.