DEĞERLENDİRMELER
AHLAK VE VİCDAN YİTİRİLİNCE…

Zelal Edessa




İnsanı insan yapan temel etmenlerin başında ahlak ve vicdan gelmektedir. Çünkü bizde diğer insanlara karşı empatiyi geliştiren, haksızlık karşısında bizi doğruya yönlendiren vicdanımız olmakta ki bu da bizi diğer canlılardan farklı kılan yönümüz olmaktadır. Ne zaman ahlak ikinci plana atılmış, o zaman toplumda yozlaşma, parçalanma ve yıkımlar süre gelmiştir. Oysa tarih göstermiştir ki on binlerce yıl demokratik komünal yaşamla bir olan ahlaki değerlerle toplumsallık kendisini günümüze kadar devam ettirmiştir, bu günse gerçeklik tersine dönmüştür. Günümüzün kapitalist modernite çağında çıkar için feda edilmeyecek hiçbir insani ve ahlaki değer kalmamış ve ne insan yaşamı, ne tüm canlıların yaşam mekânı olan doğaya karşı işlenmeyen bir suç bırakılmamıştır. İnsanlığın doğal ve manevi değerlerin yitimi konusunda yaşanan felaketler tablosunu her gün evlerimizde izlerken bu kimin eseri diye kendimize soruyoruzdur. Bu yıkımların temelinde hiç şüphesiz toplum ahlakının ve yok edilmeye çalışılan vicdanının yitimi yatmaktadır. Bu nedenle Önderliğimiz “ahlakı toplumun kolektif vicdanı, toplumun kendiliğinden varoluş biçimi, toplumun kendini yürütme vicdanı, yüreği olarak tanımlıyor ve bunun yanında sağlıklı bir toplum ve gelecek için yitirilen ahlakın yeniden kazanılması gerektiğini belirtiyor. Bunun ancak ‘ Zihniyet ve Vicdan’ devrimi ile mümkün olabileceğini ön görüyor.’ Süreç olarak yaşananlar bu gerçeğin ne kadar uzağında hatta tersine döndüğünü göstermektedir. Ahlakın ve vicdanın nasıl yitirildiğini AKP hükümeti gerçeğinde görüyoruz. Hiç şüphesiz bu iktidarcı faşist bir zihniyet sorunudur. Bunun yansıması olan halkları inkâr ve imha siyaseti ile kendi yaşadığı ahlaksızlığı ve vicdansızlığı toplumda meşrulaştırmaya çalışmasıdır. İnsanlığına, ahlaki değerlere son derece duyarsız ve vicdansız bir toplum yaratma peşindedir. Sözde kardeş olarak tanımlanan bir halka yaklaşımda yaşanan realitelerde bunu görmek mümkündür. Her gün amansız bir savaşın içinde katledilen, haksızlığa uğrayan bir halkın çığlıklarını, gözyaşlarını, acılarını görmüyorsan ya da bu vahşeti uygulayanları onaylıyorsan kendini nasıl tanımlayacaksın ve kendini nasıl kardeş ilan edersin ya da biz böyle faşist zihniyetli bir hükümeti nasıl tanımlayacağız? Yaşadığımız bu gerçeklerle her gün insanlık bir parça daha kendinden ödün vermektedir. Kendi halkının insanca yaşamı için kendini feda eden, bunun mücadelesini yürüten gerillaları terörist ilan ederek ve kullanılması yasak kimyasallarla katliam gerçekleştirilmektedir. Sadece “bu kadar terörist öldürüldü” denilmektedir. Bu kimyasal silahlar neden kullanıldı? Oysaki hiç insanlık hukukuna ve ahlakına aykırı kullanılan kimyasal silahlardan bahsedilmedi. Bu ülkede olup biten bu vahşete dış dünya basını cılız da olsa değinmesine rağmen kendi basınında bu konu hakkında bir açıklama ve gündem oluşturmaya dahi izin verilmemiş ve kendi verdiği haberlerle gündemi doldurmuştur.
Gerçeklere hiç değinilmedi. Doğruların yansıtılmamasının nedeni iktidar güçlerinin AKP hükümetinin savaş çıkarları ile çelişmesidir. Onun çirkin emelleri açığa çıkacağı için vahşetler, kutsal başarılar olarak yansıtılmaya çalışılmaktadır ya da hiç bahis konusu yapılmamaktadır. Yine Van depreminde yaşanan yaklaşım AKP hükümetinin ne kadar ahlaki değer ve vicdandan yoksun olduğunu bir daha göstermiştir. Kendini kurtarıcı kahraman olarak gösteren hükümetin sübjektif yaklaşımları olduğu ortaya çıkmıştır. Depremin ardından gelen ilk yardımları kabul etmeye yanaşmamış, teklifleri hemen geri çevirme yolunu tutmaktan geri kalmamıştır. Bir bakanın açıklaması ‘böyle bir olay karşısında potansiyelimizi ölçmek istedik’ biçimindedir. Sormak gerekir bir devletin başarısını ölçmek için onlarca insanın yaşamını bir değer olarak görmemek hangi mantığın ürünü? Aynı şekilde gerekli tedbirler alınmadığı için insanlara evlerinize dönün denildi. Bu yaşanan ikinci sarsılmalar kayıpların ana nedeni oldu. Yine en son takip ettiğimiz kadar geçen günlerde yaşanan olayda bu ülkede insanın değerinin olmadığı bir kez daha doğrulandı. Bir deniz otobüsünü kaçırma eyleminde eylemciyi tutuklama imkanı varken infaz edilmesi olayı. Aslında olay gerçekleştiği süreç birçok çelişkili haber yansıtıldı. Patlayıcı bomba var ve bunun gibi bir sürü spekülasyon haber yapıldı. Oysa sonradan ortaya çıktı ki, aylardır önderliğimiz ve halkımıza yönelik geliştirilen işkence ve baskı ve soykırımlarına karşı Türkiye kamuoyunun dikkatini bu gerçeğe çekmek amaçlı yapılan bir eylemdir. Yok edilen, katledilen yaşama karşı bir çığlık olmak istemişti. Bu ülkede o kadar olay yaşanıyor ama devlet yok etme, yok sayma mantığını yürütmeyi tam bir özel savaş konsepti haline getirmiş durumdadır. Bu nedenle günlük olarak yaşanan olaylara baktığımızda insanlığı bir kez daha sorguluyoruz. Özelde Kürtlere uygulanan bu inkar ve imha politikaları içinde bulunduğumuz bugün bizi tekrar kendi vicdanımızı sorgulamaya götürüyor. İçinde yaşadığımız çağda Ortadoğu coğrafyasında özelde de Kürdistan ve Türkiye’de yaşam çok değersizleşmiş, insan yaşamı çok ucuzlaşmış; ölmek, öldürmek çok normal ve sıradan olaylar haline gelmiştir. Öyle oluyor ki televizyon günün yirmidört saati sınırsız bir faşist pskilojik savaş yürütmektedir. Her gün bilinçli, planlı asparagas yalanlar örülmekte ve birer bomba gibi toplumun içine, tam da özüne insanın manevi dünyasına atılmaktadır. Adeta şu bilinçlere kazınmak istenmektedir; çaresizlik, bıkkınlık ve giderek reflekslerin, tepkilerin normalleşerek öldürülmesi. Bir noktadan sonra “kardeşlik” ve “Van Dramı” adı altında adeta bir an önce bilinçlerden, algılardan ve vicdanlardan koparılmak istenmektedir. Kendimiz için hak gördüğümüz şeyleri başkaları için de hak gördüğümüzde, birlikte yaşadıkları insanların acılarını ve sevinçlerini paylaştığında, empati kurulur ve insan olma ölçümüz ortaya çıkar. Belki Van depreminde Türkiye kamuoyunda bir çaba oldu ve anlamlıydı. Ancak Kürt halkı her gün siyasi soykırım ve yargısız infazlara karşı yaşam mücadelesi vermektedir.
Türkiye’de kamuoyu bu kadar vicdansızlığı dayatan AKP hükümetinin karşısında milliyetçi faşist zihniyetini aşmalıdır. Van’daki empatiyi Kürtlere karşı geliştirilen tüm olaylar karşısında göstermelidir. Vicdanını sorgulamalıdır. Her yargısız infazla öldürülen, sorgusuzca sudan bahanelerle tutuklanan binlerce insan karşısında sesini çıkarmalıdır. Kardeşlik, birlikte yaşam birbirini anlama ile olabilir. Milyonlarca insanın sesi duyulmak istenmiyorsa, yine bununla birlikte terörü yok ediyorum diye insanlığımıza bir saldırı varsa bunu kendi yaşamımızda nasıl bir tanımla nereye koyabiliriz? En önemlisi de yaşananlar karşısında insanlığımızı nasıl tanımlarız? Bu anlamda hem kamuoyunun hem de insanlığın kendi cesaretini ve ahlakıyla birlikte vicdanını yeniden sorgulaması gerekiyor.


 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır