Halil
Dağ
Kuzeye yolculuğuma
başlamak üzereyim. Bu ikinci yolculuğum olacak ve ikisi
arasından tam sekiz yıl geçti. O gün de, bu gün de hemen
hemen aynı duyguları yaşıyorum ama çevremde değişen çok şey
oldu.
O günde bir ağacın gölgesinde oturmuş yazı yazıyordum. Bu
günde…
O günde yalnızdım, bu günde… O güne beklentisizdim bu gün
de…
O gün ile bu gün arasında hissedilebildiğim tek bir fark
var. O günler kimseden – mutlaka geri dön- sözlerini
duymamıştım. Bu gün ise hemen hemen bütün arkadaşlarım
mutlaka geri dönmemi istiyorlar. Ve benden dönmemi
isteyenlerin hemen hemen hepsi kadın arkadaşlar. İçlerinde
yaşlı adam dışında bir tek erkek arkadaş olmaması bana garip
geliyor.
Yıllar önce kuzeye geçerken, hiçbir arkadaşım geri gelmemi
ve birlikte yeni çalışmalara atılacağımızı söylememiş,
benden böyle bir istemde bulunmamıştı. 99 yılının o
baharında gelecek koca bir ümitsizlikti. Bende bir gün geri
döneceğimi hiç düşünmeden yollara düşmüş ama geri dönmüştüm.
Bu günlerde konuştuğum haberleştiğim, uzaktan notlarını
aldığım, vedalaştığım bütün kadın arkadaşlar mutlaka geri
dönmemi istiyorlar. Bir gün geri gelip birlikte bir şeyler
yapacağımıza inanıyorlar ve bir gün mutlaka bir kez daha
onlarla birlikte çalışmamı bekliyorlar.
Mutlaka isimlerini burada anmamı istemezlerdi. Ama ben
sadece benim tanık olduğum o son anları buraya yazmak
istiyorum. Çünkü onlar benim bu yolda taşıyacağım en güzel
armağanlarım oldular…
Ayrılırken Dersim’in boynuma sarılıp ağlayışı, Gülistan’ın
yüzüme son dokunuşu, Arjin’in bütün gücüyle yoldaşça
sarılışı, Mizgin’in arkamdan gönderdiği son mektup, Siya’nın
gözyaşlarıyla gelip birlikte ilk ve son kez fotoğraf
çektirmemiz, Şevin’in neşeyle son gece anlattıkları, Adar’ın
hediye ettiği üçüncü saat, Eylül’ün gülümseyen gözleri.
Beritan arkadaşın son nasihatleri ve isimlerini
hatırlayamadığım ama bu dağlarda bir yerlerde
fotoğrafladığım kadın yoldaşların son davranışları bana daha
önce hiç yaşamadığım bir duyguyu yaşattırdı.
Bir de vedalaşma olanağı bile bulamadığım ve her gece gün
batarken güzel sesini dinlediğim o Kürt kızının dönmemi
istemesi…
Bütün bunların ne anlama geldiğini bilemiyorum.
Mutlaka bu kadar güzel insanın ve böylesine temiz kalplerin
farklı biçimlerde olsa da aynı şeyi söylemesinin bir anlamı
vardır.
Kendime bütün bunlardan, bu güzel insanların duygularından
bir şey çıkarmak, bu durumla bir erkek gibi böbürlenmek için
yazmak bütün bu sihri öldürmek olur. Ama ben bütün bu kadın
yoldaşların bana olan ortak yaklaşımında kendime ilişkin bir
gerçeği yakalamak istiyorum. Birbirlerinden habersiz ve ayrı
zamanlarda gösterdikleri ortak yaklaşım beni bir yandan
ümitlendiriyor. Bu kadınların arkadaşlıklarını hak ettiğimi
söylemiyorum ama onların eşsiz dostluğuna layık olmak için
daha çok ve daha güçlü çalışmanın gerekliliğini
hissediyorum.
Ama hissettiğim başka bir şey de var ki o da şudur:
Kadının sezgileri… bu kadar güzel, böylesi temiz insanlar
mutlaka dönmemi istiyorlarsa, demek ki bir şeyler
seziyorlar.
Onların yüzlerinde, sözlerinde , dokunuşlarında hatta çok
uzaklardan gelen o yoldaşımın sesinde, onların
içtenliklerinde bir daha dönmeyeceğimi, dönemeyeceğimi
hissetliklerini binlerce yıllık en güçlü sezgileriyle
sezdiklerini hissediyorum…