Halil
Dağ
Soyut bir insan gibi
görünüyorum. Ama hayatı benim kadar somut yaşayan bir
başkası var mı bilmiyorum. Duygusal olduğumu sanıyorum, ama
yaşarken bu kadar nesnel oluşuma ben bile şaşıyorum…
Bunun nedenini tam olarak çözümleyemedim. Ama kalıcı
kılmakla ilgili bir şey sanırım. Yaşadığım duyguların
derinliğinin farkındayım. Ama bunların uçup gitmesini de
istemiyorum.
Kalbimde taşıdığım sevgiyi elle tutulur, gözle görülür bir
şeye dönüştürmek istiyorum. Duygular eşyaya dönüşür mü, diye
sorulacak olursa cevabım evet olacaktır.
Ağlamasına ağlarım ama gözyaşlarım nehire dönüşmeyecekse bir
damlasını bile akıtmaya gönlüm razı olmaz…
Yaşadıklarımın diğer arkadaşlardan çok farklı olduğunu
düşünmüyorum. Ama yeryüzündeki insanların çoğunun kabul
ettiği gibi de olamıyorum.
Hepimizin iç dünyası vardır. Her insan büyük duygular yaşar.
Özünde hepsi temiz ve güçlüdür ve hiç biri diğerinden daha
üstün değildir. Ama kişi devrimciyse ve sanatçıysa hepimize
ait olanı nesneye dönüştürebilmelidir. İç dünyamızdaki
güzellikleri doğada bulup açığa çıkarmalıdır.
Bu yolculuğa neden çıkıyorum, sorusunun yanıtı da burada
gizli.
Bu hayata varım demeyi başarmalıyım. Bu dünyada kendi
kendime yaşayıp, kendi kendine duygulanıp ve sessizce çekip
gidemem.
Ben burada yaşıyorsam bunu hissettirmeliyim. Bu savaşın
içindeysem sarsmalıyım ve seviyorsam bunu nakşetmeliyim.
Yüreğimde büyük sevgiler saklı. Bunu kayalara, yollara,
dağlara büyük bir incelikle işlemezsem neye yarar ki…
Benden sonra hepsi unutulup gidecektir. Birkaç kişi dışında
hatırlayan olmayacaktır. Ben başarsam sevgimin büyüklüğünü,
dürüstlüğünü kim tasvir edebilir ki…
Geçenler de karşılaştığımız kaymakam xalit arkadaş beni
görünce gayri ihtiyarı bir söz söyledi. Ve bunu ayrılırken
bir kez daha tekrar etti.
Şöyle diyordu:
“Halil bizim dağların Ferhat’ı olmuş” o neden böyle bir şey
söyledi. Tam olarak bilemiyorum ama Ferhat ile şirini biz
neden hatırlıyoruz?
Dağların sabır ile delinişinden değil mi?
Başarırsam;
Duygularımı, onlardaki yüceliği savaş cehennemindeki
güzelliklerle buluşturursam ne mutlu bana…
Hissettiklerimi, görünümlere dönüştürüp ağrı dağına
yolculuğumu film karelerine işleyip bir dağın aşkını gözler
önüne serebilirsem ne mutlu bana.
İşte o zaman sevdim diyebileceğim.