Sarya
Onur
Bir şiir hayal ettim
Usulca yüreklere,
Akan bir ırmak,
Gibi aşkın yüzüne
Deyen bir yıldız olsun
İstedim kavgan.
Ölümsüz zamanlar
Diledim senin için
Seni en cesur
Savaşların içinde buldum
Ve sen
Rüzgar gibi estin yüreklerimize
Bir bahar diledim
Arkadaşlığın tomurcuklarını
Açan bir ağaç
Seni sonsuz kılacak
Binlerce gülüş olsun istedim
Hayat.
Sözlerimizin gücü yetecek mi bu sevgi dolu güzel insanı,
yoldaşı, kameramanı, sanatçıyı anlatmaya, şiirlerimiz onu
işlemek için cesaret bulacak mı?
Tüm ifadesiz duygularımın tek ifadesi şiirdir derdim. Oysa
şimdi şiirlerim bile seni anlatacak kadar cesur değil. Sen
Ağrı Dağı yolculuğuna başlarken sana bir şiirde şunları
yazmıştım.
“Şiirlerimin en saf haliyle seni
Şiir güzelliğinden, yolunu
En gösterişsiz, en basit mısralarla
Nasıl anlata bilirim” senin gerçeğin öyle yalın bir
gerçeklik ki, yaşamın öyle gösterişiz ki anlatmaya
çalışırken bile, anlatmak istediklerini yaşar gibi oluyor
insan. Bu yalın ve kusursuz gerçeği en iyi
Bir arkadaş şu sözle ifade ediyordu “Seni, göklere
gönderiyoruz, gökleri kurşun işlemez” demişti. Ne kadar da
doğru söylemiş. Bu sözü ilk duyduğunda yüzündeki gülümseme
hala aklımda duruyor. Gökyüzünün mavisini kurşun işler mi
hiç heval? Bir yıldız gibi parlayan, nehirler gibi berrak ve
sade yaşayan dağların dostunu, arkadaşını, yoldaşını,
sırdaşını nasıl kurşun işler. Bu dağa gönül veren, bu
dağlara sevdalanan her gerilla yoldaşının kalbinde yer
edinmiş cesur yoldaşım kurşun nasıl işler seni… Senin
olduğun zamanlar, senin yaşadığın zamanlar hep ölümsüz
zamanlar oldu.
Seni hangi sözcüklerle anlatsam hepsi eksik ve yarım
kalıyor. Sözlerin tarif edemediği söyleyemediği,
anlatamadığı bu yalın ve sade gerçeği nasıl anlata bilirim
ki? Bazen iyi bir dost, arkadaş olurken bazen de mütevazı,
öğretici bir hoca olmayı hiç esirgemedi arkadaşlarından.
Yaşamın ayırdına varmış, hayallerini, özlemlerini,
hedeflerini, yaşamın ayrıntılarında derinleştirmiş ve öyle
yaşamayı kendisine bir ilke edinmişti. Bazı anlar vardır
hayatımızda unutulmaz olan ve derin izler yaratan anlar,
öyle anlarda kimi zaman çok derin paylaşımlar yaşanır, kimi
zaman ise sadece sessizlik olur unutulmaz olanlar. O
yaşamıyla, çalışmasıyla, arkadaşlığıyla unutulmaz denilen
binlerce o an’lardan bıraktı. O anların birer izdüşümü olan
kalıcı izler bıraktı kaldığı her alanda, her zamanda ve
herkeste… Binlerce iz diyorum çünkü o bu dağlar da yürüdüğü
her karış toprağa emek verdi. Gittiği her yerde, gördüğü her
gerilla arkadaşını çektiği fotoğraflarıyla, yaptığı
filmleriyle, programlarıyla, çalışmalarıyla unutulmaz kıldı.
O bize hiç görmediğimiz cesur, yürekli insanların ayak
izlerinde onları izleriyle anlatmanın sırrını anlatıyordu. O
bize çok şey verdi çok şey öğretti, çok şey gösterdi.
Kamera eğitimim Halil arkadaştan aldım. Zorlu kış günlerinde
saatlerce yürüyüp yorgunluk, soğukluk kar dinlemeden büyük
bir tutkuyla bize fotoğraf ve kamere eğitimini vermeye
geliyordu. Bunu yaparken gözlerindeki mutluluğu, sevinci
görmek mümkündü. Her bir öğrencisini yetiştirdiğinde adeta
yeni bir dünya yaratmış gibi sevinçle doluyordu içi. Söz
yerini bulacaksa o anlarda kanatları olsa uçacaktı hani. O
sanata ilişkin bir şeyler yarattığında yaratmaya
çalıştığında mutluydu. O bunların sadece tekniğini bize
göstermedi, o her fotoğraf karesinde yaşayan duygunun
giziyle de tanıştırıyordu. Her karede duran inceliği,
estetiği ve anlam üçlüsünü her yönden hissettiriyordu. O hem
bir arkadaş, hem de bir hocaydı.
O bu yazılarla anlatılmayacak kadar dolu dolu yaşadı ve
yaşattı. Onu anlatmak için onunla yaşamak onunla birlikte
çalışmaya gerek yok. Onu bir kere bile görmüş olan
arkadaşlarda çok derin unutulmaz izler bırakmıştır. O kadar
yürekliydi ki tüm gerilla yoldaşlarının sevgisini
kazanmıştır.
Onu hayatımda unutulmaz kılan bir başka olay ise 97 yılında
gerillalarının düşürdüğü skorskyi görüntüleyen gerilla
olmasıydı. Ve katılımımda etkileyici olan Şehit Sarya
arkadaşı yakından tanıyor olmasını duymamla birlikte onu
tanıma merakım daha da derinleşti. Uzun yıllardan sonra
onunla Zap’ın o gizem dolu sırlarla örülü vadilerinde,
yosunlu kayalıklarında, tepelerin heybetliği çarpıcılığında,
uçurumların yankısında görüştüm. Halil Uysal diye okuduğum,
Halil Dağı orada tanıdım. Ve onu bir keresinde heval Halil
soyadını neden Dağ yaptığını sormuştum. Bana uzun uzadıya
bir cevap vermişti. Önderliğin sırrını dağlarda kavradığı ve
bunu ancak dağlardan her yere ulaştıracağımı anladığımdan
dolayı kısacası beni ben yapan bu dağlar olduğu için DAĞ
yaptım diyordu.
Ve birlikte çalıştığımız zamanlarda bana bol bol Zap
anılarını anlattı. Savaşın çok yoğun yaşandığı süreçleri,
neler yaşadığını, neler hissettiğini, bu havalarda
dövüşenleri, vurulanları her şeyi ardıllarına da mal etmek
istercesine durmadan anlatırdı. Ama özelde merak ettiğim
Şehit Sarya arkadaşı anlatmasıyla aramızda sıcak bir
arkadaşlığın bağları kuruluvermişti. Onun sanatçı kişiliğini
anlatırken nasıl da kendinden geçerek büyük bir huşu içinde
anlatmaya başlardı. Onunla Zapta yürüdüğüm tüm zamanlarımı
büyülü bir güzellik sardı. Bu güzel coğrafyada bir zamanlar
öyle büyük kahraman insanların yaşadığını bana öyle efsanevi
bir dille anlattı ki, artık yürüdüğüm tüm patikalarda ayak
izlerini, onlardan bir parça aramaya başlar oldum. İz
sürdüm, masalların gerçeğini oralarda hissetmeye başladım.
Kimler yürüdü burada kimler savaştı, kimler güldü, kimler
düştü bu topraklara… Onunla Zap üzerine sohbetlerimiz öyle
çok yoğunlaştı ki, ilk önce gelip de sevmediğim Zap’a
zamanla tutkuyla bağlanmaya başladım. Yani o sadece yaptığı
çalışmayı insana sevdirmiyordu yürüdüğü toprakları da insana
sevdirme gücüne sahipti. Onun bu anlatıklarının büyüsünde
Zapta yürürken sanki patikaların sırrını çözmüş o dağların
dilini anlamanın kıvancına erişiyordum. Hemen hemen Zap'ın
her karış toprağında bir anısı ve bir hikayesi vardı. Zapta
öyle çok dolu yaşamıştı ki her yolculuğumuzda kesinlikle
bana yeni şeyler anlatırdı ve o tepeleri bana işaret
ederekten ‘bir zamanlar buralarda neler yaşadık bir bilsen’
diyerekten gülümserdi. En hüzünlü anılarını anlatırken bile
kesinlikle yüzünde gülümsemesi eksik olmuyordu. Yani bende
öyle derin hisler uyandırdı ki artık bir gün mutlaka bu
Zap’ın gizil ruhu olan perilerle karşılaşacağıma inanmaya
başladım. İşte bunun için yoldaş şimdi aramızda olmayışını
düşünmek öyle zor ki, gidişin yüreklerimize bir kor düşürdü.
Zirvelerine çıktığın dağlar, yürüdüğün patikalar, geçtiğin
sular, arkadaşların şimdi herkes ağlıyor. Sen kalplerde öyle
zirvelere çıkmışsın ki öyle büyüksün ki bu ayrılığı düşünmek
kabul etmek nerdeyse imkansız. Uğurlamak kadar ayrılıklar da
yeni anlamlar katıyor hayatımıza demiştim sana. Şimdi dönüp
baktığımda sen öyle büyük bir yerde duruyorsun ki öyle
ulaşılmaz oluyorsun ki uçurumlar açıyorsun hayatımızda bu
gidişinle. Şimdi yine o olağan üstü güçlerin, perilerin
karşımıza çıkıp da bunun bir düş olduğunu söylemesini
bekliyoruz.