Halil Dağ / Botan
'Seni yenileyeceğim' sözlerini bir çırpıda söyleyip
hemen önümüzdeki ağaçların arasına daldığında havanın
kararmasına henüz çok zaman vardı. Gelişi güzel
söylenmiş bu sözlerin benim için nasıl bir anlam ifade
ettiğini ancak onun arkasından koşarken farkediyorum.
Kendimizi aşağıya bıraktığımız yamaçta yüzüme çarpan
yapraklardan dolayı gözlüklerimi çıkarıp yeleğimin iç
cebine yerleştirirken, takip etmekte zorlandığım bu
gerillanın filozofça sözlerini ise gönül defterime hızla
not ediyorum...
Gündüz saatlerinde hareket ettiğimiz bu arazide bir
gerilla kuralını ihlal ettiğimizin farkındalığıyla
düşman tepelerini kollayarak yürüyoruz. Sessizliğimi bu
kuralsız hareket edişimize yorduğu için, sık sık
arkasına dönüp bozuk türkçesiyle, besta ormanlarının
nasıl da elverişli olduğunu anlatmaya koyuluyor. Ben
sustukça gündüz hareket edişimizden dolayı ürktüğümü
düşünüp beni rahatlatmak için elinden geleni yapıyor.
İki kişi oluşumuzun, orman içinde hareket edişimizin,
mesafeli yürüryüşümüzün yeterli olduğunu anlatıp
duruyor. Bir tek sırtımı okşayıp 'korkma' demediği
kalıyor geriye...
Oysa benim o sırada O'na kadar güvendiğimin farkında
bile değil. O beni hiç tanımıyor ama ben o'nu çok iyi
tanıyorum. Daha buralara adım atmadan, o'nunla yüz yüze
gelmeden çok zaman önce o'nun namını duyduğumu ve
herşeyi sığdırmayı başardığı yeleğinden haberdar
olduğumu da bilmiyor.
O, Botan eyaletinin bir başından bir başına yayılmış
örgütlülüğüyle, hiç beklenmedik zamanlarda arkadaşlarını
sevindiren önceden alınmış tedbirleriyle ve bütün
yoldaşlarının eksiklerini er veya geç mutlaka
kapatmasını bilen tamamlayıcılığıyla dilden dile dolaşan
tek gerilla...
Onun hakkında çok şey duymuştum. Ama şimdi, arkasından
yürüdüğüm Besta'nın bu sık ormanlarında düşündüğüm tek
şey ise onun sözleri. O'na ilişkin her şey anlatılmıştı
ama sözlerinden kimse bahsetmemişti. Böylesine sade,
böylesine umarsızca söylenen bu sözler ise ruhumun
derinliklerine doğru ılık bir yolculuğa koyulmuştu. Her
şeyin ötesinde, nerden bulup kalbime isabet ettirmişti
bu sözleri,ona şaşıp kalmıştım.
Kuzey Kürdistan'a yaptığım bu yolculuğun benim için bir
çok nedeni var. Bunlardan ilki ve bütün arkadaşlarımın
bildiği; Botan'da başlayıp Ağrı Dağı'nda sonuçlanacak ve
kuzeyin gerillasını anlatacak bir belgesel film
hazırlamaktır... Bu benim en geçerli gerekçem ve bütün
arkadaşlarım tarafından onaylanandı. Daha önce hiçbir
kameraman tarafından denenmemiş, yapılmamış 'Ağrı
Dağı'na Yürüyenler' ismini verdiğim bu çalışmayı
sonuçlandırdığım günü düşünmek bile bana büyük bir
heyecan veriyor. Kıyasıya bir savaşın yaşandığı bu
coğrafyada bu çalışmayı başarır mıyım, bilemiyorum. Ama,
en azından Kabe'ye yürüyen karınca misali yollarında
ölürüm...
Henüz düşünmeye başlamıştım ki, Herem az ilerideki
ağacın köküne eğilip kazmaya koyuldu. Silahını bile
omuzundan indirmemişti. Anlaşılan, ayaküstü bir şeye
bakıp geçecektik. Hemen yanıbaşında durup beklemeye
koyuldum. Ne kadar zaman önce sakladığını bilemediğim
bir şeyi çekip çıkardı. Üzerindeki toprağı silkeledikten
sonra sevimli bir gülüş ile birlikte bana uzattı. Bu
benim yeni çantamdı. Çatışmada yitirdiğim çantama
benzemese de benim için ondan daha değerliydi. Çünkü
toprak altından çıkarılmıştı.
Çantamı sırtlayıp onun ardı sıra tekrar yola koyulduğum
zaman Herem'in benden daha sevinçli olduğunu farkettim.
Ağaçlar arasında koşarken sevinçli bir çocuk gibiydi ve
bir eksikliği daha kapatmış olmanın mutluluğunu
yaşıyordu. Ne de olsa O kendini Botan'dan geçen bütün
herkesten sorumlu görüyor ve herkesi sevindirmenin
mutlaka bir yolunu da buluyordu.
O hemen önümde sevinçle koşuştururken ayaklarımın
kendiliğinden onun ritmine kapıldığını farketsem de,
kuzey'e geçişimin ilkinden daha önemli ve daha az
arkadaşımla paylaştığım nedenini düşünmeye koyuldum.
Burada, bu savaşın orta yerinde olmak istemiştim.
Hayatımın geri kalan yıllarını başka bir yerde değil
kuzey topraklarında tamamlamaktır hayalim. Denizler
ortasında zehirlenmeye çalışılan o güzel insana ve o'nun
yarattığı halka top yekün bir savaş dayatılırken,
kıyısında köşesinde değil orta yerinde olmak istemiştim.
Ve bütün malzemelerimi sırtlayıp Kuzey yollarına bu
yüzden düşmüştüm. Hiç bir şey yapamasam da, en azından
bu topraklarda gerillanın izinden yürümüş olurum...
Ben bütün bunları düşünürken ne kadar yol aldığımızı
bile farketmemiş bir anda Herem'i kaybetmiştim. Nerede
olduğunu anlamak için durup etrafımı dinlemeye koyuldum.
Sonbaharın hafiften sararttığı yapraklardan dolayı hiç
bir şey göremiyor, sadece duymaya çalışıyordum. Sol
taraftan hışırtılar geldiğini farkedince hemen o tarafa
yöneldim.
Herem az ileride beni bekliyordu. Elinde ihtiyacım olan
yedek mermileri tutmuş, o sevimli gülümseyişiyle bana
uzatıyordu. Garısa çatışmasında tam üç şarjör mermi
atmıştım ve yeni çatışmalara hazırlıklı olmalıydım.
Herem'in deyişiyle; burası Botan'dı ve düşman burada her
yerde olduğundan daha ciddiydi.
Mermilerin içinde bulunduğu poşeti alıp daha sonra
temizlemek üzere cebime koyduğum sırada Herem'in
ayakkabılarıma bakmakta olduğunu gördüm. Ayakkabılarımın
durumu iyiydi. Herem'le birbirimize bakıştık ve sanırım
anlaştık. Güney Kürdistan'ın Hewler kentinden katılmış
ve beş koca yılını botan topraklarında geçirmiş bu
gerilla ile fazla konuşmuyor, sadece birbirimizle
gülüşerek anlaşıyorduk.
Tekrar yola koyulduğumuzda hava kararmaya başlamıştı ve
ben Kuzey'e geçişimin benim için gizli olan, hiç bir
arkadaşımla paylaşmadığım ama Herem'in bir çırpıda
açıkladığı üçüncü nedenini düşünmeye
başladım.Yenilenmek...
Bu yolculuğa çıkışımın en içsel ve en gizli nedeni
yenilenmekti. Nasıl olacağını bilemiyordum ama kendimi
bir kez daha yenilemenin, duygu ve düşüncelerime bir kez
daha biçim vermenin yolunun bu topraklardan geçtiğini
hissediyordum. Hiç bir şeyi eskitmeye katlanamıyorum.
Kalbimde yaşattıklarımı hep ilk anki diriliğiyle, hep
ilk anki heyecanıyla hissetmek istiyorum. Bunun yolunun
da, hayatımız pahasına da olsa kalbin ve bedenin
yenilenmesinden geçtiğine inananlardanım.
Bunu hiç kimse ile paylaşmadım. Belki de bireysel bir
yaklaşım olduğunu düşündüğüm için anlatmaya gerek
duymadım, ta ki, Herem Karşıma dikilip 'seni
yenileyeceğim' deyinceye kadar.
'Zaten bende bunun için geldim' diyecektim. Son anda
vazgeçip ardından koşmayı sürdürdüm. Demek ki doğru
yerdeyim ve doğru kişinin peşindeyim.
Garısa çatışmasında kendimle getirdiğim bütün her şeyi
kaybettiğim o ilk günlerde çok üzülmüştüm. Kardeşimin
hediyesi olan kameram düşman mermileriyle paramparça
edilmiş, çalışma malzemelerimin hepsi üzerimize yağan
bombalardan nasibini almıştı.O çatışmadan sadece
hayatımı alabilmiştim. O da yeniden başlamak içindi...
Şimdi hem Herem'in peşinden koşuyorum,hem de içten içe o
çatışmada herşeyimi kaybettiğim için sevinç duyuyorum.
Çünkü sonbahar yağmurlarının yavaş yavaş ıslatmaya
başladığı Botan topraklarından kendimi yeniden ve en
baştan toplamaya başladım.
Herem sana bir kamera da bulacağım diyor ve ağaçların
köklerini kazmayı sürdürüyor. Botan topraklarında bir
kez daha mesleğime, savaşıma ve hayatıma başlamak
üzereyim...
Zaman bana bir kez daha bu fırsatı tanır mı bilemiyorum,
ama Herem var gücüyle kazdığı topraklarda bu fırsatı
yaratmak için inatla, sabırla ve neşeyle elinden geleni
yapıyor.
kuzey yazıları-3