Halil Dağ
Sanki hayatım boyunca hep bu anı beklemişim. Ve yıllar yılı
hep bu an için beklemişim. Daha önce hiç yaşamadığım bu
duygu şimdi bedenimde dolu dolu duruyor, korktuğum değil,
adım adım sevdiğim bir şeye yaklaştığımı hissediyorum.
Yıllar önce böyle bir yaşamı düşlediğimi şimdi daha iyi
hatırlıyorum. O zamanlar pek anlamlandıramazsam da bir
şekilde dile getirip tarif edemezsem de böyle yaşamayı hayal
etmişim. Daha ufacık bir çocukken henüz gözlük camlarımı
bile korumayacak kadar küçükken bir gün yeryüzünde kimsenin
yapmadığı bir şeyi yapmayı, kimsenin gitmediği bir yere
gitmeyi ve kimsenin keşfetmediği bir şeyi keşfetmeyi hayal
ettiğimi şimdi daha net hatırlıyorum.
Şimdi çocukluk hayallerimin kıyısında başlamak üzere
sabırsızlanırken, bu dünyada yeni bir şey yapmak için
insanoğlunun tarihine yeni bir şey eklemek için ölmek
gerektiğini çok iyi anlıyorum.
Ölmek diyorsam hayatın çocukluk hayallerimizi sınırsızca
kurduğumuz bir oyun bahçesi olmadığını bilmeyi ve bizleri
hayallerimizi yok etmeye çalışan orduların bütün
amansızlığına göğüs germeyi kastediyorum. Aslında bunun
ölmek değil de hayallerin bahçesinde koşturmak olduğunu çok
iyi biliyorum.
Asıl ölümün bunları yapmamak olduğunu, hayallerine ihanet
etmiş çocukların kervanında yaşlanmak olduğunun farkındayım.
Bu yüzden yaşayacaksam böyle bir hayatı yaşamayı ve
öleceksem hayallerimin uğrunda ölmeyi düşledim.
Bu nedenle;
Bize hayallerimizi armağan eden, onlara sahip çıkmayı
öğreten, onlar uğruna ölümüne kavga eden o çocuğu,
hayallerine ihanet etmemiş o ilk insana onun arkadaşlığına,
dostluğuna ne kadar teşekkür etsem azdır.