ŞAXO
HAWRAMAN'NIN SÖZLERİ...
|
Halil Dağ/Botan
leyla giyan leyla...' sözleri henüz dudaklarından dökülmeden
içimde saklı olan ve yıllardır bir kez daha dinlemeye hasret
olduğum o şarkıyı söyleyeceğini hissetmiştim. Bir Hawramanın
söyleyeceği ilk şarkının bu olacağını adım gibi biliyordum.
Hawramanları çok iyi tanıdığım için değil, onlarla ilk bu
şarkıyla tanıştığım için böyle düşünüyordum.
Katoya Jirka'nın keskin kayalıkları arasında tarihin bu en
eski sesi yankılanmaya başladığında yanılmadığımı
farketmenin ötesinde ruhum tarifsiz bir mutlulukla doldu...
Demek ki, bu sesi bir kez daha duymak, bu tadı bir kez daha
içime çekmek ve leyla'yı huzur içinde dinlemek için bu
topraklara bir kez daha gelmem gerekiyormuş. Ve buna
değermiş...
Şaxo isimli bu sarışın gerillanın bir hawraman olduğunu
öğrenince bir türlü yerimde duramadım, yanına gitmeye karar
verdim. O'nunla mutlaka bir şekilde konuşmalı, eğer ikna
edbilirsem bir şarkısını kayda almlıydım. O'nu aramaya
koyulduğumu fark eden arkadaşlar heyecanımı kırmak
istemeseler de, Şaxo'nun çok az konuştuğu ve hiç şarkı
söylemediği uyarısında bulunmadan da edemediler. Yine de
şansımı deneyeceğimi söyleyip Kato'nun diğer tarafındaki
gerilla birliğine doğru yola koyuldum...
Goran Goyi arkadaşın komutanlığını yaptığı diğer takıma
ulaşıp, arkadaşları selamlar selamlamaz Şaxo'yu sorunca,
takımın diğer üyeleri bu duruma biraz sitem ettiler. Onlar
da Şaxo'nun Botan'daki tek hawraman oduğunun farkında
oldukları için sitemleri uzun sürmedi ve meraklı davranışımı
da hoş gördüler. Ama Şaxo ortalıkta görünmüyordu ve kime
sorsam, birazdan gelir, cevabını alıyordum. Diğer
arkadaşlarla yaptığımız bütün sohbetler boyunca içten içe
onu bekldim durdum. Hemen hemen herkese en az ikişer kez
sormuş olduğum için daha fazla da soramıyordum....
Şaxo havanın kararmasından az önce geldi ve soğuk bir
selamlaşmadan sonra kayalar arasında bir köşeye çekildi. Ne
olduğunu anlayamadım ama bir gerginiğin varlığını hemen
sezdim. O gece burada kalmaya karar verdim ve Şaxo'nun
yanında yattım. Gece boyunca çok az konuşmamıza rağmen aynı
battaniyeyi paylaşmayı ve birbirimizle anlaşmayı başardık.
O bir tek kelime Türkçe bilmiyordu, ben de bir tek kelime
Hawramanca bilmiyordum. Ama ikimizde pes etmedik ve birlikte
uzandığımız kaya aralığından bir yandan yıldızları
seyrederken diğer yandan bildiğimiz bütün Kürtçe lehçeleri
ve bu lehçelerdeki bildiğimiz bütün Kürtçe kelimeleri bir
araya getirip konuşmaya çalıştık. Birbirimize ne
istediğimizi tam olarak anlatamasak da, karanlığın içinde
aynı şeylere gülmeyi başardık.
Kato'nu buza kesen ağustos gecesinde sırt sırta verip
uyumaya karar verdiğimizde O'nun soğuk duruşunun nedenini
anlamış ve neden hawramanca bir şarkı kaydetmek istediğimi
ise O'na anlatmayı başarmıştım.
Şaxo, patlayıcıları, bunları ateşleyecek elektrikli
fünyeleri ve bütün hepsinin patlaması için gerekli akımı
sağlayan pilleri aynı çantada taşıdığı için arkadaşları
tarafından yoğun eleştirilmiş. Her ne kadar hepsini ayrı
ayrı torbalara koyarak çantaya yerleştirdiğini söylese de
arkadaşlarını ikna edmemiş. Patlayıcıların bu ilk kuralını
ihlal ettiği için, özellikle takımdaki bayan gerillalar çok
sert üzerine gitmişler. Avinar arkadaş ise bu konuda öz
eleştiri raporu yazmasını istemiş. Gündüz araziye çıkıp tek
başına dolaşmasının ve sessizleşmesinin de nedeni buymuş...
Benim hawramanca sevdama gelince...
Hikaye çok eskilere, bundan sekiz yıl öncesine, Botan'a ilk
kez geldiğim o günlere uzanıyor. Dosandokuz yılında kuzey
topaklarına uzanan o fırtınalı yolculukların bir yerinde
yine Şaxo isimli bir hawraman ile tanışmıştım. Kıyasıya
yürüdüğümüz o gecelerden birinde bir ormanda ara verip ateş
yakmıştık. O ateşin başında Hozan Serhat hünerli
parmaklarıyla sazın tellerine dokunmuş, Ferhat isimli
Kİrmanşah'lı bir gerilla su matarasıyla ritim tutmuş ve
Hawraman Şaxo ise benim bir daha unutamayacağım o şarkıyı
söylemişti. Ağaçlar arasında uzandığım yerden ateş başındaki
bu üç müzisyeni dinlemiş ve bu üç farklı coğrafyanın
insanının Leyla'yı böylesine içten, böylesine uyumlu
söylemelerini gönlümün kadrajlarına kaydetmiştim.
Bu üç müzisyenden hiç biri kuzeye yaptığımız o yolculuktan
dönmedi. Geri çekilmenin gerçekleştiği o sonbaharda onlardan
birisiyle karşılaşmak ve Leyla'yı bir kez daha onlardan
dinlemek için çok bekledim. Ama hiç birini göremedim. Ve o
şarkıyı bir daha hiç bir yerde duymadım...
Ertesi gün Kato'nun kayalıklarında Şaxo ile birlikte
dolaşmaya çıktığımızda Goran Arkadaş dahil takımdan kimsenin
haberi yoktu. Şaxo'nun şarkı söylediğini kimseye
söylemeyeceğime söz vermiştim. Kayalar arasında gizli ve
güzel bir yere doğru yol alırken O'nun, leyla'yı söylemesi
için içten içe dua ediyordum. Sapsarı saçları ve çilleri
kirlenmiş yüzüyle hemen önümdeki kayanın kıyısına
oturduğunda hazır olduğunu anladım. O günler henüz sağlam
olan kameramı çıkartıp, bir zamanlar sadece dinlmekle
yetindiğim o şarkıyı kaydetmeye koyuldum.
'leyla giyan leyla...' sözleri dudalarından döküldüğü o ilk
anda bu dünyadaki en şanslı insanlardan biri olduğumu
hissettim. Çünkü bu genç hawraman kalbimden geçeni
söylüyordu. Kendimi insalığın bu en eski ezgisine bıraktım.
Ve Şaxo'nun bu son görünümünü yüzümde koca bir gülümseme ve
kalbimden taşan duygularla kayda aldım.
Türk Ordusu'nun eylül ayında onbinlerce askerle, otuz
gerillaya yönelik başlattığı operasyon sırasında Kato Dağı
direnişinin içinde Şaxo' nun da yer aldığını bilyordum. Onüç
gün onüç gece süren çatışmalar boyunca, ben de bütün Kürtler
gibi Kato'daki savaşanlar için dua ettim. Şaxo'nun, Takım
komutanı Goran, takım arkadaşları Avinar ve Kahraman ile
birlikte yaşamını yitirdiğini ise çok sonra öğrendim.
Şaxo Hawraman'ı bir kez daha göremeyeceğim ve o eşsiz ezgiyi
bir kez daha duyamayacağım... Ama son bir kez O'nun sesinden
dilediğim Leyla'nın, saçları gece gibi siyah olan kadın
anlamına geldiğini ve Kürtler, Türkler, Araplar, Farslar da
dahil olmak üzere Ortadoğu'nun bütün halklarında sevilen
kadının gizli ismi olduğunu ise hiç bir zaman
unutmayacağım....
kuzey yazıları-4