GÜNCEL AÇIKLAMALAR

DEĞERLİ HALKIMIZ, DEĞERLİ DOSTLAR VE DEMOKRATİK TÜM GÜÇLER!

ÖNDERLİĞİMİZİN SAĞLIĞI BÜYÜK TEHLİKELİ ALTINDADIR

Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelemizin Önderliği gelinen aşamada hayati bir saldırı ile karşı karşıyadır. Önder APO, en ağır koşullarda tutulduğu İmralı’da tüm hukuk, infaz yasaları, ahlak ölçüleri ve insanlık değerleri hiçe sayılarak, hain ve alçakça bir biçimde çeşitli kimyasal maddeler verilerek gün gün zehirlenmektedir.

Elimizde Fransa’da laboratuarda yapılan tahlillerin sonucu ve Norveç’te uzman doktorlar tarafından bu tahlillerin sonucunu yorumlayan belgeler bulunmaktadır. Bu belgeler dün Roma’da bir basın toplantısıyla kamuoyuna sunulmuştur. Türk devleti tarafından yapılan bu zehirlenme olayı, zaman ilerlediğinde tespit edilemeyecek özelliklere sahiptir. Öyle planlanmış ki, bunun sonucunda Önderliğimizin hastalık ve yaşamını kaybetme nedeni tespit edilemeyecektir.

İnsanlık tarihinde gelmiş geçmiş bütün çağlarda en iğrenç, ahlaksız ve haince bir saldırı biçimi olarak kabul edilen ve hiçbir siyasi, ahlaki ve insani ölçüye sığmayan bu saldırı cevapsız kalmamalı ve kalmayacaktır.

En son 2006 Newroz’unda ilan edilen, noter tasdikli, milyonlarca Kürdistan’lının imzasıyla bir siyasal irade olarak kabul edilen bir önderliğe karşı bu tarzda cinayet girişiminde bulunmak, Kürt halkı üzerindeki inkâr ve imha politikasının soykırım ile tamamlanması anlamına gelmektedir. Önderliğimiz ve PKK üzerinde uygulanan bu hukuk ve insanlık dışı uygulamaların bu kadar açık ve pervasızca yapılması, PKK ve önderliğinin Kürt halkı ve bölge açısından yarattığı tarihi gelişmelerle bağlantılıdır. Önderliğimiz, Türkiye’nin ve dünyadaki diğer siyasi güçlerinin Kürt sorununa inkârcı ve çıkarcı politikalarını zorladığından hedef alınmıştır.

Başkan Apo’nun Kürdistan’da geliştirdiği ideolojik ve siyasi alandaki zihniyet devrimi, Kürt halkını çağla bütünleştiren bir demokratikleşme devrimi olmuştur. Gençlik başta olmak üzere Kürdistan’daki ezilen tüm toplumsal tabakaları derinden etkilemiş, Kürt kadının mücadeleye aktif katılımı sosyal yaşamda köklü ve devrim niteliğinde gelişimler ortaya çıkarmıştır. Kürdistan’da bu süreç bir kültür devrimi niteliğinde yaşama geçmiştir. Önderliğimiz Kürt serhıldanlarında kendini dışa vuran bu devrimsel gelişmelerin toplamına “Diriliş Devrimi” tanımlamasını yapmıştır.

Önderliğimiz gerçekleşen bu diriliş devrimi ile ortaya çıkardığı böyle bir demokratik Kürt halk gücü ile Kürt sorununu halkların kardeşliğine dayanan demokratik siyasal bir çözüme kavuşturmak istemiştir. Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü yalnız Kürt sorunun çözümü olarak ele almamış, bu temelde başta Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkelerinin temel sorunlarının çözüme kavuşacağına inanmıştır. Böylece sorunların dış güçlerin müdahalesi ile değil; bölgesel çözümlerle demokrasi ve istikrara kavuşmuş bir Ortadoğu’yu hedeflenmiştir. Önderliğimiz bu çizgisinden dolayı uluslar arası komplonun hedefi haline gelmiştir. Nitekim Komplo ile kördüğüme dönüşen ve çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, daha da derinleştirilmiştir.

Önder APO, komplonun hedeflerinden biri olan Kürt-Türk çatışmasının önüne geçerek sorunun demokratik çözümü ve Türkiye’nin dış güçlere bağlı hale getirilmesinin önüne geçmek için gerillayı Türkiye’nin sınırları dışına çıkarmıştır. Türkiye toplumunun ve siyasetçilerinin sağlıklı düşünmesi ve Kürt sorununun çözümünde adım atması için biri gerilladan biride Avrupa’dan olmak üzere iki barış gurubunu Türkiye’ye gönderme ile birlikte daha başka güven arttırıcı tedbirler geliştirmiştir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Önderliğimizin demokratik barışçıl çözüme yönelik tüm çabalarına karşılık özgürlük hareketini siyasi ve örgütsel olarak bitirme ve çürütme politikasını ısrarla uygulamıştır.

Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeleri doğru okuyarak yeni siyasal bir bakış açısıyla Kürt sorununu çözeceğine, yersiz bir takım kaygılar ve bölünme fobisini öne sürerek büyük bir ırkçılık dalgasıyla, kendi içindeki Kürtleri yok ederek, çıkmak istemektedir. Türkiye, kuruluşundan bu yana jeo-staratejik konumunu pazarlayarak sorunları aşma politikasının bugünde geçerli olduğunu düşünmektedir. ABD’nin bölgede yaşadığı zorluklardan eski tarz siyasal yaklaşımla yararlanacağını hesaplamaktadır. 1. dünya savaşının Ermeniler üzerinde uyguladığı politikaya imkân vermesini, bugün 3. dünya savaşı olarak tanımlanan bölgedeki savaşın Kürtleri imha etmek içinde böyle bir fırsatı vereceğini planlamaktadır. İnkâr ve imha zihniyetine dayanan Kürt politikası ve önderliğimize karşı geliştirilen cinayet teşebbüsünün bu hesapların bir parçası olarak yapıldığı açıkça ortadadır.

Kürt sorununda en makul çözüm projesini geliştiren, yalnız Kürt halkının değil aynı zamanda Ortadoğu halklarının önderliksel perspektifine sahip olan bir bilge düşünce adamına ve siyasetçiye karşı cinayet girişiminde bulunulması, Kürt halkına karşı bir soykırım saldırısı olduğu gibi bölge barışına indirilmiş ölümcül bir darbe olmaktadır.

Kürt halkına “ne kadar mütevazı ve makul da yaklaşsanız da hiçbir sonuç alamazsınız, kimlik, dil, kültür ve demokratik bir irade olmaktan vazgeçin, yok sayılma ve yok edilme kaderine boyun eğin” tercihi dayatılmaktadır. Özcesi, Önderliğimizin Kürt kapanı olarak tanımladığı “ ya teslim olma ya da ölüm” tercihi, bu saldırı ile bir kez daha Kürt halkının önüne konulmuş bulunmaktadır.

Türkiye cumhuriyeti devleti, hükümeti ve sorumlu liderlerine!

Önderliğimiz evrensel normlar haline gelmiş uluslar arası hukukun güvencesinde olduğu gibi, Türkiye anayasası ve yasalarının da güvencesindedir. Dolayısı ile Türkiye devleti Önderliğimizin sağlığı ve yaşamı karşısında doğrudan sorumludur. Dört tarafı sularla çevrili tek kişilik bir cezaevinde tutulduğundan ve burada gerçekleşen zehirlenmeden devlet dışında bir sorumlu gösterme imkânı yoktur. Kaldı ki, İmralı adası ordunun kontrolündedir. Dolayısıyla doğrudan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt bu zehirlemeden sorumludur.

Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başı olarak bu saldırıdan bizzat Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer sorumludur. Yine hukuki ve siyasi olarak yürütmenin başı olan Başbakan R. Tayip Erdoğan bu pratiğin sonuçlarından sorumludur. Bu konuda devletin yönlendirilmesinde ve devlet içindeki ırkçıların harekete geçirilmesinde büyük rolü olan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da bu hunharca saldırının mimarlarından birisi olduğu tarafımızca bilinen bir durumdur.

Milyonlarca insanın ölümüne bağlı olduğu ve önderliğinin yaşamını kendi yaşamı olarak gördüğünü her fırsatta dile getiren Kürt halkı, yapılan bu saldırıyı kendisine yapılmış olarak kabul edecektir. Bu saldırının halklarımız açısından yaratacağı tahribatların daha zamanı varken telafi edilmemesi halinde yaşanacak gelişmeler halklarımızın belleğinde yüz yıllar boyu silinemeyecektir.

Devlet, böyle bir zehirlenmeye bir bütün olarak karar verip vermediğini, ya da böyle bir durumu şu anda onaylayıp onaylamadığını ilk önce acil tedavi girişiminde ortaya koyacağı titizlikte gösterecektir. Halkımız ve partimiz zehirlenen önderliğimizin tedavisinde göstereceği tutumla, devletin bu olaya yaklaşımını ve sorumluluk düzeyini değerlendirmeye tabi tutacaktır.

Bu tedavinin bir saat bile gecikmeden yapılması yaşamsal olduğundan, aynı zamanda AB hukukunun güvencesinde olan önderliğimizin, Avrupa’nın gelişmiş tıbbi imkânları ile derhal tedavi edilmesi ve sağlığına kavuşturulması her türlü yersiz kaygının önünde yerine getirilmesi gereken ivedi bir sorumluluktur.

Açıkça görülüyor ki, önderliğimizin yaşamına böyle bir saldırı iki halkın kardeşliği ve demokratik birlik temelindeki siyasi çözüm çabamızı sabote etmeye yöneliktir. Türk Devletinin tüm yetkilileri bilmelidir ki, bu saldırı Türkiye’nin Kürtlerle demokratik birliğine, Türkiye barışına, ekonomik ve siyasi istikrarına yapılmış bir saldırıdır.

Bu vesile ile bir kez daha, Türkiye yi seven, Türkiye halkına karşı sorumluluk duyan Türkiye’nin tüm sorumlu güçlerine hukuki, ahlaki, vicdani, siyasi ve tarihsel sorumluluklarını yerine getirmeye ve derhal tıbbi ve adli müdahaleye çağırıyoruz.

Eğer Türk devleti belgelere dayanan bu gerçeklerin asılsızlığını savunacaksa, o zaman bağımsız uluslar arası bir sağlık heyeti ve gözlemcileri tarafından önderliğimizin sağlık tahlillerini yaptırmaya ve sonuçlarını en kısa sürede kamuoyuna açıklamasını istiyoruz. Bunun dışında Kürt halkını ve hareketini inandıracak hiçbir yol yoktur. Aksi durumda doğacak sonuçlardan Türk devletinin sorumlu olacağını açıkça belirtiyoruz.

Türkiye Halkı ve Demokratik Güçlerine!

Önderliğimiz ve hareketimize karşı 1998 yılında başlatılan ve 15 Şubat 1999 da önderliğimizin Türkiye ye teslim edilmesine yol açan uluslar arası komplo aynı zamanda Türkiye halkına ve Türkiye ye karşı planlanmış bir komploydu. Önderliğimiz halklar arası bir savaşı öngören bu komployu boşa çıkarmak için büyük bir sorumluluk ve sağduyu ile hareket etti. Hareketimizi ve halkımızı bu oyuna çekmek isteyenler bunu başaramadılar. Önderliğimizin duruşu ile bu komplo bizim tarafımızdan boşa çıkarılırken; aynı sorumluluk ve sağduyu Türkiye cephesinden gösterilmemiş ve bu kirli oyunun bir parçası olmaya devam edilmiştir.

Önderliğimizi zehirleme ve gün gün öldürme girişimi yalnız Kürt halkına değil, Türkiye ve Ortadoğu barışına, bir arada yaşama istemine, özgürlüğü ve demokrasisine de bir saldırıdır. Başkan APO, halkların kardeşliği ve barışçıl demokratik çözüm teorisinin mimarı ve Türk Kürt halklarının bir arada yaşamasının teminatı durumundadır. Önderliğimiz bütün mücadelesi boyunca Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Kemal ve Hakilerin özlemi olan halkların kardeşliği içinde bir demokratik Türkiye yi arzulamıştır. Demokratikleşmiş bir Türkiye içinde Kürt sorununu çözmek her zamanki tercih olmuştur.

Önderliğimizin zehirlenmesi halklar arası ilişkilerin tamir edilmeyecek düzeyde zehirlenmesi ve güvensizliğin köklü hale gelmesine yol açacaktır.

Bu nedenle Türkiye halkı, demokratik güçleri ve sorumlu tüm siyasi çevreleri Kürt halkı ile birlikte bu girişimi boşa çıkarma mücadelesi içine girmelidir. Önderliğimizin gecikmeden böyle bir zehirlenmeyi tedavi edecek tıbbi müdahaleye kavuşturulması gerekmektedir.

Bu nedenle “ Türkiye barışını arıyor” Konferansına katılan katılımcılar öncelikle harekete geçmeli iki halkın birlikte yaşamasını ve barışı sabote eden bu girişimi, ağır siyasi ve tarihsel sonuçları ortaya çıkarmadan durdurabilmelidir.

Türkiye’nin demokrasi güçlerinin ve Kürt halkına kardeşlik duygusu besleyenlerin sınavdan geçeceği bir durumla karşı karşıyayız. Bu sınav da başarısız kalmak Türkiye’nin barışı ve demokratik birliğinde başarısız kalmaktır. Bu nedenle önderliğimize sahiplenmek Türkiye’nin barışına ve demokratik birliğine sahiplenmektir. Bu konuda sorumluluk duyan vicdan sahibi tüm kesimleri göreve çağırıyoruz.

Uluslar arası Demokratik Kamuoyu ve Sorumlu Siyası Güçler!

Kürt halkının özgürlük ve demokrasi önderi insanlık dışı bir anlayışla İmralı adasındaki tek kişilik cezaevinde kimyasal bir zehirlenmeye uğratılmıştır. Eğer acil bir biçimde tedaviye alınmazsa yaşamı her an tehlike altındadır. Hukuk dışı yollarla bir komplo gerçekleştirilip Türkiye ye teslim edilen önderliğimiz, şimdide uluslar arası hukuk ve Türkiye yasaları ile güvencede olması gereken yaşamına insanlık dışı bir yöntemle kastedilmek istenmektedir.

Önderliğimizin yaşamı sadece Kürt halkını değil tüm demokratik güçleri ve humaniter çevreleri ilgilendirmektedir. Önderliğimizin yaşamına ve sağlığına karşı sorumluluk duymak ve gerekeni yapmak sadece siyasi, hukuki değil her şeyden öncede ahlaki ve vicdani sorumluluktur. Bir halkın önderliğinin bile bile ölüme terk edilmesi tüm insanlığı ahlaki olarak kirletir. Dolayısı ile önderliğimize yapılan zehirleme girişimi karşısında gösterilecek tutum, demokratik ve humaniter çevreler ve tüm siyasi güçler için bir samimiyet ölçüsü olacaktır.

AB ve ABD başta olmak üzere birçok devlet önderliğimizin Türkiye ye teslim edilmesinden sorumludur. Önderliğimiz AB üyesi iki ülke olan İtalya ve Yunanistan’da siyasi iltica başvurusu olmasına rağmen hukuki prosedür tamamlanmadan bu ülkelerden çeşitli dayatmalar ve zorlamalarla çıkarılmıştır. Hatta Yunanistan da olduğu gibi bir çıkarılma değil korsanca bir kaçırılma söz konusudur. ABD kendileri tarafından önderliğimizin Türkiye’ye teslim edildiğini defalarca itiraf etmiştir. Dolayısıyla önderliğimizin durumuna karşı ABD’nin siyasi ve ahlaki sorumluluğu vardır. Olumsuz bir durumda partimiz ve halkımız ABD yi sorumlu tutacaktır.

Türkiye, AB ile ilgili birçok sözleşmenin altına imza atmıştır, bu nedenle önderliğimiz aynı zamanda AB hukuku güvencesinde de bulunmaktadır. Dolayısı ile AB ülkeleri hem Kürt sorununun orta çıkmasındaki rolünden hem de komplodaki siyasi sorumluluklarından ve Türkiye ile olan siyasi ve hukuki ilişkilerinden dolayı yükümlülükleri bulunmaktadır. AB siyasi, hukuki dolayısıyla tıbbi müdahale sorumluluğunu yerine getirmediği taktirde bu cinayet teşebbüssüne ortak olmuş olacaktır.

AB komplodaki ortaklığını ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin “yeniden yargılamaya gerek yoktur” diyerek yaptığı yargısız infazı telafi etmek istiyorsa öndeliğimizin sağlığını, kendisinin temel siyasi, hukuki ve ahlaki sorunu olduğunu ilan etmeli ve üzerine düşeni hiç gecikmeden yerine getirmelidir. Halkımız ve özgürlük hareketi bunun dışındaki hiçbir tutumu kabul etmeyecektir.

Başta AB olmak üzere tüm ilgili güçler, Türkiye’nin tıbbi imkân sınırlılığı ve güvenlik dikkate alınarak bir Avrupa ülkesinde tedavi edilmesi için her türlü girişimde bulunmalıdır.

Kürdistan’lı tüm siyasi Güçlere!

Öndeliğimizi zehirleyerek imha etme girişimi aynı zamanda tüm parçalardaki halkımızın özgürlük ve demokrasi özlemlerine karşı yapılmış bir saldırıdır. Hiçbir parçada Kürt halkının siyasi bir irade olmasını istemeyen ve her türlü Kürt iradeleşmesini yok etmeyi önüne koyan milliyetçi ırkçı zihniyetinin yaptığı bir saldırı ile karşı karşıyayız. Tarihimizde de birçok örneğine rastlandığı gibi haklı davası için isyana kalkışan Kürt Önderliklerine düşmanların reva gördüğü suikast ve hunharca katletme olmuştur. Kürt ve Kürdistan mücadele tarihinin bu önemli döneminde gerçekleşen bu hain saldırıyı güçlü bir birlik ve dayanışma ruhuyla cevaplamak ile karşı karşıyayız. Ancak böyle bir ulusal demokratik tutumla, her parçada siyasi irade olma hakkını kabul ettirme ve güvenceye alma ile halkımızın bu makus tarihini değiştirebiliriz.

Çok açık ki, Kuzey Kürdistan da Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Kürt halkının hiçbir parçadaki hakları ve özgürlüğü güvencede olamayacaktır. Tüm parçalardaki halkımızın özgürlüğü ve hakları konusunda tehdit sürmeye devam edecektir. Önderliğimize karşı yapılan saldırı tüm Kürt halkını ve siyasi güçlerini ilgilendirmektedir.

Kürdistan siyasi güçleri, önder APO’ya yapılan bu saldırı karşısındaki tutumu çerçevesinde bir imtihan ile karşı karşıya gelmiştir. Süreç hiç bir taktiksel yaklaşımın cevap olamayacağı stratejik bir sürece dönüşmüştür. Ortak Stratejik çıkarlar gereği, her dönemden daha fazla dayanışma ve birlik siyasetinin esas alınması, halkımızın özgürlük davasını başarıya taşıyacaktır. Siyasi, insani ve ahlaki açıdan tüm Kürt siyasetçileri önder APO’nun yaşam hakkını savunma etrafında ulusal birlik tutumunu geliştirerek tehlikeli bir süreci önleyebilir.

Bu nedenle başta Kürdistan Federe Hükümeti ve başkanlığı ile tüm Kürdistan’i siyasi güçleri, Ortadoğu halklarını ve demokratik güçlerini önderliğimizin zehirlenmesine karşı tavır koymaya ve sağlığına kavuşması için haklı mücadelenin yanında yer almaya çağırıyoruz.

Yurtsever Kürdistan halkı!

Önderliğimize yönelik bu cinayet girişimi, önderlikle 35 yılda kazandığımız tüm kazanımların kökünü kazımayı hedeflemiştir. Özgür Kürt gerçeğinden intikam almak ve halkımız yeniden lanetli geçmişine mahkûm edilmek istenmektedir. Dolayısı ile bu cinayeti böyle bir soykırım kararı ve uygulanmasının başlangıcı olarak görmekteyiz.

Son aylarda Türkiye’nin birçok şehrinde iyice gün yüzüne çıkan ırkçı kuvvetler herhangi bir işgale karşı değil; özgürlük ve hak mücadelesi veren Kürt halkını ezmek için örgütlendirilmiştir. Bu tür örgütlenmelerin oluşmasını sağlayan güçler, önderliğimize karşı cinayet teşebbüsünde bulunan Neo-ittahtçı kesimlerdir. İnkâr ve İmha politikasında vaz geçmeyen bu devlet zihniyeti, halkımızın özgürlük mücadelesine verdiği karşılık bu tür örgütlenmeler geliştirip, önderliğimizi de imha ederek halkımızın PKK ile birlikte kazandığınız öz güven ve irade devrimi tersine çevrilmek istenmektedir.

Değerli halkımız!

Önderliğimize yönelik saldırı Kürt halkının varlığına ve geleceğine saldırıdır. Önderliğimiz şahsında Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi ve umudunun bitirileceği hesaplanmıştır. Bu durum bizler için bir ölüm kalım mücadelesinin yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kadını, genci ve yaşlısı ile önderliğine ölümüne bağlı olan bir halka böyle bir saldırıda bulunmak ancak inkâr ve imha planlanması olarak görülmeli ve buna göre bir tutum ve mücadele içinde olmalıyız.

Önderliğimizin zehirlendiği bulgu ve belgelerle kanıtlanmıştır. Ancak bu zehirlenmeyi durdurma ve önderliğimizi sağlığına kavuşturma imkânı halen vardır. Bu nedenle bugünden başlayarak halkımız bu zehirlenmenin tedavi edileceği bir müdahale yapılıp, önderliğimiz sağlığına kavuşana kadar ayakta olmalıdır. Halkımız Önderliğine ve özgürlüğüne sevdasını demokratik eylem gücünü süreklileştirerek göstermelidir. Önderliğimizin imhasına ve soykırım saldırısına geçit vermemelidir. 1998 de yürütülen komploya karşı “güneşimizi karartamazsınız” şiarı ile yapılan fedaice direniş bugün daha da güçlendirilerek yükseltilmelidir. Bunu yaparken bağlılığı ve özgürlük inancını kendimize yönelik intihar vb. eylemlerle değil, fedai ruhla sürdürülen meşru demokratik eylemlerle gerçekleştirmeli ve geliştirmeliyiz.

Halk olarak irade ve özgürlük sınavından geçmekteyiz. Özgürlüğe ve demokratik yaşama layık olup olmadığımızın denendiği ateşten bir sınavla karşı karşıyayız. Bu sınavdan yüzümüzün akı ile çıkmak özgürlük ve demokrasiyi kazanmakla eş değerdir. Bu sınavdan başarı ile çıkmak; özgürlük ve demokrasi mücadelesinin zaferini bugünden ilan etmek olacaktır.

Bu nedenle gençlik, kadın, çocuk, yaşlı, her mezhepten, her etnik gruptan Kürdistan’ın tüm parçalarında ve yurt dışındaki halkımız özgürlük demokrasi ve onur savaşı olan önderliğimizin yaşamını sahiplenme mücadelesine katılmaya çağırıyoruz.

Herkes bilmeli ki, APO’cu hareket, bugün her zamankinden daha fazla her türlü mücadele dinamiklere ve imkânlara sahiptir. Sağlam bir mücadele anlayışı ve fedai ruhla donanmış kadro yapısı ve denenmiş, tecrübeden geçmiş büyük zorlukları aşma iradesini göstermiş militan duruşu ile önderliğine ve şahsında halkımıza karşı gelişen tüm saldırıları doğru ve yeterli bir mücadele ile cevaplayabilecek güçtedir.

Şu anda en acil görev; tüm Kadro yapımızın ve halkımızın demokratik mücadele yöntemlerinden şaşmadan, kamuoyunu hareket geçirme amacıyla mücadele yürütmesi ve önderliğimizin yaşamını garantiye alacak girişimleri geliştirmeyi hedeflemektir.



2 Mart 2007

PKK Parti Meclisi ve

Koma Komelên Kürdistan Yürütme Konseyi


Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır