|
DEĞERLİ HALKIMIZ, DEĞERLİ DOSTLAR VE
DEMOKRATİK TÜM GÜÇLER!
ÖNDERLİĞİMİZİN SAĞLIĞI BÜYÜK TEHLİKELİ ALTINDADIR
Kürdistan özgürlük ve demokrasi mücadelemizin Önderliği
gelinen aşamada hayati bir saldırı ile karşı karşıyadır.
Önder APO, en ağır koşullarda tutulduğu İmralı’da tüm
hukuk, infaz yasaları, ahlak ölçüleri ve insanlık
değerleri hiçe sayılarak, hain ve alçakça bir biçimde
çeşitli kimyasal maddeler verilerek gün gün
zehirlenmektedir.
Elimizde Fransa’da laboratuarda yapılan tahlillerin
sonucu ve Norveç’te uzman doktorlar tarafından bu
tahlillerin sonucunu yorumlayan belgeler bulunmaktadır.
Bu belgeler dün Roma’da bir basın toplantısıyla
kamuoyuna sunulmuştur. Türk devleti tarafından yapılan
bu zehirlenme olayı, zaman ilerlediğinde tespit
edilemeyecek özelliklere sahiptir. Öyle planlanmış ki,
bunun sonucunda Önderliğimizin hastalık ve yaşamını
kaybetme nedeni tespit edilemeyecektir.
İnsanlık tarihinde gelmiş geçmiş bütün çağlarda en
iğrenç, ahlaksız ve haince bir saldırı biçimi olarak
kabul edilen ve hiçbir siyasi, ahlaki ve insani ölçüye
sığmayan bu saldırı cevapsız kalmamalı ve kalmayacaktır.
En son 2006 Newroz’unda ilan edilen, noter tasdikli,
milyonlarca Kürdistan’lının imzasıyla bir siyasal irade
olarak kabul edilen bir önderliğe karşı bu tarzda
cinayet girişiminde bulunmak, Kürt halkı üzerindeki
inkâr ve imha politikasının soykırım ile tamamlanması
anlamına gelmektedir. Önderliğimiz ve PKK üzerinde
uygulanan bu hukuk ve insanlık dışı uygulamaların bu
kadar açık ve pervasızca yapılması, PKK ve önderliğinin
Kürt halkı ve bölge açısından yarattığı tarihi
gelişmelerle bağlantılıdır. Önderliğimiz, Türkiye’nin ve
dünyadaki diğer siyasi güçlerinin Kürt sorununa inkârcı
ve çıkarcı politikalarını zorladığından hedef
alınmıştır.
Başkan Apo’nun Kürdistan’da geliştirdiği ideolojik ve
siyasi alandaki zihniyet devrimi, Kürt halkını çağla
bütünleştiren bir demokratikleşme devrimi olmuştur.
Gençlik başta olmak üzere Kürdistan’daki ezilen tüm
toplumsal tabakaları derinden etkilemiş, Kürt kadının
mücadeleye aktif katılımı sosyal yaşamda köklü ve devrim
niteliğinde gelişimler ortaya çıkarmıştır. Kürdistan’da
bu süreç bir kültür devrimi niteliğinde yaşama
geçmiştir. Önderliğimiz Kürt serhıldanlarında kendini
dışa vuran bu devrimsel gelişmelerin toplamına “Diriliş
Devrimi” tanımlamasını yapmıştır.
Önderliğimiz gerçekleşen bu diriliş devrimi ile ortaya
çıkardığı böyle bir demokratik Kürt halk gücü ile Kürt
sorununu halkların kardeşliğine dayanan demokratik
siyasal bir çözüme kavuşturmak istemiştir. Kürt
sorununun demokratik siyasal çözümünü yalnız Kürt
sorunun çözümü olarak ele almamış, bu temelde başta
Türkiye olmak üzere tüm bölge ülkelerinin temel
sorunlarının çözüme kavuşacağına inanmıştır. Böylece
sorunların dış güçlerin müdahalesi ile değil; bölgesel
çözümlerle demokrasi ve istikrara kavuşmuş bir
Ortadoğu’yu hedeflenmiştir. Önderliğimiz bu çizgisinden
dolayı uluslar arası komplonun hedefi haline gelmiştir.
Nitekim Komplo ile kördüğüme dönüşen ve çözümsüz
bırakılan Kürt sorunu, daha da derinleştirilmiştir.
Önder APO, komplonun hedeflerinden biri olan Kürt-Türk
çatışmasının önüne geçerek sorunun demokratik çözümü ve
Türkiye’nin dış güçlere bağlı hale getirilmesinin önüne
geçmek için gerillayı Türkiye’nin sınırları dışına
çıkarmıştır. Türkiye toplumunun ve siyasetçilerinin
sağlıklı düşünmesi ve Kürt sorununun çözümünde adım
atması için biri gerilladan biride Avrupa’dan olmak
üzere iki barış gurubunu Türkiye’ye gönderme ile
birlikte daha başka güven arttırıcı tedbirler
geliştirmiştir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti,
Önderliğimizin demokratik barışçıl çözüme yönelik tüm
çabalarına karşılık özgürlük hareketini siyasi ve
örgütsel olarak bitirme ve çürütme politikasını ısrarla
uygulamıştır.
Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeleri doğru okuyarak yeni
siyasal bir bakış açısıyla Kürt sorununu çözeceğine,
yersiz bir takım kaygılar ve bölünme fobisini öne
sürerek büyük bir ırkçılık dalgasıyla, kendi içindeki
Kürtleri yok ederek, çıkmak istemektedir. Türkiye,
kuruluşundan bu yana jeo-staratejik konumunu
pazarlayarak sorunları aşma politikasının bugünde
geçerli olduğunu düşünmektedir. ABD’nin bölgede yaşadığı
zorluklardan eski tarz siyasal yaklaşımla
yararlanacağını hesaplamaktadır. 1. dünya savaşının
Ermeniler üzerinde uyguladığı politikaya imkân
vermesini, bugün 3. dünya savaşı olarak tanımlanan
bölgedeki savaşın Kürtleri imha etmek içinde böyle bir
fırsatı vereceğini planlamaktadır. İnkâr ve imha
zihniyetine dayanan Kürt politikası ve önderliğimize
karşı geliştirilen cinayet teşebbüsünün bu hesapların
bir parçası olarak yapıldığı açıkça ortadadır.
Kürt sorununda en makul çözüm projesini geliştiren,
yalnız Kürt halkının değil aynı zamanda Ortadoğu
halklarının önderliksel perspektifine sahip olan bir
bilge düşünce adamına ve siyasetçiye karşı cinayet
girişiminde bulunulması, Kürt halkına karşı bir soykırım
saldırısı olduğu gibi bölge barışına indirilmiş ölümcül
bir darbe olmaktadır.
Kürt halkına “ne kadar mütevazı ve makul da yaklaşsanız
da hiçbir sonuç alamazsınız, kimlik, dil, kültür ve
demokratik bir irade olmaktan vazgeçin, yok sayılma ve
yok edilme kaderine boyun eğin” tercihi dayatılmaktadır.
Özcesi, Önderliğimizin Kürt kapanı olarak tanımladığı “
ya teslim olma ya da ölüm” tercihi, bu saldırı ile bir
kez daha Kürt halkının önüne konulmuş bulunmaktadır.
Türkiye cumhuriyeti devleti, hükümeti ve sorumlu
liderlerine!
Önderliğimiz evrensel normlar haline gelmiş uluslar
arası hukukun güvencesinde olduğu gibi, Türkiye
anayasası ve yasalarının da güvencesindedir. Dolayısı
ile Türkiye devleti Önderliğimizin sağlığı ve yaşamı
karşısında doğrudan sorumludur. Dört tarafı sularla
çevrili tek kişilik bir cezaevinde tutulduğundan ve
burada gerçekleşen zehirlenmeden devlet dışında bir
sorumlu gösterme imkânı yoktur. Kaldı ki, İmralı adası
ordunun kontrolündedir. Dolayısıyla doğrudan Genelkurmay
Başkanı Yaşar Büyükanıt bu zehirlemeden sorumludur.
Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başı
olarak bu saldırıdan bizzat Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer sorumludur. Yine hukuki ve siyasi olarak
yürütmenin başı olan Başbakan R. Tayip Erdoğan bu
pratiğin sonuçlarından sorumludur. Bu konuda devletin
yönlendirilmesinde ve devlet içindeki ırkçıların
harekete geçirilmesinde büyük rolü olan CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal’ın da bu hunharca saldırının
mimarlarından birisi olduğu tarafımızca bilinen bir
durumdur.
Milyonlarca insanın ölümüne bağlı olduğu ve önderliğinin
yaşamını kendi yaşamı olarak gördüğünü her fırsatta dile
getiren Kürt halkı, yapılan bu saldırıyı kendisine
yapılmış olarak kabul edecektir. Bu saldırının
halklarımız açısından yaratacağı tahribatların daha
zamanı varken telafi edilmemesi halinde yaşanacak
gelişmeler halklarımızın belleğinde yüz yıllar boyu
silinemeyecektir.
Devlet, böyle bir zehirlenmeye bir bütün olarak karar
verip vermediğini, ya da böyle bir durumu şu anda
onaylayıp onaylamadığını ilk önce acil tedavi
girişiminde ortaya koyacağı titizlikte gösterecektir.
Halkımız ve partimiz zehirlenen önderliğimizin
tedavisinde göstereceği tutumla, devletin bu olaya
yaklaşımını ve sorumluluk düzeyini değerlendirmeye tabi
tutacaktır.
Bu tedavinin bir saat bile gecikmeden yapılması yaşamsal
olduğundan, aynı zamanda AB hukukunun güvencesinde olan
önderliğimizin, Avrupa’nın gelişmiş tıbbi imkânları ile
derhal tedavi edilmesi ve sağlığına kavuşturulması her
türlü yersiz kaygının önünde yerine getirilmesi gereken
ivedi bir sorumluluktur.
Açıkça görülüyor ki, önderliğimizin yaşamına böyle bir
saldırı iki halkın kardeşliği ve demokratik birlik
temelindeki siyasi çözüm çabamızı sabote etmeye
yöneliktir. Türk Devletinin tüm yetkilileri bilmelidir
ki, bu saldırı Türkiye’nin Kürtlerle demokratik
birliğine, Türkiye barışına, ekonomik ve siyasi
istikrarına yapılmış bir saldırıdır.
Bu vesile ile bir kez daha, Türkiye yi seven, Türkiye
halkına karşı sorumluluk duyan Türkiye’nin tüm sorumlu
güçlerine hukuki, ahlaki, vicdani, siyasi ve tarihsel
sorumluluklarını yerine getirmeye ve derhal tıbbi ve
adli müdahaleye çağırıyoruz.
Eğer Türk devleti belgelere dayanan bu gerçeklerin
asılsızlığını savunacaksa, o zaman bağımsız uluslar
arası bir sağlık heyeti ve gözlemcileri tarafından
önderliğimizin sağlık tahlillerini yaptırmaya ve
sonuçlarını en kısa sürede kamuoyuna açıklamasını
istiyoruz. Bunun dışında Kürt halkını ve hareketini
inandıracak hiçbir yol yoktur. Aksi durumda doğacak
sonuçlardan Türk devletinin sorumlu olacağını açıkça
belirtiyoruz.
Türkiye Halkı ve Demokratik Güçlerine!
Önderliğimiz ve hareketimize karşı 1998 yılında
başlatılan ve 15 Şubat 1999 da önderliğimizin Türkiye ye
teslim edilmesine yol açan uluslar arası komplo aynı
zamanda Türkiye halkına ve Türkiye ye karşı planlanmış
bir komploydu. Önderliğimiz halklar arası bir savaşı
öngören bu komployu boşa çıkarmak için büyük bir
sorumluluk ve sağduyu ile hareket etti. Hareketimizi ve
halkımızı bu oyuna çekmek isteyenler bunu başaramadılar.
Önderliğimizin duruşu ile bu komplo bizim tarafımızdan
boşa çıkarılırken; aynı sorumluluk ve sağduyu Türkiye
cephesinden gösterilmemiş ve bu kirli oyunun bir parçası
olmaya devam edilmiştir.
Önderliğimizi zehirleme ve gün gün öldürme girişimi
yalnız Kürt halkına değil, Türkiye ve Ortadoğu barışına,
bir arada yaşama istemine, özgürlüğü ve demokrasisine de
bir saldırıdır. Başkan APO, halkların kardeşliği ve
barışçıl demokratik çözüm teorisinin mimarı ve Türk Kürt
halklarının bir arada yaşamasının teminatı durumundadır.
Önderliğimiz bütün mücadelesi boyunca Denizlerin,
Mahirlerin, İbrahimlerin, Kemal ve Hakilerin özlemi olan
halkların kardeşliği içinde bir demokratik Türkiye yi
arzulamıştır. Demokratikleşmiş bir Türkiye içinde Kürt
sorununu çözmek her zamanki tercih olmuştur.
Önderliğimizin zehirlenmesi halklar arası ilişkilerin
tamir edilmeyecek düzeyde zehirlenmesi ve güvensizliğin
köklü hale gelmesine yol açacaktır.
Bu nedenle Türkiye halkı, demokratik güçleri ve sorumlu
tüm siyasi çevreleri Kürt halkı ile birlikte bu girişimi
boşa çıkarma mücadelesi içine girmelidir. Önderliğimizin
gecikmeden böyle bir zehirlenmeyi tedavi edecek tıbbi
müdahaleye kavuşturulması gerekmektedir.
Bu nedenle “ Türkiye barışını arıyor” Konferansına
katılan katılımcılar öncelikle harekete geçmeli iki
halkın birlikte yaşamasını ve barışı sabote eden bu
girişimi, ağır siyasi ve tarihsel sonuçları ortaya
çıkarmadan durdurabilmelidir.
Türkiye’nin demokrasi güçlerinin ve Kürt halkına
kardeşlik duygusu besleyenlerin sınavdan geçeceği bir
durumla karşı karşıyayız. Bu sınav da başarısız kalmak
Türkiye’nin barışı ve demokratik birliğinde başarısız
kalmaktır. Bu nedenle önderliğimize sahiplenmek
Türkiye’nin barışına ve demokratik birliğine
sahiplenmektir. Bu konuda sorumluluk duyan vicdan sahibi
tüm kesimleri göreve çağırıyoruz.
Uluslar arası Demokratik Kamuoyu ve Sorumlu Siyası
Güçler!
Kürt halkının özgürlük ve demokrasi önderi insanlık dışı
bir anlayışla İmralı adasındaki tek kişilik cezaevinde
kimyasal bir zehirlenmeye uğratılmıştır. Eğer acil bir
biçimde tedaviye alınmazsa yaşamı her an tehlike
altındadır. Hukuk dışı yollarla bir komplo
gerçekleştirilip Türkiye ye teslim edilen önderliğimiz,
şimdide uluslar arası hukuk ve Türkiye yasaları ile
güvencede olması gereken yaşamına insanlık dışı bir
yöntemle kastedilmek istenmektedir.
Önderliğimizin yaşamı sadece Kürt halkını değil tüm
demokratik güçleri ve humaniter çevreleri
ilgilendirmektedir. Önderliğimizin yaşamına ve sağlığına
karşı sorumluluk duymak ve gerekeni yapmak sadece
siyasi, hukuki değil her şeyden öncede ahlaki ve vicdani
sorumluluktur. Bir halkın önderliğinin bile bile ölüme
terk edilmesi tüm insanlığı ahlaki olarak kirletir.
Dolayısı ile önderliğimize yapılan zehirleme girişimi
karşısında gösterilecek tutum, demokratik ve humaniter
çevreler ve tüm siyasi güçler için bir samimiyet ölçüsü
olacaktır.
AB ve ABD başta olmak üzere birçok devlet önderliğimizin
Türkiye ye teslim edilmesinden sorumludur. Önderliğimiz
AB üyesi iki ülke olan İtalya ve Yunanistan’da siyasi
iltica başvurusu olmasına rağmen hukuki prosedür
tamamlanmadan bu ülkelerden çeşitli dayatmalar ve
zorlamalarla çıkarılmıştır. Hatta Yunanistan da olduğu
gibi bir çıkarılma değil korsanca bir kaçırılma söz
konusudur. ABD kendileri tarafından önderliğimizin
Türkiye’ye teslim edildiğini defalarca itiraf etmiştir.
Dolayısıyla önderliğimizin durumuna karşı ABD’nin siyasi
ve ahlaki sorumluluğu vardır. Olumsuz bir durumda
partimiz ve halkımız ABD yi sorumlu tutacaktır.
Türkiye, AB ile ilgili birçok sözleşmenin altına imza
atmıştır, bu nedenle önderliğimiz aynı zamanda AB hukuku
güvencesinde de bulunmaktadır. Dolayısı ile AB ülkeleri
hem Kürt sorununun orta çıkmasındaki rolünden hem de
komplodaki siyasi sorumluluklarından ve Türkiye ile olan
siyasi ve hukuki ilişkilerinden dolayı yükümlülükleri
bulunmaktadır. AB siyasi, hukuki dolayısıyla tıbbi
müdahale sorumluluğunu yerine getirmediği taktirde bu
cinayet teşebbüssüne ortak olmuş olacaktır.
AB komplodaki ortaklığını ve Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesinin “yeniden yargılamaya gerek yoktur” diyerek
yaptığı yargısız infazı telafi etmek istiyorsa
öndeliğimizin sağlığını, kendisinin temel siyasi, hukuki
ve ahlaki sorunu olduğunu ilan etmeli ve üzerine düşeni
hiç gecikmeden yerine getirmelidir. Halkımız ve özgürlük
hareketi bunun dışındaki hiçbir tutumu kabul
etmeyecektir.
Başta AB olmak üzere tüm ilgili güçler, Türkiye’nin
tıbbi imkân sınırlılığı ve güvenlik dikkate alınarak bir
Avrupa ülkesinde tedavi edilmesi için her türlü
girişimde bulunmalıdır.
Kürdistan’lı tüm siyasi Güçlere!
Öndeliğimizi zehirleyerek imha etme girişimi aynı
zamanda tüm parçalardaki halkımızın özgürlük ve
demokrasi özlemlerine karşı yapılmış bir saldırıdır.
Hiçbir parçada Kürt halkının siyasi bir irade olmasını
istemeyen ve her türlü Kürt iradeleşmesini yok etmeyi
önüne koyan milliyetçi ırkçı zihniyetinin yaptığı bir
saldırı ile karşı karşıyayız. Tarihimizde de birçok
örneğine rastlandığı gibi haklı davası için isyana
kalkışan Kürt Önderliklerine düşmanların reva gördüğü
suikast ve hunharca katletme olmuştur. Kürt ve Kürdistan
mücadele tarihinin bu önemli döneminde gerçekleşen bu
hain saldırıyı güçlü bir birlik ve dayanışma ruhuyla
cevaplamak ile karşı karşıyayız. Ancak böyle bir ulusal
demokratik tutumla, her parçada siyasi irade olma
hakkını kabul ettirme ve güvenceye alma ile halkımızın
bu makus tarihini değiştirebiliriz.
Çok açık ki, Kuzey Kürdistan da Kürt sorunu çözülmediği
müddetçe Kürt halkının hiçbir parçadaki hakları ve
özgürlüğü güvencede olamayacaktır. Tüm parçalardaki
halkımızın özgürlüğü ve hakları konusunda tehdit sürmeye
devam edecektir. Önderliğimize karşı yapılan saldırı tüm
Kürt halkını ve siyasi güçlerini ilgilendirmektedir.
Kürdistan siyasi güçleri, önder APO’ya yapılan bu
saldırı karşısındaki tutumu çerçevesinde bir imtihan ile
karşı karşıya gelmiştir. Süreç hiç bir taktiksel
yaklaşımın cevap olamayacağı stratejik bir sürece
dönüşmüştür. Ortak Stratejik çıkarlar gereği, her
dönemden daha fazla dayanışma ve birlik siyasetinin esas
alınması, halkımızın özgürlük davasını başarıya
taşıyacaktır. Siyasi, insani ve ahlaki açıdan tüm Kürt
siyasetçileri önder APO’nun yaşam hakkını savunma
etrafında ulusal birlik tutumunu geliştirerek tehlikeli
bir süreci önleyebilir.
Bu nedenle başta Kürdistan Federe Hükümeti ve başkanlığı
ile tüm Kürdistan’i siyasi güçleri, Ortadoğu halklarını
ve demokratik güçlerini önderliğimizin zehirlenmesine
karşı tavır koymaya ve sağlığına kavuşması için haklı
mücadelenin yanında yer almaya çağırıyoruz.
Yurtsever Kürdistan halkı!
Önderliğimize yönelik bu cinayet girişimi, önderlikle 35
yılda kazandığımız tüm kazanımların kökünü kazımayı
hedeflemiştir. Özgür Kürt gerçeğinden intikam almak ve
halkımız yeniden lanetli geçmişine mahkûm edilmek
istenmektedir. Dolayısı ile bu cinayeti böyle bir
soykırım kararı ve uygulanmasının başlangıcı olarak
görmekteyiz.
Son aylarda Türkiye’nin birçok şehrinde iyice gün yüzüne
çıkan ırkçı kuvvetler herhangi bir işgale karşı değil;
özgürlük ve hak mücadelesi veren Kürt halkını ezmek için
örgütlendirilmiştir. Bu tür örgütlenmelerin oluşmasını
sağlayan güçler, önderliğimize karşı cinayet
teşebbüsünde bulunan Neo-ittahtçı kesimlerdir. İnkâr ve
İmha politikasında vaz geçmeyen bu devlet zihniyeti,
halkımızın özgürlük mücadelesine verdiği karşılık bu tür
örgütlenmeler geliştirip, önderliğimizi de imha ederek
halkımızın PKK ile birlikte kazandığınız öz güven ve
irade devrimi tersine çevrilmek istenmektedir.
Değerli halkımız!
Önderliğimize yönelik saldırı Kürt halkının varlığına ve
geleceğine saldırıdır. Önderliğimiz şahsında Kürt
halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi ve umudunun
bitirileceği hesaplanmıştır. Bu durum bizler için bir
ölüm kalım mücadelesinin yapılması gerektiğini ortaya
koymaktadır.
Kadını, genci ve yaşlısı ile önderliğine ölümüne bağlı
olan bir halka böyle bir saldırıda bulunmak ancak inkâr
ve imha planlanması olarak görülmeli ve buna göre bir
tutum ve mücadele içinde olmalıyız.
Önderliğimizin zehirlendiği bulgu ve belgelerle
kanıtlanmıştır. Ancak bu zehirlenmeyi durdurma ve
önderliğimizi sağlığına kavuşturma imkânı halen vardır.
Bu nedenle bugünden başlayarak halkımız bu zehirlenmenin
tedavi edileceği bir müdahale yapılıp, önderliğimiz
sağlığına kavuşana kadar ayakta olmalıdır. Halkımız
Önderliğine ve özgürlüğüne sevdasını demokratik eylem
gücünü süreklileştirerek göstermelidir. Önderliğimizin
imhasına ve soykırım saldırısına geçit vermemelidir.
1998 de yürütülen komploya karşı “güneşimizi
karartamazsınız” şiarı ile yapılan fedaice direniş bugün
daha da güçlendirilerek yükseltilmelidir. Bunu yaparken
bağlılığı ve özgürlük inancını kendimize yönelik intihar
vb. eylemlerle değil, fedai ruhla sürdürülen meşru
demokratik eylemlerle gerçekleştirmeli ve
geliştirmeliyiz.
Halk olarak irade ve özgürlük sınavından geçmekteyiz.
Özgürlüğe ve demokratik yaşama layık olup olmadığımızın
denendiği ateşten bir sınavla karşı karşıyayız. Bu
sınavdan yüzümüzün akı ile çıkmak özgürlük ve
demokrasiyi kazanmakla eş değerdir. Bu sınavdan başarı
ile çıkmak; özgürlük ve demokrasi mücadelesinin zaferini
bugünden ilan etmek olacaktır.
Bu nedenle gençlik, kadın, çocuk, yaşlı, her mezhepten,
her etnik gruptan Kürdistan’ın tüm parçalarında ve yurt
dışındaki halkımız özgürlük demokrasi ve onur savaşı
olan önderliğimizin yaşamını sahiplenme mücadelesine
katılmaya çağırıyoruz.
Herkes bilmeli ki, APO’cu hareket, bugün her zamankinden
daha fazla her türlü mücadele dinamiklere ve imkânlara
sahiptir. Sağlam bir mücadele anlayışı ve fedai ruhla
donanmış kadro yapısı ve denenmiş, tecrübeden geçmiş
büyük zorlukları aşma iradesini göstermiş militan duruşu
ile önderliğine ve şahsında halkımıza karşı gelişen tüm
saldırıları doğru ve yeterli bir mücadele ile
cevaplayabilecek güçtedir.
Şu anda en acil görev; tüm Kadro yapımızın ve halkımızın
demokratik mücadele yöntemlerinden şaşmadan, kamuoyunu
hareket geçirme amacıyla mücadele yürütmesi ve
önderliğimizin yaşamını garantiye alacak girişimleri
geliştirmeyi hedeflemektir.
2 Mart 2007
PKK Parti Meclisi ve
Koma Komelên Kürdistan Yürütme Konseyi
Geri Dön |