GÜNCEL AÇIKLAMALAR

YURTSEVER HALKIMIZA VE DEMOKRATİK KAMUOYUNA;
 

PAJK KOORDİNASYONU


Kürdistan Özgür Kadın Partisi- PAJK olarak yeniden doğuş, direniş ve özgürlük bayramımız olan Newroz’u özgürlük değerlerimizin yaratıcısı olan Önder APO’ya kutluyoruz. Yine tüm baskı ve işkencelere rağmen onurlu, özgür bir yaşamda ısrar ederek görkemli bir direnişte olan halkımızın ve yiğit Kürt kadınlarının Newroz bayramını kutluyoruz. Ayrıca zindanlarda ve sokaklarda direnen tüm Kürt çocuklarının Newroz’u kutlu olsun.
Özgürlük mücadelemizin tarihinde Kürt halkının özgürlüğü için bedenlerini ateşe veren Mazlum’ların, Zekiye’lerin, Rahşan’ların, Berivanların, Ronahilerin, Sema’ların şahsında tüm Kahraman şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Onların yaktıkları Newroz ateşi her zaman mücadelemizi aydınlatarak anılarına bağlı kalacağımıza dair sözümüzü bir kez daha yeniliyoruz.
Newroz; Ortadoğu halklarının devlet ve iktidarcı güçlere karşı ortak mücadele vererek dayanışma ve direnişin kazandığı günün adıdır. Beş bin yıllık erkek egemenlikli sistem ve tecavüz kültürüne karşı büyük başkaldırı ve direniş bayramıdır aynı zamanda. Bu nedenle Newroz; baharın müjdecisi, özgürlüğün sesi, halkların kardeşlik bayramıdır.
Önder APO mücadelesiyle her günümüzü Newroz’a dönüştürmüştür. Kürt halkının direniş kültürünün sembolü olan Newroz ateşini hep canlı tutarak gürleştirmiştir. Artık Kürdistan’da tüm günler Newroz’lu geçmektedir. Özgür Kürt halk gerçekliğinin yaratılmış olması en büyük Newroz’dur. Kürdistan’da yanan Newroz ateşi Ortadoğu ve Dünya’ya ışık olmuştur. Artık her koşulda direnmeyi bilen bir halk ve kadın gerçekliği yaratılmıştır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi olarak tarihi bir dönemde Newroz’u kutlamaktayız. Kürt halkı olarak büyük fedakarlıklar gösterilerek kazandığımız mücadele zeminimiz kapsamlı bir saldırıyla tasfiye edilmek istenmektedir. Dört parça Kürdistan ve Avrupa’daki halkımıza yapılan bu baskı, asimilasyon ve soykırım politikalarının arkasında öncülüğünü ABD’nin yaptığı kapitalist tekelci güçler bulunmaktadır. Bu nedenle Kürt halkına karşı katliamcı zihniyet her yerde saldırı halindedir. Büyük baskılar ve tutuklamalar sonucunda zindanlar Kürt halkıyla dolup taşmıştır. AKP hükümeti ve arkasındaki dünya kapitalist güçleri Önder APO öncülüğünde yükselen Kürtlerin özgür ve demokratik iradesinden büyük korku duymaktadırlar. Binlerce Kürt çocukları ve gençleri tutuklanmıştır. Fakat bütün bu saldırı ve baskılara rağmen halkımızın yediden yetmişe göstermiş olduğu direniş daha da yükselmiştir. 2010 Newroz’u ile de tüm bu tasfiye planlarına karşı özgür yaşamın kazanılacağının mesajı verilerek tarihimizin en görkemli Newrozu tüm Kürdistan da ulusal renklerimiz ve kıyafetlerimizle kutlanacaktır.
Bu yılki Newroz; ‘Önder APO’ya özgürlük Newroz’u’ olacaktır. Yiğit Kürt kadınları ‘Reber Apo’nun özgürlüğü kadının özgürlüğüdür’ sloganı ile meydanları dolduracaktır. Kürt kadınları 8 Mart’taki direnişini Newroz ile birlikte taçlandıracaklardır. Bu yıl Newroz vesilesiyle devletin ve dünya egemenlikli sisteminin saldırılarına karşı demokratik örgütlenmemizi her yerde örgütlenme kararlılığımızı ilan ederek büyük bir direnişte olacağımız gösterilecektir. Bunun için dört parça Kürdistan’da Kürt ulusal birliğinin sağlanması hayati önemde olacaktır. Yine Ortadoğu halkları olarak Kapitalist sistemin halklarımızı yok eden politikalarına karşı ortak mücadele kaçınılmazdır. Newroz’da Kürt ulusal birliğinin yanısıra halklarımızın dayanışma ve kardeşliğini daha fazla güçlendireceğini inanmaktayız.
Bu temelde tüm kadınları ve yurtsever halkımızı yine dört parça Kürdistan’da yaşayan yurtsever, demokratik kesimleri halkların barış ve kardeşlik simgesi olan Newroz ateşi etrafında buluşma ve özgürlük ateşini gürleştirmeye çağırıyoruz. Gün direniş ve özgürlük mücadelesini yükseltme günüdür. Bir kez daha Newroz bayramı tüm halklarımıza, kadınlarımıza barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz.
Selam olsun bedeninde özgürlük ateşini yükselten yüce şehitlerimize!
Yaşasın Önder APO!
Yaşasın Önder APO öncülüğünde yükselen özgürlük mücadelemiz!
Yaşasın Newrozlara öncülük eden Kürt kadını!
Yaşasın halkların kardeşliği!
Kahrolsun imhacı faşist zihniyet!

16 Mart 2010

 

                                                                                                                      Geri Dön

 

 

DÜNYA KADIN KURULTAYI’NA ÇAĞRI
 

KADINLAR! ORTAK MÜCADELEYLE KAZANACAĞIMIZ BİR ÖZGÜRLÜK VAR!

1910 yılında yapılan 2. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasının kabul edilmesi üzerinden yüzyıl geçti. 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlanmasının 100. yıldönümünde kadın olmanın anlamını ve onurunu, özgürlük mücadelesiyle yaşayan ve yaşatan tüm kadınları saygıyla selamlıyoruz.
8 Mart 1857’de, 8 saatlik işgünü için gerçekleştirilen grevde katledilen 129 dokuma işçisi kadının anısına seçildi bu tarih. Ama kadın özgürlüğü için mücadele eden tüm kadınların da bildiği gibi, bu olayın öncesinde de binlerce yıldır hiç durmayan bir kadın direnişi var. Ataerkil sistemin binlerce yıl süren bir mücadeleden sonra kadın sistemini yenilgiye uğratmasından bu yana geçen beş bin yıllık süre içinde kadınlar hiçbir zaman direnmekten vazgeçmediler. Bunun bedelini de yaşadıkları zamanın ve coğrafyanın özgünlüğüne göre fazlasıyla ödediler. Avrupa’da yüzlerce yıl süren cadı avlarında yakıldılar. Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde namus ve mülk haline getirilmelerine isyan ettiklerinde taşlandılar, vuruldular. Ses, düşünce olup akmak istediklerinde Olympe de gouges gibi giyotine gönderildiler. Bir halkın özgürlük kimliğine dönüştüklerinde Leyla Qasım gibi asıldılar. Toplumsallığın sürdürücüsü olan tüm analar şahsında dile getirilmesi zor acılara, fedakârlıklara dayandılar. Zamana ve kategorilere mahkum olmadan kadınlık adına ve kadınlıkta da insanlık adına büyük direnişleri yaşatan tüm kadınları bu 100. yıldönümünde saygıyla anıyoruz. Onlara gösterebileceğimiz en anlamlı bağlılığın bu yıldönümünde, bu direnişi daha büyük başarılara, hak ettiği anlamlandırmalara taşımaktan geçtiğine inanıyoruz.
Tarih boyunca kadının toplumsal statüsünden rahatsızlıklarını, eleştirilerini döneminin koşulları içinde dile getirmek isteyen birçok kadın yaşadı. Hepsinden önemlisi de ataerkil sistemin kadın köleliğine dayalı kurulmasından bugüne kadar geçen binlerce yıllık zamanda, kadınlar toplumsallığın yok olmaması için sonsuz ve isimlendirilmeyen bir emeğin, fedakârlığın ve ödedikleri büyük bedellerin sayesinde hala var olmamızı sağladılar. Toplumsallık ve özgürlük adına verilen hiçbir mücadele boşa gitmedi. Bugüne kadar çok zengin bir deneyim, miras ve birikim yarattı bizler için. Kadın özgürlüğü için mücadele etmeye devam eden kadın hareketleri olarak, bu son yüzyıl başta olmak üzere karanlıkta bırakılmak istenen tarihimizi anlamlandırabildiğimiz oranda başaracağımıza inanıyoruz.
Bugün dünyanın her yerinde insanlığa yaşatılan bir cehennemin içinde olduğumuzu hepimiz yaşayarak biliyoruz. 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan edildiği günden itibaren geçen yüzyılda iki büyük dünya savaşı yaşandı. Dünya halkları faşizmi, soykırımı, toplumsal cinsiyetçiliği, milliyetçiliği, dinciliği ve endüstriyalizmi yaşayarak ve acı çekerek tanıdı. Kadınlar bu olguları çocuklarıyla birlikte en derinden yaşayanlar oldu. Kapitalist modernitenin, liberalizm eliyle insanlığa son yüzyılda giderek derinleştirerek yaşattığı sorunlar hala aşılmış değil. Günümüzde nüfus artışı, doğal kaynakların tükenişi, çevre yıkımı, iklim değişikliği, çözülen ahlaki bağlar, anlam gücünü yitirmiş yaşam, dünyayı yok edebilecek nükleer silah yığınakları, tüm toplumu tehdit eden yeni savaş türleri, iktidarın azamileşmesi, toplumun karılaştırılması, metalaştırılması, aklın analitikleşmesi, bireyin ruhsuzlaşması, herkesin herkesle savaştırılarak toplumun dağıtılması, tarımın yıkılması, kadının soyluluğunu ve güzelliğini yitirmesi, ahlak yerine tecavüzcülüğün egemen olması, politikanın bitimi ve yerine iktidarın ikamesi vb. yaşanan sayısız sorunlar, kadın özgürlük hareketinin ulaşması gereken mücadele kapsamını da ortaya koymaktadır.
Son yüzyılda daha bilinçli, örgütlü ve kadın olmanın geçmişe oranla daha fazla farkında olarak tarih sahnesine çıkan kadın hareketleri olarak; bu yüzyılla doğru hesaplaşmalı ve güçlü yüzleşmeliyiz. Dayatılan çok yönlü ve şiddetli baskıları aşarak hem kadınlar, hem de insanlık için özgürleşme mücadelesi vermenin zor olduğunu biliyoruz. Attığımız her adımın sistem tarafından anlamsızlaştırılıp, içini boşaltarak kendisine eklemlemek istediği de bir gerçekliktir. Ama tüm bunlara rağmen yaşadığımız zaman ve mekânla, sistemle yüzleşmekten başka bir şansımız da yoktur. Bu yüzleşmeyi yaparken sistemi bütünlüklü çözmek kadar bu sistemin yarattığı kadına ayna tutmak da önemlidir. Erkek, egemen erkek toplumunu yücelttikçe kadını toplumdan silmiştir. Ve bugüne kadar kadın kölelik çözümlemeleri geliştirilememişse, en önemli nedeni, erkek karakterli sistemin örgütlü ve çok yönlü şiddetinin kadını nefessiz bırakmasıdır. Hiçbir toplumsal olguyu kendi başına suni ayrımlar altında incelemek sağlıklı olmaz. Toplumun tüm alt ve üst yapılarını tarihsel bir bütünlük halinde, pozitivizmin aşırı parçalara bölme hastalığını aşarak inceleyebilmek özgür ve alternatif kadın bakışını yaratmada önemlidir. Bunun için kadın çözümlemeleri yapılırken, kadın sistemin bir özeti olarak görülmeli ve öyle çözümlenmelidir. Kadınlar olarak tarihimizi çözümlerken aynı zamanda sistemin toplumsal özelliklerini çözümlediğimizin farkında olmamız önemlidir. Çünkü kadını cendereye alan tanrı-koca, toplumu cendereye alan tanrı-kralın oğludur.
Kadınlar olarak elbette ki yakın geçmişteki kadın hareketlerinin eleştirisiyle yetinemeyiz. Bundan daha fazla kadını yitik, yenilgili kılan uygarlık ve modernite tarihine yükleneceğiz. Çünkü kadının toplumsal statüsünün ve bu statünün bilim konusu dahi yapılmamasının asıl sorumlusu eril uygarlık, modernitenin hegemonik zihniyeti ve maddi kültür yapılanmalarıdır. Sisteme alternatif, radikal olma iddiasındaki tüm kadın hareketlerinin kadın düşmanı uygarlığı ve moderniteyi çözümlemesi kadınlığa saygının gereğidir. Kadın köleliğinin kazandığı derinlik ve çok boyutluluk, karanlıkta bırakılan yönleri, topluma dayatılan hiyerarşik ve devletçi iktidarla yakından bağlantılıdır. Sinsi ve yoğun baskılarla meşrulaştırılan bu kölelik aynı zamanda duygu yüklü yalanlarla da örtük kılınmaktadır. Bu baskıları ve gizlemeyi, sömürüyü tüm ayrıntılarında çözümleyerek radikal ve kapsamlı bir sistem eleştirisi kadın cephesinden daha sistemli yapılmak durumundadır. Ama aynı zamanda hiyerarşik ve devletçi toplumun baskı ve sömürü cenderesinde biçimlenen kadını anlamadan, toplumu doğru tanımlayamayız. Kadına yakıştırılan entrikacı, yozlaştırıcı, fahişe vs. tüm olumsuz sıfatların yaratıcısı ve topluma yansıtıcısı pozisyonundaki erkeğin bu konudaki sorumluluğunu çözümleyerek erkeğin suçu, günahı sürekli kadına yıkmak isteyen sahteliğini aşabilmeliyiz.
En büyük ideolojik saldırılarını dayandırdığı argümanlarının yaşattığı kadın katliamlarını gizlemek olduğunu bilerek, özellikle kapitalist sistemin kadınlık olgusuna eklediği baskı-sömürü unsurlarını daha anlaşılır kılabilmeliyiz. Sistemin dayanılmaz yükünün çekilmesinde kadını azami pay sahibi kılan kapitalist sistemin bunu yaparken kullandığı büyülü araçlara, makyaja aldanmamalı, özgürlük yanılsamasını yaşatan argümanlarının tuzaklarına düşmemeliyiz. Kadın onurunun kapitalizmle en dip noktaya vurduğunu ve kadın kimliğinde dibe vuranın aynı zamanda komünal toplum değerleri olduğunu unutmadan sistem eleştirilerimizi güçlü enetellektüel temellere oturtmalıyız. Bir erkek icadı ve dayatması olan kadını özel olarak kişiliksizleştirme gerçeğini aşmak, binlerce yıldır binbir türlü komplo ve oyunla bizlere dayatılan mevcut eril sistemin yarattığı kadın gerçeğini çözümlemekle bağlantılı gelişecektir.
Bu açıdan ayna tutmamız gereken kendi özel tarihimiz olduğunu da her zaman hatırlatmalıyız kendimize. Bu 100. yıldönümünü anlamlandırırken belki de en fazla karanlıkta bırakılmış tarihimizi aydınlatmak adına ve ödenen onca bedelimize layıkıyla cevap yaratabilmek için kendimize sorular sormalıyız. Bunca bedel ödenmesine rağmen hala sınırsız bir sömürüye açık olmamızın nedenleri nelerdir? Neden hala insanlığın en büyük trajedisi olarak yaşatılıyoruz? Neden doğa ve toplum katliamlarının temelinde bizim köleliğimiz duruyor? Ve biz bunu aşabilecek yollara neden yeterince ve güçlü giremiyoruz? Az savaşmadık. Az emek vermedik. Az üzülmedik az katledilmedik. Az yaralanmadık. Az acı çekmedik. Ve son çeyrek yüzyıl başta olmak üzere uzun bir süredir kadın sorununun aydınlığa çıkmasında az düşünmedik, yazmadık, teorik aydınlanmaya belli oranda ulaştık. Hatta toplumda da artık kadın olgusuna ilişkin önemli sorgulamalar başlatıldı. Ama sorunumuzun en can alıcı kısmı -zihinsel, ruhsal ve fiziksel büyük katliamlar altında olma gerçeğimiz- ne durdurulabildi, ne azaltılabildi, ne de aşılabildi. Peki neden?
Bizler yaşadığımız zengin deneyimler ve yoğunlaşmalar ışığında, bu nedenleri kendi cephemizden şöyle izah ediyoruz:

Kadının köleleştirilme ve bu kölelikten kurtulma mücadelesi tarihi henüz yazılmamıştır

Kadının neyi, nerede, nasıl kaybettiği tüm yönleriyle bilince çıkarılmamıştır. Bu nedenle yanılgılı ve eksik tarih bilinci ile yola çıkış yürüyüşümüzün özgürlükçü yönünü de eksik bıraktı. Kendi özgürlük tarihimizi doğru yazmadıkça özgür yaşama ulaşamayacağımız da bir gerçekliktir. İnsanlık tarihi boyunca kadın etrafında oluşan ilişki ve çelişkiler düzenini ve bugüne kadar gelen biçimlerini çözümleme düzeylerimizi gözden geçirerek yeniden yapmaya ihtiyacımız var. Bugüne kadarki tüm uygarlık sistemlerinin insanı tarih ve toplumdan kopuk olarak inceleyen yöntem ve zihniyet yanılgılarını, özgürlük adına yola çıkan hareketler ve feminist hareket de aşamadı. Bu nedenle kadınlar büyük emek ve bedeller ödeyerek kadınlık olgusunu tanımlamada ve çözümlemede önemli bir düzey yaratmış olsalar da, kadınlık olgusu ve tarihi önemli oranda karanlıkta kaldığından, bu konuda gerekli ve yeterli çözümlemeye ulaşılamadığından erkek egemen ideolojinin saldırılarına karşı hala kadın özgürlük ideolojisiyle güçlü cevaplar veremedik.
Kapitalist modernitenin tüm ütopyaları, alternatif felsefeleri, zihniyetleri kendi liberalizminde boğma gücünü kadın hareketleri olarak da aşamadık. Zihinsel ve ideolojik olarak kapitalist modernitenin temel formları olan milliyetçilik, ulus-devletçilik, toplumsal cinsiyetçilik, pozitivizm (bilimcilik) ve dincilikten düşünsel kopuşu ve alternatif oluşturmayı yaratamadık. Kadın özgürlüğü adına yola çıkan hareketler ataerkiyi önemli oranda değerlendirdi ama, kapitalist modernitenin kadına yaşattıklarını aynı keskinlikte eleştirmedi. Bu da kadın köleliğini ve bu temelde inşa edilen toplumun köleleştirilme düzeyini bütünlüklü ilişki içinde ele alamamasından kaynaklandı.
Sonuçta ideolojik, zihinsel ve sistemsel olarak alternatif üretemedik. Öncelikle kadın zihniyeti, duygusu ve bedeni üzerinde inşa edilen köleliği aşamadı. Bunu aşacak kadın felsefesini tam geliştiremedi.

Kadının özgürlük düzeyine dayanmayan hiçbir toplumsal hareket başarıya ulaşamaz

Sosyalizm adına yola çıkan ulusal kurtuluş hareketleri ya da değişik toplumsal hareketler kadın olgusuna yaklaşımdaki yanılgıları nedeniyle kaybettiler. 20. yüzyılda özgürlük ve toplumsallık adına yola çıkan hareketler, kadının özgürlük sorununa yaklaşımdaki zihniyet ve yöntem yanılgılarından kaynaklı olarak özgür toplumu yaratamadılar. Bu gerçeklik kadın hareketleri tarafından daha sağlıklı incelenmeye alınabilseydi, bu kaybedişler tekrar yaşanmazdı. Kadın özgürlüğünün toplumsal özgürlüğü belirlediği gerçeği bir kez daha ispatlandı. Ve açığa çıkan diğer bir sonuç da, kadın hareketleri açısından; kadın sorunu tüm toplumsal sorunlarla ilişki ve çelişkilerini güçlü çözümleyemezse ve bunların aşılmasında oluşan demokratik örgütlenmelerle birlikte hareket etmezse, zayıf ve yenilgiye açık kalabileceği gibi topluma kadın köleliğinin aşılması üzerinden sürekli bu yenilgiyi yaşatacak zemin olarak sistem tarafından kullanılacaktır.

Kadın özgürlük sorunu biçimsel hukuki eşitlikle aşılamaz

Kadın hareketlerinin çıkışında ilk aşamada hukuki eşitlik için mücadele edildi. Bu mücadele, kendi koşullarında belki sorunu gündemleştirmek ve tartıştırmak açısından anlamlıydı. Bu biçimsel hukuk günümüzde önemli oranda kazanıldı da. Ancak görüldüğü gibi sorunu aşmada köklü bir devrim ve değişim yaşanmadı. Çünkü kadın özgürlük sorununun kağıt üzerinde biçimsel hukuki eşitlikle sağlanamayacak kadar derin bir tarih, köklü bir sosyolojik olgu olduğu düşünüldüğünde, hukuk alanında kadın lehine yapılan düzenlemelerin fiili eşitliği sağlamaktan uzak olduğu anlaşıldı.

Kadının politika anlayışı eril politika anlayışından kurtarılmalıdır


Kadın özgürlük mücadelesinde aşamadığımız handikaplardan biri de felsefe ve teoride ulaştığımız aydınlanmayı ve yaşadığımız muazzam deneyimleri politika alanına kodlayamamamızdır. Belki de politikanın yaşanan eril biçimlerine bakarak politikanın gereksizliğine ve ‘erkek işi’ olduğuna inanan yanımızın ağır basmasıdır. Bu anlamda ya devletçi-iktidarcı güçlerin politika ve siyaset kültürü içinde erimeyi yaşadık, ya da bu alanın çirkinliklerinden dolayı kendimizi tümüyle politika üretmenin ve yürütmenin dışına çıkaran bir kadın hareketi gerçekliğini aşamadık. Özgürlük mücadelesinin; kendi doğasına uygun ahlakı içeren bir politika yürütmesinin, kazanmak için şart olduğuna inanan bir yaklaşımla aşmamız gereken temel handikaplardan birinin de bu olduğuna inanıyoruz. Geçen yüzyılda özgürlük ahlakını içeren özgürlük politikasını üretemeyen bir kadın hareketi olarak kaldık. Kadınlık değerleri adına güçlü bir siyaset kültürü yaratamadık.

Ne Yapmalı?

Bu sorunlar karşısında yaşadığımız bu kadar deneyimden ve bize bırakılmış güçlü bir mirastan sonra elbette ki yaratacağımız güçlü bir mücadele perspektifi ve çözümler projesi olmalıdır. Çünkü kadın toplumda ne kadar etkinliğini yitirmiş olursa olsun komünal değerlerden uzaklaşmamıştır. Kadın üzerindeki en eski baskı ve istismarlar açığa çıktıkça, kadın sorunu sistemde tam bir krize dönüşmektedir. Kadın kendini tanıdıkça, düşürülmüşlüğüne duyduğu öfkeyle yaşadığımız kaos ilişkisinin en etkili bir unsuruna dönüşmektedir. Kadın çözülmesi toplum çözülmesine, toplum çözülmesi de sistem çözülmesine yol açmaktadır. Kaosta her olgunun değişme şansı, yüksek bir aydınlanmayla daha fazla artar. Kadının özgürlüğü lehinde atılacak adımlar niteliksel sıçramalara yol açabilir.
Bu nedenle güncel krizden kadın özgürlüğü büyük kazanarak çıkabilir, diyoruz ve yapabileceklerimize dair önerilerimizi aşağıdaki biçimde somutlaştırıyoruz:

A- Düşünsel alanda kazanmayı bilmek, özgür kadın zihniyetini yaratmak

Her şeyden önce kadın özgürlüğünün, tespit ettiğimiz bu sorunlar karşısında ve toplumun yaşadığı ağır bunalımlara cevap yaratacak bir kapsam kazanması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için de kadın kimliğine özümsetilmiş köleliği aşabilecek bir özgürlük tanımına felsefi ve ideolojik olarak ulaşmaya ihtiyacımız var diyoruz. Erkeğin kadın üzerindeki ideolojik tekelini, hegemonyasını –ister din, bilim, ister milliyetçilik, cinsiyetçilik adına olsun, ister kapitalist modernitenin binbir maskesine bürünmüş olsun- zihnimizde, düşüncemizde, eylemimizde, ruhumuzda yıkmalıyız. Kadınlar ve ezilen tüm insanlar için demokratik ve özgürlükçü paradigmamızı yaratabiliriz. Erkek egemenlikli tüm sistemlerin ideolojik saldırılarına karşı yetkince ve kadın özgürlük ideolojisiyle cevap vermeliyiz. Çünkü tüm mücadeleler önce ütopyalarla başlar ve öncelikle ideolojik, düşünsel alanda kazanılır. İdeolojik alanda kazanmayı bilmeliyiz. İdeolojik alanda bize dayatılan teslimiyete dayalı düşünce ve duyguları yenmeyi daha yetkince öğrenebilmeliyiz. İnsanlığın bilimsel kazanımlarına, kadınların binlerce yıllık toplumsallığı inşa etme deneyimlerine dayanarak zihniyetimizi yaratmalıyız. Bunun için entelektüel çabayla egemen erkekliğin ve köle kadınlığın kodlarını çözebilir ve aşabiliriz.

B- Çözümün yolunu kadın bilimi (Jineloji) çizecektir

Bunun için jinelojiyi (kadın bilimi) geliştirmeyi öneriyoruz. Kadın bilimi insanlığın en temel sorunlarından olan nüfus sorununu, estetiği, etiği, ekonomiyi kapsayabilir.
Kadın yaşamın etiği ve estetiğini oluşturmada belirleyici role sahiptir. İnsan eğitiminin iyi ve kötü yönlerini, yaşam ve barışın önemini, savaşın kötülüğü ve dehşetini, haklılık ve adalet ölçülerini değerlendirmede, belirlemede ve kararlaştırmada kadının ahlaki ve politik toplum açısından daha gerçekçi ve sorumlu davranması doğası gereğidir.
Ekonomi baştan beri kadının başat rol oynadığı bir toplumsal faaliyettir. Marksizm de dahil buna hak ettiği anlamı verememiştir. Marksist ekonomi-politik de dahil, kapitalist modernitenin ekonomi anlayışından, yine sınıfsal bakış açısından (burjuvazinin hegemonik bakış açısı) kurtulamamışlardır. Emeği, değeri işçi ve patron ikilisinin ilişkisine bağlayarak, tarih boyunca varolan toplum zeminlerini ihmal etmiş, karanlıkta bırakmışlardır. Değer tarihsel toplumun bir ürünüdür. Bu toplumun yaratıcısı kadının ücretsiz emeği olmadan bir tek patron-işçi ikilisi üzerinden tarihi, sosyal bilimleri, ekonomiyi ele almak demokratik, devrimci toplum güçlerine birçok şey kaybettirmiştir. Eril uygarlık güçleri kadın emeğini alabildiğine sömürmüş ama kadının emeğine hiçbir maddi-manevi değer atfetmemiştir. Her çalışmaya bir ücret biçilirken, en ağır iş olan hamilelik, çocuk büyütme, erkeğin seks kölesi olma ve evin her türlü işini yapma ücretsiz bırakılmıştır.
Biz kadınlar her şeyden önce bu emek-değer teorisine dayalı statünün deşifrasyonundan ve eleştirisinden başlayarak, toplumsal ahlakı yeniden özgürlük temelinde kurabiliriz. Emek-değer anlayışında kadına yönelik bu sömürü, gasp, inkarcılık, hırsızlık ve tüketme itiraf edilip ortadan kaldırılmadıkça ahlaki toplum da yaratılamaz. Toplumun temel yaşam faaliyeti olan ekonomide bu kadar ahlak dışılık varsa, kadın bakış açımızda ahlak; yeni ekonomi anlayışı ve faaliyeti ile bağ içinde gelişecektir. Bu nedenle kadın biliminin önemli bir ayağı ekonomi olmak zorundadır. Bununla bağlantılı olarak kooperatiflerin, alternatif ekonomi kurumlaşmalarının yaratılması yeni toplumsallaşma açısından da oldukça belirleyici role sahiptir. Ekonominin kadının elinden alınıp tefeci, tüccar, iktidar-devlet gibi yetkililerin eline verilmesi, ekonomik yaşama en büyük darbe olmuştur.
Ekonominin asıl sahibi olmaktan çıkarılıp metalaştırılan kadın gerçekliğine eleştirel ve özeleştirel yaklaşımımızı pratikte böyle ifade edebiliriz. Çözüm yollarımızı ararken bir kadın bilimini tartışmaya başlayabiliriz. Bizi belirleyen kadınlık olgusunu erkeğin hegemonyasındaki sosyolojiye, ya da farklı cinsiyetçi bilim dallarına bırakma kötülüğünü kendimize yapamayız. Hem kadının statüsünün açıklığa kavuşması için, hem kadın kurtuluş sorununa devrimci yaklaşım için gerekli teori, program, örgüt ve eylem düzeneklerini yaratmak için kadın bilimini gündemleştirmek acil bir ihtiyaçtır. Bunu geliştiremezsek geçmişimizde ve günümüzde ne kadar anlamlı çabalar olursa olsun kadın çalışmaları sistemi rahatlatmaya çalışan liberal kadın faaliyetlerinden öte bir anlam taşımayacaktır.

C- Özgür Zihniyet için Özgür Kadın Akademileri

Günümüzde hem tüm insanlığın, hem de kadınların zihinlerinin hangi yapay olgu ve kavramlarla boğuntuya uğratıldığını, bunun üzerinden nasıl bir iktidar sisteminin kendisini günlük olarak var edip sürdürdüğünü ancak sağlıklı bir zihinsel yapılanma ile anlamlandırabiliriz. Bunun için de kadınlar olarak en başta teorik entelektüel alanlarda kazanmayı sağlamalıyız. Doğamıza, zihniyetimize, duygularımıza, ruhumuza ve kimliğimize erkek eli ve dilinin yakıştırdığı, yapıştırdığı tüm yabancı ve bizi anlatmayan düşünce, din, bilim ve sanat kalıplarını eleştirmede ve alternatif düşüncelerimizi üretmede daha cesur ve yetkin olabilmeliyiz. Bunun için özgür kadın kimliğini açığa çıkaracağımız, düşüncelerimizi sistemli ve örgütlü kılarak kadınları ve tüm toplumu aydınlatmayı hedefleyeceğimiz kurumlaşmaları yaratabilmeliyiz. Kadını kendisinden çalan ne kadar kavramlaştırma ve kurumlaştırma varsa hepsiyle hesaplaşmamızı ve yüzleşmemizi gerçekleştirme gücü verecek ve kadını her şeyden önce kendisine ait kılacak entelektüel çalışmaların ve Akademi kurumlarının tam da bu nedenle acil olduğunu düşünüyoruz.
Kadınlar olarak gerçeğimizi resmi bilim, siyaset, hukuk kurumlarında aramaktan, buralarda elde edeceğimiz biçimsel eşitliklerle oyalanmaktan vazgeçerek, gerçeğimizin hem sorunlarıyla, hem de çözümleriyle toplumun içinde ve doğasında olduğunu unutmayalım. Elbette uzun yıllara varan mücadelelerle kazandığımız hiçbir mevziyi anlamsızca terk etmeyeceğiz. Ancak yaşamsal sorunlarımızın kördüğümlerinin nerelerde olduğunu ve çözüm anahtarlarının nasıl yaratılacağını doğru tespit edip; enerjimizi öncelikli buralara odaklamamız kazanmamız açısından hayati önemdedir.
Sosyal bilimler de dahil tüm bilim kurumlaşmalarının cinsiyetçi karakterini dikkate alarak, kadınların sorunlarına ve ihtiyaçlarına cevap olabilecek siyasal ve kültürel akademiler oluşturabiliriz. Toplumu yeni bir felsefe ile dönüştürmek isteyen tüm toplumsal hareketler kendi koşullarının özgünlüğüne göre uzak ve yakın tarihte bu tür kurumlaşmalara gittiler. Bu konuda feminist hareketlerin, 20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar zengin bir entelektüel ve bilim mirası vardır. Bu temelde demokratik-özgür toplumun entelektüel yaratımlarını ve modernite karşıtı entelektüel çıkışlarının olumlu özelliklerini özümseyerek kendi akademilerimizi daha sağlam temeller üzerinde kurabiliriz.
Tüm dünyada yaşanan sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve ekolojik krizler bir kadın devrimini şart kılmaktadır. Bu devrim sosyal bir devrimdir. Böyle bir sosyal devrim de güçlü entelektüel ve kültürel kurumlaşmaları gerekli kılmaktadır. Yani tüm dünyayı etkileyecek ve çözüm projelerimize ikna edip katılımlarını sağlayacak kadın aklını, kadın dilini, kadın bakışını, estetik ve etiğini yaratmamız gerekecektir. Kadın özgürlüğü konusunda uzun soluklu ve ciddi düşünen her kadın hareketinin bu kurumlaşmaları mutlaka hem yerelde, hem dünya çapında ortaklaşan kurumlaşmalar biçiminde örgütlemesi şarttır. Mevcut durumda üniversitelerdeki kadın bölümleri, enstitü ve kürsülerinin yeterli olduğu düşünülebilir. Ancak dünyanın her yerinde bilimin, üniversitelerin sermaye güçlerinin ve eril gücün elinde olduğu açıktır. Bu durumda kadınların bağımsız düşünce üretiminden söz edilemeyeceği de gün gibi açık bir gerçekliktir.
O zaman bağımsız, özgün kadın akademilerini sorunlarımızın çözümünde önemli roller üstlenecek olan sosyal devrim kurumlaşmalarımız olarak tasarlamakta geç bile kaldığımızı görerek bu çalışmaları başlatmalıyız.
Bu akademileri evrensel çapta bir konfederasyon altında da örgütleyebilmeliyiz.
Yerel kültürlerden, bölgesel-ulusal akademilerden gönüllülük temelinde katılım gerçekleştirilebilir.
Sistem içinde ataerkiyi güçlendirecek ve yeniden üretecek tarzda yapılandırılmış kurumları taklit etmeyen, kadın özgünlüğüne denk orijinal çıkışlar yaratabilecek yapılanmaları oluşturabilmeliyiz.
Kurallarını, sistemini, işleyişini kadınların ihtiyaçlarına göre belirleyebileceğimiz bu akademileri nerelerde nasıl oluşturabileceğimizi, deneyimlerimizi nasıl paylaşabileceğimizi tartışmaya açmak istiyoruz.
8 Mart’ın 100. yıldönümünde; çok zor koşullar altında kadınlar için sayısız teorik çalışma yapmış öncü kadınların anılarına bağlılığın bir gereği olarak bu çalışmayı ele alıyoruz. Bu çalışmayı; okuma-yazmasının haram-yasak kılındığı günlerden insanlığın zihniyet şekillenmesine, yine insanlığın entelektüel birikimine önemli katkılar sunan kadın gerçekliğine ulaşmak için ödenen sayısız bedellere, bugün yaşayan kadınlar olarak vermemiz gereken anlamlı bir selamlama olarak da ele alabiliriz.

D- Kadının en eski sömürge ulus olmaktan çıkarılması

Binlerce yıllık ataerkil ideolojinin ve özellikle onun en son temsilcisi kapitalist modernitenin kadını kuşatmaya alan sosyal ve kültürel şekillenmesini aşamadık. Fiziğimizden duygularımıza, ruhumuzdan psikolojilerimize, toplumsal algılarımızdan irademize kadar herşeyimizi kuşatan ve ‘kadınlığı’ içinden çıkılması zor krizli bir kimliğe dönüştüren sosyal-kültürel baskıları ve şekillendirmeleri yeterince deşifre edip aşamadığımızdan dolayı insanlığa yaşatılan mevcut cehennemin dışına çıkamadık, toplumu da çıkaramadık. Mevcut sistem hala kadını günlük olarak erkeğin ihtiyaçlarına göre şekillendiren ve sosyaliteyi, kültürü bu biçimde faşizanca yok eden bir gerçekliği dayatıyor. Kadınıyla, erkeğiyle herkesi bunun bir parçası kılarak suça ortak ediyor.
İnsanlığın yaşadığı sosyal krizler ve bunalımlar sık sık cinnet düzeyine ulaşsa da, kapitalist modernitenin ve versiyonlarının insanı kuşatan kültür emperyalizmi aşılamıyor. Feministler hala batı merkezli demokrasilerin ufkunu aşmaktan uzak oldukları ve temelinde kapitalizmin oluşturduğu yaşam biçimini tam kavrayıp aşamadıkları için sonuç almada yetersiz kalıyor. Bu kapitalist kültürel kuşatılmışlık aşılmadığı sürece, bizi sürekli teslimiyete zorlayan bir olgu olarak yaşamımızı tehdit etmeye devam edecektir. Dünyanın her yerinde mevcut durumda çerçevesi, kılıfı, süsü ne olursa olsun kadın için bu sosyal ve kültürel kuşatılmışlık altında yaşamak tam bir zulüm sistemidir. Kadını kuşatan bu sosyal ve kültürel şekillenmede aile, cinsellik, moda, ilişkilerdeki taciz ve tecavüz karakteri ayrı ayrı irdelenerek analiz yapılması gereken konulardır.
Kadın üzerinde en fazla oynayan uygarlık olarak kapitalizm kadın istismarını kurumsallaştırmıştır. Buna rağmen kadınların büyük bir kesimi bu sistemin ölçülerini, özgürlük ve kimlik özellikleri olarak benimsemiştir. Maalesef kadını en fazla vuran, aldatan, sömürgeleştirip tüketen kapitalizm, binbir türlü maskelemenin altından kadına sanki eşitliği, özgürlüğü ve haklarını en fazla veren sistem olarak kendisini kadınlara kabul ettirmiştir. Toplumsal cinsiyetçilik hala sınır tanımayan bir iktidarı ve sömürüyü kadına dayatırken ve bununla kadın, erkek-iktidar bağımlısı kılınıp iktidar üreten bir oyuncağa dönüştürülürken, yaşamın onurundan, saygınlığından ve gerçekliğinden bahsedilemez.
Geçen yüzyıl açısından kadınlar olarak çözmekte en fazla zayıf kaldığımız konulardan biri de kapitalizmin yaşattığı bu yanılsamayı aşamamak olmuştur. Batı merkezli sistem, göreceli olarak kadına sunduğu sözde özgürlüğün bedelini, yine kadına fazlasıyla ödetmiştir. Farkında olunmayan gerçeklik de budur. Örneğin, Avrupa uygarlığı kadar kadını sözleşmelerle erkeğe bağımlı kılan ve cinsel obje olarak değerlendiren başka bir uygarlık yoktur.
Cinsiyetçilik bir ideoloji olarak en çok liberalizm çağında geliştirilip kullanıldı. Kapitalist modernitenin kadına kurduğu tuzak budur. Görünüşte özgürlüğe açılan kadın, en rezil istismar aracı konumuna düşürülmüştür. Liberalizmin eklektik cinsiyetçi ideolojisi bu durumu saptırıp farklı göstermekle kalmamış; bir de kadınlar için özenle geliştirilen ideolojik variyetlere dönüştürülmüştür. Kendi eliyle kendi köleliğini benimsetmek gibi bir şeydir bu.
Denilebilir ki, sistem ideolojik ve maddi olarak kadını istismar ederek sadece en ağır krizlerini aşmıyor, kendi varoluşunu da sağlıyor ve güvence altına alıyor. Kadın genelde uygarlık tarihinin, özelde kapitalist modernitenin en eski ve en yeni sömürge ulusu konumundadır. Eğer her bakımdan sürdürülemez bir kriz durumu yaşanabiliyorsa, bunda kadın sömürgeleşmesinin payı başta gelmektedir.

E- Kadın ve sosyal alan özgürleşmesinde aşk, aile, ilişki, evlilik sorgulaması

Feminist hareketin uzun bir süre ‘özel olan politiktir’’ sloganıyla yürüttüğü ve aile içi şiddeti, kadın-erkek ilişkilerindeki örtük iktidarı deşifre edip aşmayı hedefleyen mücadelesi her zamankinden daha fazla önemlidir. Aile ve kadın-erkek arasındaki ilişki düzeylerinde sürdürülen ve sürekli üretilen erkek egemenliğini aşamazsak, bunu kıramazsak eşitlik, özgürlük, demokrasi, sosyalizm sözcüklerine yüklediğimiz hayaller her zaman kırılmaya mahkum kalacaktır. Özgürlüğün, eşitliğin, demokrasinin, ahlakın gerçek anlamına ulaşmak için kadınlar yaşamın özgürlük düzeyini erkekle geliştirdiği ilişkileri sorgulayarak ölçebilir. Köleliği, teslimiyeti, bağımlılığı duygu ve ruh dünyasında aşamayan kadınların kadın kurtuluş mücadelesinde uzun soluklu ve verimli bir rol üstlenmeleri de mümkün olamaz.
Sosyal alanı aşk, evlilik, aile kavramları etrafında ayrıntılı sorgulayan ve dönüştürüp değiştirmeyi hedefleyen bir perspektifi yaratabilmeliyiz.
Kadını fiziksel, ruhsal ve zihinsel güçlendiren bir sosyal yaşamı yaratmayı tartışabilmeliyiz.
Erkeğin egemenliğindeki aileden, kadının derin köleliği temelinde inşa edilmiş sosyal yaşam kabusundan, kadının derin özgürlüğü ve eşitliğine dayalı yeni aile sistemlerinin inşasını daha ciddi bir şekilde gündemleştiren bir yaklaşımımız gelişmelidir.
Kadınla toplumda doğru yaşamak gerçekleşmedikçe anlamlı bir yaşam yaşanmayacaktır.
Siyasal, zihinsel acımasızlığın, çözümsüzlüğün ve krizlerin belirlediği sosyal trajediyi en çok kadın gerçeğinde gözlemlemek mümkündür. Geldiğimiz aşamada kadınlar bunu doğu-batı ayrımı üzerinden de ele alamaz. Dünyanın her yerinde kadın olmak en zor yaşamdır. Avrupa’nın özgürlük ve gelişme adına kadına yönelik sosyal politikalarının da kadını ne kadar sömürdüğünü, hiçbir sistemin yapamadığı kadar metalaştırdığını görebilen bir kadın perspektifi ile yola çıkarsak, sorunların kaynağı ve çözüm yollarında daha objektif projeler oluşturabiliriz.
Kadına yaklaşımı bir kültürel devrim gibi ele almak gerektiğine inanıyoruz. Şimdiye kadar kadın etrafında kadınlara rağmen oluşturulan kültür ve ahlakla yaşamaya mahkum kılındık. Bu kültür içindeki kadın ve erkek ne kadar iyi niyetli olursa olsun, ne kadar çaba harcarsa harcasın, sorunun köklü ilişki ve çelişkilerinden kaynaklı olarak anlamlı ve özgürlükçü bir çözüm sağlanamaz. En radikal özgürlükçü kimliğin, kadını ele alışla veya bir bütün olarak kadın-erkek ilişkilerindeki düzeni kavrayıp aşmakla mümkün olduğunu hep akılda tutarak sosyal alanda güçlü bir çözüm üretilebilmesi önemlidir.

F- Radikal ve demokratik eylemselliklerle ortak mücadele ağına doğru…

Yukarıdaki maddelerde belirttiğimiz bütün çözüm perspektifleri çok iddialı, radikal, örgütlü ve sürekli bir mücadeleciliği, eylem çizgisini gerekli kılar. 8 Mart’ın 100. yıldönümü vesilesiyle bu bildiriye hepsinin adını sığdıramayacağımız sayısız kadın direnişçinin anısına, bu mücadeleciliği ve eylem çizgisini mutlaka yaratacağız.
Yaratıcı olacağız, inatla hırsla ve onların manevi anılarının verdiği sonsuz güvenle, eril sistemin yarattığı ve yaşattığı cinsel kırılmaları kendi lehimize dönüştüreceğiz.
Tarihimizin onurla taşıyacağımız sayısız kahramanı ve anısı var. Hepsi de acıyla, sevgiyle, emekle ve cesaretle yaratıldı. Böyle bir günün anısına ihtiyaçlarımızın ve özgür yaşam tercihlerimizin gerekli kıldığı mücadeleciliği yaratacağız.
Radikal, demokratik eylemselliği geliştirebiliriz. Ortak gündemlerle, ortak eylemselliklerimizi güçlü bir diyalog ağı yaratarak organize edebiliriz.

G- Şiddet kültürü karşısında öz savunma anlayışı ve ortak dayanışma

İçinde yaşadığımız cinsiyetçi toplumda sadece devlet değil, toplumun kendisi de bir şiddet kaynağına dönüştürülmüş durumdadır. Böyle olunca, her ülkede ve kültürde en kolay hedef savunmasız kadınlar olabilmektedir. Bu nedenle kadın sorununa çözüm tartışmalarına bir vesile olmak isteyen bu bildiri aracılığıyla şunu bir kez daha ifade etmek gerekir ki; kadınların kendilerini; devlet gibi örgütlü şiddet kurumları karşısında da, toplum içinde açığa çıkmamış örtük şiddet yönelimleri karşısında da savunması gerekir. Bu temelde kadınlar kendilerini, gerek devletin ve gerek toplumsal cinsiyet yapılanmalarının toplum içinde her an ürettiği her tür şiddet karşısında savunabilmesi için mutlaka öz savunma anlayışını, örgütlülüğünü, eylemselliğini ve bunun için de ortak dayanışmalarını yaratmalıdırlar.

H- Demokratik modernitenin inşası için köklü paradigmatik yaklaşım

Demokratik modernite; insanlık tarihi içinde ataerkil sistem uygarlıkları karşısında yokedilememiş ve gizli kalmış doğal toplum uygarlığının, yeni çağla birlikte inşa edilmesi gereken adıdır. Kadın başta olmak üzere, ataerkil sistem karşısında zarar gören ve ezilen tüm toplumsal kesimleri kapsamaktadır. Demokratik moderniteyi esas alan tüm toplumsal güçler, ataerkil sistemin en son kadın doğasını ve özgürlük hareketini, temel güçlerinden birisi olarak bilip hem geliştirilmesini, hem de ittifak yapılmasını başta gelen görevlerinden sayarak, yeniden inşa çalışmalarında değerlendirmek durumundadır. Kadın gerçekliğinin salt bir cinsiyetin ötesinde ekonomik, sosyal, kültürel, ideolojik ve siyasal boyutları olan anlamlar içerdiğinin farkında olmak önemlidir.
Kadın ve çevre sorunlarına ilişkin hareketlerin kapitalist moderniteyi aşmadan, amaçlarına tutarlı olarak yürümeleri mümkün değildir. Kendilerini demokratik toplum hareketinin bütünlüğüne bağlamaları tutarlılık ve başarı için şarttır. Bunun için de kadının özgürlüğünde atılması gereken ilk adım, kadını öz eylem gücü haline getirmektir; üzerindeki mülkiyetçi yaklaşımdan uzak durmaktır, diyoruz.
Demokratik uygarlık cephesinin kendi geçmişindeki tüm çağlarının mirasını iyice gözden geçirerek, neye ihtiyacı varsa onu alarak, eksik kalanı güncel somutun analizinden çıkarıp tamamlayarak, ideolojik hamlesini yerine getirme görevi kadar, acil ve kutsal başka bir iş olamaz. Bir yerde ve zamanda baskı, istismar, eritme ve çıkmaz derinse, yaşam tam da ölümden beter bir onursuzluk içinde geçiyorsa, köklü paradigmatik yaklaşımdan başka çaremiz yoktur.

SONUÇ;
Kadınlar olarak sorunlarımızın bir bütün ataerkil uygarlık sorunları olduğunu biliyoruz. Bu sorunlarla mücadele edebilecek ve aşabilecek gücü ancak örgütlü dayanışmamızla yaratabiliriz. Bunun için öncelikle sorunlarımızı ve çözümlerini ortaklaştıracağımız platformlara ihtiyacımız bulunmaktadır.
Bunun için;
Biz Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak böyle bir platform için DÜNYA KADIN KURULTAYI’nı gerçekleştirmeyi öneriyoruz.
Dünyanın örgütlü, mücadeleci kadın hareketleri ve şahsiyetleri olarak böyle bir kurultayı yapma gücünde olduğumuza inanıyoruz. Direnişçi kadın mirasımızın böyle anlamlandırılabileceği açıktır.
Acı çeken dünya kadınlarının, bir bütün olarak da dünya toplumunun adalet, eşitlik, barış, özgürlük özlemlerine böyle bir çalışma ve ardından gelişecek daha örgütlü mücadeleyle cevap olabileceğimize inanıyoruz.
8 Mart’ın 100. yıldönümünde; direnişçi, mücadeleci tüm kadınların anısına bağlılığımızı bu temelde haykırmalıyız. Aynı şekilde ana kadın değerleri temelinde örgütlendirilecek alternatif bir dünya için daha örgütlü ve istikrarlı, radikal bir mücadele için de iddiamızı ve kararlılığımızı ortaya koymalıyız.
Kaybedeceğimiz beş bin yıllık köleliğe karşılık kazanacağımız sonsuz bir özgürlük bizi beklemektedir.
Özgür bir gelecek kararlılığındaki kadınlar olarak, tüm kadınlara yetecek yüreklerimiz ve bilincimizle, anlamlıca yaşayabileceğimiz bir dünya için diyoruz ki;
‘KADINLAR! ORTAK MÜCADELEYLE KAZANACAĞIMIZ BİR ÖZGÜRLÜK VAR!’
 

 


                                                       


                                                          BASINA VE KAMUOYUNA

Sevgi ve özgürlük kaynağımız Önder APO’ya olan tarif edilemez özlemimizi güce dönüştürerek mutlaka özgür günlerde bulaşacağımız inancıyla özgürlük mücadelesini güçlü yürütmenin iddia ve kararlılığıyla başta Önder APO’yu sevgiyle kucaklıyor, saygıyla selamlıyor, 8 Mart’ını kutluyoruz. Özgürlük mücadelesinde şehit düşen tüm kadınların anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Bu temelde 8 Mart’ı yaratan kadınların direnişini selamlıyor ve kutluyoruz. Kürt kadınının ve halkımızın özgürlük mücadelesini darbelemek isteyen güçlerin son olarak ROJ-TV, KNK başta olmak üzere Kürt demokratik kurumlarına yaptıkları pervasız saldırıyı ve haksız tutuklamaları nefretle kınıyoruz.
Sömürge ülkemiz Kürdistan’ın, inkar ve imhaya uğrayan halkımızın toplam gerçeği olan Kürt kadınları olarak her zamankinden daha fazla egemen sistem ve zorba devletlerin tüm insanlık dışı uygulamalarını, yalanlarını ve komplolarını başarısız kılacak güçteyiz. Tüm kadın hareketlerinin mücadelesini miras alarak ve her kadının yüreğinde yanan özgürlük kıvılcımını hissederek, acılı anaların ağıtlarını yüreğimizde işleyerek, sevgi ve özgürlük kaynağımız Önder APO’ya, şehitlere ve halkımıza olan bağlılıkla büyüyen Kürt Kadın Hareketi olarak, kadınların ve halkımızın özgürlük umudunu gerçekleştirmenin iddiasını taşıyoruz. 8 Mart’ın yüzüncü yılını özgürlüğe cesaret eden Kürt kadınları olarak her alanda bilinçlenme, örgütlenme ve eyleme geçme temelinde karşılıyoruz. Rolümüzün ve misyonumuzun gereğini başarıyla yerine getirmek için hiçbir engel tanımayacağımız, özgüvenimiz, öz irademizle yükleneceğimiz bir sürecin içine girmiş bulunuyoruz. Bunun için 8 Mart’tan itibaren başlamak üzere 2010 yılında;
Beş bin yıllık eril sistemin tecavüz kültürüne karşı demokratik ve özgürlükçü kültürü yeniden yaşanılır kılmanın amansız mücadelesini felsefik, ideolojik ve politik olarak veren ve bu yüzden İmralı zulüm gerçeğinde tutulan Önder APO’yla özgür yaşam ısrarımız temelinde ‘Önderliğimizin Özgürlüğü Kadının Özgürlüğüdür’ perspektifiyle ‘Özgürlük Mücadelesini Yükseltelim! Tecavüz Kültürünü Aşalım’ kampanyasına başta kadınlar olmak üzere bütün demokratik kesimleri aktif katılmaya çağırıyoruz.
Varlığını tecavüz kültürüne borçlu olan devletlerin demokrasi maskesi Kürt kadınlarının ve halkının yürüttüğü mücadeleyle düşmüştür. Kürt halkını, çıkarlarına kurban etmek isteyen güçler, bugün en pervasız saldırılarını Kürtlere ve demokratik kurumlarına ve mücadelesine yöneltmektedir. Özgürlüğün sesi, kadının sesi olan ROJ-TV’ye, Kürt demokratik ulusal kurumu KNK’ye, çalışanlarına ve Kürt şahsiyetlere yönelik gelişen devlet terörüne karşı tüm Kürt kadınlarını her yerde 8 Mart meydanlarında sesine, diline, kimliğine, tüm özgürlük değerlerine güçlü sahip çıkmaya ve bu zulmün hesabını güçlü sormaya çağırıyoruz.
Dünyanın neresinde olursa olsun cinsiyetçilik, faşizm, milliyetçilik önce biz kadınları vurmaktadır. İktidarcılığın, faşizmin, milliyetçiliğin ve cinsiyetçiliğin ürünü olan kadın katliamlarına, yoksulluğa, eşitsizliğe, sömürüye, köleliğe, savaşa, komple tecavüz kültürüne son vermek, yaşamı yeniden kazanmak ve insanca yaşanılır demokratik, barışçıl, özgürlükçü bir dünya yaratmak için birleşerek örgütlü mücadeleyi her yerde yükseltmek amacıyla bir kez daha tüm kadın örgütlerini ve şahsiyetlerini Dünya Kadın Kurultayında toplanmaya çağırıyoruz.
Bu temelde bir kez daha tüm kadınların 8 Mart’ını kutluyoruz.
                                                                          KJB KOORDİNASYONU
                                                                                       6 MART 2010




 

                                                                                                                      Geri Dön

 
 

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır