DEĞERLENDİRMELER
DİRENEN DUYGULAR
Gulan Botan


Yaşam zamanın ahenginde olmadığı zaman insanlar çok acı çekerler. Görsel bildiğimiz dünyanın acıları içinde insanlar çoğu zaman kıvranarak veda etmiştir yaşama. Gözkapaklarının ardındaki gizemli, büyüleyici güce merhaba diyemeden. İnsanın kendi ruhundan, kendi düş dünyasından ve yüreğinin kuvvetinden güç alması gerçekten de zor olmuştur. Kimisi o nedenle dünyayı görünen dünya olarak algılamış, kimisi ise görünmeyen için bu verili zamanların katili olmuştur. Ama yaşam tüm iniş- çıkışlarına rağmen dur durak bilmeden yürümüştür, insanların bu iki denklemi üzerine.
Biz de ise ikisi öyle iç içedir ki, ikiz kardeş sanırsın. Gördüklerine bir gülüş, bir güzellik ekleme ile ruhuna bir umut ekmek aynı damarda akan kanın pıhtıcıkları kadar birbirine yakındır. Eller yorulunca sarılırız milyon ötemizdeki çocuk gülüşüne. Yüreğimiz daralınca koşarız dağlara, umutlara, yeni yeni filizlere. Kurşunun bile yetişemediği yerler vardır ki bizde durmadan büyütür umutları ve çoğaltır yürekleri. O umutlar ki saldırılan hiçbir mevzide bulamaz, sıkıştıramasın yani esir alamasın. Bu öyle bir inanç ve ideolojidir ki, yaşama öyle bağlıdır ki umut bayrağını asla düştüğü yerde bırakmaz. Ve büyür inançlar, büyür umutlar. Ve biz doğan her günle birlikte hiç durmadan bu umut ve inanç tohumlarını yeniden gönüllere ekeriz; ama önce kendi yüreğimize ve benliğimize.
Düşünsene bir ayağın kopsa bile hissedemeyeceğin kadar büyük olacak umutların ve basıp gideceksin yeni umutlara. Bunu bilmek, bunu ruhunda duyumsamak evrenin gücünü kendinde toplamak oluyor. İşte bizde anlaşılmayan güç dinamizmi ve gücün kaynağı yaşam umudu ve sevinci, tutkusu, kurşunların yetişemediği tankların topların, kazanların kıramadığı yürek umutlarıdır bizdeki. Bunu anlamak zor olduğu için hemen anlaşılmasını beklemiyorum birçok umudu inancı kendim anlayana kadar çok zaman harcadım. Olmaz dedim böyle bir şey nasıl olabilir ki insan ötesi diyordum çünkü insanın gücünü o küçücük gözlerinde görüyordum. İnsanın gördüğü bitince bitmeli diyordum umutlar sonra dağları adımladıkça yaşayanları gördükçe ve kendim de küçük umutlar ekerken yüreğimde anlam verdim. Onurumu bu tozlu patikalarda gün gün toplayacağımı ve büyüteceğimi bilemezdim. Şimdi yazmaya çalışırken o büyük umutları, tutkuları bu mısralara nasıl sığdıracağımı düşünüyordum sonra anladım ki hepsini yazamam ama az da olsa insanların bu umut suyundan bir yudum alması gerektiğini ve göz ufkunun ötesine uzanmaları gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi X…... patikalarını adımlarken yılların eskitemediği mevsim tanımayan yaşam umutlarına rastlıyorum. Onları paylaşmadan geçemem yoksa dayanır gözkapaklarıma çocukların umut bekleyen gözleriyle. İşte böyledir özgürlük sevdalıların yürüyüşü. Şimdiye kadar hiç bir yara özgürlük yarası kadar derin ve tutkulu olmamıştır. Özgürlük yaşamın büyük güzelliği bedel istiyor durmadan yaşadığın her an için yeni yeni bedeller istiyor. İşte öyle bir tutku bedelinin acı olduğunu bilerek koşuyorsun. Gizemli bir tutku gibi durmadan çeker seni gizli ve korsanca büyür yüreğinde ve beyninin kıvılcım arayan hücrelerinde. Bizde artık tutkulu bir yürüyü olmuş tarihimizden günümüze akan. Anlatsam tarihten ilk özgürlük tutkusunun hecelerini hala tankları titretir fısıltıları. Yaşamak elbetteki kolay değil hele binlerce "böyle gelmiş böyle gidere”RUR diyorsan yaşamınla. Çoğu kimse anlamaz bizim bu tutkulu yürüyüşümüzü ama biz bu tutkuları acıyla biledik. Belleklerimizden silmesi imkânsız ve çocukların yüzü güneş görmeden durmayacak yürüyüş. Birey olarak elebetteki yorulanlar oluyor hatta düşenler de oluyor ama umut olarak tutku olarak büyüdük. Şimdi kaç annenin yüreği bu dağlarda atar sayılmaz... Yürekler toprağın deryasında birleşti hiç bir sınır ayırmadı toprağımızı bizden biz de toprağın yüceliğinde yeniden birleştik bu deryada. Dağların gizeminde öyle bir yürüyüş ki bu milyonlarca metre ötemizdeki uçakları ayaklandırıyor. Hiç bir zaman verilen emeğin bireysel karşılığı istenmedi. Yapılan her çalışmada topluma ne kazandırdı ya da duyguları ne kadar diriltik sorusuyla baş başa bıraktık kendimizi.
Bir arkadaş vardı. Adı Berbang sanırım güney batılıydı. Genç bir arkadaştı ama nice sorumluluğu ve umutları yüklemişti o gencicik bedenine. Çok tartışmalrımız oldu. Bir kız kardeşi varmış dağlarda adı Mızgin onu henüz ülkede görmemişti. Biz oradana geçiyorduk. O küçüktür yük kaldırmaz diyordum. Umudun insanın bedeninde yaratığı inanılmazla yeni yeni tanışıyordum. Gülerek başını kaldırır bunlar ne ki bir de gülmeyi bekleyen çocuklara bak onların yükü ne kadar ağır. Bize gün yüzlü bir gelecek bırakmadılar ama biz onlar gibi olmayacağız bizden sonrakilere bir cevabımız olacak. Hiç bir zaman maddi yük manevi yükü geçemiyor bizde. Çünkü bizde her adım yürekten akıyor. Mızginin yakınından geçmişti ama onu görmemişti. Bir yandan onu bir yoldaş olarak görmek isterken bir yandan da sorumluluğu karşısında bazen mahçupça gülüyordu. Ben görmeyebilirim ama gün yüzünü görmeyi bekleyen nice insan varken ben nasıl kendi yüzümü güldürmenin peşine düşerim diyordu.
Bizim yüzümüzde ancak anaların çocukların gönderdiği gülüşler dalgalanır. Bu yaşadığımız yerde mutluluk yok ya da sürekli asık suratlıyız anlamına gelmiyor. Ama atığımız her adım anlamlı oldukça biz de gamzeler çizeriz yaşamın çileli yüzüne.
Sanırım Berbang eyleme giderken bombaları patlamış kızkardeşi nerdedir bilmiyorum. Ama ben tanıdığım bu tutku yürüyüşçülerini anlatmak istiyorum. Bunları anlatmak gerçekten güç istiyor ben yapabildiğim kadar anlatmaya çalışacağım onlar kadar olmasa da yeniden dirilen duyguların dirilişini anlamaya ve anlatmaya çalışacağım. Yaraların susturamadığı özgürlük türküsünden duyduğum dizeleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Patikaların bizi nereye hangi tutkuyla tanıştıracağını bilmiyorum. Buralarda herşey bir gizemdir büyüleyici bir sihir gibi seni çeker kendine nerde nasıl bir hazineyle karşılaşacağını bilemezsin.
İlkin patikalar bizi bir mangaya götürüyor. Orada yılların top yağmurları karşısında direnen bir gülüşle karşılarşıyoruz. Yıllardır bu tutkulu yürüyüşte yer alıyor. Ama gözlerindeki heyecan ve umut yep yeni. Adı Rençber, Rençber Mardin diyorlar ona. 16 yaşında bu özgürlük türküsüne kaptırmış yüreğini ve kendini. Yıllardır düşmanla yüz yüze savaşıyor onlar onun yüreğindeki umutları kırmaya çalıştıkça o büyütmüş umutlarını. İlkin 16 yaşında iken Garzan alanında yaralanır. Dağlarla gerillayla ilk karşılaşması uzun zaman almadan bir saldırıyla karşı karşıya kalır. Kolundan ve kol altından yara alır. Umutları heyecanları öldürmek için düşman yönelimini güçlendirir. Arkadaşları onu gidecekleri yere götüremezler dört arkadaş şehit düşmüş ve yönelim gittikçe çoğalır. Rençber yenidir. Düşman sanır ki saldırılarıyla onları yıldıracak ve teslim olmaya zorlayacak. Rençber arkadaş günlerce karın içinde kalır. Ama niçin kaldığını iyi çözer. Bu gerçekliği böylesine çıplak ilk defa görüyor. Kinleniyor, yaralı ama birşeyler yapmak için de umutludur. Eğer o umudu olmazsa gözlerini kapasa belki bir daha hiç açamayacak gözlerini.
Kendini tanımak demek bu kadar bedel istiyordu. Bu kadar bedel ve bilinç inanç istiyor. İnancın olmazsa yenik düşersin karın ve düşmanın amansız ve zamansız saldırılarına. İdeolojiden anlamazsan koca bir boşluk ve birbaşınalığınla yanlızlık dehlizlerinde savrulursun. Günler geçiyor ayakları uyuşuyor. Rençber arkadaş yoldaşlarını bekliyor. Olmaz diyor ben bu savaşta birşey yapmadan gitmem. Eğer varsa ecele bir görüşmem ya da onunla gidişim sonra olmalı. Ben de bu diriliş savaşına özgürlük türküsüne sesimi eklemeliyim. Benim sesim bu yapılan haksızlıklar karşısında bu kadar cılız olmamalı. Günler nasıl geçer bedeninden ayrılmalı mı? Büyük düşlerle büyük buluşların deryasına dalar. Daha yeni gözleri ısınmıştır ki. Yoldaşlarının sıcak sesleri gelir. Yeniden daraltılan çember yarılmış günler geçilmiş, geceler yırtılmış ve yoldaşları gelmiştir. Rençber arkadaş ben özgürlük türküsüne daha sesimi eklemeliyim der. Yoldaşları onu almadan önce karın saldırılarıyla savaşmakta olan ayaklarını kontrol ederler.
Gitme varkti kapıdadır. Rençeber yoldaşın ayakları ise uyuma hazırlığındadır. Yoldaşları bütün bedeni uyumadan ve yola çıkmadan sekiz parmak ucunu keserler. Rençber önceden olsa bunlara dayanır ya da anlam verirmiyidi bilemiyor. Ama şimdi ayak parmaklarını kesen yoldaşlarına ve onların özgürlük türkülerine iyice tutkuyla sarılmış durumdadır. Devrimci ve devrim gerekliklerini düşünür unutur bedensel acıları ve koyulur yollara. Bir daha ki karşılaşma için düşmana karşı kini yüreğinde. Daha bu yeniliğinde düşmanın bedeninde açtığı yaraları düşünür. Bedensel yaralar insanı ne kadar incitir. Ya özgürlüğün olmadığı anlarda yüreğinde ve beyninde açılan yaralar. Hangisi daha ağırdı. Hangisi insanı daha erken öldürürdü. Bedensel yaralar mı ağırdı yoksa özgürlük yarası mı? Kolları ayakları sarılıyor iyleşiyordu. Biliyordu ayak parmakları bir daha geri gelmeyecek ama özgürlük eğer vazgeçerse hiç olmayacak. Yani özgürlük türküsünde sesi dalga dalga yayılmayacak. Devrimci gelecek adına ve güneşli yarınlar adına kendisini adayandı. Bu bedensel de olsa böyle mi olmalıydı. Burada gönüllü bir yürüyüş var kimse kimseyi silah zoruyla yürütmüyor. Herkes gönüllüce omuzluyor bu ağır yükü. Her yaştan ve her yerden insanlar var. Özgürlük böyle tutkulu birşey olmasaydı insanlar fani ölümlere aldanmayıp gelirler miydi? Dört yoldaşı şehit düşmüştü. Bunlar niçindi neden her an kendisinden ve yoldaşlarından bedel isteniyordu.
Düşünmek gerekiyordu hem de çok. Bedensel yaralar bize yapılan talanların binde biri oluyordu her zaman bir devrimci ve devrim için. Devrimde direnen duygular direnen umutlar insana nasıl ruh veriyor. Düşlerle yeniden can veriyor kurşun yağmuru altındaki fani bedenlere. Düşünceleri ölümsüz anlarla buluşturuyor. Günler umutlar peşinde koşarken dakikalar gibi hızlı geçiyordu. Yapılması gereken ne çok şey vardı. Devrim silahlı bir savaş devrimci duygular, düşler savaşı ikisi birden veriliyor ve yaratılıyordu. Bunları bilmek Rençbere güç veriyordu. Yaraları salırlmadan da iyleşmeye başlamıştı. Ama özgürlük yarasının ona nasıl kan kaybetirdiğine yeni yeni anlam veriyordu.
Devrim yeniyi yaratmaya gidiş, devrimcilik geriye gidilecek gemileri gözünü kıpmadan yakmaktı. Yoksa verdiğin savaşın savunucusu değil yıkıcısı da olabiliyorsun. Bu hem silahlı savaş hem de duygular savaşı. Kurşun ve yürek işi. An ve dakikalarda büyüyen kör duygular saniyelik harekete kazandığın can ve zamanlar. Duygular da anlarda büyümeli saniyelerde ölen bedenin kendisinin olduğunu hissetmeli diye düşünüyordu.
Tedavi amaçlı baka bir alana geçiliyordu. Bu silahsız savaşlarda akan kan deryası silahlı savaş kadar çok muydu diye düşünüyordu. Aradan seneler geçmek üzere ve bir Roket vuruşuyla yeniden irkilir Rençber arkadaş. Bu sefer 14 arkadaş yaralanır. Ve bu yürüyüşte Fırat arkadaş donarak şehit düşer. Bütün bu hesaplamalar gel gitler farkında olmadan Rençber arkadaşa yeni şeyler eklemiş. Değerlerin ucuz yaratılmadığını ve uçuz yaklaşılmaması gerektiğini iyice kavrar. Devrimcilik bizim için bir ömürdür o ömür anlamlı ve özgürlük tadında olmalı. Yeniden anımsar duygular seline kapılmadan bir dakika önce devrimci insan kendini aşan insandır. Gittikçe o da kendini aşmayı öğreniyor bedensel yaralara rağmen büyütülmesi gereken ve sarılması gereken özgürlük yaralarını sarmayı.
Beynine yazıyordu fizik, inanç karşısında ne kadar küçük kalıyordu. Dahasını anlatmaya gerek var mı bilemiyorum. O da yazıyor yaşayıpta anlatmaya gücünün yetmediklerini mısralarla var etmeye çalışıyor. Dönüp teredütsüzce söylüyor PKK her yönlü bir mücadele savaşıdır kim derdi ki dağ başında kalem ve kıleşi yan yana taşıyacaksın. Kim derdi ki bedensel yaraların özgürlük özlemiyle tutuşan yaralarından önce iyileşecek. Gel zaman git zaman gözürlük yaralarım hala sarılmadı. Hala meyanlarda halkın arasında kör bir terazi dolaşmakta. Ve PKK bu kötülüğe karşı mücadele ruhudur. Biz bu ruhu kendimizde yaratmaya ve diriltmeye çalışıyoruz. Yaptığımız bonca şey bize ve halkımıza bir söz hakı verdi ama özgürlük daha bedel istiyor. Eğer bu bedel bir yaralanma ise bu mücadele karşısında bir gerekliliktir. Sohbetimiz derinleşmişti vuruş sesleri bir yerleden geliyordu. Fısıltı da olsa bu tutkular binlerce uçağı ve askeri dağ başına getiriyordu. Beyinlerinde bu özgürlük soluklarının bir yerde var olduğunu düşünmek uykularını kaçırıyordu birilerinin. Bizde ise özgürlük tutkuyla buluşmuş aynı patikada yürümeye başlamış. Halkımızın tarihsel yaraları karşısında henüz kendini ayanada görmüş ve şahlanmış silah ve yüreklerimiz. En küçüğümüz seneler önce attı taşını şimdi biz devrimciler ucu bucağı olmayan bu kör ve pervasız saldıralar karşısında bazen kalkan bazen kurşun bazen de bomba olacağız ellbette.


 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır