Yaşam zamanın ahenginde olmadığı zaman insanlar çok acı
çekerler. Görsel bildiğimiz dünyanın acıları içinde
insanlar çoğu zaman kıvranarak veda etmiştir yaşama.
Gözkapaklarının ardındaki gizemli, büyüleyici güce
merhaba diyemeden. İnsanın kendi ruhundan, kendi düş
dünyasından ve yüreğinin kuvvetinden güç alması
gerçekten de zor olmuştur. Kimisi o nedenle dünyayı
görünen dünya olarak algılamış, kimisi ise görünmeyen
için bu verili zamanların katili olmuştur. Ama yaşam tüm
iniş- çıkışlarına rağmen dur durak bilmeden yürümüştür,
insanların bu iki denklemi üzerine.
Biz de ise ikisi öyle iç içedir ki, ikiz kardeş
sanırsın. Gördüklerine bir gülüş, bir güzellik ekleme
ile ruhuna bir umut ekmek aynı damarda akan kanın
pıhtıcıkları kadar birbirine yakındır. Eller yorulunca
sarılırız milyon ötemizdeki çocuk gülüşüne. Yüreğimiz
daralınca koşarız dağlara, umutlara, yeni yeni
filizlere. Kurşunun bile yetişemediği yerler vardır ki
bizde durmadan büyütür umutları ve çoğaltır yürekleri. O
umutlar ki saldırılan hiçbir mevzide bulamaz,
sıkıştıramasın yani esir alamasın. Bu öyle bir inanç ve
ideolojidir ki, yaşama öyle bağlıdır ki umut bayrağını
asla düştüğü yerde bırakmaz. Ve büyür inançlar, büyür
umutlar. Ve biz doğan her günle birlikte hiç durmadan bu
umut ve inanç tohumlarını yeniden gönüllere ekeriz; ama
önce kendi yüreğimize ve benliğimize.
Düşünsene bir ayağın kopsa bile hissedemeyeceğin kadar
büyük olacak umutların ve basıp gideceksin yeni
umutlara. Bunu bilmek, bunu ruhunda duyumsamak evrenin
gücünü kendinde toplamak oluyor. İşte bizde anlaşılmayan
güç dinamizmi ve gücün kaynağı yaşam umudu ve sevinci,
tutkusu, kurşunların yetişemediği tankların topların,
kazanların kıramadığı yürek umutlarıdır bizdeki. Bunu
anlamak zor olduğu için hemen anlaşılmasını beklemiyorum
birçok umudu inancı kendim anlayana kadar çok zaman
harcadım. Olmaz dedim böyle bir şey nasıl olabilir ki
insan ötesi diyordum çünkü insanın gücünü o küçücük
gözlerinde görüyordum. İnsanın gördüğü bitince bitmeli
diyordum umutlar sonra dağları adımladıkça yaşayanları
gördükçe ve kendim de küçük umutlar ekerken yüreğimde
anlam verdim. Onurumu bu tozlu patikalarda gün gün
toplayacağımı ve büyüteceğimi bilemezdim. Şimdi yazmaya
çalışırken o büyük umutları, tutkuları bu mısralara
nasıl sığdıracağımı düşünüyordum sonra anladım ki
hepsini yazamam ama az da olsa insanların bu umut
suyundan bir yudum alması gerektiğini ve göz ufkunun
ötesine uzanmaları gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi X…... patikalarını adımlarken yılların
eskitemediği mevsim tanımayan yaşam umutlarına
rastlıyorum. Onları paylaşmadan geçemem yoksa dayanır
gözkapaklarıma çocukların umut bekleyen gözleriyle. İşte
böyledir özgürlük sevdalıların yürüyüşü. Şimdiye kadar
hiç bir yara özgürlük yarası kadar derin ve tutkulu
olmamıştır. Özgürlük yaşamın büyük güzelliği bedel
istiyor durmadan yaşadığın her an için yeni yeni
bedeller istiyor. İşte öyle bir tutku bedelinin acı
olduğunu bilerek koşuyorsun. Gizemli bir tutku gibi
durmadan çeker seni gizli ve korsanca büyür yüreğinde ve
beyninin kıvılcım arayan hücrelerinde. Bizde artık
tutkulu bir yürüyü olmuş tarihimizden günümüze akan.
Anlatsam tarihten ilk özgürlük tutkusunun hecelerini
hala tankları titretir fısıltıları. Yaşamak elbetteki
kolay değil hele binlerce "böyle gelmiş böyle gidere”RUR
diyorsan yaşamınla. Çoğu kimse anlamaz bizim bu tutkulu
yürüyüşümüzü ama biz bu tutkuları acıyla biledik.
Belleklerimizden silmesi imkânsız ve çocukların yüzü
güneş görmeden durmayacak yürüyüş. Birey olarak
elebetteki yorulanlar oluyor hatta düşenler de oluyor
ama umut olarak tutku olarak büyüdük. Şimdi kaç annenin
yüreği bu dağlarda atar sayılmaz... Yürekler toprağın
deryasında birleşti hiç bir sınır ayırmadı toprağımızı
bizden biz de toprağın yüceliğinde yeniden birleştik bu
deryada. Dağların gizeminde öyle bir yürüyüş ki bu
milyonlarca metre ötemizdeki uçakları ayaklandırıyor.
Hiç bir zaman verilen emeğin bireysel karşılığı
istenmedi. Yapılan her çalışmada topluma ne kazandırdı
ya da duyguları ne kadar diriltik sorusuyla baş başa
bıraktık kendimizi.
Bir arkadaş vardı. Adı Berbang sanırım güney batılıydı.
Genç bir arkadaştı ama nice sorumluluğu ve umutları
yüklemişti o gencicik bedenine. Çok tartışmalrımız oldu.
Bir kız kardeşi varmış dağlarda adı Mızgin onu henüz
ülkede görmemişti. Biz oradana geçiyorduk. O küçüktür
yük kaldırmaz diyordum. Umudun insanın bedeninde
yaratığı inanılmazla yeni yeni tanışıyordum. Gülerek
başını kaldırır bunlar ne ki bir de gülmeyi bekleyen
çocuklara bak onların yükü ne kadar ağır. Bize gün yüzlü
bir gelecek bırakmadılar ama biz onlar gibi olmayacağız
bizden sonrakilere bir cevabımız olacak. Hiç bir zaman
maddi yük manevi yükü geçemiyor bizde. Çünkü bizde her
adım yürekten akıyor. Mızginin yakınından geçmişti ama
onu görmemişti. Bir yandan onu bir yoldaş olarak görmek
isterken bir yandan da sorumluluğu karşısında bazen
mahçupça gülüyordu. Ben görmeyebilirim ama gün yüzünü
görmeyi bekleyen nice insan varken ben nasıl kendi
yüzümü güldürmenin peşine düşerim diyordu.
Bizim yüzümüzde ancak anaların çocukların gönderdiği
gülüşler dalgalanır. Bu yaşadığımız yerde mutluluk yok
ya da sürekli asık suratlıyız anlamına gelmiyor. Ama
atığımız her adım anlamlı oldukça biz de gamzeler
çizeriz yaşamın çileli yüzüne.
Sanırım Berbang eyleme giderken bombaları patlamış
kızkardeşi nerdedir bilmiyorum. Ama ben tanıdığım bu
tutku yürüyüşçülerini anlatmak istiyorum. Bunları
anlatmak gerçekten güç istiyor ben yapabildiğim kadar
anlatmaya çalışacağım onlar kadar olmasa da yeniden
dirilen duyguların dirilişini anlamaya ve anlatmaya
çalışacağım. Yaraların susturamadığı özgürlük
türküsünden duyduğum dizeleri sizlerle paylaşmaya
çalışacağım. Patikaların bizi nereye hangi tutkuyla
tanıştıracağını bilmiyorum. Buralarda herşey bir
gizemdir büyüleyici bir sihir gibi seni çeker kendine
nerde nasıl bir hazineyle karşılaşacağını bilemezsin.
İlkin patikalar bizi bir mangaya götürüyor. Orada
yılların top yağmurları karşısında direnen bir gülüşle
karşılarşıyoruz. Yıllardır bu tutkulu yürüyüşte yer
alıyor. Ama gözlerindeki heyecan ve umut yep yeni. Adı
Rençber, Rençber Mardin diyorlar ona. 16 yaşında bu
özgürlük türküsüne kaptırmış yüreğini ve kendini.
Yıllardır düşmanla yüz yüze savaşıyor onlar onun
yüreğindeki umutları kırmaya çalıştıkça o büyütmüş
umutlarını. İlkin 16 yaşında iken Garzan alanında
yaralanır. Dağlarla gerillayla ilk karşılaşması uzun
zaman almadan bir saldırıyla karşı karşıya kalır.
Kolundan ve kol altından yara alır. Umutları heyecanları
öldürmek için düşman yönelimini güçlendirir. Arkadaşları
onu gidecekleri yere götüremezler dört arkadaş şehit
düşmüş ve yönelim gittikçe çoğalır. Rençber yenidir.
Düşman sanır ki saldırılarıyla onları yıldıracak ve
teslim olmaya zorlayacak. Rençber arkadaş günlerce karın
içinde kalır. Ama niçin kaldığını iyi çözer. Bu
gerçekliği böylesine çıplak ilk defa görüyor.
Kinleniyor, yaralı ama birşeyler yapmak için de
umutludur. Eğer o umudu olmazsa gözlerini kapasa belki
bir daha hiç açamayacak gözlerini.
Kendini tanımak demek bu kadar bedel istiyordu. Bu kadar
bedel ve bilinç inanç istiyor. İnancın olmazsa yenik
düşersin karın ve düşmanın amansız ve zamansız
saldırılarına. İdeolojiden anlamazsan koca bir boşluk ve
birbaşınalığınla yanlızlık dehlizlerinde savrulursun.
Günler geçiyor ayakları uyuşuyor. Rençber arkadaş
yoldaşlarını bekliyor. Olmaz diyor ben bu savaşta birşey
yapmadan gitmem. Eğer varsa ecele bir görüşmem ya da
onunla gidişim sonra olmalı. Ben de bu diriliş savaşına
özgürlük türküsüne sesimi eklemeliyim. Benim sesim bu
yapılan haksızlıklar karşısında bu kadar cılız olmamalı.
Günler nasıl geçer bedeninden ayrılmalı mı? Büyük
düşlerle büyük buluşların deryasına dalar. Daha yeni
gözleri ısınmıştır ki. Yoldaşlarının sıcak sesleri
gelir. Yeniden daraltılan çember yarılmış günler
geçilmiş, geceler yırtılmış ve yoldaşları gelmiştir.
Rençber arkadaş ben özgürlük türküsüne daha sesimi
eklemeliyim der. Yoldaşları onu almadan önce karın
saldırılarıyla savaşmakta olan ayaklarını kontrol
ederler.
Gitme varkti kapıdadır. Rençeber yoldaşın ayakları ise
uyuma hazırlığındadır. Yoldaşları bütün bedeni uyumadan
ve yola çıkmadan sekiz parmak ucunu keserler. Rençber
önceden olsa bunlara dayanır ya da anlam verirmiyidi
bilemiyor. Ama şimdi ayak parmaklarını kesen
yoldaşlarına ve onların özgürlük türkülerine iyice
tutkuyla sarılmış durumdadır. Devrimci ve devrim
gerekliklerini düşünür unutur bedensel acıları ve
koyulur yollara. Bir daha ki karşılaşma için düşmana
karşı kini yüreğinde. Daha bu yeniliğinde düşmanın
bedeninde açtığı yaraları düşünür. Bedensel yaralar
insanı ne kadar incitir. Ya özgürlüğün olmadığı anlarda
yüreğinde ve beyninde açılan yaralar. Hangisi daha
ağırdı. Hangisi insanı daha erken öldürürdü. Bedensel
yaralar mı ağırdı yoksa özgürlük yarası mı? Kolları
ayakları sarılıyor iyleşiyordu. Biliyordu ayak
parmakları bir daha geri gelmeyecek ama özgürlük eğer
vazgeçerse hiç olmayacak. Yani özgürlük türküsünde sesi
dalga dalga yayılmayacak. Devrimci gelecek adına ve
güneşli yarınlar adına kendisini adayandı. Bu bedensel
de olsa böyle mi olmalıydı. Burada gönüllü bir yürüyüş
var kimse kimseyi silah zoruyla yürütmüyor. Herkes
gönüllüce omuzluyor bu ağır yükü. Her yaştan ve her
yerden insanlar var. Özgürlük böyle tutkulu birşey
olmasaydı insanlar fani ölümlere aldanmayıp gelirler
miydi? Dört yoldaşı şehit düşmüştü. Bunlar niçindi neden
her an kendisinden ve yoldaşlarından bedel isteniyordu.
Düşünmek gerekiyordu hem de çok. Bedensel yaralar bize
yapılan talanların binde biri oluyordu her zaman bir
devrimci ve devrim için. Devrimde direnen duygular
direnen umutlar insana nasıl ruh veriyor. Düşlerle
yeniden can veriyor kurşun yağmuru altındaki fani
bedenlere. Düşünceleri ölümsüz anlarla buluşturuyor.
Günler umutlar peşinde koşarken dakikalar gibi hızlı
geçiyordu. Yapılması gereken ne çok şey vardı. Devrim
silahlı bir savaş devrimci duygular, düşler savaşı ikisi
birden veriliyor ve yaratılıyordu. Bunları bilmek
Rençbere güç veriyordu. Yaraları salırlmadan da
iyleşmeye başlamıştı. Ama özgürlük yarasının ona nasıl
kan kaybetirdiğine yeni yeni anlam veriyordu.
Devrim yeniyi yaratmaya gidiş, devrimcilik geriye
gidilecek gemileri gözünü kıpmadan yakmaktı. Yoksa
verdiğin savaşın savunucusu değil yıkıcısı da
olabiliyorsun. Bu hem silahlı savaş hem de duygular
savaşı. Kurşun ve yürek işi. An ve dakikalarda büyüyen
kör duygular saniyelik harekete kazandığın can ve
zamanlar. Duygular da anlarda büyümeli saniyelerde ölen
bedenin kendisinin olduğunu hissetmeli diye düşünüyordu.
Tedavi amaçlı baka bir alana geçiliyordu. Bu silahsız
savaşlarda akan kan deryası silahlı savaş kadar çok
muydu diye düşünüyordu. Aradan seneler geçmek üzere ve
bir Roket vuruşuyla yeniden irkilir Rençber arkadaş. Bu
sefer 14 arkadaş yaralanır. Ve bu yürüyüşte Fırat
arkadaş donarak şehit düşer. Bütün bu hesaplamalar gel
gitler farkında olmadan Rençber arkadaşa yeni şeyler
eklemiş. Değerlerin ucuz yaratılmadığını ve uçuz
yaklaşılmaması gerektiğini iyice kavrar. Devrimcilik
bizim için bir ömürdür o ömür anlamlı ve özgürlük
tadında olmalı. Yeniden anımsar duygular seline
kapılmadan bir dakika önce devrimci insan kendini aşan
insandır. Gittikçe o da kendini aşmayı öğreniyor
bedensel yaralara rağmen büyütülmesi gereken ve
sarılması gereken özgürlük yaralarını sarmayı.
Beynine yazıyordu fizik, inanç karşısında ne kadar küçük
kalıyordu. Dahasını anlatmaya gerek var mı bilemiyorum.
O da yazıyor yaşayıpta anlatmaya gücünün yetmediklerini
mısralarla var etmeye çalışıyor. Dönüp teredütsüzce
söylüyor PKK her yönlü bir mücadele savaşıdır kim derdi
ki dağ başında kalem ve kıleşi yan yana taşıyacaksın.
Kim derdi ki bedensel yaraların özgürlük özlemiyle
tutuşan yaralarından önce iyileşecek. Gel zaman git
zaman gözürlük yaralarım hala sarılmadı. Hala meyanlarda
halkın arasında kör bir terazi dolaşmakta. Ve PKK bu
kötülüğe karşı mücadele ruhudur. Biz bu ruhu kendimizde
yaratmaya ve diriltmeye çalışıyoruz. Yaptığımız bonca
şey bize ve halkımıza bir söz hakı verdi ama özgürlük
daha bedel istiyor. Eğer bu bedel bir yaralanma ise bu
mücadele karşısında bir gerekliliktir. Sohbetimiz
derinleşmişti vuruş sesleri bir yerleden geliyordu.
Fısıltı da olsa bu tutkular binlerce uçağı ve askeri dağ
başına getiriyordu. Beyinlerinde bu özgürlük
soluklarının bir yerde var olduğunu düşünmek uykularını
kaçırıyordu birilerinin. Bizde ise özgürlük tutkuyla
buluşmuş aynı patikada yürümeye başlamış. Halkımızın
tarihsel yaraları karşısında henüz kendini ayanada
görmüş ve şahlanmış silah ve yüreklerimiz. En küçüğümüz
seneler önce attı taşını şimdi biz devrimciler ucu
bucağı olmayan bu kör ve pervasız saldıralar karşısında
bazen kalkan bazen kurşun bazen de bomba olacağız
ellbette.