|
GERİLLA YAŞAMININ İLKLERİ...
|
İnsan yaşamının önemli bir kesitini yaşamındaki ilkler
alır. İlklerin her zaman ayrı bir yeri olur. Birde
Kürdistan dağlarında bir gerilla olarak yaşadığın ilkler
ise daha başka olur. İlk karanlıkta yürüme, ilk dumansız
ateşi yakma, dağda ilk çay, ilk defa ekmek yapmak, ilk
çatışmaya girme, ilk kez yanında bir arkadaşının şehit
düşmesi, naylon çadırda ilk kışı geçirme, ilk defa
günlerce susuz ve aç kalma vs vs gibi yüzlerce ilk
sıralanabilir. İlkler insan yaşamında silinmez izler
bırakır. Çünkü insan ilk kez yaşadığı bir şeyi hiçbir
zaman unutmaz, unutamaz.
1994 yılında dağa geldiğimin ilk günleriydi. Yukarıda
saydıklarımın hepsinin daha başındaydım. Daha doğrusu
gerilla yaşamının da en başındaydım. Çünkü gelir gelmez
arkadaşlar gerillacılığı öğrenmemiz için yeni savaşçılar
kampına eğitime gönder bizi. Kampımız Haftanin’deydi.
Daha sonra 5.kongrenin yapıldığı yere yakın bir
yerdeydi. Zaten orada arkadaşlar tarafından güzel bir
mağarada yapılmıştı. Yeni savaşçılar kampındaki eğitimiz
de yıllarını gerillacılıkla geçirmiş, gerillacılık
yıllarında birçok yerinden ve birçok sefer yaralandığı
için yaşayan şehidimiz olarak da tanınan Ahmet Rapo
arkadaştı. Askeri konularda her gün ayrı bir ders
veriyordu bize.
Bir gün devremiz pusu dersi için araziye çıkacaktı. Daha
önce de Ahmet Repo arkadaş bize askeri kurallar,
değerlere yaklaşım ve bağlılık üzerine derinlikli bir
eğitim vermişti. Yine bize yaşama bağlılık, emeğin
değerini, insana değer verme konularında bize ciddi bir
eğitim vermişti.
Araziye pusu eğitimi için çıktığımız gün de her zaman
olduğu gibi ve gerillada bir kural olan manga manga
ayrıldık. Pusu dersine başlayıp bitirdik, öğle yemeği
için ara verildi, mangalar yemek yiyecekleri yerlere
çekildi. Arkadaşlar manga yerlerine dönmüş yemek
hazırlıklarını yapıyordu. Bazı arkadaşlar yemek
hazırlamak için uğraşıyor, bazıları da çay yapmak için
ateş yakmaya çalışıyordu. Bende dumansız ateş yakmayı
yeni öğrendiğim için çay yapmak bizim manganın ateşini
yakıp çaydanlığı koydum. Zaten çocukluk arkadaşımla
birlikte katılmıştık. Onun adı da Berçem’di. Yeni
savaşçı kampında da aynı mangaya düzenlememiz olmuştu.
Dumansız ateş yakmaya öğrendiğim günden beri ateşi ben
yakıyor, odunları ise Berçem topluyordu. Bu ikimiz
arasındaki bir iş bölümüydü. Ateş yakma görevi bana,
odun toplama görevi de ona düşmüştü. Daha doğrusu kendi
aramızda böyle bir iş bölümüne gitmiştik.
Pusu için geldiğimiz yer de, kaldığımız noktadan
yaklaşık bir buçuk saat uzaktaydı. Beşinci kongrenin
yapıldığı Pirbıla diye bilinen yerden de yaklaşık yarım
saat kadar uzaklıktaydık. Beşinci kongre mağarasında da
kadro okulu eğitim devresi açılmış, oraya da eğitim için
yüzlerce arkadaş gelmişti.
Eğitim alanlarında da yemek falan yapılmıyordu. Yemek
olarak helva, sana yağı gibi yiyecekler veriliyordu.
Arkadaşlar bunları ekmek arası yaparak yedikleri için
yanında çay iyi gidiyordu. Mangaların çayları kaynamaya
başladığı an uçak sesleri gelmeye başladı. Uçak sesleri
gelir gelmez, komutanlarımız mağaraya koşun diye
bağırarak talimat vermeye başladı. Koşarak geçmemiz
gereken yollarda kayalıklar da var ama herkes kendini
mağaraya yetiştirsin diye arkadaşlar durmadan
bağırıyordu. Ben de çayı kaynatıp demlemiştim. Bu arada
bize emek verilen bir şeye sahip çıkılması gerekiyor
diye öğretilmişti. Bende o çayı kaynatmak için emek
harcamıştım, sahip çıkmam gerekiyor diye düşünüyordum.
Birde dumansız ateş yakıp o çay kaynatmak benim için çok
da kolay olmamıştı. Arkadaşlar durmadan mağaraya doğru
koşuyorlardı. Ben kaynattığım çaydanlığı da elime alarak
onların koştuğu yöne doğru arkalarından koşmaya
başladım. Elimde demlenmiş çay olduğu için iyi
koşamıyordum. Arkadaşlar bir yandan mağaraya koşun diye
bağırıyorlar diğer taraftan da arkanızda bir şey
bırakmayın diye birde talimat veriyorlardı. Talimat
böyle olunca diğer elime de manganın bardaklarını da
aldım. Her iki elim dolu bir şekilde arkadaşların
koştuğu yöne doğru onların arkasından koşuyorum. Herkes
mağaraya doğru koştu, çocukluk arkadaşım Berçem
kaldığımı görünce oda de benimle kaldı. Ne kadar onun
gitmesini istediysem de onu bir türlü gönderemedim. Ben
kalınca oda kaldı. Benimle kalıp oyalanmaması için
manganın diğer eşyalarını al mağaraya doğru koş, bende
senin arkandan geliyorum diyerek onu kandırarak
gönderdim.
Uçakları ilk defa görüyordum. Daha önce uçakların gelip
kamplarımızı vurduğunu eski arkadaşlardan duymuştum.
Birde arkadaşların yazdıkları bazı anılardan okumuştum.
İlk defa arkadaşların anlattıkları uçak saldırılarıyla
ilk kez karşı karşıya geliyordum. Mağaraya ulaşamayınca
yakında bulunan ve beni koruyacağını düşündüğüm
kayalığın yanına giderek orada oturdum. Bu arada uçaklar
daha gelmeden kendimi hazırladığım sandviç hala
elimdeydim. Kayanın altına oturur oturmaz bir yandan
sandviçimi yiyiyor öte yandan uçakları izliyordum.
Berçem arkadaş benden ayrıldıktan sonra bir yere kadar
gidiyor. Benim gitmediğimi görünce oda arkadaşların
gittiği mağara ile benim kaldığım yer arasında bir
kayanın dibinde oturup beni bekliyor. O sırada Ahmet
Rapo arkadaş gelip onu buluyor ve neden beklediğini
soruyor. Berçem, beni beklediğini söylüyor. Ben de
oturmuş uçağı izliyordum birde baktım arkamdan gelen bir
ses burada ne yapıyorsun diye sordu. Hiçbir şey
yapmıyorum dedim. Ahmet Repo arkadaş bu kez elinde ne
var diye sordu. Çaydanlık var dedim. Çayı dök gidelim
dedi. Çay dök deyince zar zor dumansız ateş yakıp bu
çayı kaynattım, ona büyük bir emek verdim o yüzden çayı
dökemem dedim. Zaten bize verdiğin derste de değerlere
sahip çıkmamız gerektiğini, emeğimizi korumamız
gerektiğini sen bize öğretmiştin, o yüzden ben çayı
dökemem dedim. Birde arkadaşların bu çayı içmesini
istiyorum, çünkü bu çay için ben bir emek harcadım
dedim. Ahmet Repo arkadaş bu konuda benimle baş
edemeyeceğini anlayınca tamam o zaman kalk gidelim dedi.
O önde ben elimde çaydanlık yarım saatlik yolu o şekilde
yürüyerek mağaraya ulaştık. Mağarada eğitim gören kadro
eğitimdeki arkadaşlarla bizim arkadaşlarla birlikte
mağaranın önünde durmuş bizi izliyorlardı. Herkes
telaşla bizi bekliyordu. Mağaranın önüne vardığımızda
arkadaşlar neden geç kaldınız diye sordular.
Ahmet Repo arkadaş, ben onlara eğitim verdim onlar da
bana karşı kullanıyorlar işte dedi. Eline çaydanlığı
almış bırakmam diyor. Ben arkasından geldim size çay
kaynattım, şimdi de hepinizin emeğime sahip çıkıp çayı
içmesi gerekiyor dedim. Elimdeki bardakları doldurup
arkadaşlara dağıttım. Arkasından da eğer emeğime sahip
çıkmayıp çayı dökseydim siz şu an çay içiyor olamazdınız
dedim.
O kampta birçok ilk yaşadım. Kahraman gerilla
komutanlarımızdan Ahmet Repo arkadaş çok şey öğretti
bize. Öğrettiklerinin hepsi gerilladaki ilklerimin ilk
sırasını oluşturuyor. O günlerde ondan öğrendiklerim
benim yaşam, mücadele öğretilerim oldum. Hala hepsi
belleğimdeki canlılıklarını ilk günkü gibi koruyor. Ama
ilk uçak saldırı ve onun altında kaynattığım çaydanlık
elimde mağaraya doğru koşmam hem trajik hem de komik bir
anımdı…
O yüzden unutamayacağım anlarımdan biri oldu.
Böylelikle bu anıyla da bir kez daha Ahmet Rapo arkadaşı
da anmış oldum…