ÖZGÜRLÜK ŞEHİTLERİ  

ORTADOĞU BUNALIMINDA DEMOKRATİK MODERNİTE ÇÖZÜMÜ-II-...

Önderliğin Savunmasından Derlenmiştir



Ulus- devletçiliğin çıkmazının en büyük felaketlerinden birisi günümüzde Afganistan- Pakistan hattında yaşanmaktadır. Ayrıca bağlantılı olarak Keşmir sorunu tamamen ulus-devletçilikten kaynaklanmaktadır. Pakistan-Hindistan, Pakistan-Bangladeş sorunları aynı milliyetçi zihinlerin sonucu olarak yaşanmıştır, halen yaşanmaktadır. Doğası gereği ulus- devlet çözümleri, barışları çözümsüzlük ve savaş doğurur. Bu somut örnekler de bu gerçeği oldukça açıklayıcıdır. Ulus-devletçiliğin hem cumhuriyetçi hem kralcı hem de reel sosyalist modelleri Afganistan’a uygulanmak istendi. Sonuç çığrından çıkmış, hiçbir ilkesi olmayan kör şiddet ortamında çözülmüş, kendini sürdürme yeteneğini kaybetmiş bir Afganistan toplumudur. Demokratik ulus kuram ve kavramları dışında bu toplumları yeniden toparlayıp daha özgür ve demokratik bir yaşama kavuşturacak zihniyet ve irade düşünülemez. Toplumsal sorunlar zihnen çözümlenmedikçe yapısal olarak da çözüme kavuşamazlar. Demokratik ulus zihniyeti Orta Asya’dan Hindistan’a kadar çok büyük çeşitlilik gösteren kültürler ve halklar için en uygun bütünleştirici çerçeveyi oluşturmaktadır. Kaldı ki tarih boyunca bu mekânlardaki kültürler ve halklar, konfederal türde ortak siyasi çatılar, imparatorluklar altında yaşayarak ideal olmazsa da varlıklarını ve özgünlüklerini koruyabilmişlerdir. Ulus-devletçilik zihniyeti ister dincilik, ister laik milliyetçilik devam ettikçe bu toplumların daha da çözülmeleri, çatışmaları kaçınılmazdır. Çok bağlı olduklarını idea ettikleri islamiyeti de bir terör ideolojisi olarak sunmakla bu geleneği de oldukça olumsuzlamaktadırlar. İran için olduğu gibi bu geniş coğrafyalar için önce bölgesel, onunla içiçe olarak demokratik ulusal birlikleri Ortadoğu çapında geliştirmek durumundadırlar. Özellikle Pakistan türü ulus-devletlerin daha şimdiden yaşadığı yoğun çözülüşün en uygun alternatifi Ortadoğu çapında geliştirilecek bir Demokratik Ulusal Birlik projesidir.
Ulus-devletin hegemonik çekirdeği olan İsrail gerçeği açısından da demokratik ulus kuram ve kavramları hayati çözümleyici rol oynar. İsrail’in geleceği için iki yol vardır. Ya mevcut çizgisi ile hegemonyasını sürdürmek için sürekli savaşlar çıkararak bölgesel bir imparatorluğa dönüşecektir. İsrail’in Nilden Fırat’a kadar hatta daha ötelere ilişkin bir hegemonik projesinini olduğu bilinmektedir. Osmanlı imparatorluğunun sonrası için geliştirilen bir projedir. Oldukça mesafe alınmışsa da henüz amacına ulaşmakta yetersiz kalmaktadır. Son zamanlarda karşısına çıkan İran’ın benzer hegemonik hesapları da aralarında gerginliğe yol açmaktadır. Türkiye ile de ne kadar ciddi olduğu bilinmeyen benzer bir gerginlik yaşanmaktadır. Dolayısıyla oldukça çatışmalı geçecek bir bölgesel hegemonik süreç de söz konusudur. Daha da büyümesi kaçınılmaz ulus-devlet kaynaklı sorunları bizzat bu karşılıklı hegemonik hesaplar doğurmaktadır. Ya da İsrail ve Yahudi halkı için ikinci yol, etrafı düşmanlarla habire kuşaltılan bir çember olmaktan ancak hedefinde Ortadoğu Demokratik Uluslar Birliği projesine katılmaktır. Bu temelde çıkış için olumlu inisiyatif almaktır. İsrail’in arkasındaki entellektüel ve maddi sermaye Demokratik Uluslar Birlik projesi için çok önemli rol oynayabilir. Hem kendini demokratik bir ulus halinde daha da sağlamlaştırır hem de bunun Ortadoğu çapında geliştirilmiş demokratik uluslar birliği kapsamına alarak çok muhtaç olduğu kalıcı bir barışa ve güvenliğe kavuşabilir.
Ulus-devletçiliğin yol açtığı en büyük felaketler Ortadoğu’nun soykırım yaşayan halklarına ilişkindir. Anadolu ve Mezopotamya’da erken milliyetçiliğin tuzağına düşen Hellen, Ermeni, Süryani ve Kürt halkları tarihin en eski yerel kültürlerini temsil etmelerine rağmen ulus-devletçiliğin son yüzyıllık deneyimleri onları tasfiyenin eşiğine getirdi. Egemen ulus milliyetçiliğinin katı sınırlar dahilinde homojen ulusal toplum yaratma çılgınlığı bu halklar için tam bir felaket oldu. Kapitalist modernitenin ulusçuluk anlayışı olmasaydı bu büyük felaketler yaşanmazdı. Beyaz Türk elitini yaratan kapitalizmdir. Homojen ulus yaratma programları sermaye birikimi ihtiyacından bağımsız düşünülemez. Soykırımdan sorumlu tutulması gerekenler kategorik olarak Türkler değil, bir dönemin milli kapitalizim peşindeki marjinal bir gruptu. Tıpkı Almanlarda yaşandığı gibi. Bunda sadece egemen ulus milliyetçileri değil, ezilen ulus milliyetçileri de ulus-devlet canavarını uyandırmak nedeniyle sorumlulukta pay sahibidir. Artık imha edilmişleri tekrar dirilmek mümkün olmadığına göre geriye kalan azınlık halleriyle bu halkları ancak demokratik ulus zihniyeti ayakta tutabilir. Bir İstanbul’a Beyaz Türk ulus-devletçiliğini egemen kılmak isteyince bu kentteki tüm tarihsel kültürleri ölüm fermanı çalınmış olur. Sürekli kültür tasfiyeciliği yaşanır ki geriye kalan tek kültürlü Beyaz İstanbul’dur ki o da kültürel faşizmden başka bir şey değildir. Demokratik ulus zihniyetinin yaşandığı İstanbul ise, açık ki tarihi kültürel zenginlik içindeki İstanbul’dur, Anadolu ve Mezopotamya kültürlerine de bu açıdan bakılabilir. Ancak demokratik ulus zihniyeti, tüm tarihsel kültürleri barış, eşitlik, özgürlük ve demokrasi içinde bir araya tutabilir. Her kültür bir yandan kendini demokratik ulusal bir grup olarak inşa ederken içiçe yaşadığı diğer kültürlerle de daha üst düzeyde demokratik ulusal birlikler içinde yaşayabilir. Tekçi ulus anlayışı aşıldıktan sonra birbirini eritmeye ihtiyaç kalmaz. Bunun yerine kültürel bütünlükler halinde tarih boyunca yaşandığı gibi yaşanır. Artık Ermeniler, Hellen, Süryaniler kendileri için ulus-devletçi sınırlar çizemeyeceklerine ve varlıklarını da sürdürmek zorunda olduklarına göre en uygun seçeneğin demokratik ulusal birliktelik zihniyeti ve demokratik özerklik yapılanması olduğu açıktır. Demokratik modernite geç de olsa bölgenin her tarafındaki benzer süreçleri yaşayan kültürel gruplar, halklar için zihniyet sığınağı, demokratik özerklik ise uygun yeniden bedenleme modelidir. Bölgede zengin bir miras teşkil eden sadece etnik, ulusal varlıklar değildir. Dinler ve mezhepler de geniş bir gruplar yelpazesini teşkil eder. Geleneksel ve modern biçimleriyle dinlerin ve mezheplerin aldığı yeni görünümlerin temsili ciddi bir sorundur. Ulus-devletçilik bunların da büyük kısmını tasfiye etti. Fakat artık kendisi aşındığı için tarihsel kültürün bu zengin mirasları için kendilerini ifade etmek ancak demokratik ulus kuram ve kavramları çerçevesinde mümkündür. Hem zihniyet algılamaları hem yapılanmaları için demokratik ulus ve demokratik özerklik, en uygun modeldir. Tarihsel-toplumun benzer tüm alanları için ulus-devlet felaketine karşı demokratik ulusal toplum barışın, eşitliğin, özgürlüğün ve demokratik yaşamın güvencesidir.
Ortadoğu’da ulus-devletçiliğin parçaladığı, her parçasında değişik imha ve asimilasyonları dayatıldığı Kürtlerin durumu tam bir felakettir. Ne tam fiziki ne de kültürel tasfiyeleri hemen gerçekleştirilmektedir. Adeta uzun süreli can çekişmeyi yaşayan bir varlık konumundadır. Bir benzeri daha olmayan halktır. Sadece zihnen sakatlanmış değildir, beden olarak da parçalanmıştır. Toplumsal yaralı olmak, bir yaşam tarzı haline getirilmiştir. Ne eski geleneksel yaşam, ne modern yaşamı geçerlidir. Zaten seçenek yapma şansı son döneme kadar elinden alınmıştır. Şüphesiz bu durum kapitalist modernitenin kurduğu hakim ulus-devletlerden kaynaklanmaktadır. Kürtlerin giriştiği ulus-devletçilik ise aynı başarı şansını gösterememiştir. Kapitalist modernitenin çıkarlarına denk düşmediği için şansı yaver gitmemiştir. Günümüzde Irak Kürtistanı’nda geliştirilmek istenen ulus-devletçilik ise kapitalist modernitenin hegemonik hesaplarıyla yakından bağlantılıdır. Minimalist bir Kürt ulus-devletçiliği sistemin çıkarına olabilir. Tehlike şuradadır: Her an sistem “çıkarıma göre değildir” dediğinde yeni soykırımlar, katliamlara da yol açabilir. Savunmanın büyük kısmı Kürt olgusuna, sorununa ve çözümüne ayrıldığından kısaca yeniden tanımladığımız bu vahim statü veya statüsüzlükten kurtulmanın en uygun modelinin demokratik olduğu açıktır. Zihniyet ve yapılanma olarak demokratik ulus ve demokratik özerklik, mevcut ulus-devletleri de yıkıma götürmeden dünya genelinde de yoğunca yaşandığı gibi yönetimleri paylaşarak bir arada yaşayabilirler. Bunun için gerekli olan demokratik anayasal rejimdir. Kürtlerin amentüsü “Bağımsız Birleşik Kürdistan Cumhuriyeti”ne alternatif olarak; mevcut sınırlara dokunmadan, tersine bu sınırları Ortadoğu’nun Demokratik Ulusal Birliği’nin gerekçesi yaparak Demokratik Konfederalist Kürdistan mümkündür. Bu model içinde birçok kültür ve halk grupları kendilerini federe birlikler olarak örgütleyebilirler. Aynı yerelde aynı kentte her türlü etnik, dini, mezhebi ve cinsi açıdan eşit, özgür ve demokratik gruplar bir arada barış içinde yaşayabilirler. Demokratik Konfederalist Kürdistan, kendi demokratik ulus modelini geliştirdikçe her parçasının birlikte yaşadığı komşu toplumlarla da benzer birliklere rahatlıkla gidebilir. Benzer oluşumların Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de geliştiğini düşünürsek belirtmeye çalıştığımız Demokratik Konfederalist Kürdistan’ın Ortadoğu Demokratik Ulusal Birliği’nin çekirdeği olacağı açıktır. Her iki olgunun iç içe gerçekleşme şansı da vardır. Zaten Ortadoğu’nun tarihsel- toplumsal bütünlüğü de bunu gerektirir. Buna karşı son zamanlarda ABD’nin gündemleştirmek istediği Büyük Ortadoğu Projesi’nin şansı pek yoktur. Zaten proje, ulus-devletlere dayalıdır. Benzer birçok proje Ortadoğu’yu daha çok karışıklığa itmiştir. Son projenin yol açtıkları da farklı olmamıştır. Ulus-devletçilik mantığı aşılmadıkça hiçbir proje Ortadoğu’yu yaşadığı derin bulanım ve sorunlardan, çatışma ve savaşlardan alıkoyamaz. Gerek varolan Arap Birliği gerek İslam Konferansı aynı ulus-devlet mantığıyla sakatlanmış oldukları için hiçbir sorunu çözümleyici rolleri olmamıştır. Mevcut zihniyet ve yapılanmalarını aşmadıkça çözüm şansları olamaz. Ayrıca ABD ve yerel hegemon güç İsrail’le karşı gerek İran’ın gerek Türkiye’nin Hizbullah ve El-kaide üzerinden yürüttükleri nüfuz savaşları sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirmekten başka bir rol oynayamaz. Pay koparma hesapları da her an ters tepebilir. Tüm bu eski ve yeni ulus-devlet oyunlarının Ortadoğu’yu getirdiği aşama gözler önündedir. Sorun çözüyoruz, sıfır sorun diplomasisi uyguluyoruz adı altında daha büyümüş, içinden çıkılmaz sorunlar yumağı haline getirilmiş Ortadoğu’nun bu durumunun bütün açıklığıyla sergilediğimiz gibi yapısal olduğu, bunun da ulus-devletçilikten kaynaklandığıdır. Aynı açıklıkla belirttiğimiz gibi demokratik modernitenin demokratik ulus zihniyeti ve demokratik özerklik yapılanması bu kaotik durumdan çıkışın en uygun eşitlik, özgürlük, demokratik modelidir, yeni paradigmasıdır. Herkese, her topluma kalıcı barışın ve güvenliğin…
Demokratik komün ekonomisi kapitalizmin azami kâr eğiliminin işçi ve işsiz köleler haline getirdiği toplumun yeniden insan yaşamını mümkün kılmasının çözüm yoludur. Tarih boyunca ekonomi her zaman komün ile gerçekleştiren bir olgudur. Komünsüz ekonomi düşünülemez. Kelime anlamı bile “aile komünün yasası” demektir. Yani bir komün olarak ailenin geçimlik işleridir. Toplumun varoluş tarzı hepten komün biçimindedir. Birey ile başlayan bir ekonomiye tarih tanıklık etmez. Özel ekonomi, tarihin ve toplumun tanımadığı en az ulus-devlet kadar kapitalizmin ürettiği bir canavardır. Özel ekonomi, tarih boyunca hep “hırsızlıkla” eş tutulmuştur ve marjinal bırakılmıştır. Kapitalist modernitenin yükselişe geçişiyle birlikte yeni bir kategori olarak piyasa çıkmıştır. Bir nevi sürekli yer altında kalmış farenin kedileşek piyasalara dalmasına benzer. Tarihte özel ekonomi veya sermaye peşinde olanlar hep hırsız olarak yargılanıp görünmez kılınmışlardı. Yükselen kapitalist hegemonyayla piyasa üzerinde egemenlik kuran bu kedi- fareler insan toplumu için gerçekten felaket oldu. Tarihçi Braudel’in çok yerinde bir tespitiyle ekonomi olmayan kapitalizm; piyasa üzerinde kâr amacıyla egemenlik kuran tekelciliktir. İster özel kişilerin ister devletin tekelleri olsun ekonomi üzerinde tahakküm kuranlar, insanların hayati ihtiyaçlarını temin etmek için başvurdukları belki de ilk örgütlenme olan komünü yıktıkları oranda hırsızlıklarını gerçekleştirdiklerinin bilincindeydiler. Özel veya devlet tekelciliği, komünal ekonomi üzerinde soygunculuk demektir. Kapitalist modernitenin binbir kılıkla kendini maskeleyerek gerçekleştirdiği bu soygunculuk, komünün dolayısıyla toplumun temelinin çökertilmesi demektir. Tüm ekonomik krizler, hastalıklar toplumun temeli olan komün ekonomisinin çözdürülmesiyle, yıkılmasıyla başlar. Kapitalizmin tarihi, komün ekonomisinin yıkım tarihidir. Sonuç, tarihin en büyük toplumsal felaketleri yaşamasıdır. Ekonomideki çözülüş, yıkım, tüm toplumsal alanın ahlâkın, siyasetin çözülüşünün, yıkılışının gerçek nedenidir. Ekonomik çözülüş, toplumsal çözülüşün kendisidir. Geriye işsiz, ahlâksız ve politikasız toplum artıkları kalır. Kapitalizm özelli, devletli tekelciliği budur. Tüm dünyada son 400 yılda özellikle günümüz finans kapital çağında yaşanan ve zirve yapan yapısal bulanımın bir yılda 400 milyon işsizlik doğurması bu nedenledir. Ortadoğu toplumundaki çözülüş daha da çarpıcıdır. Komünal yaşamın son elli yıldaki çözülüşü toplumun topyekûn işsizleşmesine yol açmıştır. Ortadoğu toplumu tarihin hiçbir döneminde bu denli çözülmedi. Kaldı ki Ortadoğu toplumu komünal ekonomiyi hem ilk gerçekleştirenler hem de kapitalist hegemonik aşamaya kadar dünya çapında öncülük eden toplumdur. Günümüzde yaşadığı bunalım 300.000 yılı aşkındır aklıyla inşa ettiği komün yaşamının kaybıyla eş anlamdır. Topyekûn felaketi yaşaması bu tarihsel nedenledir. Yaşanılan bunalımın sonuçları, tarihte yaşanan hiçbir barbarlık felaketiyle karşılaştırılamaz. Çünkü barbarlık saldırılarında bile komünal yaşam hep esastı. Kimse ona dokunmayı bile akıl etmedi. Kapitalist barbarlık ilk defa en iblis mantığıyla komünü çözmeyi akıl etti ve başardı. Sonuç, son dört yüz yılın savaşları, sömürge talanları, toplumun klasik gericilikten beter modern ücret köleliğine ve daha acımasızı olan işsizleştirilmesidir. Çevreyi yıkmasıdır. Biyolojik dünyanın dengesini yıkmasıdır. Yerin altını boşaltması, üstünü kirletmesidir. İklim felaketleridir. Kapitalist modernitenin liberal ve devletçi ekonomik tahakkümünün sonuçları olan bu yıkımlara karşı çok açık ki, demokratik modernitenin komünal ekonomisi dışında herhangi bir yolla baş etmek kolay değildir. Komün ekonomisini yeni bir icat ve doktrin olarak düşünmemek gerekir. Yeni bir plan veya proje de değildir. İnsan toplumunun onsuz yaşanmaz varoluş tarzı olarak düşünmek veya hakikat olarak kavramak gerekir. Eğer toplum ayakta durmak, varlığını sürdürmek istiyorsa komün ekonomisini esas almak zorundadır. Zorundadır demek belki katı bir yasallığı içerir. Ama ekonomisiz yaşanamayacağına göre ve bu ekonomi de komünsüz gerçekleşemeyeceğine göre zorundalık fiili yerindedir. Sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünyada toplumsal yaşamı sürdürmek istiyorsak komün ekonomisini başat kılmak zorundayız. Başat diyorum; zira özel ve devlet kapitalizmini bıçakla keser gibi bir tarafa atamayız. Eskiden olduğu gibi onu marjinal kılarak yaşatırken, komünü de başat kılmak durumundayız.

 


 

 Geri Dön

 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır