“TOPRAKLARI” SENDE SEVMEK...
Ş. Sarya
Onur
Lal dilim,
Kaç tarih daha yazacaktı
Gidenlerin ardından
Kaç sesiz gidişte daha
Ölecektim habersiz
Vurgunken yüreğim her sevdaya
Kaç gidişe daha akacaktı
Gözyaşlarım
Kimin ülkesi bu?
Kimler yürüyor
Tozlu patikalarımızda
İzler bırakıyoruz
Yaralıyoruz!
Kimsesiz sabahlarda
Gidiyorsun baharlara
Çiçek açıyor baharlar gülüşlerin de
Hüznünle sevda’nın
Çığlıklarıyla ayrılıyor bizden…
Lal dilim seni hangi
Yürekli zamana yazdıracak?
Lal dilim kaç gidişin tarihini yazacak
Ve kaç gidişte hüzünlenecek?
Buda bizim Sarafinamız. Sarafina, Nelson Mandela beyaz ırkçı
yönetimin tutsağı iken Güney Afrika’da doğan, Lideri Mandela’nın
tutsaklığını içine sindirmeyen bir kız çocuğudur. Liderinin
tutsaklığına alışmamak için ilkokul çağına geldiği günden,
Mandela’nın özgürlük yürüyüşlerinin öncüsü olduğu güne dek,
odasına astığı büyük portresiyle sohbet etti. Ona günaydın
diyerek güne başlar, önlüğünü giyip okula gider, okul dönüşünde
o günde onun için bir şeyler yapmamanın kendisine büyük acı
verdiğini söylerdi, henüz ilkokul öğrencisiyken. Büyüyüp lise
çağına geldiğinde ise Güney Afrika başta olmak üzere, tüm
dünyada Mandela için başlatılan özgürlük yürüyüşlerinin lideri
oldu bir anda. Tutsaklığına alışmadığı önderliğinin özgürlüğüne
kadar dur durak bilmedi. Sonunda önderlerinin tutsaklığına
alışmayan Sarafina ve Sarafinaların kararlı duruşları ve
özgürlük yürüyüşlerinin baskısına dayanamayan Beyaz Irkçı
yönetim Mandella’yı özgür bıraktı. Önderliğimizin tutsaklığına
alışmayan Viyan Soran arkadaşımız da, 'Başkan Apo’ya özgürlük
yürüyüşümüzün’ başını çekti. Ama bizim özgürlük yürüyüşümüzün
adı, dili ve eylemi Güney Afrikalıların özgürlük yürüyüşlerinden
daha farklı. Bizim önderliğimizin özgürlüğü için başlatılan
yürüyüş gerillanın eylemselliğidir. Viyan Soran arkadaşımız ise
bedenini ateşe vererek bunun nasıl olduğunu herkese ateşin
yakıcılığında ve kutsallığında gösterdi. Evet, o da tıpkı Güney
Afrikalı Sarafina gibi Önderliğimizin tutsaklığına alışamadı.
Alışamadığı bedenini ateşe vererek o da biz Kürtlerin Sarafinası
oldu.
Yetişmek sana eylem güzeli, yetişmek bedenindeki ateşin gücüne.
Sana ulaşmak sende anlama, sende sevdaya, sende aşka erişmek
için.
Bir sığınak aradım gözlerinin anlam dolu renginde. Bir selam
aradım kadın yüreğinin sıcaklığında. Tüm olguların anlamı ve
derinliği bakışlarındaki uzaklıkta saklı. Bakışların, kendine
has bir anlatıcı. O bakışlardan dünyaya bakmak ne güzel.
İnsanları tanımak, onları anlamak için hep gözlerine bakmak ya
da onların gözlerini okumak gerekirmiş. Gözler onlara yalanın en
uzak yanı. Bir parçada derinliği, seninde anlamına en yakın olan
yanı gözlerindeki, yüreğindeki temiz ve çocukça saflığın
gözlerine yansıması demektir. Viyan’ın gözleri, tüm yüreklerin
türküsünü söylerdi bana. Tüm dünya’yı sardı sessizliğindeki
çığlıkların. Sadece Kürt halkının değil, özgürlük için yüreği
çarpan herkesin çığlığı, dili ve yüreklerindeki ateş oldun. Öyle
ki gözlerindeki anlam dolu parıltıları hiçbir şairin eli varmaz
anlatmaya. Özgürlük ateşiyle yanan yüreği anlatmaya varmaz, dili
yazmayı beceremez kalemi. Bunu ancak bir gerilla anlatabilir,
bir gerilla seslendirebilir yanık türkülerinde. Bir gerilla seni
okuyabilir özgürlük özlemli şiirlerinde. Bir gerilla bakabilir
uzaklı bakışlarınla dünyaya. Gerilla halkının umudu ve
umutlarını anlatan biri, birileri ve senin silah arkadaşların
olduğu için de...
Şimdi seni anlatmaya çalışıyorum. Ama öyle zor ki seni lal
dilimle anlatmak… Mürekkebi tükenmiş kalemimle yazmak öyle zor
ki…
Viyan, ilk gördüğüm hızlı adımlarla özgürlüğe koşan Soran
kızıydı. Beni duruşuyla çok şaşırtmıştı, unutulmayacak izler
bıraktı. Olgun, sakin, asil duruşlu Soran kızı… Belki de bundan
dolayı unutulmayacak izler bıraktı bende, geleceğin resimlerini
çizdi yüreğime. Bir yanı olgun çözüm gücü olan, diğer yanı ise
çocuk ve kadın saflığı. İşte bu iki yanı düşlerimdeki sevgilinin
sesi, yüreği, eylemi olmuştu. Yaşayan bir eylemci bugüne değil,
her günde, her anda, her zamanda yüreğime girmişti. O yaşarken
de eylemciydi, eylem güzelimizdi. Zorlu bir süreci yaşadık
birlikte ama o hep güçlüydü, hep asiydi. İçimde ona derin bir
hayranlık uyanırdı, ona benzemek, onun gibi olmak isterdim hep.
Etkin bir kişiliğe sahipti. Savaşçıyken de, komutanken de hep
aynı mütevazılığa sahipti. Birlikte yaşadığı arkadaşlarının
yüreğinde yer edinmeyi biliyordu. Yaşarken yoldaşlarının
yüreğinde taht kuran Soran kızı şimdi ise tüm halkların
yüreğinde yer edindi.
Her sessizlikte bir eylem güzeli yatarmış. Her sessizlikte bir
anlam güzeli gizliymiş. Özgürlük hayallerimizin güzeli,
yüreklerimizin türküsü güzelliğin nasıl anlatılacağını, nasıl
yazılacağını, nasıl dile getirileceğini gösterdi.
Sana söylediğimiz hangi türkü dillere karışır, eylemin hangisini
sarar inadın?
Ey derinliğin, güzelliğin, sevginin, anlamın, öze dönüşün ve
özgürlük aşkının sevdalı güzeli!
Bir tanım gerek yürekliliğine. Gözlerin bin yılık tarihimizin
anlatıcısı, anlam ve derinliği... Düşünmek, seni tüm
yürekliliğimizle, tüm tutkularımızla anlatmak, seni yaşamak… Ve
sende yeniden hayat bulmak… Umuda, aşka, sevdaya ve ülkeye
bağlanmak, tutkulu kalmak, sevmek her şeyiyle bu toprakları.
“Toprakları” sende sevmek, senin yürekliliğinden ulaşmak
özgürlük aşkına.
Yüreklerimizden nehirler çoğaltıyoruz. Yüreklerimizde nehirler
büyütüyoruz. Dünya’ya yeniden gelmek, dünyayı yeniden yaşamak,
dünya’ya yeniden sarılmak misali. Yüzümüz sana dönük, yüreğimiz
sana tutkulu. Sınırsızlığımız, anlamımız kadın olmanın bilinci,
eylemi, sesi, yüreği ve beyini Viyan’da. Onun iradeli, eylemci
ruhunda… Özlem bitiren güzel yürüyüşünde…
O bir özgürlük militanıydı. O’nu kaleme almak, O’nu yüreklerin
akışında anlatmak, seslendirmek yarına… Umut bağlamak, zafere
ulaşmak gibi bir şey. O hiçbir mekâna bağlı kalmadı. Mekânların
tutsağı olmadı. Mekânı kendisine tutsak etti. O tüm zamanlarda
yer edindi, tüm zamanlarımızda yeşerdi ve yaşattı kendisini.
Zamanların hepsinde yeşerdi, zamanların hepsine kök saldı.
Sevinçlerimizin, hüzünlerimizin, acılarımızın ve
mutluluklarımızın tümüne yerleşti.
Yollara düştük en çocukça hayallerle. Uzun sonsuzluktaki hayatta
bulacaktık sevinçlerimizi. Tutkularımız için yürüyoruz.
Özlemlerimiz için. Kurduğumuz hayaller için yürüyoruz.
Hayallerimiz uğrunda şehit de düşsek onları hiçbir zaman
yıkmadık. Hiç kimsenin yıkmasına da izin vermedik.
Tutkularımızın yolcusuyuz. Onlar için tüm zamanlara akmak
istiyoruz. Tüm zamanların kahraman yüreklisi olma yollarıdır
bizimkisi. İşte size Kahramanlarımız, Viyan gibi koca yürekli
yeni bir kahraman daha armağan ediyoruz.
Viyan, yeri geldiğinde iyi bir asker, iyi bir komutan, iyi bir
öncü, iyi bir savaşçı, yeri geldiğinde de iyi bir siyasetçi, iyi
bir sanatçı ve iyi bir edebiyatçı olmasını bilen biriydi. Duygu
yüklü, adeta bir duygu çağlayanıydı. Gözlerinde tüm kadınlara
dair taşıdığı anlam, yağmur damlaları gibi sürekli mevsimini
bulduğunda akar, karışırdı yarımlıklarımıza.
Devrimciler zamanın tüm sırlarını göğüslemiş insanlardır bizde.
Viyan yoldaşım da, özgürlük mücadelesine gönül vermiş birçok
arkadaşımız gibi kendisini bu kavgaya adamış ve kaygısızca
yürüyen dönemin en iyi devrimcilerinden biri olduğunu gösterdi.
Gittiği her yerde kendisine dair derin izler bırakıp yüreklerde
yer edinip etkileyici izler bıraktı. Gülüşlerine, sevinçlerine,
bakışlarına hep bir burukluk, bir özlem ve bir arayışı yansırdı.
Önderliğe ulaşmanın özlemi bakışlarında bir burukluk yaratmıştı.
Tüm zamanların içinde zamanların çağlayanı gibiydi. Her zamana
yetişebiliyor, her zamanda kendisini var edebiliyordu. Zamanla
yarış içerisindeydi. Özgürlüğe ulaşmak için acele ediyordu.
Hayatımızda boşa akıp giden zamanı durdurmak istercesine
yürüyordu.
Heval Viyan zamanlara tutundu, en zor süreçlerde bile kendisini
var edebildi. Ayakta durdu ve farklılığını ortaya koydu.
Farklılık değişken bir kavramdır. Ama her insanın kendisine has
bir farklılığı vardır.
Viyan arkadaş bu farklılığı iyi tanımladı. Duruşundaki asalet,
gözlerindeki hüzün, başarma inatçılığı, azminin yoğunluğu onu
farklı kılıyordu, kıldı.
O tüm tutsak zamanları özgürleştirdi. Tutsaklıktan yana akan
zamanların akışını özgürlük aşkından yana çevirdi. Hayatın her
yüzünde yaşamının umudu, kavuşmanın heyecanı gibiydi. Özgürlük
militanları özgürlük aşkına, özgürlüğün sevdasına gönül verenler
tüm zamanlarda yeşermeyi başarmışlardı. Kimi zaman hayatı tüm
ciddiyetiyle yaşarken, kimi zaman ise bir çocuk saflığında
hayaller kurardı. Hayata bir çocuk sevinci ve masumiyetiyle
bakardı. Hayal dünyası geniş olan Viyan arkadaş tıpkı bir çocuk
gibi bazen insanı şaşırtan, insanda hayranlık uyandıran
davranışlarda da bulunurdu. Davranışları, yaklaşımları,
sessizliği ve her şeyinde bir çocukluk, bir çocuk sevincinin
hüznünü görmek mümkündü.
Kürdistan’ın deli dolu hayat nehrinin akışı ve delice
sevdalısıydı. Eylem heyecanında yaşadı. Halkı ile halklara gönül
verenlerin adı oldu. Toprak sevgisinin, ülke sevgisinin
çağlayanı ve yarına umut bağlayanıydı.
Gerçekleştirdiği yüce eylemle, eylem heyecanında ve
büyüklülüğünde ayrıldı aramızdan. Zılgıtlar ve alkışlarla
uğurlandı. Kendisine, gözlerine dair bir yanımızda hüzün bir
yanımızda sevinç bırakıp gitti.
Viyan yaralayan, öldüren insanı kendisine yabancı düşüren her
olguya karşı bir çığlık oldu. Herkesin ölüm sessizliğine
gömüldüğü, kulakların duymadığı, yüreklerin hissetmediği,
dünyanın sağırlaştığı bu insanlık onurunun ayıbı, Önderliğin
tecridi karşısında sessiz kalmayı yakıştırmadı kendine.
Viyan isminin anlamı gibi iradeli, donmuş yürekleri sarsan ve
beyinleri durduran bir eylemle tarihin gizine ismini yazdırdı.
Soran kızı Viyan, yaptığı bu eylemle donmuş yüreklere ve
beyinlere ses oldu.
Bizde kahramanlar yaşar. Kahramanlar yüreklidirler. Çünkü
taşıdıkları büyük yürekleriyle kahramandırlar…
|