ÖNDERLİĞİMİZ ÖZGÜRLEŞENE VE HALKIMIZ SOYKIRIM
KISKACINDAN ÇIKARILANA KADAR ULUSAL DİRENİŞİ
KESİNTİSİZ BÜYÜTELİM...
PAJK
Koordinasyonu
5 Aralık 2011’de KJB yürütme Konseyi tarafından ‘Önderliği
özgürleştirelim, soykırıma son verelim’ sloganıyla başlatılan
ulusal direniş hamlesi, mücadele tarihimizin en kritik dönemini
yaşıyor olmamızın gereği olarak başlatılmıştır. Uluslar arası
komplocuların, Önderliğimizi etkisizleştirme, hareketimizi
tasfiye etme ve halkımızı katletme konseptinin
pratikleştirilmesi temelinde başlattığı topyekun saldırılara
karşılık, varlığını koruma ve özgürlüğünü Önderliğin özgürlüğü
ekseninde sağlama amacıyla geliştirilmiştir. Komplocu güçler ve
AKP-Gülen cemaati topyekun imhayı hedeflerken, Önderliğimizin,
güvenliği, sağlığı ve özgürlüğünü garantilemek için topyekun
ulusal direniş başlatılmıştır.
Özgürlük hareketimize, halkımıza ve kadınlara karşı uluslararası
komplonun devamı niteliğinde olan ve siyasal soykırım, askeri
soykırım, kültürel soykırım temelinde yürütülen topyekun
saldırı, çok kapsamlı yönelimleri ifade ettiği kadar uluslar
arası komplonun sonuç aşamasına geldiğinin işaretidir. Gladyocu
güçler ve uzantısı konumundaki AKP-Gülen devleti bütün silah
teknolojisini, medya gücünü, kurum kuruluşlarını seferber etmiş
son hamlesini yapmaktadır. Yani İçinden geçtiğimiz süreç
komplonun dördüncü ve son aşamasıdır. Bilindiği gibi, Uluslar
arası komplo 1999’dan bu yana aşama-aşama uygulamaya
konulmuştur. Uluslararası komplo, topyekun bir konsept olmakla
birlikte her aşamanın farklı hedefleri de vardır. Bütün
komplonun tümüyle başarıya ulaşabilmesi için her aşamadaki
hedeflerin gerçekleşebilmesi gerekir. Şimdiye kadar komplonun
hiçbir aşaması tümüyle başarıya ulaşamamıştır. Elbette ki,
özgürlük hareketimiz ciddi sancılar yaşamıştır. Ancak buna
rağmen bütün saldırı hamlelerine karşılık verilmiş ve hedeflenen
sonuçların sağlanması engellenmiştir. Birinci aşamada
Önderliğimizin esaret altına alınması üzerinden Kürt ve Türk
halklarını iç savaşa sürükleme ve her iki tarafın zayıflaması
durumundan faydalanarak halklarımızı tamamen kontrol altına alma
ve daha fazla sömürme hedeflenmiştir. Önderliğimizin esaret
altına alınması halkımızı ve örgütümüzü oldukça sarsmıştır.
Ancak yaşanan ağır sonuca rağmen komplonun ilk aşamasında
önderliğimizin sağduyusu sayesinde komplocular ulaşamamışlardır.
Önderliğimiz stratejik değişim yaparak toplumsal sorunların
çözümünü demokratik ilkelere oturtmuş ve yeni bir süreç
başlatmıştır. Bu nedenle komplonun ilk aşamasının konsepti boşa
çıkmıştır. Komplonun ikinci aşamasında özgürlük hareketimizin
içten çürütülüp, parçalanması amaçlanmıştır. Yine ABD’nin
yönlendirdiği bu süreçte, literatürümüze 2004 yılı tasfiyeciliği
olarak geçen ihanet pratiği yaşatılmıştır. Stratejik Dönüşüm
sancılarını aşmakla birlikte güçlü bir çıkış yapmak ve üstelik
bölgenin en güçlü pozisyonlarından birine ulaşmak başarılması
çok zor olan bir durumdur. Özgürlük hareketimiz bu başarıyı
sağlamıştır. Yani komplonun ikinci aşamasında da ciddi
zorlanmalara rağmen komplo boşa çıkarılmıştır. Üçüncü aşamada
toplumsal alanın siyasal duruşunu iradesizleştirme, teslimiyete
çekme, siyasal ve kültürel soykırımla alanı denetim altına alma
hedeflenmiştir. Bu dönemde T.C. tarihinin en büyük tutuklama
operasyonları geliştirilmiştir. Bir yandan halk temsilcileri çok
yoğun olarak tutuklanmış, diğer taraftan demokratik kurum ve
kuruluşlar halkın direnişçi çizgisinden uzaklaştırılmaya
çalışılmıştır. T.C. tarihi boyunca yapıldığı gibi halkımızın
iradesi işbirlikçi Kürtlerin temsiliyetine mecbur kılınmak
istemiştir. Bu dayatma AKP tarafından günümüzde devam ettirilen
bir politikadır. Ya teslimiyet ya da siyasal soykırım
denilmektedir. Siyasal soykırım politikalarıyla amaçlanan
halkımızın direniş gücünü kırmak ve yıldırarak teslim almaktır.
Ancak içeride beş binin üzerinde Kürt siyasetçi bulunmasına,
kurumlarımızın yanından geçenlerin bile baskı ve tutuklanmayla
tehdit altında tutulduğu bu dönemde Qılaban olayında görüldüğü
gibi yüzbinlerce insan sokaklara dökülerek halkın direnişçi
duruşunu büyük bir kararlılıkla koruduğunu ve daha da
yükseltmeye kararlı olduğunu gösterdi. Yine komplocular
istedikleri sonucu alamadılar. Uluslar arası komplonun dördüncü
-yani son aşamasında- bütün alanlarımıza topyekun bir saldırı
başlatıldı. Ordusu, yasaması, yargısı, siyaseti ve basınıyla
özel savaşı ve açık katliamlarıyla uluslar arası bir destekle
son darbeyi vurma ve kontrol altına alma bitirme
hedeflenmektedir. Hiçbir aşaması tümüyle başarıya ulaşmamış olan
komplonun bu son aşaması son derece kritiktir. Ancak direniş
çizgisi yükseltildiği sürece başarısızlığa uğramaktan
kurtulamayacaktır.
Uluslar arası komplonun bütün aşamalarının bazı ortak
özellikleri vardır. Birincisi; Uluslararası komplonun her
aşamasının Önderliğimize yaptırımlarla başlatılmasıdır. Birinci
uluslar arası komplo süreci üçüncü dünya savaşının başlatılması
stratejisi üzerinden gelişti. Bütün dünyanın ve özelde
Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi amacıyla başlatılan sürecin
startı Uluslar arası komplo oldu. 11 Eylül olayları ABD’nin
harekete geçmesinin temel gerekçesi gösterilmişken, bütün
güçler, bundan önce Önderliğimizin esaret altına alınmasıyla
sürecin zaten başlatılmış olduğunun farkındaydılar. Uluslar
arası bir operasyonla Önderliğimizin esir alınması ve Türkiye’ye
teslim edilmesi bir yandan Türkiye’yi yeni dönem stratejisinin
temel figüranlarından biri yapmayı diğer yandan iç sorunlarla
uğraştırarak kullanılabilecek seviyede tutmayı hedeflemekteydi.
Türkiye’nin üçüncü dünya savaşında ABD, İngiltere ve İsrail’in
en aktif jandarması rolünü oynamasının karşılığı Önderliğimizin
esareti olmuştu. Komplonun ikinci aşamasında da hareketimiz
içerisinde 2004’teki tasfiyecilik süreci yaşanıyorken yine
ağırlaştırılmış tecrit uygulaması devreye konulmuş ve
Önderliğimizle bağlantılarımız kesilmişti. Tasfiyeciliğin etkin
olduğu süre boyunca görüşmelere izin verilmemişti. Özgürlük
Hareketimiz bu tasfiyecilik sürecini atlattıktan sonra
Önderliğimizin avukatlarıyla görüşmesine izin verilmişti.
Görüşme izinlerinin toparlanmadan sonra verilmesi gerçeğine
dikkat çekmek gerekir. Her aşamada komplo hedeflenen sonuçlara
ulaşamayınca Önderliğimizin eli güçlenmiş ve bu durum
komplocuların tutumlarına yansımıştır. Her seferinde
Önderliğimiz muhatap alınmak zorunda kalınmıştır. Yani defalarca
kanıtlanmıştır ki, Önderliğimizin özgürlüğü komplonun
başarısızlığına bağlıdır. Bu da hareket olarak bizim sonuç alıcı
siyasal, askeri, hukuksal alanlardaki mücadelemizin başarı
seviyesine bağlıdır.
Komplonun üçüncü ve dördüncü aşamalarına da yine Önderliğimizin
ağırlaştırılmış tecridi ile başlanmıştır. Siyasal soykırım
operasyonlarından sonra topyekûn toplumsal soykırım
operasyonlarının startı yine Önderliğimizin ağırlaştırılmış
tecridinden sonra yeni bir süreç olarak geliştirilmiştir.
Önderliğin demokratik çözüm çizgisindeki ısrarı ve oyunlara
gelmeyen, her küçük fırsatı halklar lehine değerlendiren tavrı
İmralı sisteminin sahibi olan Gladyo’nun ve AKP’nin bütün
oyunlarını işlemez hale getirmişti. Devletin Kürt halkını
statüsüz bırakma, yasal olmayan birkaç göstermelik adımla
kandırma, imha ve soykırım tutumundan vazgeçmeme zihniyet ve
yaklaşımlarında ki ısrarı üzerine Önderliğimizin tutum alması
bütün gerçekleri açığa çıkarmıştı. ‘Devlet ya çözsün, ya da imha
etsin’ belirlemesiyle devletin oyalama ve kandırma zeminini
ortadan kaldırmış ve net yaklaşıma zorlamıştı. Çözüme
yanaşmamadaki ısrarı üzerine Önderliğimiz aradan çekilmişti.
Bütün girişimlerin odak noktasında yer alan Önderliğimizin geri
çekilmesi bu komplo aşamasını da başarısızlığa uğratmış oldu.
Yeniden ağırlaştırılmış tecridin uygulanması topyekûn saldırı
konseptinin başlatılma startı olarak görülmelidir. Bu son
saldırılar hem tüm başarısızlıkların öfkesini taşır, hem de
artık yapılabilecek başka bir oyun ve kandırma politikasının
kalmadığını ifade eder. Artık yolun sonuna gelinmiştir. Gladyocu
güçler ve onların Türkiye’deki ayağı olan AKP bütün saldırı
gücünü kullanarak son hamlesini yapmaktadır. Artık kesin olarak
ya komplocu çizgi kazanacaktır ya da direniş çizgisi.
Uluslar arası komplonun her aşamasının bir diğer ortak özelliği
Önderliğin tecrit edilmesi ile başlayan her aşamada bölgesel
saldırıların da devreye konulmuş olmasıdır. Daha komplo
gerçekleşmemişken Önderliğin Suriye’de kalmasını bölgeye
müdahalenin gerekçesi yapma planı söz konusu idi. Önderliğin
Suriye’den çıkmaya karar vermesinin temel nedenlerinden biri
bölgesel saldırıyı engellemek olmuştur. Esaret durumundan sonra
önce Afganistan’a, ikinci aşamada da Irak’a saldırılar yapılmış
her iki ülke ABD tarafından işgal edilmiş, yıllardır kan deryası
olmalarına sebep olunmuştur. Zaten asıl amaç da bu halkların iç
kargaşayla meşgul edilip zayıflatılması, ciddi bir muhalefet
yaratmayacak siyasal temsillere kavuşturulması ve böylece
sömürülmesinin kolaylaştırılması olmaktadır. Temmuz ortasından
sonra Önderliğimize ağırlaştırılmış tecrit uygulamasına
başlanmasından sonra Ortadoğu halklarına saldırılar da
kapsamlılaştırılmıştır. “Arap baharı” havasıyla birçok Arap
ülkesine müdahale edilmiştir. Mevcut statükocu güçlerin
değiştirilmesini talep eden demokratik halk tepkilerini de
içeren Arap halklarının başkaldırısı komplocu güçler tarafından
suistimal edilmiş ve kendi çıkarlarına göre yönlendirilmiştir.
Ortadoğu’nun yeniden dizaynedilme projesinin zemini yapılmıştır.
Elbette ki Ortadoğu halklarının Demokratik değişim talepleri
doğrudur ve bu uğurda yürütülen mücadele haklı bir mücadeledir.
Ancak Kaddafi’nin linç edilerek öldürülmesi ve halkının sonuna
kadar kapitalist sömürüye açık tutulması gibi sonuçlar asla
Demokrasiyle bağdaştırılamaz. Önderliğimizin tecrit edilmesi,
özgürlük hareketimize yönelik imha politikalarının devreye
konulması, halkımızın siyasal ve kültürel soykırımdan
geçirilmesi, Ortadoğu halklarının şiddet sarmalına sürüklenmesi
ve Ortadoğu’da yeni bir sistemin Gladyo lehine geliştirilmeye
çalışılmasını bütünlüklü ele almak önemlidir. Halkımıza,
Ortadoğu halklarına, hareketimize ve Önderliğimize saldırılar
aynı merkezden yönlendirilmekte ve paralel geliştirilmektedir.
Bu anlamda Önderliğimize karşı ağırlaştırılmış tecridi
değerlendirirken tüm bunlarla bağını kurarak değerlendirmek
durumu daha anlaşılır kılacaktır. Sürecin doğru anlaşılması
mücadelenin doğrultusunu ve dolayısıyla başarı düzeyini de
belirleyecektir.
KJB Yürütme Konseyi toplantımızda kararını aldığımız ‘Önderliği
özgürleştirelim, soykırıma son verelim’ sloganlı ulusal direniş
hamlesini de bu pencereden ele alarak değerlendirdik. Mevcut
siyasal gelişmeleri salt kendi sınırlarımızda değil bir
bütünlüklü yaklaşımla ele almaya çalıştık. Örgütsel duruşumuzu
ve siyasal perspektiflerimizi bu anlayışla oluşturmaya çalıştık.
Uluslar arası komplonun üçüncü aşamasından son aşamasına
geçilirken, süreci varlık-yokluk süreci olarak tanımladık.
Ulusal direniş hamlesini kadınların öncülüğünde yükseltmeyi
Önderliğimizin, halkımızın ve kadınların özgürlüğünün garantisi
kabul ettik. Bu temelde tüm alanlarda mücadeleyi yükseltme
kararlılığını oluştururken içinden geçtiğimiz sürecin
karakterini her zeminde kendi özgünlüğünde değerlendirmek kadar
bütünlüklü bir perspektifle değerlendirerek hamleyi geliştirmeye
çalışıyoruz. Ulusal direniş hamlesini geliştirmenin temel
hedefi, önderliğimizin özgürlüğü ve her çeşit soykırımı
durdurmaktır. Ortadoğu’nun en stratejik ülkeleri olan
Kürdistan’ın sömürge devletleri bölgesel ve ulusal direnişimizin
temel zemini olmaktadır. Komplo Kürdistan’ın her parçasında
yürümektedir. Dolayısıyla dört parça Kürdistan ulusal direniş
hamlemizin gerekçelerini bizzat yaşamakta ve ortak mücadele
zeminine sahip olmaktadır. Buralarda hem
hareketimizin-halkımızın yürüttüğü mücadele hem de komşu
halkların mücadelesi bütün Ortadoğu’nun kaderini
belirleyecektir.
ABD askerlerinin Irak’ı işgal etmesinden sonra Uluslar arası
komplonun halklara neler getirdiğini neler getiremediğini somut
olarak da görmek mümkün oldu. ABD işgalinin yapıldığı 2003
yılından sonra yüz binlerce insan vahşice katledildi. Bütün
etnik ve dini kesimler arasında çelişkiler derinleşti, Irak
yaşanmaz bir yer haline geldi. ABD askeri gücünü çektikten
birkaç gün sonra Şiiler ile suniler arasında yine katliam
haberlerinin çıkması hiçbir sorunu çözemediğini gösterdi.
Suniler, Şiiler ve Kürtler arasındaki çelişki ve mesafeler
artmıştır. Bir süre sonra Irak’ın etnik temelde ayrılması
ihtimali bile vardır. Bu anlamda ABD demokrasiyi değil, şiddet
ve sömürüyü getirmiş, askeri işgalini tamamlayıp çıktığı zaman
da arkasında halklara acı ve kandan başka bir şey bırakmamıştır.
İddia edildiği gibi demokratik sistem inşa edilmemiş, taşlar
yerine oturmamıştır. Demokratikleşme sorunu gün geçtikçe daha
fazla açığa çıkmıştır. Güney Kürdistan halkımızın son yıllarda
özgürlük hareketimize çok büyük sempatiyle yaklaşması, destek
olması ve hatta kitlesel eylemselliklere belirgin bir yoğunlukla
katılması demokrasi ve ulusal birlik anlayışını burada
bulmasındandır. Güney halkımız toplumsal çözümü Önderliğimizin
ideolojisinde ve direniş karakterinde bulmuştur.
Suriye’nin durumu da komplonun kritik halkalarından birini ifade
eder. Yönelimlerin odağına yerleşmiş devletlerden biridir. Rejim
içten çökertilmeye çalışılmaktadır. Suriye rejiminin yıkılması
görevinin Türkiye tarafından üstlenildiği anlaşılmıştır
Türkiye’nin temel amacı Suriye’den toprak koparmaktan çok bu
coğrafyada Kürtlerin statü kazanmasını önlemektir. Suriye’deki
Kürt kitlesinin PKK tabanı olduğu bilindiğinden özgürlük
hareketimizin bu mevzi üzerinden güçlenmesi ve ulusal birliği
başta Kuzey Kürdistan olmak üzere tüm Kürdistan da
geliştirmesinden korkulmaktadır. Bu aynı zamanda uluslar arası
komplonun yenilgisi anlamına gelmektedir. Üstelik güneydeki
özerk yönetimle ortaklaşırsa sonuç kaçınılmaz olur diye
hesaplayan Türk devleti, Suriye üzerinde hassasiyetle
durmaktadır. Başta bütün gücünü rejimin yıkılmamasına vermişken
bunu başaramayacağını anlayınca tamamen kendi kontrolünde
çökmesini sağlama çabası içerisine girmiştir. Mevcut durumda
hala direnen Esad rejimi yıkılmakla yüz yüzedir. Ya
komplocuların planları temelinde yıkılacaktır ya da halkların
lehine demokratikleşme temelinde sistem dönüşümünü
sağlayacaktır. Ancak demokratik dönüşüme zihniyet ve yapısal
olarak hazır ve istekli olmadığı, ittifaklarla ayakta kalmaya
çalıştığı da görülmektedir. Sonuç ne olursa olsun Güney-batı
Kürdistan’daki halkımız kendi demokratik özerk sistemini inşa
etmeye başlamıştır. Rejim yıkılsa da, iktidar değişikliği de
yaşansa ya da olduğu gibi ayakta da kalsa -bu çok mümkün
görünmüyor- halkımız demokrasi, özgürlük ve halkların kardeşliği
anlayışıyla örgütlenmekten vazgeçmeyecektir. Bu anlamda
devletsel bir oluşum olarak değil halkın demokratik özerk
sistemi olarak statüsünü sağlayacak ve bunu korumayı esas
alacaktır…
|