DEĞERLENDİRMELER
REBER APO’NUN ÖZGÜRLÜĞÜ KADINLARIN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR
PAJK Koordinasyon Üyesi Zilar Sterk


Şubat ayı Kürt halkı açısından son on yıldır kara bir ayı ifade eder. Halkımızın siyasi iradesi olarak kabul ettiği Reber APO’nun, lanetli uluslar arası komplo ile esaret altına alındığı aydır. Bu açıdan Şubat ayı Kürt halkının lanetli ayıdır. Bu lanetli komplo 15 Şubat 1999’da gerçekleştirilmişti ve bu yıl onuncu yılına girdi.
Uluslar arası lanetli komplonun onuncu yılına girerken, Kürdistan, Ortadoğu ve dünyada önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle 16 Aralık 2007’den itibaren Türk devleti ve ordusunun hem Kuzey Kürdistan hem de Güney Kürdistan’a dönük gerçekleştirdiği hava ve kara operasyonlarının başarısızlığı, devlet ve bu günkü hükümet açısından önemli bir kırılma noktası olarak gelişti. Güney Kürdistan’a operasyon kararının TBMM’den çıkarılması ardından yaşanan sürecin tümü devlet cephesinin aleyhine gelişen bir süreç oldu. Türk devletinin komşu ülkelerle geliştirdiği işbirliği ve ortak anlaşmalar çerçevesinde kızıştırdığı imha temelindeki saldırı ve operasyonlar karşısında gerilla cephesi meşru savunma temelinde büyük bir direniş geliştirdi. Gabbar, ZAP direnişleri, Oramar, Bezele ve Amed eylemleri bu direnişe önemli bir kimlik ve irade kazandırdı. Hamlesel olarak gelişen bu sürecin içerisinde Kürt halkı da kendi demokratik iradesini her türlü bedeli göğüsleyerek ortaya koydu. Kürt halkı için artık sembol haline gelen 15 Şubat, 8 Mart, Newroz ve Dört Nisan’da halk, kesin bir kararlılıkla kadını ve erkeği ile genci ve yaşlısı ile siyasi tavrını ve tutumunu açık bir biçimde sokak ve meydanlarda panzer paletlerinin arasında ortaya koydu. Uzun süredir olmadığı kadar Önderlik, halk ve hareket eskiye oranla daha fazla ortak iradesel bir duruşta buluştu, bütünleşti, birleşti. Kürt Halkı, Kürdistan’ın dört parçasını ve yurt dışı metropollerinde “PKK halktır halk burada” sloganı ile sarstı. Büyük bir özgürlük umuduyla ayaklanan Serhıldan halkı bu süreç boyunca birçok yerde şehit verdi, yaralandı, sokak ortasında iç kanatan vahşi işkencelere maruz kaldı.
Önderlik, halk ve hareketin bu bütünleşen iradi duruşu karşısında, mücadelemiz ideolojik alanda da önemli gelişmeler yaşadı. Reber APO şahsında yaşanan ideolojik derinlik karşısında hareketin kadrosu da duruşunu ve katılım biçimini yeniden gözden geçirmeye başladı. Hamle sürecinin bir parçası olarak PAJK 7. ve PKK 10. Kongreleri yapıldı. Her iki kongrede de Önderliğin özgürlüğünün sağlanması hedeflenip kararlaştırıldı. Önderliğin özgürlüğünü sağlama kongreleri olarak kendisini tanımladı her iki kongre de. Kongrelerle birlikte başlatılan yeniden partileşme süreci boyunca, her kadro öncülük misyonu çerçevesinde Önderlik çizgisi ve özgürlük ideolojisi karşısında duruşunu netleştirecektir. Her iki kongrenin başlatmış olduğu bu netleşme sağlandıkça, öncü kadro duruşu kararlı bir biçimde sağlandıkça kararlaştırılan hedeflere yakınlaşacaktır. Önderliğin özgürlüğünü sağlamak mümkün olacaktır. Önderliğin özgürlüğünü sağlamak ise Kürt halkının ve Kadının özgürlüğünü sağlamayı, yeni özgür bir toplumu kurmayı imkânlı kılacaktır. Bu açıdan PAJK 7. Kongresi “Reber APO’nun özgürlüğü kadınların özgürlüğüdür” şiarını belirlemiştir. Yani Kürt kadını hem kendi hem diğer tüm kadınların özgürlüğünün yolunun Reber APO’nun özgürlüğünden geçtiğinin ideolojik, politik ve felsefi bilincini ortaya çıkarmış, bu bilinç çerçevesinde önümüzdeki süreci planlayıp örgütlemiştir.
Kürdistan coğrafyasında ve Kürdistan Özgürlük Hareketi içerisinde yaşanan bu gelişmeler, Türk devletini ve iktidarda can çekişen AKP hükümetini büyük bir çaresizliğe itmiştir. Bu çaresizliğin bir sonucu olarak devlet içerisindeki siyasi dengeler derin bir alt üst oluş sürecine girmeye başlamıştır. Özgürlük Hareketi güç kazandıkça derin devlet dışa vurmaya başlamakta, işlediği kirli suçlar su yüzüne çıkmaya başlamaktadır. Ergenekon çetesinin açığa çıkarılmaya başlanması, Kürdistan Özgürlük Hareketine karşı sürdürülen imha ve inkâr siyasetinin başarısız kalması ile ilgili olarak gelişmektedir. Zaten Ergenekon ve benzeri kirli, gizli ve ahlaksız oluşumların örgütlendiriliş amacı Kürdistan’da imha ve inkâr siyasetinin pratik yürütücülüğünü yapmak, egemen iktidar güçleri adına sonuç alınmasını sağlamak, bunun için Makyavellizmi aşan bir tarzda her yolu mubah görüp uygulamak olarak belirlenmiştir. Ergenekon vb gizli, kirli ve ahlaksız oluşumlar, devletin lağamındaki el gibidir adeta. Eril zihniyetin yarattığı devlet sisteminin tüm kirli ve ahlaksız işlerini bu kesimler yapar. Eril devlet oluşumu kendisini yönettiği topluma kirli ve ahlaksız gösteremeyeceğine göre bu tür işleri yaptıracak bu tür yeraltı oluşumlarına ihtiyaç duyar. Ama gün gelir, bu gün Türk devleti içinde açığa çıktığı gibi boynuz kulağı çoktan aşmış olur ve bu tür kirli ve ahlaksız oluşumlar devletin kendi bünyesini de kemirmeye başlar. Çünkü felsefesi zaten kirli işler ve ahlaksızlık üzerinden kuruludur bu tür gizli oluşumların.
Ergenekon dosyası gittikçe kabarıp genişlemektedir. Dikkat edilirse sürmekte olan dava derinleştirilmek yerine genişletilmektedir. Ergenekon’un Kürdistan’da yapmış olduğu katliamlardan, faili meçhul cinayetlerden, tamamen sivilleri hedef alan ve PKK’nin üzerine atılan bombalama olayları gibi vahşiyane, kirli ve ahlaksız pratikler, hiç gündeme getirilmemektedir. Bunların hesabı sorulmamaktadır. Çünkü sorulması halinde devletin ve ordunun başındaki büyük adamların da bütün kirli çıkınları ortaya çıkacağı bilinmektedir. Bundan dolayı da Ergenekon operasyonu her ne kadar devletin kendi içini temizleme hamlesi gibi görülüp yansıtılsa da, işin esası Ergenekon’un, modası geçmiş eski kliğini tasfiye edip yeni moda bir klik oluşturmaktır. Ancak bu oluşturulacak yeni Ergenekon kliği ile nasıl bir siyaset yürütmeyi hedeflediklerini ise süreç gösterecektir. Bu konuda net olan şudur ki; devlet Ergenekonsuz, yani gizli yapıları olmadan yürüyemez. Çünkü devletin ve iktidarın doğasında var olan; şiddet dolu vahşi, kirli, çirkin ve ahlaksız yüzünü toplum karşısında saklamak için bu tür gizli yapılara ihtiyaç duyar. Eril devlet zihniyetinin ve yarattığı pratik sistemin doğası zaten bunun üzerine kuruludur. Bu açıdan devletin içindeki Ergenekon benzeri gizli lağamlar asla kurutulamazlar ancak yenilenebilirler.
Kürdistan coğrafyasında yaşanan ve Kürdistan Özgürlük Hareketinin ortaya çıkardığı gelişmeler karşısında eril Türk devletinin içine girdiği çaresizliğin başka belirtileri de vardır. Eril Türk devleti, yeni yılla ve yerel seçim hazırlıkları ile birlikte, kendince Kürt sorununun sözde çözümünü gündemine almaya başlıyor. Özellikle yeni yılla birlikte başlatılan yerel seçim sürecine girerken, Kürt sorununun sözde çözümünü gündemine almaya başlamıştır. Eril devlet, sözde kendi çözüm sınırlarını belirlemeye başlamaktadır. Kürtçe bir TRT kanalının açılması, Kürt dil enstitüsünün açılması, Kürdistan’a bazı ekonomik yatırımların yapılması gibi şeylerle Kürt sorununu çözeceğim diyor. Kürt sorunu devletin bu sadakaları ile çözülür mü?
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demez mi insanlar. Daha Kürtçe merhaba dediği için, bebeğine Kürtçe isim taktığı için, Kürtçe okuyup yazdığı için her gün insanlara dava üzerine dava açılmaktadır. İnsanlar ana dillerini kullandıkları için işkence görüp zindan yatmaktayken, Kürtçe çıkıyor diye gazeteler toplatılıyorken, Kürtçe yayın yapıyor diye Kürtlerin kendi yerel TV leri ceza alıyorken, nereden çıktı şimdi Kürtçe TRT kanalı ve Kürt enstitüsü. Derler ya, ne bayram ne seyran nerden çıktı şimdi böyle sadaka tarzı sahte kucak açmalar? Ufukta en ufak bir demokratikleşme zemini bile görünmezken nerden çıktı bu bol keseden sadaka dağıtmak.
Eril devletin hala Kürt sorunu ile PKK sorununu birbirinden koparan siyaseti ve imha saldırıları devam ediyorken bu tür sadakalarla sorunun çözülemeyeceği açıktır. Kürt halkının “PKK halktır halk burada” sloganının ifade ettiği gibi Kürt halkı kendi siyasi iradesi ve iradi temsili olarak Reber APO’yu ve özgürlük hareketi olan PKK’yi kabul etmektedir. Bu yaklaşımını bu sloganla bile ilan etmektedir. Kürt halkının bu demokratik siyasi iradesi tanınmadan, muhatap alınmadan, hiçbir karşılıklı diyalog, hem Kürdistan hem Türkiye kamuoyu önünde gelişmeden, sorunun çözümünden bahsetmek işi yokuşa sürmek dışında bir anlam taşımamaktadır. Kürt halkının demokratik siyasi iradesine rağmen gelişecek bu tür sözde çözüm tartışmaları sadece otuz yılı aşkın bir halk mücadelesini teslim alma çabası olarak değerlendirilebilir.
Eril devletin Kürdistan Özgürlük mücadelesi karşısında bu gün geldiği bu düzey, devletin ve hükümetin kendi içinde önemli bir zorlanma ve çözümsüzlük yarattığının en yalın ifadesidir. Eril devletin başlatmaya çalıştığı bu sahte çözüm tartışmalarına yaklaşım doğru belirlenmelidir. Devletin bu günkü tartışma düzeyine getirilmiş olması bile, Reber APO öncülüğünde PKK’nin otuz yılı aşkındır büyük bedeller ödeyerek yürütmüş olduğu direniş mücadelesinin sonucudur. Eril devlet, neden otuz yıl öncesinde veya tüm bu otuz yıl boyunca bu tür sözde de olsa çözüm tartışmaları geliştirmedi. Çünkü devlet, bu gün Özgürlük mücadelemizin ortaya çıkardığı kazanımlar ve başarılar karşısında büyük bir zorlanma yaşamaktadır. En zorlandığı süreç bu süreçtir. Çünkü karşısında artık bastıramayacağı, sindiremeyeceği muazzam demokratik bir halk iradesi ve bu halksal iradenin kimliğe kavuştuğu demokratik bir sistemi bulunmaktadır. Gelişen bu demokratik halk iradesi ve gelişmekte olan demokratik halk sistemini, eril devletin zihniyet ve sisteminden gelecek zarar ve saldırılar karşısında savunmasını yapan bir meşru savunma mekanizması var. Bunların tümünün oluşumunu sağlayan ve ideolojik, felsefik bir özgür yaşam iradesine kavuşturan Önderlik gerçeği ve hareketi var. Kürdistan’da gelişen bu demokratik halk iradesi, onu ayakta tutan Önderliği ve hareketinin bu bütünlüğü karşısında, devlet böyle ciddi bir zorlanma yaşadığı bir sürece girmiştir. Devleti sözde de olsa, böylesi çözüm tartışmaları içine zorlayan temel etmenler bunlardır.
Tabi bu düzeye Kürt halkı büyük maddi ve manevi bedeller ödeyerek ulaştı. Şimdi eril devlet “bu ödediğin bedelleri unut, siyasi iradeleşmeni sağlayan Önderliğinden ve hareketinden vazgeç, gel sana devlet baba olarak bir televizyon kanalı vereyim, bir tane de enstitü açayım, biraz da karnını doyuracak ekonomik yatırım yapayım” diyor. Kısacası “kendine, iradene, yarattığın değerlere ve ödediğin bedellerine, şehit verdiğin kızlarına ve oğullarına ihanet et, gel bana teslim ol, bana kapıcılık yap sana bu sadakaları vereyim, senin de karnın doymuş olur, biraz da evinde ve sokağında anladığın dilde konuşursun” diyor. Bunu kabul emek, buna aldanmak, otuz yılı aşkın özgürlük mücadelesine ve iradesine ihanettir. Yeni yılla beraber eril devletin başlatmaya çalıştığı bu sürecin böyle okunması ve böyle algılanması gerekmektedir.
Demokratik halk kimliği, dil, kültür ve anadilde eğitim hakkı anayasal güvenceye alınmadıkça, bu hakların elde edilmesini sağlamak için ömrü boyunca bu mücadeleye baş koymuş olan Önderliği ve özgürlük militanları özgürlüğüne kavuşmadıkça, yürütülecek bu tür sahte çözüm tartışmalarına aldanmamak, böyle bir tuzağa düşmemek gerektiği açıktır. Kürtlerin tarihinde düşürüldükleri bu tür aldatıcı tuzaklar oldukça fazladır. Bir daha düşülmemesi gerekmektedir.
Eril devlet, bu tuzak kapsamında yeni açtığı TRT şeş kanalını, Kürtlere dinletmek ve izletmek için Kürt halkının en çok sevdiği, değer verdiği aydın ve sanatçılarına büyük miktarda paralar verme karşılığında teklifler götürüyor. Bu Kürt aydın ve sanatçılarından bazıları onurlu davranarak bu kirli ihanet tuzağına girmeyeceği yönünde kamuoyunu bilgilendirmişlerdir. Bu kirli tuzağa düşmeyeceğini ve kendisini satmayacağını söyleyen Kürt aydın ve sanatçılarının bu tutumu onurlu, halkına ve özgürlük mücadelesinin yarattığı değerlerine yakışan değerli bir duruş olmuştur. Ancak bazı sözde Kürt aydın ve sanatçısı geçinenler ise devletin bu tür maddi sadakalarını kabul edip bu ihanet tuzağına teslim olmuş ve bu devlet kanalında çalışmayı kabul etmişlerdir. Kürt halkının ve özgürlük mücadelesinin gelmiş olduğu bu düzeye rağmen, sanatçı olmak adına, aydın olmak adına ve Kürt olmak adına, içine girilen bu onursuzluk duruşu oldukça trajiktir. Çünkü Kürt halkının, PKK öncülüğünde yürütülen otuz yılı aşkın özgürlük mücadelesi ve bu zorlu zahmetli mücadele süreci boyunca, vermiş olduğu kutsal bedelleri, kahraman şehitleri olmazsa, ortada ne bir Kürt kimliği, ne dili, ne bilinci dolayısıyla ne sanatçısı ne aydını olamazdı. Ne de Türk devleti bu gün yaptığı gibi böyle bir Kürtçe TV kanalı açma gereğini duymazdı asla. Belli ki; eril devletin hala AKP hükümetine ihtiyacı var ve AKP hükümetinin yerel seçimlerde kazanması için bu tür yatırımlar yapmaktadır. Seçim sonrası ise evli evine köylü köyüne denecektir yine. AKP içerisinde, devletin bu kirli tuzaklarını ve dayatılan onursuzluğu bilince çıkarıp, kendini yeniden onura etmeye karar veren bazı şahsiyetler bile AKP’den kopma ve demokratik halk cephesine geçme kararı almaya başlamaktadırlar. Bu önemli bir gelişme olmaktadır.
Eril devletin bu kirli tuzaklarına karşı en çok da Kürt kadınının duyarlı olması gerekmekte ve beklenmektedir. Devletin belli bir maddi teklif karşılığında, halkından, özgürlük iradesinden ve toplumsal, kültürel değerlerinden vazgeçmeyi dayatmış olduğu Kürt kadın sanatçı ve aydınlarının, erkeğe oranla daha onurlu bir duruş içerisinde olması gerekmektedir. Çünkü kadının doğası gereği, toplumsal ve kültürel değerlerine, yurduna ve özgürlüğüne bağlılığı daha köklüdür. Kendini eril devletin verdiği birkaç kuruşa satan bir Kürt kadın sanatçı veya aydını, kendi halkı ve toplumu tarafından hiçbir biçimde dinlenmeyecek, izlenmeyecek ve onu re edilmeyecektir. Tersine demokratik halk iradesi tarafından teşhir edilecektir. Bir halkın, aydın ve sanatçısına verdiği değerin, o aydın veya sanatçının yeteneklerinden öte, onurlu, özgürlüksel duruşuyla ilgili bir durum olduğu açıktır. Rojin ve Nilüfer Akbağ gibi Kürt halkı tarafından bu güne kadar belli düzeylerde sevilen sanatçıların, eril devletin TRT şeş kanalı gibi onursuzluğa ve halkının büyük bedeller ödeyerek yarattığı değerlere ihanet etmeye davet eden bir kanalda çalışmayı dolayısıyla iradesini satmayı kabul etmesi, ciddi bir talihsizliktir. Bu kişilikler hem halkının komünal değerlerine hem de kadın özgürlük arayışına ters düşmüş, sırt çevirmişlerdir. Ancak henüz bu onursuz duruştan geri dönüş için geç değildir. Kürt halkı ve Kürt kadınları, eskiden severek dinledikleri ses sanatçılarının gecikmeden bu yaklaşımından vazgeçip onurlu bir tavır sahibi olmasını istemekte ve beklemektedir. Aksi takdirde tek bir onurlu Kürt ve kadın, kendi halkının komünal değerlerine ve kadın özgürlük arayışına ters düşen bu ses sanatçılarını dinlemeyecek, izlemeyecek ve onursuzluk abidesi olarak bakacaklardır. Çünkü TRT-Şeş ile devletin hedeflediği, Kürt halkını yeniden ama bu sefer kendi dilinde asimile etme, kendi ideolojisine tabi kılma ve sömürmedir. Devlet, bu kanalı açarak kendi onursuz Kürdünü geliştirmeyi hedeflemektedir. Devletin egemenliğine boyun eğecek işbirlikçi Kürdü geliştirmek istemektedir. Eskiden kendi dilini yasaklayarak kaba bir asimilasyon ve sömürü politikası uygulamaktaydı. Ancak şimdi daha inceltilmiş bir tarzda, devletin egemen ideolojisini ve yaşam tarzını halkımızın kendi dilinde vermeye çalışmaktadır. Kimi çevreler bunu olumlu bir gelişme, demokratikleşme yolunda önemli bir reform olarak yorumlamaktadırlar. Ancak işin özü böyle değildir. Daha önce Kürt halkının özgürlük mücadelesi yürüten biricik evlatlarına ve örgütlü hareketine Türkçe dilinde “terörist” diyordu ama şimdi halkın kendi Kürtçe diliyle “terörist” diyor. Değişen sadece olgunun telaffuz edildiği dildir. Birine daha iyi anlayacağı bir dilden, kendi dilinden küfretmek gibi bir durum oluşturulmuştur adeta.
Kürt kadının yiğit, onurlu ve özgür iradeli yeni duruşu; Viyanca, Beritanca, Zilanca, Semaca ve Nudaca bir duruştur. Viyan, Beritan, Zilan, Sema, Nuda ve daha yüzlerce Özgür Kürt Kadın duruşunda, feodal gerici törelere ve ilericilik adına kapitalist modernitenin kadını cinsel meta haline getiren ideolojilerine karşı, gerçek bir kadın özgürlük duruşu vardır. Kürt Kadınının bu Özgürlük duruşu; yurtseverlik, özgür irade, örgütlülük, sürekli bir mücadele, iyinin, doğrunun ve özgür olanın arayışında somutlaşan, yeni özgürlük ahlakı olarak tanımlanan estetik ve güzellik ilkeleri ile özgür kadını yeniden yaratma arayışıdır. Kadının özgürlük duruşu, insanlığın yazısız tarihinin derinliklerinde yatmaktadır. Bu yazısız tarihin açığa çıkarılıp yeniden yazılması ise kadın açısından yeniden yaratılmayı, yeniden var olmayı, erkek egemen zihniyet ve sisteminden duyguda, düşüncede, ruhta, güdüde ve yaşam tarzında ciddi bir kopmayı gerektirmektedir. Erkek egemen devletçi, iktidarcı ve tahakkümcü sisteminden kopmayan bir kadın duruşunun özgürlüğü yeniden yakalaması, yeniden soluması mümkün değildir. Özgürlük, erkek egemen sistemden her yönüyle bir kopuşu gerektirmeseydi Viyanlar, Semalar, Zekiyeler kendilerini yakmazlardı, Zilanlar kendilerini erkek egemen zihniyetinin ve sistemin göbeğinde patlatmaz, Beritanlar bu geri egemen sisteme teslim olmamak adına kendilerini görkemli dağların uçurumlarından atmazlardı. Egemen sistemden kopuş; her zaman kendini yakmayı, patlatmayı ve uçurumlardan atmayı gerektirmez elbette ama gerektiğinde bunların da yapılabileceğini bu yiğit ve kahraman özgür kadın örnekleri, Kürt kadınları adına kendini gerçek anlamda adayarak ortaya koymuşlardır. Kürt kadınının bu yiğit kişiliklerde somutlaşan özgürlük duruşu, erkek egemen devlet sistemini oldukça zorlamaktadır. Neden kendini yakan, neden kendini patlatan, neden kendini uçurumlardan atanlar kadınlardır diye sorulacak bir soruya, mevcut erkek egemenlikli dünyada özgür yaşamak isteyen kadına yer yok diye cevap verilebilir. Mevcut egemen dünya, zaten erkeğin dünyasıdır ve bu erkek egemen dünyada özgür kadın duruşuna yer verilmemektedir. Ya erkeğin bu egemen dünyasına boyun eğeceksin, sana emrettiği gibi kendini ona sunacak, onun koyduğu yasalara göre yaşayacaksın, ya da onun zihniyet, düşünce ve duygu dünyasının dışına çıkıp yaşayacaksın. Yani onunlaysan, onun emirlerine ve yasalarına göre onun dünyasında yaşayacaksın, onunla değilsen, onun emir ve yasalarına göre yaşamıyorsan da onun dünyasında yerin yoktur o zaman. Özgür yaşamak isteyen bir kadın için erkeğin bu dünyasından kopuş, kendi özgür kadın dünyasını inşa etmekten geçmektedir. Erkeğin dünyasına karşın, kendi iradesi ile kendi özgür dünyasını yaratamayan bir kadına yaşam hakkı yoktur adeta. İşte 1 Şubat 2006’da Reber APO şahsında Kürt Halk İradesine karşı geliştirilen 15 Şubat uluslar arası eril komplosunu protesto etme amaçlı kendisini yakan Viyan Caf Yoldaşın gerçekleştirdiği eylem, bütün bunların somut ifadesi olmaktadır. Üç yıl önce büyük bir kararlılıkla eril ve komplocu devletin egemen zihniyetini ve sistemini, bedenini ateşe vererek protesto eden Viyan Yoldaş, kişiliğinde, duruşunda ve yaşam tarzında mevcut erkek egemen zihniyet ve sisteminden tam bir kopuşu gerçekleştirerek özgür kadın duruşunun kutsal simgesi olmuştur.
Kürt kadınının bir yanı Viyan, Beritan, Sema, Zilan ve Zekiyeler şahsında; erkek egemen sistemden ruhsal, düşünsel, zihinsel, duygusal ve güdüsel bir kopuşu yaşayarak bu özgürlük ölçülerini yakalarken, kendi özgür kadın dünyasını kendi örgütlülüğü içerisinde tıpkı Neolitikte olduğu gibi yeniden yaratırken, diğer taraftan da yukarıda belirttiğimiz kesimler içerisinden aydın ve sanatçı geçinen; erkek egemen sisteme sonuna kadar teslimiyeti yaşayan, avcı erkeğin her türlü komplo ve tuzaklarına düşen köle kadın gerçeği de henüz mevcudiyetini korumaktadır. Kürt halkı için kader belirleyen bir süreçten geçmekteyiz. Hepimizin ortak aidiyetini ifade eden bir halkın kaderi belirlenirken Rojin ve Nilüfer Akbağ gibi sanatçı ve kadın geçinenlerin içine girdiği bu tutumun kabul görülecek, hoş görülecek hiçbir yanı yoktur. Ya en dürüstünden, beş bin yıllık erkek egemenlikli sistemi ideolojik açıdan çözümleyememenin ideolojik fakirliği ve bu fakirliğin kadını içine soktuğu gafilce bir apolitiklikten kaynaklanmakta ya da yukarıda da belirtildiği gibi kendini beş kuruşa satan, halkının değerlerine sırtını çeviren, kendi halkına ve kadınlara karşı her türlü tahakkümü uygulayan devlet zihniyetine ve sistemine teslim olmuş işbirlikçi duruşudur. Şayet nedeni birincisi ise o zaman durumun düzeltilmesine hala olanak vardır ancak nedeni ikincisi ise o zaman bu kişiler, devletin içine çektiği işbirlikçi bataklıkta yuvarlanmaya devam edeceklerdir.
Kürt halkına ve hareketine karşı geliştirilen yeni imha konsepti konusunda ortaya çıkan bir diğer gelişme ise yapılması planlanan Kürt Konferansıdır. Yıllardır Reber APO öncülüğünde Kürt Özgürlük Hareketi, tüm Kürtleri temsil edecek bir ulusal Kürt Konferansının yapılması için her fırsatta çeşitli çağrılar yapmaktadır. Ancak bu güne kadar buna Güneyli Kürt siyasi partileri olumlu bir cevap vermemekteler. Reber APO öncülüğünde PKK’nin otuz yılı aşkındır yürütmüş olduğu özgürlük mücadelesinin ortaya çıkardığı önemli gelişmeler olmuştur. Güney’deki Kürt Federe Yapısının gelişmesi de PKK’nin yürütmüş olduğu mücadelenin ortaya çıkardığı kazanımlar arasındadır. Güney Kürdistan’daki gelişmeler ve burada oluşmaya başlayan resmi yapı, asla bu mücadeleye rağmen gelişmemiştir. Kendi başına bu gelişmeleri ortaya çıkaracak ideolojik ve politik bir gücün sahibi olunmamıştır. Egemen sistemin temsilciliğini yapan ABD, PKK’ye alternatif yapılar arasında Güney’deki oluşumun da gelişmesine izin vermiştir. Ancak böyle olsa da burada yaşayan halkımızın da bu konuda vermiş olduğu önemli bir mücadele ve ödediği bedeller olmuştur. Bu açıdan halk cephesinden önemli bir kazanım olarak da değerlendirilebilir. Bu gün Kürt halkı üzerindeki imha konseptini boşa çıkarmanın tek yolu, içinde tüm yapıların yer alacağı bir Kürt birliğini oluşturmaktır. Böyle bir Kürt Birliğinin oluşumuna gitmek, uluslar arası komployu 10.yılında boşa çıkarmanın da önemli bir adımı olacaktır. Ancak çabası verilecek bir Kürt birliği veya birliği oluşturmaya dönük yapılacak bir Kürt Konferansında PKK’nin yer almaması halinde gerçek bir Kürt birliği asla oluşamayacaktır. Tüm bu gelişmelerin ortaya çıkmasına hem ideolojik hem politik hem de toplumsal açıdan zemin oluşturmak için otuz yılı aşkındır büyük bedeller ödeyerek mücadele yürütmüş bir hareketi böyle bir Konferansın dışında tutmak, bu güne kadar Kürt halkını sömüren egemen devletlerle işbirliği yapmanın, onların potasında oynamanın, onlara hizmet etmenin ötesinde bir anlam taşımayacaktır.
Kürt halkına ve hareketine yönelik yürütülen imha ve inkar içerikli yeni konseptin esas amacı, Özgürlük Hareketini çeşitli yöntemlerle tasfiye etmektir. Son süreçte Kürt sorununun çözümünü geliştirme adına birçok çevre tarafından çeşitli raporlar, yol haritaları, çözüm stratejileri vs geliştirilmeye çalışılmaktadır. Yansıdığı kadarıyla bu tür arayışların yönü, Kürt halkı adına otuz yılı aşkındır savaşan, çarpışan, mücadele eden ve bu gün dört parça Kürdistan ve yurt dışında yaşayan Kürtler tarafından kendi siyasi muhatabı olarak gösterilen PKK’yi sürecin dışında tutma temelindedir. Devletin tasfiye planını tamamlayacak türden geliştirilen bu arayışların temel sloganı “APO’ ya, PKK’ye ve Özgür, iradeli Kürde hayır! İşbirlikçi, teslimiyetçi Kürde evet!” temelinde geliştirilmektedir.
Şu ana kadar işleyen saatin yönü yeni yılda da böyle döneceğe benziyor. Devletin Kürt sorununu kendi iradesine dayanarak gerçekten demokratik yöntemlerle çözme konusunda her hangi bir kararlaşması henüz yok. O zaman devletin demokratik çözüm yönünde böyle bir kararlaşmaya ulaşması mı beklenmeli? Elbette hayır. Birincisi böyle bir beklentide olmak büyük bir yanılgı olur. Çünkü devletin kendiliğinden demokratikleşmesini ve demokratik çözümler geliştirmesini beklemek, devletin egemen doğasına aykırı bir beklenti olur. Bu yüzden Kürtlerin demokratik çözümü devletin egemenlikli yapısından beklemekten ziyade, kendi öz demokratik sistemini daha kararlı ve radikal bir biçimde geliştirmesi gerekmektedir. Yani Kürtlerin kendi demokratik çözümünü geliştirmesi, yürüttüğü iradeli mücadelesini yükseltmesinden ve bunu kendi öz örgütlülüğüne dönüştürmesinden geçmektedir. Dolayısıyla devletin bu sahte çözüm söylemlerine aldanmadan, bu kandıran ve komplolarla dolu politikalarına karşı net bir tavır sahibi olması gerekmektedir. Devletin bu politikaları karşısında kendi iç birliğini geliştirmesi gerekmektedir.
İkincisi ise Kürt sorununun demokratik çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesinden geçtiğinin bilinci ile Türkiye’de bir demokratikleşme cephesini yaratmak gerekmektedir. Bu açıdan demokratik çatının yaratılmasına hem Kürtlerin hem de Türkiye’de yaşayan her kesin büyük ihtiyacı bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de demokratik çatı partisini veya hareketini geliştirmek için demokrasi yanlısı olan herkesin bu demokratikleşme hareketine destek vermesi gerekmekte ve bu yönlü çalışmalara hız vermek gerekmektedir. Türkiye’deki demokratik çatı örgütlenmesinin geliştirilmesi çalışmalarına esasta da demokrasi yanlısı olan kadınların öncülük etmesi beklenmektedir. Hem Kürt Kadın oluşumlarının hem de Türkiyeli feminist hareketlerin, çeşitli kadın yapılarının bu oluşuma aktif destek vermesi ve kedisini böyle bir demokratik hareket içerisinde yer almaya açık tutması gerekmektedir. Bu açıdan tüm kadın kesimlerinin ve oluşumlarının, Reber APO’nun kadın özgürlük perspektiflerini tanımasına ihtiyaç bulunmaktadır. Reber APO’nun “toplumsal cinsiyetçiliği özgürleştirme” projesi ve bu yönlü düşünceleri sadece Kürt kadınının özgürleşmesini değil, tüm kadınların özgür yaşayabileceği özgür bir toplumu hedeflemektedir. Bu açıdan tüm kadın kesimleri ve oluşumlarının, Reber APO’nun demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü yeni paradigmasını tanıma çabasında olmaları beklenmekte ve bu temelde yeni bir toplumun geliştirilmesinin demokratik mücadelesini desteklemeleri ve kendilerini içinde tanımlayabilmeleri beklenmektedir. Bu yeni paradigmanın esas özü, toplumsal cinsiyetçiliğin özgürleştirilmesidir. Cinsiyetçiliğin özgürleştirilmesiyle birlikte toplumsal özgürlük sağlanabilinecektir. İşte bundan dolayı PAJK 7.Kongresi “Reber APO’nun özgürlüğü kadınların özgürlüğüdür” dedi ve lanetli uluslar arası komplonun 10.yılında Kürdistan’ın her tarafından kadınlar, hep bir ağızdan bu slogan etrafında bu eril komployu yeniden lanetleyeceklerdir.

 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır