|
KADININ TOPLUMSAL SÖZLEŞMESİ TASLAĞI...
|
GİRİŞ:
Biz kadınlar, toplumun özgür, adil ve eşit oluşumunun
ilk yaratıcılarıyız. Yarattığımız toplumsal sistemin
bozulması ve egemenlik ilişkilerine büründürülmesini
sağlayan gücün, erkek egemen zihniyet olduğunun
farkındayız. Her şeyden önce toplumun iktidar ilişkileri
ile örgütlenmesini hiçbir dönem kabul etmedik ve
etmeyeceğiz. Tüm dünya kadınları olarak, mevcut
toplumsallığın içinde bir birimizle ve toplumun tüm
diğer üyeleri ile özgürlükçü, adil ve eşit ilişkiler
sisteminin garantisinin kadının, toplumla sözleşmesi ile
gerçekleşeceğine inanıyoruz.
21. yüzyıl kadın özgürlük yüzyılı olarak
tanımlanmaktadır. Her güç, kadın özgürlüğü söylemi
etrafında toplumsal dokuya kendine göre şekil vermeye
çalışmaktadır. Fakat oluşturulmaya çalışılan tüm
sistemler kadını, toplumsallığın ilk oluşturanı ve
yaratıcısı olarak ele almaktan uzaktır. Bozulan hakikat,
kötürümleştirilen ahlak ve politika üzerinden kadın ve
toplum yorumlanmaya çalışılmaktadır. Bunun temel nedeni
iktidar ve devlet geleneğinin topluma aşılanmasıdır.
Bunun için kadın düşürülmüş, kadın düşürüldükçe toplum
düşürülmüştür. Çünkü kadın hakikati, hiçbir iktidarcı ve
devletçi güce yer vermemektedir. Dolayısıyla tarih,
toplum, kadın ve tüm değerler kapitalist modernist
sistem tarafından inkar edilerek, egemenlikli
ilişkilerle değerlendirilmektedir.
Kadın başatlığıyla örgütlenen toplumsallığın özü, ahlaki
ve politiktir. Toplum, kadının oluşturmuş olduğu
yasalar, ilkeler çerçevesinde öz değerlerini
belirlerken, günlük uygulama gücünü ise politikadan
almaktadır. Kadının toplumsal ilişki sisteminde,
egemenlikli yaklaşım gelişmemiştir. Toplumun tüm üyeleri
ihtiyaçları gereği, dayanışmacı ve kolektiftir. Kadın
tüm toplumsal ilişkilere maddi ve manevi dünyası ile
anlam katmıştır. Toplum ve birey, kadının ilişki
sisteminden esinlenerek doğa ile kendinden bir parçası
gibi ilişkilenmiştir.
Egemenlikli ilişkiler sisteminin, erkek tarafından
geliştirilmesiyle birlikte, toplum iktidar ve devletçi
gelenek ile yürütülmeye çalışılmıştır. Bu gelenek
karşısında toplumlar sürekli direnmişlerdir. Toplumun
direnişi, ilk inanç çıkışları, sistem karşıtı
hareketler, feministler, anarşistler, kültürel ve etnik
hareketler biçiminde gelişmiştir. Fakat ortaya çıkan bu
hareketler güçlü bir direniş çizgisi
oluşturamamışlardır. Bunun temel nedeni, kapitalist
modernist sistemin iktidarcı ve devletçi zihniyetinden
köklü bir kopuşun gerçekleştirilememesidir. Dolayısıyla
günümüzde de hiçbir sistem karşıtı güç, iktidarcı ve
devletçi geleneği aşmadan demokratik, özgürlükçü, eşit
ve adil bir yaşam sistemini gerçekleştiremez.
Yaşadığımız 21. yüzyıl kapitalist modernite kurnaz ve
güçlü erkeğin en kurumsallaşmış halini yansıtmaktadır.
Günümüzde kapitalist modernitenin ulaştığı düzeyi
toplumsal özgürlük sorunu üzerinden ele aldığımızda gün
geçtikçe ağırlaşan toplumsal bir kölelikle
karşılaşmaktayız. Kapitalist sistemde bir tarafta
sermaye ve iktidar sürekli büyüme yaşarken, diğer
taraftan toplumlar korkunç kölelik, açlık, yoksulluk
kıskacına alınmıştır. Kapitalist modernist sistem,
toplumu özgürlükten yoksun ve yığın düzeyine düşürerek
kendini süreklileştirerek varlığını korumaktadır.
Sistemin temel zihniyeti daha fazla sermaye ve iktidar
aygıtları oluşturmaktır. İlk zor ve el koymayı kadın
üzerinden gerçekleştiren iktidar geleneği, sermayesini
sürekli büyütmüş ve günümüzde bu sermaye üzerinden,
toplumda köklü kurumlar oluşturmuştur. Yarattığı tüm
kurumlar toplumda özgürlük sorunlarını gün geçtikçe
arttırmış ve sürekli sorunlu bir toplumsal dokuya yol
açmıştır.
İktidar ve devlet, toplumsal sorunların baş aktörüdür.
Toplumun doğal yapılanması süreci aşıldıktan ve
tahakkümcü süreç başladıktan sonra iktidar kendini,
devlet tekeli olarak örgütlemiş ve bu durum tarihsel
akış içerisinde aşamalar kaydederek, toplumun tüm
hücrelerine sızdırılmıştır. Cinsiyetçilikten kaynağını
alan milliyetçilik, dincilik ve bilimcilikle toplum ve
devlet iç içe geçirilmiştir. Toplum, devlet haline
dönüştürülmüştür. Bunun sonucunda günümüze kadar
varlığını koruyan ulus-devlet yaklaşımı da ulusun
devletle, devletin de toplumla özdeşleştiği iddiasında
bulunmuştur.
İktidar ve devletin toplumsallık içinde zemin bulmasının
nedeni, ahlak ve politikanın kötürümleştirilmesidir.
Toplumu vicdanı olan ahlak işlevsiz kılınmıştır. İktidar
ve devletçi gelenek, ahlak yerine “hukuk”, politika
yerine devlet idaresini yerleştirerek, kendine yaşam
kaynağı oluşturmuştur.
Yasalar, ilk devletli geleneğin başlangıcı ile birlikte
yapısal olarak erkek egemen bakış açısı ile
hazırlanmıştır. Adına hukuk denilen sistem de bu yasalar
bütünlüğü üzerinden oluşturulmuştur.. Hukuk toplumu ve
toplumsallığı iktidara karşı koruma amaçlı değil,
iktidar ve gücü koruma temelleri üzerine
oluşturulmuştur. Kişiler arası ilişkilerden tutalım,
kurumlar arası ilişkilere kadar her şey mutlak olarak
devletin denetimine ve gözetimine tabi tutulmuştur.
İktidar karşısında herkesin eşit olduğu, hukuk dilinde
esaslı bir söylem haline getirilmiştir. Fakat hukuk
karşısında, mülk ve güçler arasında eşitlik varsa bir
eşitlik söz konusudur. Çünkü korunan devletin karı ve
sermayesidir. Kapitalist modernist sistem zihniyetiyle
oluşturulan anayasalar, sözleşmeler, bildirgeler
toplumsal sorunlara çözüm olmamaktadır. Salt hukuki
eşitlik arayışlarıyla kadına ve topluma yöneltilen
saldırıların önlenemediği açıktır. Aile ve kadın konulu
hazırlanmış yasalar, toplumsal cinsiyetçiliği aşma
yerine, yumuşatarak derinleştirmektedir.
Kadının ilk köle, ulus, sınıf ve cins olarak
tanımlanmasının temelinde, kadının yarattığı ahlaki ve
politik toplum değerlerinin inkarı ve gaspı yatmaktadır.
Bu inkar ve gasp sonucunda toplumu kötürümleştiren
sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunların çözümü inkar ve
gasp zihniyetinin aşılarak kadın hakikatinin ortaya
çıkarılmasıyla sağlanacaktır. Ahlaki ve politik toplumun
öncü gücü ve yaratıcısı kadındır. Dolayısıyla kadın, bu
sözleşmeyle toplumsal ilişkilerini yeniden düzenleyerek
toplumsal yaşama katılır. Bu temelde demokratik, özgür
yaşam tercihini gerçekleştirir.
Toplumun ahlaki ve siyasi (politik) dokularının
kötürümleştirilerek iş göremez hale getirilmesi en temel
sorunların başında gelir. Şüphesiz ahlaki ve politik
yapılar tümüyle yok edilemez. Toplum var oldukça, ahlak
ve politika da var olacaktır. Ancak iktidar ve devletin
toplumsal dokuya sızdırılması ile birlikte ahlak ve
politika yaratıcı ve işlevsel yeteneklerini yerine
getirememektedir.
Toplumun zihniyet sorunları ahlakın bozulmasıyla baş
göstermiştir. Ahlak, toplumun kolektif düşünce geleneği
ve vicdanıdır. Politikanın işlevi ise ahlaktan
beslenerek günlük işlerini yürütmektir. Politika,
uygulama gücünü ahlaktan alır. Toplum, kolektif işlerini
tartışmak ve kararlaşmak için düşünce gücünü yitirirse
kolektivizm de ortadan kalkacaktır. Kapitalist modernist
sistem, toplumun bütünlüğünü ve kolektivizmini ortadan
kaldırarak tüm yönetim, tartışma, karar alma süreçlerini
devlete bağlayarak toplumsal bozulmayı daha da
arttırmıştır. Dolayısıyla toplum tüm savunma
mekanizmalarından yoksun kılınmıştır. Sümerlerin toplumu
yönetme merkezi olan Ziguratlardan, kapitalist modernite
ile birlikte aşama kazanan üniversite, akademi, lise,
ortaokul, ilkokul ve anaokullarına uzanan, yeni zihniyet
oluşum merkezleri yaratılmıştır. Bunun yanında ilk
çıkışlarında toplumun tartışma, karar alma ve uygulama
gücünü aldığı inanç merkezleri olan kilise, havra ve
camiler de iktidarcı zihniyetin aşılandığı merkezlere
dönüştürülmüştür. Kurulan ulus devletlerin
karargahlarında toplumsal özün tüm kalıntıları, zihni,
ahlaki ve politik dokularının işgali, asimilasyonu ve
sömürgeleştirilmesi gerçekleştirilmiştir.
Kadının temel yaşamsal alanı olan ekonomik alan,
kapitalist modernite ile tam bir işgali yaşamaktadır.
Kadın toplumsallığında ekonomi; beslenme ve üretimle
ilgili işlerdir. Ancak kapitalist moderniteyle ekonomik
alandan kadın tümden dışlanmıştır. Ekonomi kar-sermaye
kıskacına alınmış, toplum işsizlikle, açlıkla,
yoksullukla iktidara bağımlı hale getirilmiştir. Her
ilişki sistemi, ekonomik çıkarlar doğrultusunda ele
alınmıştır. Bir taraftan işsizlik, açlık, yoksulluk
topluma dayatılırken, diğer taraftan paradan para
kazanan kesimler oluşturulmuştur. Toplumun açlık,
yoksulluk ve işsizlik sınırlarından kurtarılmasının
vazgeçilmez yolu, kadın bilinci ve duyarlılığı
doğrultusunda ekolojik-ekonomik yaklaşımlarla ekonomiyi
örgütlemektir.
Ekonomi, kapitalist modernitenin kar ve sermaye aracı
haline dönüştürüldükten sonra, analitik aklın ürünü olan
endüstri de sermayenin hakimiyetine alınmıştır. Diğer
tüm toplumsal değerler gibi endüstri de kadının icadı
olup, iktidar ve devlet tekeli tarafından çalınarak
tekelci sermayeye teslim edilmiştir. Toplumsal
sorunlara, bozulmaya neden olan endüstri değil, toplumun
hizmetinden çıkarılıp, tekelci sermayeye teslim
edilmesidir. Endüstriyalizm kapitalist modernite ile
birlikte, bir tekel olarak toplum üzerinde hegemonyasını
sürdürmektedir. Sanayinin gelişimi adı altında kültürel,
zihinsel, dil, etnik yapılanma ve birçok olgunun
üzerinde etkide bulunan tarım can evinden vurulmuş ve
toplum açısından en kutsal faaliyet alanı yok edilmeyle
karşı karşıya bırakılmıştır. Kapitalist modernist
sistemin sermaye argümanlarının başında gelen
sanayileşme karşısında, toplumun “Kentten toprağa ve
tarıma dönüş hareketini” oluşturmak, biz kadınlar ve
toplumun tüm diğer güçlerinin olmazsa olmazlarındandır.
Üzerinde yaşadığımız toprakların, kendi renklerine
bürünmesini sağlayacak bu yaklaşım ile, ya varlığımızı
sürekli kılacağız ya da kapitalist modernist sistem
içerisinde yok olmayla yüz yüze kalacağız.
Kapitalist modernite toplumu bozduğu gibi, doğayı da tüm
fetihçi yaklaşımlarıyla yok olmakla karşı karşıya
bırakmıştır. Günümüzün en ciddi sorunlarından biri de
çevre sorunlarıdır. Bunun kaynağında kapitalist
modernitenin, uygarlık tekellerinin yarattığı sorunlar
yatmaktadır. Dolayısıyla çevre sorunlarının aşılmasında
doğanın kendi uyumunu sağlamak gerekmektedir. Özgür
kadının kendi iç dünyası ve dış dünyası ile girdiği
uyum, doğayla girilecek ilişki sistemidir. Bu sistem,
özgür toplumun doğayla uyumunu sağlayacaktır.
Tüm eşitsizliklerin, köleliklerin, faşizmin ve
militarizmin ana kaynağında kadına karşı geliştirilen
kölelik vardır. Uygarlık tarihi, kadının kaybedişi ve
kayboluşunun tarihidir. Bu tarih tanrı ve kullarıyla,
hükümdar ve tebaalarıyla, ekonomi, bilim ve sanatıyla
erkek egemen kişiliğin pekiştiği tarihtir. Kadının
kaybedişi ve kayboluşu, toplum adına büyük bir düşüş ve
kaybediştir. Dolayısıyla kadını sadece biyolojik bir
yapı olarak ele almak, beraberinde çok büyük
yetersizlikleri getirecektir. Kadını sosyal ilişkiler
derinliği içinde ele almak, yaşanan toplumsal sorunların
aşılmasında önemlidir. 5000 yıllık egemen sistemin kadın
üzerinden geliştirmiş olduğu kölelik sistemi aynı
zamanda kadına da kanıksatılmıştır. Kadına biçilen
geleneksel rol, cinsiyetçi yaklaşımlar, zayıf cins olma
statüsü kadın açısından da neredeyse doğuştan gelen bir
özellikmiş gibi algılanmaktadır. Bu temelde toplumsal
özgürlük sorunu kadın özgürlük sorunu ile doğru
orantılıdır. Kadın özgürleştikçe toplum özgürleşecektir.
Toplumun kadının değerleriyle buluşması gerçekleştikçe
toplumsal iç barış da gerçekleşecektir. Bu nedenle
kadının toplumla sözleşmesi, toplumun ahlaki politik
yapısını yeniden yaşanılır kılması anlamına gelecektir.
‘Nasıl bir yaşam, nasıl bir toplum’ sorularına cevap
olacaktır.
5000 yıllık egemen erkek zihniyetinin temel
kurumlaşmalarından biri de ailedir. Ailenin oluşumu ve
yapısı, devletin prototipidir. Bu içeriği ile iktidar ve
devlet ideolojisinin sürekliliğini sağlayan bir
kurumlaşmadır. Aile, mülkiyet ilişkilerinin toplumda
yaygınlaştığı, kültür ve gelenek haline dönüştürüldüğü
alandır. Her erkek ailede, devletin temsilcisidir.
Kapitalist modernist sistemin uyguladığı tekelci
mülkiyet ilişkileri, aile içerisinde erkek tekelciliği
olarak yansımasını bulur. Aile, kadın ve cinsiyetçilik
sorunu ile bağlantılı olarak nüfus sorunu da toplumsal
sorunlardan biridir. Devletçi gelenek ve kapitalist
sistemde, nüfus ne kadar artarsa o kadar kar-sermaye
demektir. Nüfusun artması ile doğru orantılı olarak en
büyük fatura kadına çıkarılmaktadır. Hem fiziği hem de
ruhsal dünyası lime lime edilmektedir. Artan nüfusla
beraber iktidar ve tekelci güçler sürekli kazanırken,
kaybeden hep kadın olmuştur. Toplumun kendini
sürdürebilir düzeyde tutabileceği nüfus oranı kadının
özgür iradesine bırakılmadan, nüfus sorununa çözüm gücü
olunamayacaktır.
İktidar ve devletçi güçler tarafından kent, kentlilik
uygarlıkla eşdeğer tanımlanmıştır. Çünkü hegemonya
kendini yenileme zeminini, kentsiz kentleşmelerden
almaktadır. Kent, toplumsal yapının doğayla olan
ilişkisini, kendi iç ilişki sistemini, tüm
kurumlaşmaları ile bozan bir yapılanmaya sahiptir.
Bireyin tüm toplumsal değerlerden koparılması ve sanal
dünyaya koşturulmasının altında kent sistemi vardır.
Doğadan, topraktan, sosyal ilişki sisteminden kopan
bireyler, devlete daha hızlı koşturulmaktadır.
Kapitalist modernitenin mega kentleri karşısında doğa ve
köy yaşamı ile uyumlu kentleşmeler yaratılarak toplumsal
sisteme nefes alabileceği yeni ortamlar yaratılmak
durumundadır.
Kentleşme gibi bürokratik ve sınıflı yapılanmalar da
toplumun dokusunu bozan yapılanmalardır. Toplum doğası,
sınıflı ve bürokratik karakterli değildir. Devletçi
sistemin toplumun tüm yapısına hakim olması amacıyla
oluşturulan kurumlaşmalardır. Egemen sınıfların uygulama
aracı rolünü oynayan bürokratik kurumlaşmalar, toplumu
bir ahtapot gibi sarmalamıştır. Son iki yüzyıllık
süreçte ise bürokratik yapılanmalar artık kendini devlet
olarak sunmaktadır. Öz kimliği ve özgücü ile
demokratikleşmeyi geliştirecek olan kadın
toplumsallığında sınıflı ve bürokratik yapılanmalara yer
yoktur. Kendi farklılıklarını kendi öz kurumlaşmaları ve
öz yönetim yeteneği ile daha güçlü yürüteceğinden ahlaki
ve politik toplumsallaşma sürecinde en temel mücadele
edilmesi gereken kapitalist modernist oluşumların
başında bürokrasi ve sınıflaşma gelmektedir.
Annenin çocuğuyla ilişkileri sonucunda ortaya çıkan,
tecrübe olarak tanımlanan eğitim, sınıflı uygarlığın
gelişmesi ile birlikte bozulmaya uğramıştır. Eğitim;
doğal tecrübe ve ahlaki politik gücün aktarımından,
devletli sistemi aktaran bir yapıya dönüştürülmüştür.
İktidarsız yaşamın olamayacağı söylencesine oturtulan
eğitim, toplum karşıtlığını geliştirmenin temel aracına
dönüştürülmüştür. Toplum, kendi üyelerine, tecrübelerini
aktaramaz duruma getirilmiştir. Devlet ve iktidar tek
yaşam ve varlık koşulu olarak kanıksanmıştır.
Eğitimin temel işlevi toplumun ahlaki ve politik
kurumlarını oluşturmaktan geçmektedir. Eğitimsiz bir
toplumun, kendi ahlak ve politik kurumunu geliştirme ve
ayakta tutma imkânı ortadan kalkacağı gibi, varlığı da
sürekli tehlike altında yaşamaktan, çürümek ve
dağılmaktan kurtulamaz.
Modernist sistem toplumu eğitim alanında olduğu gibi
sağlık alanında da öz gücünden yoksun kılmıştır. Sağlık
kurumları devletin denetimindedir. Devlet geleneği,
toplumu ne kadar kar ve sermaye, o kadar sağlık
kıskacına sıkıştırmıştır. Fiziksel ve ruhsal sağlığını
koruyan bir toplum özgürleşme imkânını da elinde
bulundurur. Kendi sağlık kurumlaşmalarını oluşturmak,
toplumun temel hak ve görevi olmalıdır.
İktidarın varlığı militarist geleneğe bağlıdır.
Günümüzde militarizm çeşitli boyutlarda
sürdürülmektedir. Bunun en şiddetlisi toplum kırım ve
savaşla yürütülürken, bir diğer biçimi de kadının
metalaştırılması, tecavüz kültürünün
normalleştirilmesidir. Ulus devlet ve militarist
zihniyetin ürünü olan ordu da iktidarcı sistemi
savunmanın temel amacı ve sömürüde işgal gücü olarak
kullanılmaktadır. Askerlik ve ordu vatan kurtaran güç
olarak yansıtılarak bu gelenek sürdürülmüştür.
Kapitalist modernist sistemde toplumlar açlık
sınırlarında süründürülürken en büyük harcama
silahlanmaya ayrılmıştır. Dolayısıyla ordu kapitalist
ekonominin temel ve tekelci kurumlaşmalarından biridir.
Kadın toplumsallığı olarak tanımladığımız ahlaki politik
toplumun reddettiği temel zihniyet yapılarından biri
militarizmdir. Toplumun şiddetten, zordan, iktidardan
arındırılmasının temel yöntemlerinden biri militarist
geleneğin reddedilmesi ve buna karşı öz savunma
kurumlaşmalarının ve bilincinin geliştirilmesidir.
Yaşanan mevcut durum tekelci sistemin kadına ve topluma
karşı sürekli savaş halidir. Toplumun kendini
sürdürebilmesi için kendi direniş mekanizmalarına
ihtiyacı vardır. Bunun en kurumsallaşmış hali ise öz
savunmadır.
Demokratik ve özgürlükçü toplumun başlıca özelliği iç
barışını sağlamasıdır. Çatışmalar, ölümler, yok etmeler
toplumun ahlaki ve politik yapısını bozar. Toplum kendi
güvenliğini sağlama hakkına sahiptir. Bu temelde
örgütlenir.
Toplumsal barış, kadınla özgür yaşamın örgütlenmesiyle
garanti altına alınır. Kadının toplumla sözleşmesi
özgür, eşit, demokratik ve adil yaşamın garantisi olma
özelliğini de içinde barındırmaktadır. Bu sözleşme
demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplumsal
yaşamın sözleşmesidir.
I. BÖLÜM:
KADININ TOPLUMSAL SÖZLEŞMESİNİN AMACI:
Sözleşme, kadının yaratmış olduğu tüm toplumsal
değerleri korumayı, savunmayı ve süreklileştirmeyi
amaçlamaktadır. Sözleşme, kadının özgür-demokratik
toplumsallığını mümkün kılacak olan demokratik toplumu
ve onun en özgürlükçü sistem tercihi olan Demokratik
Konfederalizmi gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Kadının
Toplumsal Sözleşmesinde esas olan ulus-devlet ve onun
vatandaşlık sınırları değildir. Esas olan, özgür kadın
ve demokratik toplumdur. Demokratik Toplum, cinsiyetçi
ve devletçi toplum ve sisteme karşı, ahlaki ve politik
toplum ilkeleri temelinde özgür yaşamın yeniden mümkün
kılınmasıdır. Demokratik Toplum yaratılmadan kadının
özgürleşmesi sağlanamayacağı gibi, kadın özgürleşmeden
Demokratik Toplum da mümkün olmayacaktır. Demokratik
Toplumla yalnızca kadının değil, devletçi sistemin
egemenliği altındaki tüm toplumun özgürleşmesi, iradi
güç haline gelmesi ve kendisi hakkında karar sahibi
olması hedeflenmektedir. Demokratik Toplum, bireysel ve
kolektif özgürlükleri dengelemenin ve farklılıkları esas
alan eşitlik anlayışını gerçekleştirmenin toplumsal
politik rejimi olarak gerçekleşecektir. Demokratik
toplumda her toplumsal grup, tek tip kültüre ve
vatandaşlığa mahkûm kılınmadan, kendi öz kültürü ve
kimliği etrafında oluşacak farklılıklar içinde
yaşayacaktır. Farklılıkları en geniş yaşayan toplum
modelidir. Toplulukların homojenleştirilmesi tehlikesi
yoktur. Demokratik Toplum, toplumun ahlaki yapısını ve
politikasını en özgürce oluşturabildiği, toplumsal
özgürlük ve eşitliğin gerçek anlamda mümkün
kılınabildiği toplum modelidir.
Kadının Toplumsal Sözleşmesi, kapitalist modernitenin
ulus-devlet sınırlarını, toplumun çeşitliliğine,
hareketliliğine ve kültürel doğasına aykırı bulduğu için
kendi alternatifini Demokratik Konfederalizm olarak
sunar. Demokratik Konfederalizm, toplumsal iradenin
güçlendirilip büyütülmesi ve buna karşın devletin toplum
üzerindeki egemenliğinin azaltılmasının hedeflendiği bir
toplumsal sistemdir. Kadın da bulunduğu her yerde bu
temelde özgün ve özerk örgütlenmelerini geliştirerek söz
sahibi, irade ve uygulama gücü olmayı kendi rengi ile
gerçekleştirir.
Kadının Toplumsal Sözleşmesi, 5000 yıllık erkek egemen
sistemin geliştirdiği cinsiyetçi hukuka karşı, toplumsal
ahlak ve politikayı yeniden işlevselleştirmeyi ve bunun
için de toplumsal ahlakın besin kaynağı olan kadını,
cinsiyetçi hukuk tarafından hapsedildiği toplumsal
statülerden çıkarıp yeniden özgür yaşamın
sürdürülmesinde rol sahibi kılmayı hedefler. Kadının ve
toplumun öz-savunmasının hangi koşullarda devreye
gireceği, hangi durumların, yaklaşımların, olay ve
olguların suç durumunu taşıdığı bu sözleşme ile
belirlenir.
Kadının Toplumsal Sözleşmesi kadının kadınla sözleşmesi
olduğu kadar, kadının toplumla da sözleşmesidir. Özgür
kadının ve demokratik toplumun varlığı bu sözleşme ile
garantiye alınır. Bu açıdan sözleşmenin tüm toplumsal
kesimler açısından bağlayıcılığı olacaktır.
2. BÖLÜM:
A) DEMOKRATİK TOPLUMUN NİTELİĞİ:
Demokratik toplum, ahlaki ve politik toplumdur. Ahlâksız
ve politikasız toplum ve birey düşünülemez. Ahlak,
toplumun özgürlük ve adalet bilincidir. Toplumsal
vicdandır. Toplumdaki tüm farklılıkların özgünlüklerini
koruma esası üzerinden toplumsal birlikteliği sağlar.
Toplumsal düzeni oluşturan temel karar ve iş yapma
gücüdür. Politika ise, toplumun ortak aklı ve özgürlük
mücadelesidir. Özgürleşmenin ana biçimidir. Bunun somut
hali ise demokratik siyasettir.
Toplumsal ahlakın yaratıcısı ve geliştiricisi olarak
kadın, demokratik toplumun esas icra gücüdür. Demokratik
toplumda esas olan, farklılıkların özgünlüklerinin
gözetilmesine dayalı birliktelik ile birbirini besleyen
karşılıklı bağımlılık ilişkisi, toplumsal ahlakın
gelişiminde de başattır. Bilinçli, iradeli özgür kadın
demokratik toplumun esas öğesini oluşturur.
Demokratik toplum, kendisini yatay-dikey şeklinde
yerellerden örgütleyerek, öz yönetim ve karar
organlarını oluşturur. Ahlaki gücünü komün, ocak,
meclis, kongre vb. politik organlarıyla işlevli kılar.
Demokratik toplumda hiçbir toplumsal kurumlaşma ve icra
organı bürokratik temelde örgütlenmez. Bu kurumlaşmalar,
toplumun kolektif öz gücüyle oluşturduğu politik
organlarıdır ve işlevselliğini toplumun kolektif
kararlarıyla oluşan politikalarla sağlar.
Demokratik toplumun her bireyi, toplumun demokratik bir
öznesi konumundadır. Ne toplum bireyin üstünde, ne de
birey toplumun üstündedir. Toplum, bireyini
inisiyatifli, yaratıcı ve iradeli kılarak kendi özgür
yurttaşını oluştururken, birey de özgür yurttaş olarak
gücünü toplumun komünal değerlerinden aldığını bilerek,
bireyselliği ile toplumun komünal özünü korumaya ve
beslemeye çalışır. Bu bakımdan özgür yurttaş, bireysel
ve kolektif özgürlüklerin uyumlulaşması anlamında birey
ve toplum arasındaki optimal dengenin sağlandığı en
demokratik toplum yurttaşlığıdır.
Tüm toplumsal ilişkilerde kendini tanıma ve iradeli
kılma esastır. Toplum, bir egemenlik yöntemi olan
nesneleştirmeyi, irade kırmayı, yok saymayı,
ötekileştirmeyi reddeder. İradesi kırılan, özgürlük
zemini bırakılmayan tüm güçler, öz savunma ve direniş
gösterme hakkına sahiptir. Direniş ve öz savunmayı,
ekmek, su, hava gibi yaşamsal bir ihtiyaç olarak görür
ve anlama kavuşma mücadelesi olarak ele alır.
Toplum, kendini öz bilinçle oluşturur. Toplumsal bilinç,
demokratik toplumun olmazsa olmaz niteliklerindendir.
Toplumsal bilinci, tarihsel deneyimleri ve güncel
ihtiyaçları ile bütünleştirerek tarihi yaratır. Tarihten
kopmayı, hakikatten kopma olarak ele alır. Tarihini
anlamlı kılarken kendisi de anlama dönüşür. Öz bilinci
de bu temelde oluşur. Egemenlikli sistemin, toplumun tüm
alanlarına sızdırmaya çalıştığı iktidarı sürekli görünür
kılar ve yol açtığı sınıfsal bölünmeyi engelleyerek
kabuk bağlatılan toplumsal özü ortaya çıkarmaya çalışır.
İktidarcı ve egemenlikçi yaklaşımlarla daimi bir
mücadele halinde olur. Ahlakın gereği olarak tüm
toplumsal ilişkilerde açıklık esastır. Toplum
cinsiyetçilik, sınıfçılık, milliyetçilik, bilimcilik,
dincilik, sanatçılık (sanatın endüstrileşmesi) gibi
toplumu parçalayan iktidarcı zihniyet formlarını
reddeder ve toplumsal yaşamını cinsiyet özgürlükçü,
ekolojik, ekonomik ve demokratik temelde örgütler.
B) DEMOKRATİK TOPLUMUN TEMEL İLKELERİ:
1. Özgürlük ilkesi: Özgürlük tüm evrenin temel amacı
olduğu kadar toplum ve bireylerin de en temel amacını
oluşturur. Özgürlüğü evrendeki çoğullaşma, çeşitlenme ve
farklılaşmanın açığa çıkardığı çok seçenekli olma durumu
olarak değerlendirebiliriz. Toplumsal ahlak ve özgürlüğü
gerekli kılan da bu çoğullaşma, çeşitlenme ve
farklılaşmanın açığa çıkardığı çok seçeneklilik
durumudur. Bu bağlamda özgürlük, evrendeki her varlığın
seçim yapma kabiliyetini ifade eder. Özgür olmak, canlı
veya varlık olmanın doğal bir sonucudur. Bu nedenle
özgürlük herkes için doğuştan gelen temel bir haktır.
Özgürlük hakkı, herkesin yaşam, sürdürebilirlik ve
korunma koşullarına sahip olması durumudur. Bu anlamda
özgürlük biz-öteki ayrımını aşan ve herkesçe
paylaşılabilen bir gerçekliktir. Özgürlüğün kısıtlandığı
durumlarda direniş hakkı doğar. Bu bağlamda
cinsiyetçilik, sınıfçılık, milliyetçilik, dincilik ve
bilimcilik toplumun özgürlüğünü yok eden temel zihniyet
formlarıdır. Tüm toplumsal özgürlükler kadının
özgürlüğünden geçer. Kadın özgürlüğünün olmadığı bir
toplumda ne birey nede toplum özgürlüğü mümkün değildir.
2. Özgür Birey ve Özgür Toplum ilkesi; Birey, tarihsel
toplumun ürünüdür, onun somut ve güncel halidir.
Bireysel gerçekleşme toplumsuz mümkün değildir. Birey
toplumsuz, toplum bireysiz düşünülemez. Bu nedenle
toplumsal özgürlük olmadan bireysel özgürlük
gerçekleşemeyeceği gibi, bireysel özgürlük olmadan
toplumsal özgürlüğün gerçekleşmesi de mümkün değildir.
Birinin özgürlüğü ötekinin de özgürlüğünü
gerektirmektedir. Özgür birey ve özgür toplumsallığın
sağlanması, bireysel ve kolektif hak ve özgürlüklerin
uyumlulaşması şartına bağlıdır. Birey ve toplum
arasındaki bu optimal dengenin oluşturulabilmesi ise,
toplumsal ilişkinin kaynağında yatan kadının bireysel ve
toplumsal özgürlüğü sağlanmadan mümkün değildir.
3. Eşitlik ilkesi: Toplum farklılık ve çeşitlilik arz
eden bir yapıdır. Bu nedenle eşitlik, aynı eşit haklara
sahip olmak kadar, toplumsal farklılıkların
gözetilmesini de gerekli kılar. Farklılıkları esas alan
bir eşitlik anlayışına dayanır. Buna göre eşitlik, tüm
toplumsal varlıkların kendi tabiatından gelen
farklılığını ve özgünlüğünü yaşama, yaşatma, sürdürme ve
yaygınlaştırma koşullarına sahip olmasıdır. Herkes,
toplumsal yaşama kendi iradesini yansıtma ve toplumsal
hizmetlerden eşit yararlanma hakkına sahiptir. Özgürlük
farklılaşma kavramına bağımlıdır, bu anlamı ile
eşitliğin farklılaşma ile bağlanması durumunda
özgürlükle de anlamlı bağı kurulur. Bütün toplumsal
eşitsizliklerin kaynağında kadının sömürülmesi vardır.
Genel eşitlik ilkesi kadın için doğrudan eşitliği
sağlamadığından bu nedenle pozitif ayrımcılık ilkesi
eşitlenme düzeyini geliştirinceye dek bir eşitlik İlkesi
olarak uygulanmalıdır. Dolayısıyla cinsiyetçi zihniyet
aşılmadan ve kadın özgürlüğü sağlanmadan gerçek bir
toplumsal eşitlikten bahsedilemez.
4. Demokrasi ilkesi: Demokratik-ekolojik ve cinsiyet
özgürlükçü toplumsal sistemde demokrasi ilkesi esastır.
Demokrasi, toplumsal üretime, toplumun kolektif rızasına
ve gönüllülüğüne dayanan siyasi bir toplumsal sistemi
yaratmayı hedefler. Toplumun siyasal, sosyal, kültürel,
ekonomik vb alanlarının tümünde demokratik işleyiş ve
katılımını öngörür. Komünal yaşamı icra eder ve
toplumsal özgürlük mücadelesinin sürekliliğini sağlar.
Tüm toplumsal kesimlerin ve bireylerin toplumsal
politikaya iradeli katılımını gerçekleştirir. Demokratik
toplum demokrasisini demokratik siyaset olarak
gerçekleştirir. Demokratik siyaset olmadan demokratik
birey ve toplumların yaratılması mümkün değildir.
Demokratik siyaset, toplumsal politikanın en somut
halidir. Toplumun politik yoldan özgürleşmesi demokratik
siyasetle mümkündür. Demokratik siyaset ne aşırı kâr
hırsına, ne de bireysel ve kurumsal tembelliğe ve
sorumsuzluğa onay verir. Siyasi ve ekonomik tekelleşmeyi
toplumun demokratik ifade ve üretimi önünde temel engel
görür. Demokratik siyasette kadının toplumsal politikaya
özgür iradeli katılımı esastır. Kadın, demokratik
siyasetin temel dinamiklerinden biridir.
5. Barış ve Birlik İlkesi: Barış ilke olarak iktidar ve
devlet üstünlükleriyle sağlanan bir olgu değildir.
Toplum ve iktidar arasında yaşanan mücadelenin
sonucunda, devlet ile demokrasinin toplum lehine ilkeli
uzlaşması durumudur. Bu açıdan barış, ancak öz savunma
temelinde geçerli olabilir. Öz savunması olmayan bir
barış, teslimiyettir. Bu açıdan silahların susması,
ancak toplumun ahlaki ve politik kurumsal işleyişine
rıza temelinde gerçekleşebilir. Politik ve ahlaki çözüm
ihtiva etmeyen bir ateşkes, barış olarak yorumlanamaz.
Barış; ne tümüyle savaş halinin ortadan kaldırılmasıdır,
ne de bir tarafın üstünlüğü altındaki istikrar ve
savaşmama halidir. Barışta taraflar vardır ve bu
taraflardan birinin kesin üstünlüğü söz konusu değildir.
Barış, hangi taraf (haklı-haksız) olursa olsun, üstünlük
(silahla) sağlamadan savaşı durdurmayı karşılıklı olarak
kabul etmeleri durumunda gündeme gelebilir. Barış
toplumsal düzen açısından da toplumsal farklılıkların
birliğini ve uyumunu ifade eder. Kültürün taşıyıcısı
olan özgür kadın, toplumsal barış ve birliğin esas
sağlayıcısıdır. Anne olarak çocukları yetiştirirken
onlara iyiliği, yurtseverliği ve insan severliği
aşılayarak, toplumsal barışın yaratılmasında etkin bir
rol oynar. Barış tabiatı gereği de kadının politik ve
ahlaki kimliği olarak anlam kazanır. Kadın binlerce yıl
sınıfsız, devletsiz ve iktidara dayanmadan neolitik
modernitesinin inşa gücü olarak ahlaki ve politik
kimliği geliştirmiştir. Günümüze kadar demokratik
modernite gücü olarak devletleştirme, sınıflaştırma ve
iktidarlaşmaya dayalı sistem karşıtı direniş gücü olmuş
ve sömürge savaşlarına karsı duruşu yaşamıştır. Bu
nedenle kadın toplumsal barışın garantisidir.
Farklılıkların bir arada yaşamasında birlilik ilkesi
demokratik toplumu güçlendirir. Farklılıklar bölünme,
parçalanma, tek tipleşme, savaş ve çatışma nedeni değil,
tersine zenginlik kaynağıdır. Birlik ilkesi olmadan
tarihi-kültürel zenginlik ve değerler korunamaz. Farklı
ulusların bir arada yaşamasından tutalım da en küçük bir
çeşitliliğin kendi özsel varlığını koruyarak bütüne
katılma, bütünün de bu çeşitlilikten meydana gelme
yeteneğini gösterir.
6. Toplumsal Komunalite ve Dayanışma İlkesi: Toplumu
oluşturan tüm bireyler, duygu, düşünce ve ortak çıkarlar
temelinde birbirlerine karşılıklı bağlanır. Birey
toplumsuz var olamayacağı gibi, toplum da özgür
bireylerin karşılıklı sorumluluk, bağımlılık ve özgüce
dayalı katılımı olmadan var olamaz. Toplum varlığını
komünalite ve dayanışmaya borçludur. Tersi durum
toplumun yıkılışıdır. Bu nedenle kapitalizm bir toplum
biçimi değil, toplumu sömürmenin sermaye düzenidir.
Demokratik toplum kendini ilgilendiren tüm kararları
kominalite ve dayanışma ilkesine dayalı birey ve
toplumun optimal dengesini koruyarak ortak alır. Ortak
kararın oluşmadığı yerlerde, ikna gücü devreye girer. Bu
tür durumlarda zor asla bir yöntem olarak tercih
edilmez. Yöntem, ikna gücünü oluşturmak, oluşmadığı
durumlarda ise ilkeli uzlaşılar gerçekleştirmektir. Esas
olan, özgürlük ilkesini gözeterek ortak kararların
çıkarılmasıdır. Kadının özgür iradesi ile kolektif
yaşama katılımı esastır. Toplumsal kolektivizm gücünü
kadının örgütlülüğünden, dayanışması ve birliğinden
alır.
7. Ekonomik ilke: Ekonomi tarihsel olarak yaşamın
sürdürülmesinde toplumsal bir eylemdir. Ekonominin
anlamı ev yasası, evi güçlendirme kurallarıdır. Bu
nedenle kadının geliştirdiği bir toplumsal faaliyettir.
Hiçbir birey ve devlet ekonomik eylemin aktörü olamaz.
Dolayısıyla ekonomi toplumun en temel demokratik
eylemidir. Tüm toplumsal kesimler ve bireyler ekonomik
yaşama katılma ve kendi ekonomik gelişmelerini özgürce
sağlama hakkına sahiptir. Herkesin ekonomik haklardan
yararlanma hakkı vardır. Toplumun tüm ekonomik
haklarından kadınların da eşit olarak yararlanma hakkı
vardır. Kadının ekonomik faaliyetten dışlanması ve
sömürgeleştirilmesi karşısında direniş hakkı doğar. Aynı
zamanda komünal ekonomik sistemini geliştirme
sorumluluğu da vardır. Kadının özgün olarak
kooperatifçilik başta olmak üzere, ekolojik bilince
dayalı üretim modellerini geliştirmesi esastır.
8. Kültürel ilke: Kültür toplumsal yasam tarzıdır.
Toplumun üretim biçimi, düşünüş tarzı, sosyal karakteri,
ahlaki ve politik davranış özellikleri ve dünyayı
algılama biçiminin oluşturduğu kültürel yapı aynı
zamanda her toplumun farklılığına göre oluşur. Toplumsal
farklılık kültürel alanda kendisini karakterize eder. Bu
temelde her birey, grup, etnisite ve ulusun özgürlüğünü
yaşama ve geliştirme kurallarından biri kültürel
kimliğini yaşama, koruma ve geliştirme hakkıdır.
Neolitik modernite ve tarihsel süreçler boyunca gelişen
tüm demokratik modernite yaşamları kadının kültürel
doğuş ve gelişim çağlarını ifade eder. Kültür kadının öz
kimliğidir. Tarım, yurtlaşma, doğal inanışlar, dil,
sanat ve bilim kadının kültürel hakikatler ve kültürün
başat konumları olarak tarihi ve günceli oluşturmuştur.
Bu temelde kadının kültürel yaşamını örgütleme,
geliştirme ve koruma hakkı en kutsal haklarından
biridir. Kadının kültürel yaşamı engellendiği ve
kültürel yozlaşma ve kültürel soykırım tehdit ve
tehlikesi ile yüz yüze kaldığı takdirde direniş hakkı
doğar.
9. Sosyal İlke: Sosyalite kadın etrafında oluşmuştur.
Kadının geliştirdiği sosyalite özgürlük-eşitlik ve
adalet ilkelerine dayalıdır. Kadının maddi ve manevi
dünyası bu ilkeleri ahlaki ve politik kurallara
bağlamıştır. Bu ilişki sisteminde egemenlikli-tahakkümcü
ve iktidar ile baskılayan bir yaklaşım yoktur. Toplum
kadının oluşturduğu yasalar, ilkeler ve kurallar
çerçevesinde öz değerlerini oluşturmuştur. Kapitalist
modernite kadın etrafında gelişen bu sosyaliteyi ortadan
kaldırmaya, toplumun ahlaki politik dokusunu yok etmeye
çalışmaktadır. Dolayısıyla tüm sosyal grupların ve
kadının sosyal yaşamını özgürlük ilkesi temelinde
geliştirme ve koruma hakkı en temel yaşamsal haklarından
biridir. Sosyal özgürlükler engellendiği taktirde
mücadele etme hakkı vardır.
10. Estetik ilkesi: İyilik ve kötülük, güzellik ve
çirkinlik, doğruluk ve yanlışlık yargıları estetik
kuralları oluşturur. Bu iyi düşünme, doğru davranma ve
güzel yaşama karşılık gelen felsefik algılamaları,
ahlaki tutumları ifade eder. Kapitalist modernite
estetik yargıyı günümüzde dış görünüş, kadının fiziksel
sömürü aracı ve metalaşma konusu haline getirmiştir.
Egemen erkek beğenilerine dayanan estetik anlayış
kültürel yozlaşmayı geliştirmektedir. Moda ve kozmetik
sektörü bu çarpıtılmış estetik anlayışa
dayandırılmaktadır. Kadının, estetiği ahlaki ve felsefik
içeriğinden boşaltan bu tarz anlayışlara karşı mücadele
geliştirme hakkı vardır. Ve bu estetik ilkeyi özgürlük
kültürü olarak benimser. Yaşamı sanatsal bir estetikle
inşa eder.
11. Toplumun Öz Savunma İlkesi: Öz savunma, ahlaki ve
politik toplumun güvenlik politikasıdır. Her toplumsal
zümrenin kendi özgünlüğünü ve farklılığını koruma ve
direniş eylemliliğini gerçekleştirmesi öz savunma
kapsamındadır. Öz savunma, devlet militarizmine ve
bireysel-toplumsal özgürlüğü ve yaşam hakkını tehdit
eden her türlü yönelime karşı birey ve toplumların öz
savunmasıdır. Devletçi ve cinsiyetçi anlayışların ve
kurumsallaşmaların her türlü yönelimine karşı kadının
kendi öz savunmasını geliştirmesi temel bir haktır.
3. BÖLÜM:
TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜKLER, HAKLAR VE GÖREVLER
A) ÖZGÜR KADIN - DEMOKRATİK TOPLUM - ÖZGÜR YURTTAŞ:
Demokratik toplum, ahlaki ve politik toplumsallığın
işlevsel kılındığı, toplumsal ve bireysel özgürlüklerin
optimal dengesinin oluşturulduğu, doğa-toplum
birlikteliğinin sağlandığı, toprağa dayalı kadın
ekonomisinin geliştirildiği ve özgür iradeli kadının
gerçekleştirildiği ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü bir
yapıdır. Demokratik toplumun asli gücü özgür iradeli
kadındır. Özgür kadınla düzenlenecek yaşam ortaklığı;
güzelliği, iyiliği ve doğruluğu en mükemmel düzeyde
sağlayabilme yeteneğindedir. Demokratik toplumsallık,
kadın-erkek, yaşlı-genç, özne-nesne ve ast-üst
biçimindeki ayrıştırmaları bünyesinde barındırmaz.
Toplumsallığın birlikteliği, kolektivizm ve dayanışma
ile sağlanır. Toplumsal ilişkiler, birbiri ile doğal ve
karşılıklı bir bağ içindedir. Toplumun esası, yarattığı
bu karşılıklı bağ içinde özgür tercihli ve öz iradeli
düzen dahilinde politikasını yürütür. Toplum ihtiyaçları
temelinde değiştirip dönüştürebileceği, bürokratik
olmayan ve toplumsal ihtiyaç olmaktan çıktığında ortadan
kaldırılabilecek esnek kurumlaşmalar yaratır. Demokratik
toplumun bireyi, bünyesinde toplumsallığı taşır; öz
gücünü toplumsal kolektivizmden alır ve özgür iradesi
ile toplumsal kolektivizme güç katar. Toplum da birey
kimliğini iradeli kılarak özgür yurttaşı yaratır.
Bu temelde;
1. Toplum ahlaki-politik zihniyet ve yapılanmaları ile
toplumsal birliğini sağlar.
2. Toplumsal faaliyetlerini tabanda oluşturulan yerel
örgütlenmelerdeki demokratik ekolojik, ekonomik ve
cinsiyet özgürlükçü icra organları tarafından yürütür.
3. Toplumsallığın inşa gücü ve sürdürücüsü olan kadın
her düzeyde örgütlenme, direnme hakkına sahiptir. Kadını
ilgilendiren konularda kadın iradesine rağmen alınan
kararların kadın için bağlayıcılığı yoktur.
4. Kadını ilgilendiren, kadının toplumsal konumuna,
rolüne, katılımına ilişkin her türlü kararı, kadının
kendisi alır.
5. Canlı bir organizma olan toplum sürekli özgürlük
zemini oluşturur. Tüm toplumsal kurumlaşmalarını ve
örgütlülüğünü bu özgürlük ilkesine dayandırır.
6. Toplumsal kimlik çoklu özelliklere sahiptir.
Cinsiyet, dil, inanç, etnik kimliklerin hiçbiri bir
diğerinden üstün değildir. Hiçbir kimlik bastırılmaz,
ötelenmez, asimile edilmez, yok edilmez. Hiçbir
toplumsal kimlik, soykırıma maruz bırakılamaz, tehcir ve
tenkil edilemez.
7. Toplumsal kimlikler tüm diğer kimliklerle ilişki
halindedir. Esnek ve değişken, farklılaşmaya açık ve
özgürdürler.
8. Toplumsal birlik ve tüm yaşamsal ihtiyaçlar,
dayanışma ve kolektivizm ilkesi esas alınarak
karşılanır.
9. Düşünce ve eylem gücü toplumsal özgür irade olarak
kendisine aittir. Toplum üstü bir güçle paylaşılmaz ve
devredilmez.
10. Birey devletin kulluk düzenine bağlı yurttaşı değil,
toplumun özgür yurttaşıdır. Özgür yurttaş toplumsal
yaşama nitelikli ve öz iradesi ile katılım sağlar. Özgür
yurttaş çoklu kimliklere sahiptir. Hiçbir kimliği
bastırılamaz, ötelenemez, asimile edilemez ve yok
sayılamaz.
11. Özgür yurttaş seçme ve seçilme, örgütlenme,
düşüncesini özgürce ifade etme hakkına sahiptir.
12. Her özgür yurttaş yaşadığı yereldeki demokratik
örgütlenmelerde yer alır. Tartışma ve karar alma yetkisi
tabana aittir.
13. Her özgür yurttaş, karar alma ve uygulamada adil ve
eşit haklara sahiptir.
14. Tüm toplumsal, örgütlenmeler, kurumlaşmalar ve
birimler demokratik işleyişi esas alır ve demokratik
siyasete katılır.
15. Cinsiyetçi toplumla mücadele; kadın kadar erkeğin de
en temel görevidir. Demokratikleşmenin ve özgürleşmenin
biricik yolu, erkek egemen zihniyet, ahlak ve kültürüyle
mücadele etmektir. Demokratikleşme köle kadın ve egemen
erkek ikileminin aşılmasıyla mümkündür.
16. Demokratik toplum, devletçilik, iktidarcılık
cinsiyetçilik, milliyetçilik, bilimcilik, dincilik,
sanatçılık (sanatın endüstrileşmesi), sınıfçılık gibi
toplumu parçalayan zihniyet formlarını eşitliğin,
özgürlüğün ve demokrasinin önünde engel olarak görür ve
bunlarla mücadele eder.
17. Tüm toplumsal örgütlenmeler ve kurumlaşmalar zor ve
şiddet devreye girdiğinde örgütlü veya bireysel
demokratik direniş geliştirme hakkına sahiptir.
18. Toplumsal yapı, yabancılaştırma, toplumsallığından
koparma, toplumsal düzeni bozma, yok etme girişimleri
karşısında öz savunma hakkına sahiptir.
20.Kapitalist modernitenin yozlaştırıcı estetik
anlayışına karşı, ahlaki ve politik toplumun iyi
düşünme, iyi konuşma ve iyi davranma biçimindeki estetik
anlayışını geliştirmeyi esas alır.
B)SOSYAL İLİŞKİLER: Kadın-erkek ilişkisi tüm toplumsal
ilişkilerin kaynağını oluşturur. Bu nedenle özgür toplum
kadın-erkek ilişkisinin özgürleştirici temelde
gelişimiyle mümkündür. Özgürleştirici ilişkide,
geleneksel kadın ve egemen erkek ikilemini aşan eşit ve
özgür birliktelik esastır. Tahakkümcü, mülkleştirici ve
egemenlikçi yaklaşımlar kabul edilmez, kadının özgür
iradesi esas alınır. Özgür kadın, toplumsal yaşamın
öznesi olarak yaşama katılır. Toplumsal yaşamın özgürlük
ölçütü olarak anlam kazanır.
Buna göre;
1. Tüm toplumsal ilişkilerde özgürlük, eşitlik ve öz
iradeyi tanıma esastır.
2. Yaşam ilişkilerinde egemenlikli ve köle yaklaşımı
reddeder. Anlamlı birlikteliği esas alır.
3. İlişkilerde ahlakı ve politik ilkelere dayalı
birliktelik esastır.
4. Erkek, kadın karşısında iktidarcı, köleleştirici
mülkleştirici ve egemenlikli yaklaşım geliştiremez.
5. Toplumsal cinsiyetçi ve iktidarcı paradigmadan
beslenen yaşam ilişkilerini reddeder.
6. Kadının ve toplumun ahlak ilkesi; kadın kimliği ile
yaratılan, tüm toplumsal değerleri besleme, geliştirme
ve iradeli kılmaktır. Kadını, erkeğin malı olarak gören
namus anlayışı ile tüm toplumsal yapı mücadele eder.
7. Kadının iradesinin, kimliğinin, kişiliğinin ve
yarattığı tüm toplumsal değerlerin gasp ve talan
edilmesini tecavüz kültürü ve toplumsal ahlakın
bozulması olarak görür. Buna karşı toplumsal mücadele
geliştirir.
8. Kadına yönelik cinsel, psikolojik, fiziksel vb
şiddete karşı mücadele amacı ile kurumsal (özgürlük
alanları, sosyal hizmet merkezleri vb.) çalışmalar
yürütür.
9. Kadını iradesizleştiren, nesneleştiren, metalaştıran
ve cinsel obje olarak kullanan yaklaşımlarla mücadele
eder.
10. Kadına karşı geliştirilen cinsel istismar ve tecavüz
saldırılarında kadının mağduriyetini görmezden gelen
cinsiyetçi toplumun suçlayıcı geri-geleneksel
yaklaşımlarını mahkûm eder ve buna karşı kadınının
öz-savunmasını ve mücadelesini geliştirir.
11. Tecavüz kültürünü sıradanlaştıran ve normalleştiren
cinsiyetçi toplum yaklaşımını ve devlet politikasını
mahkûm eder. Tecavüzü kadının şahsında toplumun
iradesine ve onuruna yapılmış bir saldırı olarak görür
ve bunun karşısında mücadele eder.
12. Kadının maddi ve manevi dünyasına hiçbir biçimde
şiddet, tecavüz ve gasp gerçekleştirilemez.
Gerçekleştirildiği durumlarda kadın öz savunmasını yapma
hakkına sahiptir.
13. Her kadın zorla benimsetilmiş ve iktidarın akış
biçimlerinden olan içselleştirilmiş köleliğe karşı; cins
bilincini, tarihsel toplum bilincini, demokratik direniş
kültürünü ve öz-savunmasını geliştirerek mücadele eder.
14. Demokratik toplum inşası tamamlanıncaya kadar, tüm
toplumsal alanlarda kadına pozitif ayrımcılık ilkesi
uygulanır.
15. Çalışma alanında kadına uygulanan ayrımcılığı
reddeder ve kadın istihdamı için gerekli meşru ve yasal
girişimlerde bulunur. Toplumsal çalışma alanında kadın
ucuz iş gücü olarak değerlendirilemez. Kadının yaşamın
tüm alanlarında harcadığı emek, toplumsal değerdir.
16. Analık emeği, en büyük toplumsal emektir. Analığın
toplumda maddi ve manevi değer olarak görülmesi için
mücadele eder.
17. Kadın, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal tüm
toplumsal alanlarda örgütlü kadın kimliği ile yer alır.
Gençlere ilişkin;
1. Gençlik ahlakı ve politik toplumun en özgür ve
dinamik gücüdür. Gençlerini kaybeden toplum veya
toplumunu kaybeden gençlik yenilmiş olmaktan öte, kendi
varlık hakkını kaybetmiş, ona ihanet etmiştir.
2. Toplum gençlerinden yoksun bırakılamayacağı gibi,
gençler de toplumsal öze yabancılaştırılamaz.
3. Gençlerin eğitme görevi, toplum dışında hiçbir güç,
devlet veya iktidar aygıtıyla paylaşılamaz,
devredilemez.
4. Gençler tüm toplumsal bilgi ve tecrübeyi biriktiren
başta yaşlılar olmak üzere tüm toplumun tecrübelerinden
yararlanma hakkına sahiptir.
5. Gençleri baskı altına alan tüm devletçi yapılanmalara
ve jerontokratik anlayışlara karşı mücadele edilir.
6. Gençler üzerindeki erkek egemenliğine ve iktidar
otoritesine karşı, gençliği iradeli kılma mücadelesi
yürütülür.
7. Gençliği devletçi ve iktidarcı sistemlerin militer
gücü haline getiren yapılanmalara karşı mücadele edilir
ve vicdani ret bir hak olarak benimsenir.
8. Erkeğin egemenlikçi yaklaşımlarına en fazla maruz
kalan iki toplumsal güç olarak gençlik ve kadının
mücadelesi birbirini güçlendiren ve ortaklaşan bir
mücadeledir.
9. Genç kadına yönelik erken yaşta evlendirme, fuhuş,
tecavüz ve şiddetin tüm biçimlerine karşı mücadele
yürütülür.
10. Gençler, aileler tarafından mülkleştirilemez. Aile
şiddetine karşı gençler toplumsal korumaya alınır.
Çocuklara ilişkin;
1.Toplumun geleceğini, akışkanlığını ve yenilenmesini
sağlayan küçük bireyleridir. Her herkes 18 yaşına kadar
çocuk haklarından yararlanır.
2.Dünyaya gelişlerinden itibaren yaşayacakları mekânın
ve zamanın özgür ve sağlıklı oluşumundan toplumun tümü
sorumludur.
3.Salt soy sürdürme anlayışı ile sonsuzluk, ebedileşme
anlayışı ile nüfus artırılamaz.
4.Çocuğun eğitiminden başta kadın olmak üzere anne-baba
ve toplumun tüm kesimleri sorumludur. Eğitim kolektif
bir faaliyettir.
5.Çocuğun eğitimi toplum dışında bir başka güce (devlet)
devredilemez.
6.Bağlı olduğu toplumun tüm değerleri, gelenekleri,
kültürü, dilini öğrenme hakkına sahiptir.
7.Beslenme, korunma ve yaşamını sürdürebilmesinden başta
aile olmak üzere tüm toplum sorumludur.
8.Çocuğun doğumunda, kadının özgür iradesi ve tercihi
esastır.
9. Çocuklara yönelik aile içi ve dışında her türlü
şiddet suçtur. Çocuklar toplumsal korumaya alınır.
10.Çocuk sevgi, saygı ve ilgiden mahrum edilemez
11.Ana dilde eğitim her çocuğun en temel hakkıdır.
12.Çocuk istismarı(seks ve reklam aracı) toplumsal
suçtur. Buna karşı mücadele toplumsal görevdir.
13. Çocuklar toplumsal cinsiyetçi zihniyetle eğitilemez.
14. Asimilasyonun derinleştirildiği kurumlar olan
YÎBO’lara karşı alternatif eğitim kurumları
geliştirilir.
15. Çocuk yaşta çalıştırılmayı suç sayar. Ancak çocuk
yaşta çalışmayı zorunlu kılan ailenin sosyal
güvencelerinin sağlanması için de mücadele yürütür.
16. Savaş mağduru çocukların eğitim ve sağlık başta
olmak üzere diğer ihtiyaçlarından tüm toplum sorumludur.
Yaşlılara ilişkin;
1. Yaşlılık yaşanmışlıktır, insan yaşamının doğal bir
evresidir. Yaşlılar toplumun tecrübe kaynağı olarak ele
alınır. Tecrübelerini tüm diğer toplumsal kesimlere
aktarır.
2. Yaşlıların bakım ihtiyacı ve yaşamsal tüm
ihtiyaçları, toplumsal kolektivizm içerisinde
karşılanır. Sağlıklı bir yaşam imkânı, toplum tarafından
oluşturulur ve korunur.
3. Yaşlılar toplumsal üretimden tamamıyla koparılamaz.
Güçlerine ve yeteneklerine göre üretime
katılabilmelerinin koşulları oluşturulur.
4. Yaşlılar için gerekli ilgi, saygı ve sevgi
görebilecekleri ortamlar yaratılır.
5. Yaşlıların sağlık güvencesi, kültürel ve sosyal
yaşama katılım haklarının sağlanması için tüm toplum
mücadele yürütür.
C)DEMOKRATİK AİLE VE ÖZGÜR BİRLİKTELİK:
Demokratik aile, sistemin sürekliliğini sağlayan ve tek
taraflı erkek temelli aile ilişkisini reddeder. Verili
aile modelini erkeğin küçük devleti ve hanedanı olarak
rol biçilen ideolojik bir kurumlaşma olarak
değerlendirir. Buna karşı kadın ve erkeğin özgür
birlikteliğinden oluşan ve her ikisinin ortak iradesine
dayalı yürütülen demokratik aileyi gerçekleştirir.
Demokratik ailede birbirini mülkleştirme ilişkileri
yerine özgür tercihli ve özgür iradeli bireylere dayalı
gönüllü ve özgür birliktelik esastır. Taraflardan
birinin istemi üzerine birlikteliğe son verilir. Aile
demokratik toplumsallaşmanın hizmetinde olur ve toplumun
kadın lehine demokratikleşmesinde rol üstlenir.
Kendisini aile kurumu olarak gerçekleştirmeyi
hedeflemeyen kadın ve erkek birliktelikleri de özgür
birliktelik temelinde gerçekleştirilir. Özgür
birliktelikler, toplumsal hakikate ulaşmış, toplumsal
güce ve bilgeliğe sahip özgür bireylerle mümkündür.
Toplumsal hakikate ulaşılmadan aşka ve sevgiye dayalı
özgür birliktelikler gerçekleştirilemez. Aşk, özgür
yaşam arkadaşlığıdır, birlikteliğidir. Köleliğe,
tecavüze, iktidara bulaşmış kişiliklerde aşk
gerçekleşemez. Bu nedenle aşkın gerçekleşmesi, insan
ahlakındaki karşılıklı özgürlük düzeyinin gelişimine
bağlıdır.
Bu temelde;
1. Demokratik toplumda ailenin oluşumu, tarafların özgür
tercihi ve öz iradeli kararı ile gerçekleştirilir. Zor,
tehdit, berdel ve ekonomik, siyasi çıkarlar üzerinden
oluşacak aileyi reddeder.
2. Verili toplumdaki aile modellerinin demokratik
temelde değiştirilip dönüştürülmesi için eğitim ve
bilinçlendirme faaliyeti yürütülür.
3. Resmi toplumun kadın-erkek birlikteliğine ilişkin
karılık ve kocalık tanımlamalarını mal-mülk ilişkisi
olarak değerlendirip reddeder. Buna karşı özgür yaşam
arkadaşlığını geliştirir.
4. Ailenin tüm üyeleri, aileyi ilgilendiren kararları
kolektif alır.
5. Aile içerisinde babada somutlaşan iktidarın çocuk ve
kadın üzerinde gelişen yaklaşımlarını reddeder. Aile
ilişkilerinde sevgi ve saygıya dayalı demokratik ilişki
esastır.
6. Çocuğun toplumsallaştığı ilk evre olarak demokratik
aile, toplumsal ahlaki bilincin oluştuğu, yeni nesillere
kültürel akışın sağlandığı kurumlaşmalardan biri olarak
ele alınır.
7. Aile içi ilişkilerde kadın ve erkek adil, eşit ve
kolektif haklara sahiptir.
8. Aile içi şiddetin geliştiği durumlarda aile
kurumlaşmasının sürdürülemezliği ortaya çıkar.
9. Ailenin sürdürülmesine yüklenilen toplumsal
sorumluluklar kadın ve erkek tarafından eşit ve adil
temelde yürütülür. Cinsiyetçi toplumun kadın ve erkeğe
yüklediği toplumsal rolleri reddeder. Ailenin
sürdürülmesinde kadın ve erkek eşit ve adil
sorumluluklara sahiptir.
10. Tarafların mülkleştiği evlilik sözleşmelerini
reddeder.
11. Çocuk doğumu, kadın bedeni, duygu ve düşünce
dünyasında etkili olduğundan kadının iradesine bağlıdır.
12. Cinselliğin iktidar ve sömürü olarak kullanılmasını
reddeder.
13. Kadının cinselliğini metalaştıran, kadının cinsel
düşüşü ile iktidarını güçlendiren devletçi toplumun
anlayışlarına karşı mücadele eder. Erkeğin cinselliğe
dayalı iktidarcı yaklaşımını reddeder ve buna karşı
mücadele yürütür.
14. Ailede kadın istemi dışında, erkeğin zora dayalı
cinsel yönelimini tecavüz olarak ele alır.
15. Tecavüz kültürünün aşılması için mücadele etmek en
temel görevlerden biridir.
16. Karşılıklı güveni, saygıyı, sevgiyi ortadan kaldıran
her türlü ilişki ve davranış biçimlerini reddeder.
D)DEMOKRATİK SİYASET:
Demokratik siyasetin temel amacı demokratik toplumun
oluşumudur. Toplumun ortak işlerinin tartışma ve
kararlarla yürütülmesini sağlar, toplumsallığı
güçlendirir. Siyaset ancak toplumdaki tüm kesimlerin
katılımı ile demokratikleşebilir. Bu nedenle siyaseti
tabandan geliştirerek demokratik siyaseti geliştirir.
Toplumsal tüm kesimlerin farklılıklarına saygı temelinde
eşitlik ve uzlaşı gereği farklılık zeminlerini yaratır
ve ortak tartışma, ortak karar alma ve ortak uygulama
sistemini örgütler. Kadının özgürlük düzeyi ve
demokratik siyasete katılımı demokratik siyasette bir
kriterdir. Genel demokrasi hareketi ve araçları kadını
içermeyebilir. Bu nedenle kadın kendi öz araçları ve
mücadelesi ile genel demokrasi mücadelesinde belirleyici
bir güçtür. Kadın kendi kongre, meclis, komün gibi
demokratik siyaset kurumlarını oluşturur ve mevcut olan
demokratik siyaset örgütlenmelerinde kendi öz iradesi ve
öz örgütlülüğü ile yer alır. Demokratik konfederal
örgütlenmelerde kadın aktif rol alır.
Bu temelde;
1.Demokratik siyaset, kadının toplumsal ihtiyaçlarını
tartışma, karar alma ve uygulama hakkına sahip
olmasıdır.
2.Tüm toplumun farklılıklarına saygıyı, farklılık
temelinde, birlik, eşitlik ve uzlaşı anlayışını
geliştirir.
3.Demokratik siyaset; partiler, gruplar, meclisler,
medya, sendika, birlik, dernek gibi demokratik
örgütlenmeleri kapsar.
4.Toplumu demokratik siyasete katma amaçlı, sürekli
topluma dönük eğitim çalışmaları yürütür ve siyaset
akademileri oluşturur.
5.Hiçbir demokratik siyaset örgütlenmesi belli bir
toplum üstü grubun iktidarını hedefleyemez.
6.Demokratik siyaset araçları devletin uzantısı işlevini
görmez, toplumu devlete bağlamaz, devlet ve toplum
arasında mesafeyi korur ve toplumun çıkarlarını esas
alır. Devletle ilkeli uzlaşıyı öngörür.
7.Toplumun karmaşık yapısı içinde yatay ve dikey
örgütlenmelere gider.
8.Kadın ve gençlik, demokratik siyasetin temel dinamik
güçleridir.
9.Kültürel, etnik, ulusal kimlikler demokratik siyasi
örgütlenme hakkına sahiptir.
10.Demokratik siyaset iktidarı hedeflemez ancak,
demokratik toplum ve siyasetin önünü açma hedefiyle
devleti duyarlı hale getirmek için sistem meclislerinde
yer alabilir. Bu yer almada ilkesel yaklaşım toplumsal
özgürlüğün inşa edilmesidir.
E) ÖZ SAVUNMA:
Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik
politikasıdır. Birinci doğada var olan savunma
refleksinin örgütlü hali öz savunma kurumlaşmalarıdır.
Öz savunma demokratik siyasetin yoğunlaşmış halidir.
Toplumsallığın ahlaki ve politik dokusunun işlevli
olmasının ve demokratik siyasetin toplumsal yapıda
işlerlik kazanmasının temel gücüdür. Toplumun ahlaki ve
politik yaşamına karşı içten ve dıştan gelebilecek
çürütme, yozlaştırma, çatıştırma, gerginlik, tahakküm
altına alma, sömürgeci dayatmalar, yaşamı ve güvenliği
tehdit eden yönelimler, iradesizleştirme, teslim alma,
kırıma uğratma türünden saldırılara karşı toplumun
varlığını savunma politikasıdır. Kendisi olmakta ısrar
eden toplum bu tutumunu ancak öz savunma olanakları ve
kurumlarıyla geliştirebilir. Bu nedenle ahlaki ve
politik toplum, bireyleri ve kurumları açısından öz
savunma bir hak olmakla birlikte temel bir görevdir.
Bu temelde;
1. Öz savunma militarist yapılanmaların saldırılarına ve
yönelimlere karşı toplumun öz savunma hakkı ve
görevidir.
2. Kadın, öz savunma görevini hiçbir gücün insafına
bırakamaz, teslim edemez, devredemez.
3. Kadın, öz savunma örgütlenmelerini ve demokratik
direniş çizgisini geliştirir.
4. Ahlaki ve politik toplumun demokratik siyaset
iradesinin önündeki engelleri ortadan kaldırır ve
etkisizleştirir.
5. Kadının öz savunma örgütlenmesi toplumun temel
kurumlaşmalarından biridir.
6. Öz savunma kurumlaşmaları tek başına karar alma gücü
değildir. Öz savunma güçleri tipik bir devletçi ordu
olmayıp gücünü toplumdan alır, asayiş, milis gibi
örgütlenmelere gider. Demokratik kurumlaşmaların
kontrolü altındadır.
7. Öz savunma demokratik toplumun bir kurumu olarak
demokratik konfederal sistemin örgütlenmelerinden
biridir.
8. Soykırım, katliam ve tehcire karşı direnme hakkını,
hiçbir demokratik imkanın kalmaması halinde, ayaklanma
ve halk savunma güçleri biçiminde ortaya koyar.
9. Askeri, ideolojik, sosyal, kültürel ve tüm toplumsal
gerici saldırılar karşısında kadın hem bireysel hem de
örgütlü öz savunma gücünü geliştirir.
F) EKONOMİ:
Ekonomi; kadının üretim ve beslenmeyi toplumsallığa eşit
ve adil temelde paylaşımı yasalarıdır. Kadının doğal
toplumsal mesleği ve eylemidir. Toplumsal yapı, en temel
ihtiyacı olan beslenmesini ve üretimini kapsar.
Toplumsal ekonomi, kolektif oluşturulur ve temel
dayanağı topraktır. Kapitalist modernist sistemin ortaya
çıkarmış olduğu ekonomi politikaları toplumsal ekonomiyi
yok eden, toplumu kar sermaye ilişkiler sistemine
dönüştüren araçlar yaratmaktadır. Örneğin en tarihsel,
toplumsal bir kurum olan ananlık emeğinin karşılığını
hiçbir patron, işçi, köylü, birey ödeyemez. Bu denli
zorlu eylemli, yürek ve akıl dolu, sürekli ayaklanma
halindeki kadına ücretsiz emekçi muamelesi yapmak
kapitalist modernitenin kar kanunu ile açıklanabilir. Bu
nedenle kapitalist modernitenin ortaya çıkarmış olduğu
sahte, ekonomi karşıtı politikaları ile mücadele
halindedir.
Bu temelde;
1. Tarım, toplumun maddi ve manevi kültürünü ortaya
çıkaran unsurdur. Tarım, toplumun beslenme sorununu
çözmenin yanı sıra, zekâ, dil, nüfus, yönetim, savunma,
yerleşme, din, teknik, giyim, etnik başta olmak üzere,
temel maddi ve manevi kültür araçlarının oluşumu ve
süreklileşmesinde de başattır. Dolayısıyla toplum
tarafından korunmak durumundadır. Bu temelde demokratik
uygarlığın ekonomik temeli toplumsal artık değer üzerine
kurulu sermaye tekelleri ile daima çelişki ve çatışma
içindedir.
2. Kadının temel işlevi olan ekonomik faaliyetini gasp
eden, tüm toplumsal değerleri ve alanları gasp kültürü
ile donatan, ekonomizmi, endüstriciliği,
ulus-devletçiliği toplumsallığa karşıt olarak görür ve
karşısında eko-ekonomiyi örgütler.
3. Ekolojik örgütlenmeyi ekolojik tarım, eko endüstri
anlayışı temelinde geliştirir.
4. Finans kapital, tekelci sermayenin oluşturmuş olduğu
kara dayalı tüm politikaları reddeder ve buna karşı
komünal ekonomik modeli örgütler.
5. Tüm toplumsal güçler gelir dağılımından eşit ve adil
yararlanma hakkına sahiptir.
6. Emek yabancılaşmasına karşı toplumsal emek bilincini
geliştirir. İşçi-patron ilişkisine dayalı emek teorisini
toplumsal emeğe yabancılaşma görür. Sınıfçılaştıran,
cinsiyetçi emek tanımına karşı kadının çocuk doğumu ve
yetiştirmesini, ev içi emeğini ve toplumun maddi- manevi
tüm üretim süreçlerini emeğin temel tanımları olarak
niteler.
7. Ekonomide kadına pozitif ayrımcılık ilkesi uygulanır.
Ev ekonomisini temel bir ekonomik faaliyet olarak görür.
Bunun karşısındaki emek gaspı ve inkarcılıkla mücadele
eder.
8. Ekonomi, temel ihtiyaçlara dayalı yürütülür. Tekel
karına öncelik veren endüstriyalizmin tüm politikalarını
reddeder.
9. Toplumsal üretimde kâr marjı, artı değer yaratma
değil, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi esastır. Aksi
durumlar ahlaki politik suç kapsamında ele alınır.
10. Ekonomik üretimde, tek tiplilik ve seri üretim
yerine toplumsal çeşitliliği göz önünde bulundurarak,
yerel, farklı seçenekler sunan ve yaratıcı üretim
esastır.
11. Toplumu sınıflandıran ve iktidarcı rekabetçi ekonomi
politikalarını reddeder
12. İşsizlik, açlık, yoksulluk ve bunlar üzerinden
sağlanan sınıflaşma reddedilir ve bu zihniyet
politikalarına karşılık kolektif yaşam ve paylaşım esas
alınır.
13. Toplumun tüm kesimleri ve bireyleri ekonomik üretime
niteliksel koşulları ile katılma hakkına sahiptir.
Toplumun hiçbir kesimi ve bireyi işsiz bırakılamaz.
14. İktidar ve sermayeyi, toplumsal emeğe yabancılaşma
olarak görür ve reddeder. Toplumsal yapıya zarar verecek
üretim alanı oluşturmaz.
15. Spor, sanat ve toplumsal sağlık kar getiren bir
sektör olarak ele alınamaz.
16. Bozulan tarım alanlarının topluma ve doğaya yeniden
kazandırılması için mücadele yürütür ve organik tarımı
örgütler. Beslenme ihtiyacı karşılanırken, doğal
kaynakları yok eden ve canlılara zarar veren üretim
faaliyetleri içinde bulunulamaz.
17. Kadın bedeni üzerinden oluşturulan her tür sermayeye
karşı durur. Bu temelde kadının fuhuş sektöründe
kullanılmasını suç sayar ve buna karşı mücadele eder.
G) EKOLOJİ:
Ekoloji alanı doğa ve toplumun iç içeliği ile oluşur.
Doğanın yok oluşu toplumun da yok oluşudur. Bu nedenle
birbirini yaşatma temelli, sürekli bir bağ oluşturulur.
Doğadaki tüm varlıklar canlıdır. Vahşi doğa tanımlaması
ve yine doğada bir birini yok eden ilişkilerin olduğu
söylemi, yok etme temelli oluşan zihniyet normlarından
biridir. Dolayısıyla doğanın hakikatini ortaya koymaz.
Toplumun yaşadığı tüm alanları koruma, yaşatma ve
besleme yaklaşımı ekolojik alanda da varlığını sürdürür.
Erkek egemen sistemin kadın üzerinde geliştirdiği
tahakküm, doğa üzerindeki egemenliğinin kaynağını
oluşturmaktadır. Bu nedenle erkek egemen zihniyetin
doğaya tahakkümcü yaklaşımının kırılması öncelikle
kadına tahakkümcü yaklaşımın aşılmasını gerektirir.
Bu temelde;
1. Toplum ve doğa birbirini yaşatma temelinde
ilişkilenir. Toplumsallık, doğayla uyum temelinde varlık
kazanır ve süreklileşir.
2. Ahlaki politik toplum, doğaya hükmetme girişimlerini
reddeder.
3. Doğanın dengesini bozabilecek zihinsel, teknolojik,
demografik, endüstriyel, kentsel yaklaşımlarla çevrenin
uyumunu bozacak uygulamaları reddeder.
4. Dev mega kentler, ekoloji, sağlık, ekonomi, tarım,
sosyal, siyaset, işsizlik gibi krizli toplum sorunlarını
oluşturacağından dolayı böylesi oluşumlara gitmez.
5. Köy ve kentin birbirini besleyen ilişki sistemini
oluşturur.
6. Tüm toplumsal alanlarla ilişki halinde toprak, doğa
ve tarım bilinci toplumsal yapıya kazandırılır.
7. Köy toplumunu yok eden kentleşmeleri ve onun
kurumlaşmalarına karşı mücadele halindedir. Var olan
büyük kentleşmeleri köy toplumuna uyumlu hale getirir.
Bu mücadeleyi ekonomi, sosyal, siyasal, eğitim, kültür,
din, medya ve öz savunma alanları ile ortak yürütür.
8. Savaş, çatışma, beslenme ve eğitim sorunlarından
dolayı yaşanan köy boşaltmaları önleyecek kurumlaşmalara
gider. Ekonomi, demokratik siyaset, eğitim, bilim, medya
ve öz savunma alanları ile ilişki halinde köye dönüşleri
sağlar. İç ve dış göç engellenerek, toplumsal
bozulmaların önüne geçer.
9. Ekolojik uyumun bozulma sorunlarından biri olan nüfus
artışı karşısında toplumsal bilinçlenmeyi geliştirir. Bu
konuda diğer tüm toplumsal kurumlaşmalar ile ilişki
halinde mücadele yürütür.
10. Tarihsel mekânları toplumsal tarih bilincinin maddi
gücü olarak görür ve korur. Hiçbir tarihsel alan kâr
alanı olarak görülüp sermayeleştirilemez. Tarihi
mekânları yok eden baraj politikalarına karşı mücadele
yürütür.
11. Doğa içerisinde bulunan tüm canlıların korunma hakkı
vardır. Orman yakma, kontrolsüz kesim, denizlerin ve
akarsuların kirletilmesini canlı yaşamı yok etme görür
ve buna karşı mücadele yürütür.
12. Doğal çevreyi koruma, insan toplumsallığının başat
görevlerinden biridir.
13. Genetiği bozulmuş ürünlerin üretilmesine karşı
mücadele eder, ekolojik üretimi esas alır.
H) EĞİTİM:
Eğitim, toplumsal deneyim ve tecrübenin, teorik ve
pratik bilgiler olarak tüm üyelerine özelde genç ve
çocuklara özümsetme, anlamlı kılma çabasıdır. Toplumsal
süreklilik, eğitim ile yürütülür. Eğitim, iktidar ve
devletin değil toplumun ve kadının en önemli görevidir.
Hem hak hem görev olarak çocuk ve gençlerini kendi
geleneklerine, toplumsal doğa özelliklerine göre
yetiştirmek yaşamsal bir konudur. Kadınlar, çocukların
eğitilmesinde en temel rolü üstlenir. Toplumun ilk ve
temel eğitmenidir. Eğitim politikasının esas belirleyici
gücüdür.
Bu temelde;
1. Eğitim hakkı kutsaldır ve var oluştan kaynağını alır.
2. Toplum kendi üyelerini eğitme hakkına sahiptir, bu
hak toplum dışı bir güçle paylaşılamaz ve devredilemez.
3. Toplumun ilk ve temel eğitmeni olarak kadının, eğitim
politikalarını belirleme, tartışma ve karar alma hakkı
vardır.
4. Toplumun tüm üyelerinin, özelde gençlerin ve
çocukların ahlaki politik kaynaktan beslenen kendi
doğası ve kültürünü, toplumsal özünü öğrenmesi doğal
hakkıdır.
5. Toplumsal ahlak ve kültür, teorik-pratik bilgi
oluşumları, zanaat, deneyim ve tecrübeleri her hangi bir
ayrım yapılmaksızın tüm toplum üyelerinin edinmesi
sağlanır.
6. Toplumun tüm üyeleri anadilinde eğitim görme, dilini
ve kültürünü geliştirme hakkına sahiptir.
7. Kapitalist modernitenin ideolojik araçları olan
milliyetçiliğe, bilimciliğe, dinciliğe ve cinsiyetçiliğe
dayalı eğitim sistemini reddeder.
8. Toplumsal eğitim alanı; toplumsal özgürlük, esnek
düşünce yapılanması, farklılığın iç içeliğine dayalı bir
eğitim sistemini örgütler. Eğitim sisteminde,
yaratıcılık ve kolektivizm temel yaklaşımdır.
9. Egemen sistemin, iktidar yayan kurumları olarak
oluşturulan eğitim kurumlaşmalarını reddeder. Toplumsal
özgürlüğün, ahlak ve politikanın, demokrasinin
yaygınlaştığı kurumlar olarak yeni eğitim
kurumlaşmalarına gider.
10. Toplum kendi bilinçlenme faaliyetlerini kadının
siyaset, kültür-sanat akademileri ve ocaklarda yürütür.
I)SAĞLIK:
Toplumsal sağlık alanı, toplumun öz gücü ve deneyim
tecrübeleri ile oluşturduğu alanların başında
gelmektedir. Günümüz toplumsallığında köklü sağlık
sorunlarının kaynağı, cinsiyetçi, sınıfçı sistemin
topluma dayatmış olduğu iktidarcı politikalardır. Sistem
sağlık alanında bio iktidarlaşmasını
gerçekleştirmektedir. Birey, bilimin nesnesi kılınmakta
ve bilimci öznelliğin tasarrufuna bırakılmaktadır.
Toplumun doğal halinde köklü sağlık sorunları
oluşmamıştır. Toplum kendi kimliğine yabancı kılındıkça
sağlık sorunları da baş göstermektedir. Kanser, AÎDS ve
stres hastalıkları endustiriyalizm, çarpık kentleşme ve
aşırı tahrik edilmiş cinsellik sonucunda çağın
hastalıkları olarak insan hayatını tehdit etmektedir. Bu
nedenle sağlık alanı tek başına toplumsal sağlık
sorunlarına çözüm getiremez. Toplumun diğer alanları ile
ilişki halinde toplumun ruh ve beden sağlığının
gerçekleşmesi için çalışma yürütür. Toplum sağlığı,
bilimin maneviyatı yok saydığı ve toplum-doğa ilişkisini
inkâr ettiği laboratuarlarına hapsedilemez. Dolayısıyla
bireyin ve toplum sağlığının özne olduğu, bilimin
yalnızca sağlığın doğasına hizmet ettiği bir anlayışı
esas alır.
Bu temelde;
1. Toplumun sağlık alanı sektörel bir faaliyet olarak
görülmez. Sağlık alanındaki tekelleşmeyi reddeder.
2. Toplum, sağlık alanını bir uzmanlık alanı olarak
görür ve öz kurumlaşmalarına gider.
3. Toplumun tüm bireyleri sağlık hizmetlerinden eşit,
adil ve ücretsiz yararlanma hakkına sahiptir.
4. Nüfusun çoğalmasını tüm toplumsal yapı açısından
sağlıklı yaşam imkânlarının kısıtlayıcısı olarak görür.
Bu temelde diğer tüm toplumsal kurumlaşmalar ile ortak
bilinçlendirme faaliyetleri yürütür.
5. Toplum sağlığı yalnızca bilimin laboratuarlarına
teslim edilemez. Sağlıklı yaşam için ruh ve beden
sağlığının korunduğu bir ortamın varlığını koşullar.
Sağlıklı bir toplum için ekolojik ve demokratik bilinç
ile şekillenmiş bir toplumsal sistem gereklidir.
6. Alternatif tıp ve tedavi yöntemleri geliştirilir.
7. Ana ve çocuk sağlığını toplumsal sağlığın
şekillendiği temel alan görür. Bu temelde sağlık
güvencesi başta olmak üzere, temel sağlık hizmetlerinin
verileceği kurumsal politikaları esas alır.
8. Sağlığa zarar veren maddelerin (alkol, uyuşturucu,
sigara vb) tüketilmesine karşı bilinçlendirme ve
iyileştirme çalışmalarını yürütür.
9. İlaç üretim yerleri toplumsal denetime açıktır.
10. Sağlık politikaları toplumla birlikte oluşturulur.
İ) SPOR;
Spor, toplum ve bireyin bedensel, ruhsal ve zihinsel
alanlarda sağlıklı gelişimini sağlayan hareketler
bütünlüğüdür. Aynı zamanda toplumun sosyal
aktivitelerini geliştirdiği bir alandır. Barışçıl,
dostane anlayış ile estetik hareket ve oyunlar
bütünlüğüdür. Toplumu şiddete, kutuplaşmaya ve yok edici
rekabete sevk eden, tekelci karı ve iktidarı hedefleyen
spor sektörüne karşı mücadele esastır. Sporu
milliyetçiliğin ve fanatizmin geliştirildiği alanlara
dönüştüren zihniyete karşı toplumsal barışı, estetizmi
ve sağlığı geliştiren kurum anlayışını oluşturur. Buna
göre:
1.Spor, sosyal bir aktivite olduğu gibi sağlık alanıyla
da ilgili bir kurumlaşmadır.
2.Sporun esas işlevi olan ruh ve beden sağlığını
geliştirmedir.
3.Toplumun tüm kesimlerinin sportif faaliyetlerden
yararlanma hakkı vardır.
4.Sporun hiçbir çeşidi şiddet barındıramaz. Toplumsal
şiddeti ortaya çıkarabilecek yöntemler kullanılamaz.
5. Sporda salt seyircilik anlayışını reddeder, katılımcı
anlayışı geliştirir.
6. Her yaştan kadının sağlıklı yaşam için günlük olarak
sportif bir aktivite içerisinde olmasını benimser.
J) BİLİM:
Bilim, toplumu nesneleştiren, birbirinden ayrıştıran,
karşıtlaştıran, indirgemeci, parçayı bütünden koparan,
salt genellemeci pozitivist bilim anlayışına karşı
toplumcu bilimi esas alır. Toplumsal deneyimin
sistemleşmiş halidir, dolayısıyla içinden çıkmış olduğu
toplumsallığı sürekli birleştiren, geliştiren ve büyüten
yaklaşımı esas alır. Ortaya çıkarılan tüm bilimsel
veriler, araştırmalar, incelemeler, yaratıcılık
konularında toplumsallığa hizmet esastır. Kapitalist
modernist sistemin kar-sermaye-iktidar ikilemine hizmeti
reddeder. Kapitalist modernitenin bilimi, bilgiyi
parçalayan, sınıflayan ayrıştırmalarından kaçınır. Bütün
bilimleri sosyal bilimler olarak bütünleştirir.
Kapitalist modernitenin kadını salt biyolojik bir
farklılık olarak ele alan yaklaşımlarını reddeder.
Kadını toplumsal doğası ile bütünlüklü ve özgürlükçü
temelde esas alan jineoloji bilimini geliştirir. Bilim
alanı, kapitalist modernitenin toplumsal anlam yitimine
karşı direniş ve savunma geliştirme hakkına ve görevine
sahiptir. Bilimin gelişmesinde ahlak temel ilke
olmalıdır.
Bu temelde;
1. Bilimciliği bir cinsiyetçilik ve iktidar birikimi
olarak toplum aleyhinde görür. Bilimcilik, bilimden
sapmadır, yozlaşmadır.
2. Bilim, toplumsal ahlak ve politikadan beslenir.
3. Kadının toplumsal doğasını araştıracak jineoloji
bilimini geliştirir ve sosyal bilimlerin bir parçası
olarak ele alır.
4. Bilimin temel görevi, toplumu, tüm değerleri ve
hakikati ile tanımlamaktır. Bilim, saptırıcı, bilinci
yabancılaştıran bilimcilik yöntemlerine karşı toplumu
koruma hakkına ve görevine sahiptir.
5. Bilimsel yöntemde, evrensel ve yerel tarih anlayışı
esastır.
6. Bilimi parçalayarak disiplinlere ayrıştıran,
bilimcilik yöntemine karşı bütünlüklü toplumsal bilimi
esas alır.
7. Bilim alanı tüm tekelci yaklaşımları reddeder. Adil
ve eşit, özgür ve demokratik toplum organları ile
eşgüdümlü ve ortak çalışma yürütür.
8. Bilim insanı, toplumsal anlamlılığı sağlayan toplumun
öncü gücüdür.
9. Bilim insanı toplumun vicdanı konumuyla toplumsal
yaşama katılım sağlar.
10. Tutuculuk, sofizm, dogmatizm ve faşizmi patolojik
bir hastalık olarak görür ve toplum sağlığını bozan bu
tür hastalıklara karşı toplumu korur.
11. Toplumda tarih bilincini geliştirerek, demokratik ve
özgürlükçü temelde örgütlenmesinin önünü açar.
12. Teknolojinin doğa ve toplum karşıtlığını reddeder.
Tüm teknolojik gelişmelerde toplumsal yararlılığı esas
alır.
K) TOPLUMSAL İLETİŞİM VE MEDYA:
Medya, kendi başına nötr bir araçtır. Medya ve iletişim
alanı ancak demokratik zihniyetle örgütlendirilirse
toplumsal bilinçlendirmenin aracına dönüşebilir. Medya
ve iletişim araçları, ahlaki politik toplumun
hizmetindedir. Toplumun ahlaki ve politik temelde,
ekolojik ekonomi, demokratik siyaset, eğitim, demokratik
kültür, sanat, bilim, inanç ve öz savunma alanlarının
toplumsal bilinçlenmeyi sağlayan temel araçlarından
biridir. Özgür, demokratik medya, demokratik, ekolojik
özgür toplumun inşasında temel araç rolünü oynar.
Günümüzde kapitalist modernite, medyayı toplumsal
bilinci çarpıtma, muğlaklaştırma ve manipüle etme,
özellikle kadını meta sunumu haline getirmede bir araç
olarak kullanmaktadır. Toplumsal iletişim ve medya
araçları kurumlaşmalarında ve yayınlarında kadını
mülkleştiren, köleleştiren, metalaştıran yaklaşımları
reddeder, bunun karşısında kadını, toplumsallığın
yaratıcı ve öncü gücü olarak ele alır.
Bu temelde;
1. Medya tekelleştirilemez, finans sermayenin hizmetine
sokulamaz.
2. Toplumun demokratik temelde örgütlenmesini sağlayacak
temel araçlardan biri olarak toplumsallığa hizmet etme
görevi ve hakkına sahiptir.
3. Kapitalist modernitenin ahlaki politik toplumu
kitleleştiren, bireycileştiren ve sanal toplum haline
dönüştüren politikalarını etik olarak reddeder.
4. Kadını hiçbir koşul altında seks aracı olarak
sunamaz. Gençleri ve çocukları seks metası, pornografik
bir unsur olarak kullanamaz.
5. Toplumsal sanat, spor ve cinselliği gösteri ve şova
dönüştüremez.
6. Milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik, bilimcilik
biçimindeki iktidarcı yaklaşımları yayın politikasında
reddeder.
7. Sanatı ve sporu endüstrileştiren yaklaşımlara
yayınlarında yer vermez.
8. Toplumun demokratik örgütlenmeleri ile ortak çalışma
yürütür ve toplumsal bilinçlenmede temel araç rolünü
oynar.
9. Toplumda bilinçli bireylerin ve sosyal dayanışmanın
geliştirilmesinde tüm kurumlaşmalar ile ortak
faaliyetler yürütür.
10. Demokratik özgürlükçü örgütlenmelerin, görünür
kıldığı ahlaki politik toplum hakikatini toplumun tüm
kesimlerine yaymak medyanın esas görevidir.
11. Toplumun tüm kesimlerini kapsayacak basın- yayın ve
iletişim tekniklerini oluşturur.
12. Demokratik toplumun tüm kurumlaşmalarının denetimine
açıktır.
13. Özgür iletişim ve medya araçları yayınları ile
demokratik örgütlenmelerin faaliyetlerini toplumsal
denetime açma görevine ve hakkına sahiptir.
14. Kadın alternatif, özgün medya araçlarını oluşturur,
geliştirir.
15. Medyadaki eril dilin aşılarak demokratik-özgürlükçü
zihniyetin oluşumu için mücadele eder.
L) SANAT:
Sanat, yaratıcılığını toplum ve doğadan alır. Kadının
toplumsal doğası ile hem benzer özellikler taşır hem de
birebir kadının yaratıcılık edimi ile ortaya çıkar.
Dolayısıyla kadınla doğal bir bağı vardır. Toplumsal
yaratıcılığın en üst seviyede olduğu alanlardan biri
olarak esnek düşünce yapılanmasına ihtiyaç duyar. Aynı
zamanda toplumsal yapıda esnek düşünce yapılanmasının
oluşmasında, gelişmesinde ve süreklileşmesinde aktif rol
oynama görevi vardır. Birinci doğa ve ikinci doğanın
uyumu olarak ortaya çıkan üçüncü doğanın yaratılmasında
iyi ve güzel olanı anlamlı kılma mücadelesi içindedir.
Toplumun, estetik ve güzellik yaklaşımlarını ortaya
çıkarırken, bu ihtiyacını gidermektedir. Toplum güzellik
ve çirkinlik yargısına da sanatla varır. Kapitalist
modernitenin 3 S’lerinden(sanat-spor-seks) biri olan
sanatın endüstrileşmesi sanatın esas işlevini ortadan
kaldırmaktadır. Sanat metalaştırılarak bir eğlence
sektörüne dönüştürülmüştür. Demokratik toplum sanatı
yeniden kadının ve toplumun doğası ile buluşturur, bu
temelde kadın sanatını ve sanatsal gelişimlerinin tümünü
toplumsal kurumlaşmalar ile geliştirmeye önem verir.
Bu temelde;
1. Sanatın, toplum ve doğanın uyumunu sağlamada aktif
rol oynama görevi vardır.
2. Toplumu, kapitalist sistemin sanatı endüstrileştiren
zihniyeti karşısında mücadele etme hakkı ve görevine
sahiptir.
3. Kadını mülk, köle, cinsel bir obje konumuna iten
kapitalist modernist sanatçı yaklaşımlarına karşı
mücadele eder.
4. Kadının toplumsal doğasını, estetik ve güzellik
yaklaşımlarını sanat ürünlerine dönüştürür ve toplumsal
hakikat olarak ortaya çıkarır.
5. Sanat ve sanatçı ortaya çıkardığı ürünle ahlaki
politik toplumun hakikatini anlamlandırmaya çalışandır.
6. Sanat toplumsallığın gücünü ortaya çıkarma
mücadelesini yürütür.
7. Batı sosyolojisinin bir ürünü olan Oryantalist sanat
anlayışına karşı mücadele yürütür.
8. Toplumun tüm kültürel ve etnik yapıları kendi
sanatlarını oluşturma görevine ve hakkına sahiptir.
9. Tüm sanat türlerinin kendini gerçekleştirme hakkı
vardır. Hiçbir sanat türü bir diğerinden üstünlük
yaklaşımına sahip olmamakla birlikte toplumun varlığını
ve sürdürebilirliğini sağlayan zenginlikler olarak anlam
kazanır.
10. Sanatın temel işlevlerinden biri kadının gizli
kalmış tarihini, kimliğini, dünyasını açığa çıkartarak
topluma mal eder. Demokratik toplumun gelişmesinde aktif
rol oynar, direniş kültürünü geliştirir ve
süreklileştirir.
M) ETNİK YAPILAR:
Toplumdaki tüm etnik yapılar kendini özgürce ifade etme
ve örgütlenme hakkına sahiptir. Etnik yapıların
birbiriyle dayanışma ilişkisi geliştirmesinde coğrafik
sınırlar engel görülmez. Toplumsallık, çoklu kimlikli
olmayı ifade ettiğinden, farklı etnik kimliklerin
korunma ve kültürlerini yaşatma hakkı vardır. Bu
birliktelik ulus-devlet sınırlarına hapsedilmeden
demokratik uluslaşmanın bir niteliği olarak kabul görür.
Bu temelde;
1. Toplumsal yapıda her farklılık ayrılık nedeni değil,
zenginlik öğesi olarak korunur.
2. Tüm etnik yapılar, farklılığın zenginlik olduğu
özgürlük zemininden beslenir ve tüm dil ve lehçelere
yaşam hakkı tanınır.
3. Toplumsal yapı içinde bulunan tüm etnik yapılar
devlet sınırlarına tabi olmadan, kültürel varlıklarını
kolektif biçimde sürdürme ve var olma hakkına sahiptir.
4. Tüm etnik yapılar kendi dillerini ve lehçelerini
konuşma, eğitimini görme, zenginleştirme ve koruma
hakkına sahiptir.
5. Tüm etnik yapılar özgür, adil ve farklılığın eşitliği
temelinde demokratik yaşama katılma hakkına sahiptir.
6. Tüm etnik yapılar asimilasyon, oto asimilasyon,
zorunlu göç ve toplum kırım uygulamalarına karşı direnme
ve öz savunma hakkına sahiptir.
7. Hiçbir etnik yapı demografik anlamda azlık veya
çokluk durumundan kaynaklı öteki durumuna düşürülemez.
8. Hiçbir etnik yapı üstünlük hakkına sahip değildir.
Toplumsal yapı içerisinde adil ve eşit yaklaşımlara
tabidir.
9. Tüm etnik yapılar demokratik ulusu gerçekleştirme
amaçlı, demokratik örgütlenme hakkına sahiptir.
10. Kadının birlikteliğinde ve özgürlük mücadelesinde
farklı etnik yapıların varlığı ayırt edici unsur değil,
tersine güçlendiricidir.
N) KÜLTÜREL YAPILAR:
Kadın, kültürün temel öznesi ve yaşamın kaynağı ve
direnme gücüdür. Kültürel yapıların kendilerini sürdürme
gücüdür. Kültürel asimilasyonlar, yok etmeler, kıyımlar
kadın katliamıyla özdeştir. Etnik farklılıklardan
kaynaklı kültürel yapıların yanı sıra, kadının
ana-tanrıça kültürü olarak ayrışan ve günümüze doğru
analık kültürü olarak akışını sürdüren farklı bir
kültürel yapılanma daha söz konusudur. Kültürel yapılar
ulus-devlet sınırlarına hapsedilemeyecek kadar zengin ve
çeşitlidir. Dolayısıyla toplumsallık içerisinde tek bir
kültürel yapının hâkimiyeti söz konusu değildir.
Bu temelde;
1. Tüm kültürel yapılar demokratik örgütlenme hakkına
sahiptir.
2. Kadın, kolektif hak olan kültürel haklardan
yararlanma hakkına sahiptir.
3. Kadının analık kültürü, cinsiyetçi kültür karşısında
demokratik kültürel yapı olarak tanımlar. Diğer tüm
kültürel yapılar gibi kendini örgütleme, saldırılar
karşısında direniş ve öz-savunma hakkına sahiptir.
4. Ulus-devletçilik karşısında tüm kültürel yapılar
demokratik direniş ve öz savunma hakkına sahiptir.
5. Asimilasyon, soykırımlar, zorla göç ettirilme, oto
asimilasyona karşı sürekli direniş halindedir.
6. Toplumun homojenleştirilerek, tek tipleştirilmesine
karşı varlığını sürekli zengin ve çeşitli kılar.
7. Toplumsal çeşitlilik içerisinde örgütlenme,
kültürlerini zenginleştirme ve tanıtma hakkına sahiptir.
8. Kültürel yapılar, iktidarcı sistemin kültürel
endüstriyalizm, oryantalizm yorumlamaları karşısında
kendi varlıklarını koruma ve ahlaki politik temelde
yaşama hakkına sahiptir.
9. Ulus-devletin inkar ettiği, değersizleştirdiği ve
zayıflattığı dil ve kültürlerin gün yüzüne çıkarılarak
korunup yaşatılması esastır.
O) İNANÇLAR:
İnanç toplumun manevi değerlerinin başında gelmektedir.
Günümüzde eril sistemin siyasallaştırdığı inançlar,
hakikatin yitirilişine neden olmaktadır. Dinler ve
mezhepler ilk çıkışlarında toplumsal hakikati ortaya
çıkarmak üzerinden oluşmuştur. Dinler ve mezheplerin
kültürel yapılar olarak yaşatılması, egemen sistemin
iktidar çıkarlarına hizmetten çıkarılıp demokratikleşme
mücadelesini zayıflatan unsur değil, demokratikleşmenin,
komünalitenin yapıları olarak kabul edilmesi ve saygı
duyulması esastır.
Bu temelde;
1. Toplumsal inançlar, toplumsal dayanışmayı,
kolektivizmi, tartışma ve yorumlama gücünü sürekli
güçlendirir ve bu bilinci sürekli açık tutma görevine ve
hakkına sahiptir.
2. Toplumsal inançlar, toplumun birlikteliğini,
bütünlüğünü ve varlığını koruyan ahlaki yapılanmaya
sahiptir.
3. Toplumsal inancı besleyen tüm maddi ve manevi
değerleri ve ahlaki ve politik gücü kültür haline
dönüştürme hakkına sahiptir.
4. Toplumsal inanç mekânları toplumsal sorunların ve
kararların tartışıldığı, manevi yorum gücünün açığa
çıkarıldığı, toplumsal ahlakın yaygınlaştığı toplumsal
bilinçlenme mekânları olarak örgütlenme hakkına
sahiptir.
5. Herkes inandığı inancın kurallarını öğrenme ve ibadet
etme hakkına sahiptir. Hiç kimse farklı bir dini
öğrenmeye, kabule ve ibadete zorlanamaz.
6. İktidarlaştırılan ve siyasallaştırılan tüm dinsel
yapılanmalar reddedilir. Buna karşı halk kendi ibadet
mekanlarını oluşturur.
7. Hiç kimse, toplumsal inançları çıkarları temelinde
örgütleme, topluma yayma, bunun üzerinde çıkar sağlama
hakkına sahip değildir. Geliştiği durumlarda ise ahlaki
ve politik suç kapsamında ele alınır.
Ö)AZINLIKLAR:
Azınlıklar, sosyal-kültürel yapılardır. Kültürel, dini,
mezhepsel, etnik nüfusun oranı olarak da
tanımlanmaktadır. Her azınlık, kimliğini özgürce ifade
etme, varlığını koruma, sürdürme ve yaşama hakkına
sahiptir. Topluluk içerisinde demografik olarak çoğunluk
karşısında öteki durumunda tutulamaz, özne-nesne
ayrışımına gidilmez. Hiçbir toplum ve azınlık kendisini
kutsallaştırıp diğer toplum ve azınlıkların önceline
dönüştüremez. Bir toplumsal kimliğe aşırı vurgu ve aşırı
anlam yükleme, milliyetçiliğe yol açar. Her toplumsal
grup özgürlük ve eşitlik ilkesine dayanarak demokratik
örgütlenme hakkına sahiptir.
Bu temelde;
1. Tüm kültürel yapılanmalar, toplumun diğer kesimleri
gibi adil ve eşit yaşama hakkına sahiptir.
2. Tüm azınlıklar, kendi öz örgütlenmelerini geliştirme
hakkına sahiptir.
3. Azınlıkların, demokratik konfederal sistemde
özerkliklerini koruyarak birlik, konfederasyon vb tarzda
örgütlenmeleri demokratik toplumun bir gereğidir.
4. Azınlıkların uğradığı jenosit ve asimilasyon
uygulamaları insanlık suçudur. Bu suçu işleyen
devletlerin insanlık adına azınlıklardan özür
dilemesinin sağlanması için gerekli çalışmalar
yürütülür.
4.BÖLÜM:
DEMOKRATİK TOPLUMUN SİSTEM ÖRGÜTLENMESİ VE İCRA
ORGANLARI
A) Demokratik Konfederalizm:
1. Demokratik toplumun sistem örgütlenmesi Demokratik
konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm demokratik
ulusa, ortak vatana ve demokratik birliğe dayanır.
Devletle ilişkileri özerklik statüsünde düzenlenir.
2. Demokratik konfederalizme kadının katılımı özgün ve
özerktir.
3. Demokratik Konfederalizm demokratik toplumun temel
ilkelerine dayalı geliştirilen yatay-dikey tarzda
örgütlenen bir sistemdir.
4. Öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanır.
5. Toplumun devlet olmayan demokratik sistemidir.
6. Kendisini topluma dayalı geliştirir ve gücünü
tabandan alır.
7. Söz, tartışma ve karar alma yetkisi topluluklara
aittir.
8. Demokratik konfederalizm de her topluluk, etnisite,
kültür, inanç örgütlenmeleri, entelektüel hareket,
ekonomik birim, birer politik birim olarak kendilerini
özerkçe yapılandırıp ifade ederler.
9. Demokratik Konfederalizm, ulus üstülüğü esas alır.
10. Bir yerleşimde, bir kaç yerleşimi kapsayan bir
alanda, geniş bir bölgede uygulanabileceği gibi birkaç
bölgeyi ve ülkeyi kapsayan alanda da uygulanabilir bir
sistemdir. .
11. Demokratik Konfederalizm, bir demokratik komünler
birimidir.
12. Demokratik Konfederalizm tüm toplumsal kesimlerin
örgütlü yapılarından oluşan toplumsal sistem
örgütlenmesidir.
13. Demokratik konfederalizmin ulus-devletlerle ilişkisi
ne sonuna kadar savaş, ne de içinde asimile olmaktır.
Birbirlerinin meşruiyetini kabul eden, barış ve uzlaşı
ilkesi üzerinden hareket eder.
14. Demokratik konfederasyon hem kendinden daha büyük,
hem daha küçük konfederal birliklere açıktır.
15. Kıtasal ve dünyasal çapta demokratik konfederalizmi
teşvik eder.
16. Demokratik konfederalizm sadece bir devletin içinde
örgütlenme ile yetinmez. Tüm toplumsal yapılar, devlet
sınırlarına tabi olmadan, yerelden küreselliğe kadar
konfederasyon oluşturabilir.
17. Kadın konfederal sisteme kendi konfederalizmini
örgütleyerek katılır. Kadın Konfederalizmi kendisini;
Kadın Komünleri, Kadın Kooperatifleri, Kadın Ocakları,
Kadın Meclisleri, Kadın Kongre-Konferans-Kurultayı,
Özgür Kadın Akademileri, Demokratik Ulus-Vatan,
Yerel-Bölgesel-Kentsel Özerklikler ve Kadının
Öz-savunması şeklinde örgütler.
B) Kadın Komünleri:
1. Bir gurubun, bir topluluğun yaş, yetenek farkı
gözetilmeksizin katılım gösterdiği ve paylaşımın
gerçekleştiği, demokratik toplumun tabandaki en küçük
siyaset birimidir. Komünlerin, meclislere karşı
sorumlulukları olduğu gibi, başka bir komüne karşı da
sorumlulukları vardır.
2. Komün üyelerinin maddi ve manevi ihtiyaçlarını
kolektif bir tarzda karşıladıkları örgütlenmedir.
3. Komün tüm toplumsal sorunlarla (ekonomik, sosyal,
siyasal vb.) ilgili olarak örgütlenir.
4. Doğrudan demokrasinin uygulandığı taban örgütlenme
biçimidir.
5. Komünde yer alan herkes kendisini ya da bir başkasını
aday gösterme, seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
6. Kararlarını aleni bir şekilde komün üyelerinin
katılımıyla alır.
7. Pratik görevleri koordine edecek yönetimi kendisi
seçer ve denetler. Seçilen yönetimler halkın
ihtiyaçlarına cevap olmadığı durumlarda kendini seçen
halk tarafından görevden geri çekilebilir.
8. Seçilmiş yönetim, yürüttüğü faaliyetler hakkında
komün üyelerini bilgilendirir.
9. Komün yönetimine bağlı olarak ihtiyaçlar çerçevesinde
komisyonlar oluşturulabilir.
10. Her kadın mutlaka bir Komüne üye olmayı, toplumsal
yaşama katılımda kendisi için olmazsa olmaz bir ilke
olarak kabul eder.
C) Kadın Kooperatifleri:
1. Demokratik toplumun ve kadının ekonomik örgütlenme
modelidir.
2. Kooperatifler toplumun ekonomik ihtiyaçlarını
karşılar. Tekelin pazar üzerindeki iktidarını ve aşırı
kar kanununu aşmayı, toplumun tümünü üretime katmayı
amaçlar.
3. Farklı üretim birimlerinin kolektif dayanışma
örgütlülüğüdür
4. Ekonomik birimlerin, kişisel kar ve çıkar yerine,
toplumsal çıkar lehine bir çaba içerisinde olmasını
sağlar.
5. Üretici ve tüketiciler ayrımını ortadan kaldırır ve
herkesi toplumsal üretime dahil eder
6. Emek ve ürünün gerçek değerini almasını sağlar.
7. Maliyeti düşürür. Üretimi ihtiyaca göre belirler ve
verimliliği yükseltir.
8. Pazarda fiyatların aşırı yükselmesine engel olur.
9. Toplumsal pazarın oluşmasını sağlar
10. Gelir dağılımındaki zararı giderir ve gelir
dağılımında denge oluşturur
11. Sermayedarlara ve faiz ödemeye karşı çıkar
12. Kooperatifçiliği geliştirir ve yaygınlaştırır.
13. Tüm kooperatifler birleşerek kendilerini
Kooperatifler Hareketi olarak örgütler.
14. Kooperatifler seçimle göreve gelip, seçimle görevden
alınma esasına göre örgütlenir.
D) Kadın Ocakları:
1. Demokratik toplumsal kültürün, manevi değerlerinin
demokrasi ve özgürlük ilkeleri temelinde üretildiği,
topluma ve özgür bireylerine aktarıldığı örgütlenme
alanıdır.
2. Kadın toplumsallığının ve kadın özgürlük bilincinin
öğretildiği ve aktarıldığı merkezlerdir.
E) Özgür Kadın Akademileri:
1. Akademi, kadının ve toplumun eğitim ihtiyacının
giderildiği kurumlardır.
2. Kadın özgürlük ideolojisi temelinde toplumun eğitimi
ve özgür kadın kimliğini kadın kişiliğinde yaratmanın
yaşam felsefesini oluşturma merkezleridir.
3. Kadının aydınlanma, bilinç oluşturma ve özgür
tartışma merkezleridir. Toplumun aydınlanmasında
alternatif işlev ve rol görür. Bu amaçla akademik
araştırmaların yapıldığı ve düşünsel üretimin topluma
mal edildiği yerlerdir.
4. Kadının siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşama
aktif katılması için eğitim ve bilinçlenme alanıdır.
5. Demokratik toplumun temel kurumlarından biridir
6. Akademiler, cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik,
bilimcilik, iktidarcılık, sınıfsallık, gibi toplumsal
hastalıkların aşılması ve toplumsal hakikate ilişkin
toplumun aydınlatılması faaliyetini yürütür
7. Zihniyet dönüşümünü ve toplumsal bilinçlenmeyi
amaçlar.
8. Kadın başta kültür, sanat, siyaset ve spor olmak
üzere toplumun ihtiyaçlarını karşılamak temelinde
akademi örgütlenmesine gider.
F ) Kadın Meclisleri:
1. Toplumun demokratik katılım, planlama ve denetim
mekanizmalarını hayata geçirebileceği demokratik bir
organizasyondur.
2. Toplumun tüm sorunlarının tartışıldığı ve çözüm
yollarının arandığı, herkesin adil ve eşit söz hakkına
sahip olduğu, ortak karar aldığı ve aldığı bu kararları
hayata geçirdiği bir toplumsal örgütlenmedir.
3. Bireylerin yerelden katılımla gerçekleştirdikleri bir
taban örgütlenmesidir.
4. Meclisler yerleşim birimlerine göre örgütlenir.
5. Kadın ve gençlik meclisleri özgün-özerk örgütlenir.
6. Meclislerde dil, din, ırk, yaş farkı gözetmeksizin
her kesimden kadınlar yer alabilir.
7. Farklı toplumsal örgütlenmeler bu meclisler içinde
yer alabilir, kendilerini temsil edebilirler.
8. Meclis bünyesinde ihtiyaçlar temelinde kurumlaşmalara
gider.
9. Toplumdaki tüm kesimlerin ve örgütlerin ortaklığını
sağlar.
10. Meclisler yaşanan toplumsal suçların ele alınması
için yargı süreçlerini yürütmek üzere halk mahkemeleri
ve halk platformları örgütler.
11. Meclisler öz savunma güçlerini oluştururlar.
12. Meclisler, kentin idaresinde rol sahibi olduğu gibi,
bulunduğu yerleşim yeri hakkında da sorumluluk ve hak
sahibidir.
G)Kadın Kongre-Kurultay-Konferansları
1. Kadın kongresi, kadın demokratik konfederal
sisteminin en yüksek karar organıdır.
2. Kadın kongresi yerleşim birimlerindeki meclislerin
gönderdiği delegelerle toplanır. Yanı sıra çeşitli sivil
toplum örgütleri ve şahsiyetlerin katılımına da açıktır.
3. Birleşim, belirlenen sayıda yönetim organı seçer ve
belirlenen sürede toplanır.
4. İhtiyaçlara göre komite, komisyon, komün
örgütlenmelerini oluşturur ve denetler.
5. Kadın özgürlük sorunlarının ve bundan kaynaklı
toplumsal sorunların tartışılıp ortak kararların
alınmasını sağlar.
H)Yerel, Bölgesel ve Kentsel Özerklik
1. Demokratik toplumun yerelden bölgesele doğru
genişleyen sistem örgütlenmesi, demokratik özerklik
çerçevesinde olur. Bu yerel, bölgesel, kentsel
yönetimler biçiminde gelişir.
2. Demokratik özerklik, yerinden yönetimi ifade eder.
Buna göre her özerkliğin kendi yerel yönetimini ve yerel
meclisini oluşturması öngörülür.
3. Toplumun kendi öz ve sivil örgütlenmeleri ile
birlikte ele alınması gereken demokratik özerklik
uygulaması, özünde az devlet çok toplum anlayışının
sistematize edilmiş modelidir.
4. Toplumsal yaşamın her alanında öz yeterliliği esas
alan özerk birimler oluşturulmasını ön görür. Buna göre
tüm toplumsal birimler, esnek bağlarla birbirine
bağlılığı ancak özerkliklerine saygı gösterilmesi
şartıyla kabul ederler.
5. Kent, yerel ve bölgesel özerk yönetimler, ekonomik,
sosyal ve siyasal güçlerini tam kullanabilmek için
demokratik ulusal hareketle demokratik ulus olarak
bütünleşir.
6. Demokratik özerklik devlet ile demokratik
konfederalizmin ilişki biçimi ve hukukudur. Devleti
küçültmeyi ve sınırlandırmayı hedefler.
7. Kapitalist modernite güçleri ile demokratik modernite
güçleri birbirlerini barış ve uzlaşı ilkesi temelinde
kabul eder.
I)Demokratik Ulus- Demokratik Vatan:
1. Demokratik ulus, temel politik biçim olan demokratik
konfederalist uygulamalarla etnisiteden dine, kentsel,
yerel, bölgesel ve ulusal topluluklara kadar her tür
kültürel varoluşların demokratik özerk siyasi oluşumlar
halinde oluşturdukları bir ulus modelidir.
2. Demokratik ulus modelinde, topluluk ve bireyler kendi
yerel gerçeklikleri doğrultusunda sorunlarını tartışıp,
çözüm üretirler.
3. Demokratik ulus, ulus-devlete karşı çok kimlikli, çok
kültürlü ve çok siyasi oluşumlu ulusu ifade eder.
4. Demokratik ulusun siyasal yönetim biçimi demokratik
konfederalizmdir.
5. Demokratik ulusun öz yönetim biçimi olan, demokratik
konfederalizmin uygulandığı mekânlardır.
6. Ulus-devletin tekel karını oluşturduğu katı toprak
sınırlarını kabul etmez, esnek sınır anlayışını esas
alır.
7. Demokratik vatan ve üzerinde yaşayan hiçbir toplumsal
değer metalaştırılamaz.
8. Demokratik vatan toprağın ve üzerinde yaşayan tüm
kimliklerin özgürleştirilmesidir.
9. Toprağa bağlılık ve yurda bağlılık, üzerinde yaşanan
tüm canlıların adil ve eşit yaşam sistemidir.
10. Demokratik vatan üzerinde yaşayan tüm bireyler,
demokratik vatana özgür yurttaşlar olarak bağlıdır.
11. Kadın özgürlük sorunu, ulus ve vatan sorunlarını
aşan, aynı zamanda bu sorunları da kapsayan daha derin
ve köklü bir sorundur. Kadın sorunu sınıfsal, ulusal,
etnik sorunların temelidir, dolaysıyla kadın sorununun
çözümü ulusal sorunun çözümü sonrasına ertelenemez.
J) Kadının Öz Savunması:
1. Devlet militarizmine, ırkçılığa, faşizme, şiddetin
her biçimine, cinsiyetçi politikalara ve toplumsal
geriliklere karşı kadının öz savunmasını gerçekleştiren
güvenlik örgütlenmesidir
2. Öz savunma, demokratik siyasetin en yoğunlaşmış
ifadesidir.
3. Demokratik toplumu ve kadının toplumsal
kurumlaşmalarını korumakla yükümlüdür
4. Kadının öz savunma bilincini, örgütlenmesini ve
eylemini kapsar.
5.Tecavüz kültürünün kadına yönelik tüm saldırılarına
karşı öz savunma ilkesi ile hareket eder.
5.BÖLÜM:
DEMOKRATİK TOPLUMUN VE KADININ YARGI SÜREÇLERİ
a) Kadın özgürlüğüne karşıt faaliyet yürütülmesi.
b) Demokratik toplumun öz varlığını inşa eden ve
kurgulayan değerlerine yönelik her hangi bir tehdit
durumunun oluşması
c) Kadının ahlaki ve politik yapısının tehdit altında
olması
d) Demokratik toplumun temel ilkelerinin ihlal edilmesi
e) Demokratik toplumun ve kadının öz savunmasız
bırakılması
1. Yukarıdaki durumlardan herhangi birinin yaşanması
halinde, Demokratik toplumun yargı süreci işlemeye
başlar. Bu süreç, var olan durum, olay veya olgunun
hangi ahlaki suç kapsamında değerlendirileceğinin
tespitini gerektirir.
2. Suç kapsamının tespiti, Demokratik Toplumun Kadın
Sözleşmesine göre belirlenir.
3. Suçun niteliğinin belirlenmesi, suçun yaşandığı
yerdeki komün veya meclis tarafından oluşturulan Halk
Mahkemesi ya da Halk Platformu tarafından yapılır.
4. Suçun yargılanması ve toplumsal bir yaptırıma tabi
tutulması süreci, Halk Mahkemesi ya da Halk Platformu
tarafından gerçekleştirilir.
5. Kadına ait yargılama mekanizmaları ayrı oluşur. Kadın
kendi adaletini özgün mekanizmaları olan Kadın Adalet
Platformlarıyla yerine getirir.
A) Adalet Platformları:
1.Kadın Adalet Platformları, suçun yaşandığı yerdeki
toplumsal yapıdan oluşan bir platformdur.
2. Platformların oluşturulması yükümlülüğü mahalle, köy
ve kent meclislerine aittir.
3. Platform, suçun yargılamasını yapar ve suça dair
yaptırım kararını alır.
4. Suçun işlendiğine dair delil tespiti, Meclis
Divanının yükümlülüğündedir.
5. Yargılama süreci kadınlara açıktır.
B) Suçun tanımı:
Birinci ve ikinci doğa içerisindeki herhangi bir canlı
varlığın;
a) Yaşam hakkını sınırlama veya yok etme
b) Hakikatini inkâr etme
c) Öz iradesini kırma
d) Özgürlüğünü sınırlama
e) Asimilasyon
f) İmha, soykırım
g) Tehcir
h) Düzenini bozma
i) Cinsel kimliğin istismarı ve ayrımcılık
Yönündeki her eylem yahut çaba bir suçtur.
NOT 1.: Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak
hazırladığımız Kadının Toplumsal Sözleşmesi belgemizi
tüm kadınların görüşlerine sunuyoruz. Hem örgütlü
yapılarımızdan hem de değişik kadın şahsiyet, örgüt,
kurum vb nden gelen görüşleri ortaklaştırılarak
hazırladığımız belgeyi, kadınların toplumsal sözleşmesi
belgesi haline getirmeyi amaçlıyoruz. Bundan hareketle
sunulacak görüşler bizler açısından önem taşımaktadır.
Görüş sunacak tüm kadın arkadaşlara şimdiden
teşekkürlerimizi sunuyoruz.