DEĞERLENDİRMELER
KADININ TOPLUMSAL SÖZLEŞMESİ TASLAĞI...
KJB Koordinasyonu

GİRİŞ:
Biz kadınlar, toplumun özgür, adil ve eşit oluşumunun ilk yaratıcılarıyız. Yarattığımız toplumsal sistemin bozulması ve egemenlik ilişkilerine büründürülmesini sağlayan gücün, erkek egemen zihniyet olduğunun farkındayız. Her şeyden önce toplumun iktidar ilişkileri ile örgütlenmesini hiçbir dönem kabul etmedik ve etmeyeceğiz. Tüm dünya kadınları olarak, mevcut toplumsallığın içinde bir birimizle ve toplumun tüm diğer üyeleri ile özgürlükçü, adil ve eşit ilişkiler sisteminin garantisinin kadının, toplumla sözleşmesi ile gerçekleşeceğine inanıyoruz.
21. yüzyıl kadın özgürlük yüzyılı olarak tanımlanmaktadır. Her güç, kadın özgürlüğü söylemi etrafında toplumsal dokuya kendine göre şekil vermeye çalışmaktadır. Fakat oluşturulmaya çalışılan tüm sistemler kadını, toplumsallığın ilk oluşturanı ve yaratıcısı olarak ele almaktan uzaktır. Bozulan hakikat, kötürümleştirilen ahlak ve politika üzerinden kadın ve toplum yorumlanmaya çalışılmaktadır. Bunun temel nedeni iktidar ve devlet geleneğinin topluma aşılanmasıdır. Bunun için kadın düşürülmüş, kadın düşürüldükçe toplum düşürülmüştür. Çünkü kadın hakikati, hiçbir iktidarcı ve devletçi güce yer vermemektedir. Dolayısıyla tarih, toplum, kadın ve tüm değerler kapitalist modernist sistem tarafından inkar edilerek, egemenlikli ilişkilerle değerlendirilmektedir.
Kadın başatlığıyla örgütlenen toplumsallığın özü, ahlaki ve politiktir. Toplum, kadının oluşturmuş olduğu yasalar, ilkeler çerçevesinde öz değerlerini belirlerken, günlük uygulama gücünü ise politikadan almaktadır. Kadının toplumsal ilişki sisteminde, egemenlikli yaklaşım gelişmemiştir. Toplumun tüm üyeleri ihtiyaçları gereği, dayanışmacı ve kolektiftir. Kadın tüm toplumsal ilişkilere maddi ve manevi dünyası ile anlam katmıştır. Toplum ve birey, kadının ilişki sisteminden esinlenerek doğa ile kendinden bir parçası gibi ilişkilenmiştir.
Egemenlikli ilişkiler sisteminin, erkek tarafından geliştirilmesiyle birlikte, toplum iktidar ve devletçi gelenek ile yürütülmeye çalışılmıştır. Bu gelenek karşısında toplumlar sürekli direnmişlerdir. Toplumun direnişi, ilk inanç çıkışları, sistem karşıtı hareketler, feministler, anarşistler, kültürel ve etnik hareketler biçiminde gelişmiştir. Fakat ortaya çıkan bu hareketler güçlü bir direniş çizgisi oluşturamamışlardır. Bunun temel nedeni, kapitalist modernist sistemin iktidarcı ve devletçi zihniyetinden köklü bir kopuşun gerçekleştirilememesidir. Dolayısıyla günümüzde de hiçbir sistem karşıtı güç, iktidarcı ve devletçi geleneği aşmadan demokratik, özgürlükçü, eşit ve adil bir yaşam sistemini gerçekleştiremez.
Yaşadığımız 21. yüzyıl kapitalist modernite kurnaz ve güçlü erkeğin en kurumsallaşmış halini yansıtmaktadır. Günümüzde kapitalist modernitenin ulaştığı düzeyi toplumsal özgürlük sorunu üzerinden ele aldığımızda gün geçtikçe ağırlaşan toplumsal bir kölelikle karşılaşmaktayız. Kapitalist sistemde bir tarafta sermaye ve iktidar sürekli büyüme yaşarken, diğer taraftan toplumlar korkunç kölelik, açlık, yoksulluk kıskacına alınmıştır. Kapitalist modernist sistem, toplumu özgürlükten yoksun ve yığın düzeyine düşürerek kendini süreklileştirerek varlığını korumaktadır. Sistemin temel zihniyeti daha fazla sermaye ve iktidar aygıtları oluşturmaktır. İlk zor ve el koymayı kadın üzerinden gerçekleştiren iktidar geleneği, sermayesini sürekli büyütmüş ve günümüzde bu sermaye üzerinden, toplumda köklü kurumlar oluşturmuştur. Yarattığı tüm kurumlar toplumda özgürlük sorunlarını gün geçtikçe arttırmış ve sürekli sorunlu bir toplumsal dokuya yol açmıştır.
İktidar ve devlet, toplumsal sorunların baş aktörüdür. Toplumun doğal yapılanması süreci aşıldıktan ve tahakkümcü süreç başladıktan sonra iktidar kendini, devlet tekeli olarak örgütlemiş ve bu durum tarihsel akış içerisinde aşamalar kaydederek, toplumun tüm hücrelerine sızdırılmıştır. Cinsiyetçilikten kaynağını alan milliyetçilik, dincilik ve bilimcilikle toplum ve devlet iç içe geçirilmiştir. Toplum, devlet haline dönüştürülmüştür. Bunun sonucunda günümüze kadar varlığını koruyan ulus-devlet yaklaşımı da ulusun devletle, devletin de toplumla özdeşleştiği iddiasında bulunmuştur.
İktidar ve devletin toplumsallık içinde zemin bulmasının nedeni, ahlak ve politikanın kötürümleştirilmesidir. Toplumu vicdanı olan ahlak işlevsiz kılınmıştır. İktidar ve devletçi gelenek, ahlak yerine “hukuk”, politika yerine devlet idaresini yerleştirerek, kendine yaşam kaynağı oluşturmuştur.
Yasalar, ilk devletli geleneğin başlangıcı ile birlikte yapısal olarak erkek egemen bakış açısı ile hazırlanmıştır. Adına hukuk denilen sistem de bu yasalar bütünlüğü üzerinden oluşturulmuştur.. Hukuk toplumu ve toplumsallığı iktidara karşı koruma amaçlı değil, iktidar ve gücü koruma temelleri üzerine oluşturulmuştur. Kişiler arası ilişkilerden tutalım, kurumlar arası ilişkilere kadar her şey mutlak olarak devletin denetimine ve gözetimine tabi tutulmuştur. İktidar karşısında herkesin eşit olduğu, hukuk dilinde esaslı bir söylem haline getirilmiştir. Fakat hukuk karşısında, mülk ve güçler arasında eşitlik varsa bir eşitlik söz konusudur. Çünkü korunan devletin karı ve sermayesidir. Kapitalist modernist sistem zihniyetiyle oluşturulan anayasalar, sözleşmeler, bildirgeler toplumsal sorunlara çözüm olmamaktadır. Salt hukuki eşitlik arayışlarıyla kadına ve topluma yöneltilen saldırıların önlenemediği açıktır. Aile ve kadın konulu hazırlanmış yasalar, toplumsal cinsiyetçiliği aşma yerine, yumuşatarak derinleştirmektedir.
Kadının ilk köle, ulus, sınıf ve cins olarak tanımlanmasının temelinde, kadının yarattığı ahlaki ve politik toplum değerlerinin inkarı ve gaspı yatmaktadır. Bu inkar ve gasp sonucunda toplumu kötürümleştiren sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunların çözümü inkar ve gasp zihniyetinin aşılarak kadın hakikatinin ortaya çıkarılmasıyla sağlanacaktır. Ahlaki ve politik toplumun öncü gücü ve yaratıcısı kadındır. Dolayısıyla kadın, bu sözleşmeyle toplumsal ilişkilerini yeniden düzenleyerek toplumsal yaşama katılır. Bu temelde demokratik, özgür yaşam tercihini gerçekleştirir.
Toplumun ahlaki ve siyasi (politik) dokularının kötürümleştirilerek iş göremez hale getirilmesi en temel sorunların başında gelir. Şüphesiz ahlaki ve politik yapılar tümüyle yok edilemez. Toplum var oldukça, ahlak ve politika da var olacaktır. Ancak iktidar ve devletin toplumsal dokuya sızdırılması ile birlikte ahlak ve politika yaratıcı ve işlevsel yeteneklerini yerine getirememektedir.
Toplumun zihniyet sorunları ahlakın bozulmasıyla baş göstermiştir. Ahlak, toplumun kolektif düşünce geleneği ve vicdanıdır. Politikanın işlevi ise ahlaktan beslenerek günlük işlerini yürütmektir. Politika, uygulama gücünü ahlaktan alır. Toplum, kolektif işlerini tartışmak ve kararlaşmak için düşünce gücünü yitirirse kolektivizm de ortadan kalkacaktır. Kapitalist modernist sistem, toplumun bütünlüğünü ve kolektivizmini ortadan kaldırarak tüm yönetim, tartışma, karar alma süreçlerini devlete bağlayarak toplumsal bozulmayı daha da arttırmıştır. Dolayısıyla toplum tüm savunma mekanizmalarından yoksun kılınmıştır. Sümerlerin toplumu yönetme merkezi olan Ziguratlardan, kapitalist modernite ile birlikte aşama kazanan üniversite, akademi, lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarına uzanan, yeni zihniyet oluşum merkezleri yaratılmıştır. Bunun yanında ilk çıkışlarında toplumun tartışma, karar alma ve uygulama gücünü aldığı inanç merkezleri olan kilise, havra ve camiler de iktidarcı zihniyetin aşılandığı merkezlere dönüştürülmüştür. Kurulan ulus devletlerin karargahlarında toplumsal özün tüm kalıntıları, zihni, ahlaki ve politik dokularının işgali, asimilasyonu ve sömürgeleştirilmesi gerçekleştirilmiştir.
Kadının temel yaşamsal alanı olan ekonomik alan, kapitalist modernite ile tam bir işgali yaşamaktadır. Kadın toplumsallığında ekonomi; beslenme ve üretimle ilgili işlerdir. Ancak kapitalist moderniteyle ekonomik alandan kadın tümden dışlanmıştır. Ekonomi kar-sermaye kıskacına alınmış, toplum işsizlikle, açlıkla, yoksullukla iktidara bağımlı hale getirilmiştir. Her ilişki sistemi, ekonomik çıkarlar doğrultusunda ele alınmıştır. Bir taraftan işsizlik, açlık, yoksulluk topluma dayatılırken, diğer taraftan paradan para kazanan kesimler oluşturulmuştur. Toplumun açlık, yoksulluk ve işsizlik sınırlarından kurtarılmasının vazgeçilmez yolu, kadın bilinci ve duyarlılığı doğrultusunda ekolojik-ekonomik yaklaşımlarla ekonomiyi örgütlemektir.
Ekonomi, kapitalist modernitenin kar ve sermaye aracı haline dönüştürüldükten sonra, analitik aklın ürünü olan endüstri de sermayenin hakimiyetine alınmıştır. Diğer tüm toplumsal değerler gibi endüstri de kadının icadı olup, iktidar ve devlet tekeli tarafından çalınarak tekelci sermayeye teslim edilmiştir. Toplumsal sorunlara, bozulmaya neden olan endüstri değil, toplumun hizmetinden çıkarılıp, tekelci sermayeye teslim edilmesidir. Endüstriyalizm kapitalist modernite ile birlikte, bir tekel olarak toplum üzerinde hegemonyasını sürdürmektedir. Sanayinin gelişimi adı altında kültürel, zihinsel, dil, etnik yapılanma ve birçok olgunun üzerinde etkide bulunan tarım can evinden vurulmuş ve toplum açısından en kutsal faaliyet alanı yok edilmeyle karşı karşıya bırakılmıştır. Kapitalist modernist sistemin sermaye argümanlarının başında gelen sanayileşme karşısında, toplumun “Kentten toprağa ve tarıma dönüş hareketini” oluşturmak, biz kadınlar ve toplumun tüm diğer güçlerinin olmazsa olmazlarındandır. Üzerinde yaşadığımız toprakların, kendi renklerine bürünmesini sağlayacak bu yaklaşım ile, ya varlığımızı sürekli kılacağız ya da kapitalist modernist sistem içerisinde yok olmayla yüz yüze kalacağız.
Kapitalist modernite toplumu bozduğu gibi, doğayı da tüm fetihçi yaklaşımlarıyla yok olmakla karşı karşıya bırakmıştır. Günümüzün en ciddi sorunlarından biri de çevre sorunlarıdır. Bunun kaynağında kapitalist modernitenin, uygarlık tekellerinin yarattığı sorunlar yatmaktadır. Dolayısıyla çevre sorunlarının aşılmasında doğanın kendi uyumunu sağlamak gerekmektedir. Özgür kadının kendi iç dünyası ve dış dünyası ile girdiği uyum, doğayla girilecek ilişki sistemidir. Bu sistem, özgür toplumun doğayla uyumunu sağlayacaktır.
Tüm eşitsizliklerin, köleliklerin, faşizmin ve militarizmin ana kaynağında kadına karşı geliştirilen kölelik vardır. Uygarlık tarihi, kadının kaybedişi ve kayboluşunun tarihidir. Bu tarih tanrı ve kullarıyla, hükümdar ve tebaalarıyla, ekonomi, bilim ve sanatıyla erkek egemen kişiliğin pekiştiği tarihtir. Kadının kaybedişi ve kayboluşu, toplum adına büyük bir düşüş ve kaybediştir. Dolayısıyla kadını sadece biyolojik bir yapı olarak ele almak, beraberinde çok büyük yetersizlikleri getirecektir. Kadını sosyal ilişkiler derinliği içinde ele almak, yaşanan toplumsal sorunların aşılmasında önemlidir. 5000 yıllık egemen sistemin kadın üzerinden geliştirmiş olduğu kölelik sistemi aynı zamanda kadına da kanıksatılmıştır. Kadına biçilen geleneksel rol, cinsiyetçi yaklaşımlar, zayıf cins olma statüsü kadın açısından da neredeyse doğuştan gelen bir özellikmiş gibi algılanmaktadır. Bu temelde toplumsal özgürlük sorunu kadın özgürlük sorunu ile doğru orantılıdır. Kadın özgürleştikçe toplum özgürleşecektir. Toplumun kadının değerleriyle buluşması gerçekleştikçe toplumsal iç barış da gerçekleşecektir. Bu nedenle kadının toplumla sözleşmesi, toplumun ahlaki politik yapısını yeniden yaşanılır kılması anlamına gelecektir. ‘Nasıl bir yaşam, nasıl bir toplum’ sorularına cevap olacaktır.
5000 yıllık egemen erkek zihniyetinin temel kurumlaşmalarından biri de ailedir. Ailenin oluşumu ve yapısı, devletin prototipidir. Bu içeriği ile iktidar ve devlet ideolojisinin sürekliliğini sağlayan bir kurumlaşmadır. Aile, mülkiyet ilişkilerinin toplumda yaygınlaştığı, kültür ve gelenek haline dönüştürüldüğü alandır. Her erkek ailede, devletin temsilcisidir. Kapitalist modernist sistemin uyguladığı tekelci mülkiyet ilişkileri, aile içerisinde erkek tekelciliği olarak yansımasını bulur. Aile, kadın ve cinsiyetçilik sorunu ile bağlantılı olarak nüfus sorunu da toplumsal sorunlardan biridir. Devletçi gelenek ve kapitalist sistemde, nüfus ne kadar artarsa o kadar kar-sermaye demektir. Nüfusun artması ile doğru orantılı olarak en büyük fatura kadına çıkarılmaktadır. Hem fiziği hem de ruhsal dünyası lime lime edilmektedir. Artan nüfusla beraber iktidar ve tekelci güçler sürekli kazanırken, kaybeden hep kadın olmuştur. Toplumun kendini sürdürebilir düzeyde tutabileceği nüfus oranı kadının özgür iradesine bırakılmadan, nüfus sorununa çözüm gücü olunamayacaktır.
İktidar ve devletçi güçler tarafından kent, kentlilik uygarlıkla eşdeğer tanımlanmıştır. Çünkü hegemonya kendini yenileme zeminini, kentsiz kentleşmelerden almaktadır. Kent, toplumsal yapının doğayla olan ilişkisini, kendi iç ilişki sistemini, tüm kurumlaşmaları ile bozan bir yapılanmaya sahiptir. Bireyin tüm toplumsal değerlerden koparılması ve sanal dünyaya koşturulmasının altında kent sistemi vardır. Doğadan, topraktan, sosyal ilişki sisteminden kopan bireyler, devlete daha hızlı koşturulmaktadır. Kapitalist modernitenin mega kentleri karşısında doğa ve köy yaşamı ile uyumlu kentleşmeler yaratılarak toplumsal sisteme nefes alabileceği yeni ortamlar yaratılmak durumundadır.
Kentleşme gibi bürokratik ve sınıflı yapılanmalar da toplumun dokusunu bozan yapılanmalardır. Toplum doğası, sınıflı ve bürokratik karakterli değildir. Devletçi sistemin toplumun tüm yapısına hakim olması amacıyla oluşturulan kurumlaşmalardır. Egemen sınıfların uygulama aracı rolünü oynayan bürokratik kurumlaşmalar, toplumu bir ahtapot gibi sarmalamıştır. Son iki yüzyıllık süreçte ise bürokratik yapılanmalar artık kendini devlet olarak sunmaktadır. Öz kimliği ve özgücü ile demokratikleşmeyi geliştirecek olan kadın toplumsallığında sınıflı ve bürokratik yapılanmalara yer yoktur. Kendi farklılıklarını kendi öz kurumlaşmaları ve öz yönetim yeteneği ile daha güçlü yürüteceğinden ahlaki ve politik toplumsallaşma sürecinde en temel mücadele edilmesi gereken kapitalist modernist oluşumların başında bürokrasi ve sınıflaşma gelmektedir.
Annenin çocuğuyla ilişkileri sonucunda ortaya çıkan, tecrübe olarak tanımlanan eğitim, sınıflı uygarlığın gelişmesi ile birlikte bozulmaya uğramıştır. Eğitim; doğal tecrübe ve ahlaki politik gücün aktarımından, devletli sistemi aktaran bir yapıya dönüştürülmüştür. İktidarsız yaşamın olamayacağı söylencesine oturtulan eğitim, toplum karşıtlığını geliştirmenin temel aracına dönüştürülmüştür. Toplum, kendi üyelerine, tecrübelerini aktaramaz duruma getirilmiştir. Devlet ve iktidar tek yaşam ve varlık koşulu olarak kanıksanmıştır.
Eğitimin temel işlevi toplumun ahlaki ve politik kurumlarını oluşturmaktan geçmektedir. Eğitimsiz bir toplumun, kendi ahlak ve politik kurumunu geliştirme ve ayakta tutma imkânı ortadan kalkacağı gibi, varlığı da sürekli tehlike altında yaşamaktan, çürümek ve dağılmaktan kurtulamaz.
Modernist sistem toplumu eğitim alanında olduğu gibi sağlık alanında da öz gücünden yoksun kılmıştır. Sağlık kurumları devletin denetimindedir. Devlet geleneği, toplumu ne kadar kar ve sermaye, o kadar sağlık kıskacına sıkıştırmıştır. Fiziksel ve ruhsal sağlığını koruyan bir toplum özgürleşme imkânını da elinde bulundurur. Kendi sağlık kurumlaşmalarını oluşturmak, toplumun temel hak ve görevi olmalıdır.

İktidarın varlığı militarist geleneğe bağlıdır. Günümüzde militarizm çeşitli boyutlarda sürdürülmektedir. Bunun en şiddetlisi toplum kırım ve savaşla yürütülürken, bir diğer biçimi de kadının metalaştırılması, tecavüz kültürünün normalleştirilmesidir. Ulus devlet ve militarist zihniyetin ürünü olan ordu da iktidarcı sistemi savunmanın temel amacı ve sömürüde işgal gücü olarak kullanılmaktadır. Askerlik ve ordu vatan kurtaran güç olarak yansıtılarak bu gelenek sürdürülmüştür.
Kapitalist modernist sistemde toplumlar açlık sınırlarında süründürülürken en büyük harcama silahlanmaya ayrılmıştır. Dolayısıyla ordu kapitalist ekonominin temel ve tekelci kurumlaşmalarından biridir. Kadın toplumsallığı olarak tanımladığımız ahlaki politik toplumun reddettiği temel zihniyet yapılarından biri militarizmdir. Toplumun şiddetten, zordan, iktidardan arındırılmasının temel yöntemlerinden biri militarist geleneğin reddedilmesi ve buna karşı öz savunma kurumlaşmalarının ve bilincinin geliştirilmesidir. Yaşanan mevcut durum tekelci sistemin kadına ve topluma karşı sürekli savaş halidir. Toplumun kendini sürdürebilmesi için kendi direniş mekanizmalarına ihtiyacı vardır. Bunun en kurumsallaşmış hali ise öz savunmadır.
Demokratik ve özgürlükçü toplumun başlıca özelliği iç barışını sağlamasıdır. Çatışmalar, ölümler, yok etmeler toplumun ahlaki ve politik yapısını bozar. Toplum kendi güvenliğini sağlama hakkına sahiptir. Bu temelde örgütlenir.
Toplumsal barış, kadınla özgür yaşamın örgütlenmesiyle garanti altına alınır. Kadının toplumla sözleşmesi özgür, eşit, demokratik ve adil yaşamın garantisi olma özelliğini de içinde barındırmaktadır. Bu sözleşme demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplumsal yaşamın sözleşmesidir.

I. BÖLÜM:

KADININ TOPLUMSAL SÖZLEŞMESİNİN AMACI:

Sözleşme, kadının yaratmış olduğu tüm toplumsal değerleri korumayı, savunmayı ve süreklileştirmeyi amaçlamaktadır. Sözleşme, kadının özgür-demokratik toplumsallığını mümkün kılacak olan demokratik toplumu ve onun en özgürlükçü sistem tercihi olan Demokratik Konfederalizmi gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Kadının Toplumsal Sözleşmesinde esas olan ulus-devlet ve onun vatandaşlık sınırları değildir. Esas olan, özgür kadın ve demokratik toplumdur. Demokratik Toplum, cinsiyetçi ve devletçi toplum ve sisteme karşı, ahlaki ve politik toplum ilkeleri temelinde özgür yaşamın yeniden mümkün kılınmasıdır. Demokratik Toplum yaratılmadan kadının özgürleşmesi sağlanamayacağı gibi, kadın özgürleşmeden Demokratik Toplum da mümkün olmayacaktır. Demokratik Toplumla yalnızca kadının değil, devletçi sistemin egemenliği altındaki tüm toplumun özgürleşmesi, iradi güç haline gelmesi ve kendisi hakkında karar sahibi olması hedeflenmektedir. Demokratik Toplum, bireysel ve kolektif özgürlükleri dengelemenin ve farklılıkları esas alan eşitlik anlayışını gerçekleştirmenin toplumsal politik rejimi olarak gerçekleşecektir. Demokratik toplumda her toplumsal grup, tek tip kültüre ve vatandaşlığa mahkûm kılınmadan, kendi öz kültürü ve kimliği etrafında oluşacak farklılıklar içinde yaşayacaktır. Farklılıkları en geniş yaşayan toplum modelidir. Toplulukların homojenleştirilmesi tehlikesi yoktur. Demokratik Toplum, toplumun ahlaki yapısını ve politikasını en özgürce oluşturabildiği, toplumsal özgürlük ve eşitliğin gerçek anlamda mümkün kılınabildiği toplum modelidir.
Kadının Toplumsal Sözleşmesi, kapitalist modernitenin ulus-devlet sınırlarını, toplumun çeşitliliğine, hareketliliğine ve kültürel doğasına aykırı bulduğu için kendi alternatifini Demokratik Konfederalizm olarak sunar. Demokratik Konfederalizm, toplumsal iradenin güçlendirilip büyütülmesi ve buna karşın devletin toplum üzerindeki egemenliğinin azaltılmasının hedeflendiği bir toplumsal sistemdir. Kadın da bulunduğu her yerde bu temelde özgün ve özerk örgütlenmelerini geliştirerek söz sahibi, irade ve uygulama gücü olmayı kendi rengi ile gerçekleştirir.
Kadının Toplumsal Sözleşmesi, 5000 yıllık erkek egemen sistemin geliştirdiği cinsiyetçi hukuka karşı, toplumsal ahlak ve politikayı yeniden işlevselleştirmeyi ve bunun için de toplumsal ahlakın besin kaynağı olan kadını, cinsiyetçi hukuk tarafından hapsedildiği toplumsal statülerden çıkarıp yeniden özgür yaşamın sürdürülmesinde rol sahibi kılmayı hedefler. Kadının ve toplumun öz-savunmasının hangi koşullarda devreye gireceği, hangi durumların, yaklaşımların, olay ve olguların suç durumunu taşıdığı bu sözleşme ile belirlenir.
Kadının Toplumsal Sözleşmesi kadının kadınla sözleşmesi olduğu kadar, kadının toplumla da sözleşmesidir. Özgür kadının ve demokratik toplumun varlığı bu sözleşme ile garantiye alınır. Bu açıdan sözleşmenin tüm toplumsal kesimler açısından bağlayıcılığı olacaktır.
2. BÖLÜM:
A) DEMOKRATİK TOPLUMUN NİTELİĞİ:
Demokratik toplum, ahlaki ve politik toplumdur. Ahlâksız ve politikasız toplum ve birey düşünülemez. Ahlak, toplumun özgürlük ve adalet bilincidir. Toplumsal vicdandır. Toplumdaki tüm farklılıkların özgünlüklerini koruma esası üzerinden toplumsal birlikteliği sağlar. Toplumsal düzeni oluşturan temel karar ve iş yapma gücüdür. Politika ise, toplumun ortak aklı ve özgürlük mücadelesidir. Özgürleşmenin ana biçimidir. Bunun somut hali ise demokratik siyasettir.
Toplumsal ahlakın yaratıcısı ve geliştiricisi olarak kadın, demokratik toplumun esas icra gücüdür. Demokratik toplumda esas olan, farklılıkların özgünlüklerinin gözetilmesine dayalı birliktelik ile birbirini besleyen karşılıklı bağımlılık ilişkisi, toplumsal ahlakın gelişiminde de başattır. Bilinçli, iradeli özgür kadın demokratik toplumun esas öğesini oluşturur.
Demokratik toplum, kendisini yatay-dikey şeklinde yerellerden örgütleyerek, öz yönetim ve karar organlarını oluşturur. Ahlaki gücünü komün, ocak, meclis, kongre vb. politik organlarıyla işlevli kılar. Demokratik toplumda hiçbir toplumsal kurumlaşma ve icra organı bürokratik temelde örgütlenmez. Bu kurumlaşmalar, toplumun kolektif öz gücüyle oluşturduğu politik organlarıdır ve işlevselliğini toplumun kolektif kararlarıyla oluşan politikalarla sağlar.
Demokratik toplumun her bireyi, toplumun demokratik bir öznesi konumundadır. Ne toplum bireyin üstünde, ne de birey toplumun üstündedir. Toplum, bireyini inisiyatifli, yaratıcı ve iradeli kılarak kendi özgür yurttaşını oluştururken, birey de özgür yurttaş olarak gücünü toplumun komünal değerlerinden aldığını bilerek, bireyselliği ile toplumun komünal özünü korumaya ve beslemeye çalışır. Bu bakımdan özgür yurttaş, bireysel ve kolektif özgürlüklerin uyumlulaşması anlamında birey ve toplum arasındaki optimal dengenin sağlandığı en demokratik toplum yurttaşlığıdır.
Tüm toplumsal ilişkilerde kendini tanıma ve iradeli kılma esastır. Toplum, bir egemenlik yöntemi olan nesneleştirmeyi, irade kırmayı, yok saymayı, ötekileştirmeyi reddeder. İradesi kırılan, özgürlük zemini bırakılmayan tüm güçler, öz savunma ve direniş gösterme hakkına sahiptir. Direniş ve öz savunmayı, ekmek, su, hava gibi yaşamsal bir ihtiyaç olarak görür ve anlama kavuşma mücadelesi olarak ele alır.
Toplum, kendini öz bilinçle oluşturur. Toplumsal bilinç, demokratik toplumun olmazsa olmaz niteliklerindendir. Toplumsal bilinci, tarihsel deneyimleri ve güncel ihtiyaçları ile bütünleştirerek tarihi yaratır. Tarihten kopmayı, hakikatten kopma olarak ele alır. Tarihini anlamlı kılarken kendisi de anlama dönüşür. Öz bilinci de bu temelde oluşur. Egemenlikli sistemin, toplumun tüm alanlarına sızdırmaya çalıştığı iktidarı sürekli görünür kılar ve yol açtığı sınıfsal bölünmeyi engelleyerek kabuk bağlatılan toplumsal özü ortaya çıkarmaya çalışır. İktidarcı ve egemenlikçi yaklaşımlarla daimi bir mücadele halinde olur. Ahlakın gereği olarak tüm toplumsal ilişkilerde açıklık esastır. Toplum cinsiyetçilik, sınıfçılık, milliyetçilik, bilimcilik, dincilik, sanatçılık (sanatın endüstrileşmesi) gibi toplumu parçalayan iktidarcı zihniyet formlarını reddeder ve toplumsal yaşamını cinsiyet özgürlükçü, ekolojik, ekonomik ve demokratik temelde örgütler.

B) DEMOKRATİK TOPLUMUN TEMEL İLKELERİ:

1. Özgürlük ilkesi: Özgürlük tüm evrenin temel amacı olduğu kadar toplum ve bireylerin de en temel amacını oluşturur. Özgürlüğü evrendeki çoğullaşma, çeşitlenme ve farklılaşmanın açığa çıkardığı çok seçenekli olma durumu olarak değerlendirebiliriz. Toplumsal ahlak ve özgürlüğü gerekli kılan da bu çoğullaşma, çeşitlenme ve farklılaşmanın açığa çıkardığı çok seçeneklilik durumudur. Bu bağlamda özgürlük, evrendeki her varlığın seçim yapma kabiliyetini ifade eder. Özgür olmak, canlı veya varlık olmanın doğal bir sonucudur. Bu nedenle özgürlük herkes için doğuştan gelen temel bir haktır. Özgürlük hakkı, herkesin yaşam, sürdürebilirlik ve korunma koşullarına sahip olması durumudur. Bu anlamda özgürlük biz-öteki ayrımını aşan ve herkesçe paylaşılabilen bir gerçekliktir. Özgürlüğün kısıtlandığı durumlarda direniş hakkı doğar. Bu bağlamda cinsiyetçilik, sınıfçılık, milliyetçilik, dincilik ve bilimcilik toplumun özgürlüğünü yok eden temel zihniyet formlarıdır. Tüm toplumsal özgürlükler kadının özgürlüğünden geçer. Kadın özgürlüğünün olmadığı bir toplumda ne birey nede toplum özgürlüğü mümkün değildir.
2. Özgür Birey ve Özgür Toplum ilkesi; Birey, tarihsel toplumun ürünüdür, onun somut ve güncel halidir. Bireysel gerçekleşme toplumsuz mümkün değildir. Birey toplumsuz, toplum bireysiz düşünülemez. Bu nedenle toplumsal özgürlük olmadan bireysel özgürlük gerçekleşemeyeceği gibi, bireysel özgürlük olmadan toplumsal özgürlüğün gerçekleşmesi de mümkün değildir. Birinin özgürlüğü ötekinin de özgürlüğünü gerektirmektedir. Özgür birey ve özgür toplumsallığın sağlanması, bireysel ve kolektif hak ve özgürlüklerin uyumlulaşması şartına bağlıdır. Birey ve toplum arasındaki bu optimal dengenin oluşturulabilmesi ise, toplumsal ilişkinin kaynağında yatan kadının bireysel ve toplumsal özgürlüğü sağlanmadan mümkün değildir.
3. Eşitlik ilkesi: Toplum farklılık ve çeşitlilik arz eden bir yapıdır. Bu nedenle eşitlik, aynı eşit haklara sahip olmak kadar, toplumsal farklılıkların gözetilmesini de gerekli kılar. Farklılıkları esas alan bir eşitlik anlayışına dayanır. Buna göre eşitlik, tüm toplumsal varlıkların kendi tabiatından gelen farklılığını ve özgünlüğünü yaşama, yaşatma, sürdürme ve yaygınlaştırma koşullarına sahip olmasıdır. Herkes, toplumsal yaşama kendi iradesini yansıtma ve toplumsal hizmetlerden eşit yararlanma hakkına sahiptir. Özgürlük farklılaşma kavramına bağımlıdır, bu anlamı ile eşitliğin farklılaşma ile bağlanması durumunda özgürlükle de anlamlı bağı kurulur. Bütün toplumsal eşitsizliklerin kaynağında kadının sömürülmesi vardır. Genel eşitlik ilkesi kadın için doğrudan eşitliği sağlamadığından bu nedenle pozitif ayrımcılık ilkesi eşitlenme düzeyini geliştirinceye dek bir eşitlik İlkesi olarak uygulanmalıdır. Dolayısıyla cinsiyetçi zihniyet aşılmadan ve kadın özgürlüğü sağlanmadan gerçek bir toplumsal eşitlikten bahsedilemez.
4. Demokrasi ilkesi: Demokratik-ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü toplumsal sistemde demokrasi ilkesi esastır. Demokrasi, toplumsal üretime, toplumun kolektif rızasına ve gönüllülüğüne dayanan siyasi bir toplumsal sistemi yaratmayı hedefler. Toplumun siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik vb alanlarının tümünde demokratik işleyiş ve katılımını öngörür. Komünal yaşamı icra eder ve toplumsal özgürlük mücadelesinin sürekliliğini sağlar. Tüm toplumsal kesimlerin ve bireylerin toplumsal politikaya iradeli katılımını gerçekleştirir. Demokratik toplum demokrasisini demokratik siyaset olarak gerçekleştirir. Demokratik siyaset olmadan demokratik birey ve toplumların yaratılması mümkün değildir. Demokratik siyaset, toplumsal politikanın en somut halidir. Toplumun politik yoldan özgürleşmesi demokratik siyasetle mümkündür. Demokratik siyaset ne aşırı kâr hırsına, ne de bireysel ve kurumsal tembelliğe ve sorumsuzluğa onay verir. Siyasi ve ekonomik tekelleşmeyi toplumun demokratik ifade ve üretimi önünde temel engel görür. Demokratik siyasette kadının toplumsal politikaya özgür iradeli katılımı esastır. Kadın, demokratik siyasetin temel dinamiklerinden biridir.
5. Barış ve Birlik İlkesi: Barış ilke olarak iktidar ve devlet üstünlükleriyle sağlanan bir olgu değildir. Toplum ve iktidar arasında yaşanan mücadelenin sonucunda, devlet ile demokrasinin toplum lehine ilkeli uzlaşması durumudur. Bu açıdan barış, ancak öz savunma temelinde geçerli olabilir. Öz savunması olmayan bir barış, teslimiyettir. Bu açıdan silahların susması, ancak toplumun ahlaki ve politik kurumsal işleyişine rıza temelinde gerçekleşebilir. Politik ve ahlaki çözüm ihtiva etmeyen bir ateşkes, barış olarak yorumlanamaz. Barış; ne tümüyle savaş halinin ortadan kaldırılmasıdır, ne de bir tarafın üstünlüğü altındaki istikrar ve savaşmama halidir. Barışta taraflar vardır ve bu taraflardan birinin kesin üstünlüğü söz konusu değildir. Barış, hangi taraf (haklı-haksız) olursa olsun, üstünlük (silahla) sağlamadan savaşı durdurmayı karşılıklı olarak kabul etmeleri durumunda gündeme gelebilir. Barış toplumsal düzen açısından da toplumsal farklılıkların birliğini ve uyumunu ifade eder. Kültürün taşıyıcısı olan özgür kadın, toplumsal barış ve birliğin esas sağlayıcısıdır. Anne olarak çocukları yetiştirirken onlara iyiliği, yurtseverliği ve insan severliği aşılayarak, toplumsal barışın yaratılmasında etkin bir rol oynar. Barış tabiatı gereği de kadının politik ve ahlaki kimliği olarak anlam kazanır. Kadın binlerce yıl sınıfsız, devletsiz ve iktidara dayanmadan neolitik modernitesinin inşa gücü olarak ahlaki ve politik kimliği geliştirmiştir. Günümüze kadar demokratik modernite gücü olarak devletleştirme, sınıflaştırma ve iktidarlaşmaya dayalı sistem karşıtı direniş gücü olmuş ve sömürge savaşlarına karsı duruşu yaşamıştır. Bu nedenle kadın toplumsal barışın garantisidir. Farklılıkların bir arada yaşamasında birlilik ilkesi demokratik toplumu güçlendirir. Farklılıklar bölünme, parçalanma, tek tipleşme, savaş ve çatışma nedeni değil, tersine zenginlik kaynağıdır. Birlik ilkesi olmadan tarihi-kültürel zenginlik ve değerler korunamaz. Farklı ulusların bir arada yaşamasından tutalım da en küçük bir çeşitliliğin kendi özsel varlığını koruyarak bütüne katılma, bütünün de bu çeşitlilikten meydana gelme yeteneğini gösterir.
6. Toplumsal Komunalite ve Dayanışma İlkesi: Toplumu oluşturan tüm bireyler, duygu, düşünce ve ortak çıkarlar temelinde birbirlerine karşılıklı bağlanır. Birey toplumsuz var olamayacağı gibi, toplum da özgür bireylerin karşılıklı sorumluluk, bağımlılık ve özgüce dayalı katılımı olmadan var olamaz. Toplum varlığını komünalite ve dayanışmaya borçludur. Tersi durum toplumun yıkılışıdır. Bu nedenle kapitalizm bir toplum biçimi değil, toplumu sömürmenin sermaye düzenidir. Demokratik toplum kendini ilgilendiren tüm kararları kominalite ve dayanışma ilkesine dayalı birey ve toplumun optimal dengesini koruyarak ortak alır. Ortak kararın oluşmadığı yerlerde, ikna gücü devreye girer. Bu tür durumlarda zor asla bir yöntem olarak tercih edilmez. Yöntem, ikna gücünü oluşturmak, oluşmadığı durumlarda ise ilkeli uzlaşılar gerçekleştirmektir. Esas olan, özgürlük ilkesini gözeterek ortak kararların çıkarılmasıdır. Kadının özgür iradesi ile kolektif yaşama katılımı esastır. Toplumsal kolektivizm gücünü kadının örgütlülüğünden, dayanışması ve birliğinden alır.
7. Ekonomik ilke: Ekonomi tarihsel olarak yaşamın sürdürülmesinde toplumsal bir eylemdir. Ekonominin anlamı ev yasası, evi güçlendirme kurallarıdır. Bu nedenle kadının geliştirdiği bir toplumsal faaliyettir. Hiçbir birey ve devlet ekonomik eylemin aktörü olamaz. Dolayısıyla ekonomi toplumun en temel demokratik eylemidir. Tüm toplumsal kesimler ve bireyler ekonomik yaşama katılma ve kendi ekonomik gelişmelerini özgürce sağlama hakkına sahiptir. Herkesin ekonomik haklardan yararlanma hakkı vardır. Toplumun tüm ekonomik haklarından kadınların da eşit olarak yararlanma hakkı vardır. Kadının ekonomik faaliyetten dışlanması ve sömürgeleştirilmesi karşısında direniş hakkı doğar. Aynı zamanda komünal ekonomik sistemini geliştirme sorumluluğu da vardır. Kadının özgün olarak kooperatifçilik başta olmak üzere, ekolojik bilince dayalı üretim modellerini geliştirmesi esastır.
8. Kültürel ilke: Kültür toplumsal yasam tarzıdır. Toplumun üretim biçimi, düşünüş tarzı, sosyal karakteri, ahlaki ve politik davranış özellikleri ve dünyayı algılama biçiminin oluşturduğu kültürel yapı aynı zamanda her toplumun farklılığına göre oluşur. Toplumsal farklılık kültürel alanda kendisini karakterize eder. Bu temelde her birey, grup, etnisite ve ulusun özgürlüğünü yaşama ve geliştirme kurallarından biri kültürel kimliğini yaşama, koruma ve geliştirme hakkıdır. Neolitik modernite ve tarihsel süreçler boyunca gelişen tüm demokratik modernite yaşamları kadının kültürel doğuş ve gelişim çağlarını ifade eder. Kültür kadının öz kimliğidir. Tarım, yurtlaşma, doğal inanışlar, dil, sanat ve bilim kadının kültürel hakikatler ve kültürün başat konumları olarak tarihi ve günceli oluşturmuştur. Bu temelde kadının kültürel yaşamını örgütleme, geliştirme ve koruma hakkı en kutsal haklarından biridir. Kadının kültürel yaşamı engellendiği ve kültürel yozlaşma ve kültürel soykırım tehdit ve tehlikesi ile yüz yüze kaldığı takdirde direniş hakkı doğar.
9. Sosyal İlke: Sosyalite kadın etrafında oluşmuştur. Kadının geliştirdiği sosyalite özgürlük-eşitlik ve adalet ilkelerine dayalıdır. Kadının maddi ve manevi dünyası bu ilkeleri ahlaki ve politik kurallara bağlamıştır. Bu ilişki sisteminde egemenlikli-tahakkümcü ve iktidar ile baskılayan bir yaklaşım yoktur. Toplum kadının oluşturduğu yasalar, ilkeler ve kurallar çerçevesinde öz değerlerini oluşturmuştur. Kapitalist modernite kadın etrafında gelişen bu sosyaliteyi ortadan kaldırmaya, toplumun ahlaki politik dokusunu yok etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla tüm sosyal grupların ve kadının sosyal yaşamını özgürlük ilkesi temelinde geliştirme ve koruma hakkı en temel yaşamsal haklarından biridir. Sosyal özgürlükler engellendiği taktirde mücadele etme hakkı vardır.
10. Estetik ilkesi: İyilik ve kötülük, güzellik ve çirkinlik, doğruluk ve yanlışlık yargıları estetik kuralları oluşturur. Bu iyi düşünme, doğru davranma ve güzel yaşama karşılık gelen felsefik algılamaları, ahlaki tutumları ifade eder. Kapitalist modernite estetik yargıyı günümüzde dış görünüş, kadının fiziksel sömürü aracı ve metalaşma konusu haline getirmiştir. Egemen erkek beğenilerine dayanan estetik anlayış kültürel yozlaşmayı geliştirmektedir. Moda ve kozmetik sektörü bu çarpıtılmış estetik anlayışa dayandırılmaktadır. Kadının, estetiği ahlaki ve felsefik içeriğinden boşaltan bu tarz anlayışlara karşı mücadele geliştirme hakkı vardır. Ve bu estetik ilkeyi özgürlük kültürü olarak benimser. Yaşamı sanatsal bir estetikle inşa eder.
11. Toplumun Öz Savunma İlkesi: Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Her toplumsal zümrenin kendi özgünlüğünü ve farklılığını koruma ve direniş eylemliliğini gerçekleştirmesi öz savunma kapsamındadır. Öz savunma, devlet militarizmine ve bireysel-toplumsal özgürlüğü ve yaşam hakkını tehdit eden her türlü yönelime karşı birey ve toplumların öz savunmasıdır. Devletçi ve cinsiyetçi anlayışların ve kurumsallaşmaların her türlü yönelimine karşı kadının kendi öz savunmasını geliştirmesi temel bir haktır.

3. BÖLÜM:
TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜKLER, HAKLAR VE GÖREVLER

A) ÖZGÜR KADIN - DEMOKRATİK TOPLUM - ÖZGÜR YURTTAŞ:
Demokratik toplum, ahlaki ve politik toplumsallığın işlevsel kılındığı, toplumsal ve bireysel özgürlüklerin optimal dengesinin oluşturulduğu, doğa-toplum birlikteliğinin sağlandığı, toprağa dayalı kadın ekonomisinin geliştirildiği ve özgür iradeli kadının gerçekleştirildiği ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü bir yapıdır. Demokratik toplumun asli gücü özgür iradeli kadındır. Özgür kadınla düzenlenecek yaşam ortaklığı; güzelliği, iyiliği ve doğruluğu en mükemmel düzeyde sağlayabilme yeteneğindedir. Demokratik toplumsallık, kadın-erkek, yaşlı-genç, özne-nesne ve ast-üst biçimindeki ayrıştırmaları bünyesinde barındırmaz. Toplumsallığın birlikteliği, kolektivizm ve dayanışma ile sağlanır. Toplumsal ilişkiler, birbiri ile doğal ve karşılıklı bir bağ içindedir. Toplumun esası, yarattığı bu karşılıklı bağ içinde özgür tercihli ve öz iradeli düzen dahilinde politikasını yürütür. Toplum ihtiyaçları temelinde değiştirip dönüştürebileceği, bürokratik olmayan ve toplumsal ihtiyaç olmaktan çıktığında ortadan kaldırılabilecek esnek kurumlaşmalar yaratır. Demokratik toplumun bireyi, bünyesinde toplumsallığı taşır; öz gücünü toplumsal kolektivizmden alır ve özgür iradesi ile toplumsal kolektivizme güç katar. Toplum da birey kimliğini iradeli kılarak özgür yurttaşı yaratır.

Bu temelde;

1. Toplum ahlaki-politik zihniyet ve yapılanmaları ile toplumsal birliğini sağlar.
2. Toplumsal faaliyetlerini tabanda oluşturulan yerel örgütlenmelerdeki demokratik ekolojik, ekonomik ve cinsiyet özgürlükçü icra organları tarafından yürütür.
3. Toplumsallığın inşa gücü ve sürdürücüsü olan kadın her düzeyde örgütlenme, direnme hakkına sahiptir. Kadını ilgilendiren konularda kadın iradesine rağmen alınan kararların kadın için bağlayıcılığı yoktur.
4. Kadını ilgilendiren, kadının toplumsal konumuna, rolüne, katılımına ilişkin her türlü kararı, kadının kendisi alır.
5. Canlı bir organizma olan toplum sürekli özgürlük zemini oluşturur. Tüm toplumsal kurumlaşmalarını ve örgütlülüğünü bu özgürlük ilkesine dayandırır.
6. Toplumsal kimlik çoklu özelliklere sahiptir. Cinsiyet, dil, inanç, etnik kimliklerin hiçbiri bir diğerinden üstün değildir. Hiçbir kimlik bastırılmaz, ötelenmez, asimile edilmez, yok edilmez. Hiçbir toplumsal kimlik, soykırıma maruz bırakılamaz, tehcir ve tenkil edilemez.
7. Toplumsal kimlikler tüm diğer kimliklerle ilişki halindedir. Esnek ve değişken, farklılaşmaya açık ve özgürdürler.
8. Toplumsal birlik ve tüm yaşamsal ihtiyaçlar, dayanışma ve kolektivizm ilkesi esas alınarak karşılanır.
9. Düşünce ve eylem gücü toplumsal özgür irade olarak kendisine aittir. Toplum üstü bir güçle paylaşılmaz ve devredilmez.
10. Birey devletin kulluk düzenine bağlı yurttaşı değil, toplumun özgür yurttaşıdır. Özgür yurttaş toplumsal yaşama nitelikli ve öz iradesi ile katılım sağlar. Özgür yurttaş çoklu kimliklere sahiptir. Hiçbir kimliği bastırılamaz, ötelenemez, asimile edilemez ve yok sayılamaz.
11. Özgür yurttaş seçme ve seçilme, örgütlenme, düşüncesini özgürce ifade etme hakkına sahiptir.
12. Her özgür yurttaş yaşadığı yereldeki demokratik örgütlenmelerde yer alır. Tartışma ve karar alma yetkisi tabana aittir.
13. Her özgür yurttaş, karar alma ve uygulamada adil ve eşit haklara sahiptir.
14. Tüm toplumsal, örgütlenmeler, kurumlaşmalar ve birimler demokratik işleyişi esas alır ve demokratik siyasete katılır.
15. Cinsiyetçi toplumla mücadele; kadın kadar erkeğin de en temel görevidir. Demokratikleşmenin ve özgürleşmenin biricik yolu, erkek egemen zihniyet, ahlak ve kültürüyle mücadele etmektir. Demokratikleşme köle kadın ve egemen erkek ikileminin aşılmasıyla mümkündür.
16. Demokratik toplum, devletçilik, iktidarcılık cinsiyetçilik, milliyetçilik, bilimcilik, dincilik, sanatçılık (sanatın endüstrileşmesi), sınıfçılık gibi toplumu parçalayan zihniyet formlarını eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin önünde engel olarak görür ve bunlarla mücadele eder.
17. Tüm toplumsal örgütlenmeler ve kurumlaşmalar zor ve şiddet devreye girdiğinde örgütlü veya bireysel demokratik direniş geliştirme hakkına sahiptir.
18. Toplumsal yapı, yabancılaştırma, toplumsallığından koparma, toplumsal düzeni bozma, yok etme girişimleri karşısında öz savunma hakkına sahiptir.
20.Kapitalist modernitenin yozlaştırıcı estetik anlayışına karşı, ahlaki ve politik toplumun iyi düşünme, iyi konuşma ve iyi davranma biçimindeki estetik anlayışını geliştirmeyi esas alır.

B)SOSYAL İLİŞKİLER: Kadın-erkek ilişkisi tüm toplumsal ilişkilerin kaynağını oluşturur. Bu nedenle özgür toplum kadın-erkek ilişkisinin özgürleştirici temelde gelişimiyle mümkündür. Özgürleştirici ilişkide, geleneksel kadın ve egemen erkek ikilemini aşan eşit ve özgür birliktelik esastır. Tahakkümcü, mülkleştirici ve egemenlikçi yaklaşımlar kabul edilmez, kadının özgür iradesi esas alınır. Özgür kadın, toplumsal yaşamın öznesi olarak yaşama katılır. Toplumsal yaşamın özgürlük ölçütü olarak anlam kazanır.

Buna göre;
1. Tüm toplumsal ilişkilerde özgürlük, eşitlik ve öz iradeyi tanıma esastır.
2. Yaşam ilişkilerinde egemenlikli ve köle yaklaşımı reddeder. Anlamlı birlikteliği esas alır.
3. İlişkilerde ahlakı ve politik ilkelere dayalı birliktelik esastır.
4. Erkek, kadın karşısında iktidarcı, köleleştirici mülkleştirici ve egemenlikli yaklaşım geliştiremez.
5. Toplumsal cinsiyetçi ve iktidarcı paradigmadan beslenen yaşam ilişkilerini reddeder.
6. Kadının ve toplumun ahlak ilkesi; kadın kimliği ile yaratılan, tüm toplumsal değerleri besleme, geliştirme ve iradeli kılmaktır. Kadını, erkeğin malı olarak gören namus anlayışı ile tüm toplumsal yapı mücadele eder.
7. Kadının iradesinin, kimliğinin, kişiliğinin ve yarattığı tüm toplumsal değerlerin gasp ve talan edilmesini tecavüz kültürü ve toplumsal ahlakın bozulması olarak görür. Buna karşı toplumsal mücadele geliştirir.
8. Kadına yönelik cinsel, psikolojik, fiziksel vb şiddete karşı mücadele amacı ile kurumsal (özgürlük alanları, sosyal hizmet merkezleri vb.) çalışmalar yürütür.
9. Kadını iradesizleştiren, nesneleştiren, metalaştıran ve cinsel obje olarak kullanan yaklaşımlarla mücadele eder.
10. Kadına karşı geliştirilen cinsel istismar ve tecavüz saldırılarında kadının mağduriyetini görmezden gelen cinsiyetçi toplumun suçlayıcı geri-geleneksel yaklaşımlarını mahkûm eder ve buna karşı kadınının öz-savunmasını ve mücadelesini geliştirir.
11. Tecavüz kültürünü sıradanlaştıran ve normalleştiren cinsiyetçi toplum yaklaşımını ve devlet politikasını mahkûm eder. Tecavüzü kadının şahsında toplumun iradesine ve onuruna yapılmış bir saldırı olarak görür ve bunun karşısında mücadele eder.
12. Kadının maddi ve manevi dünyasına hiçbir biçimde şiddet, tecavüz ve gasp gerçekleştirilemez. Gerçekleştirildiği durumlarda kadın öz savunmasını yapma hakkına sahiptir.
13. Her kadın zorla benimsetilmiş ve iktidarın akış biçimlerinden olan içselleştirilmiş köleliğe karşı; cins bilincini, tarihsel toplum bilincini, demokratik direniş kültürünü ve öz-savunmasını geliştirerek mücadele eder.
14. Demokratik toplum inşası tamamlanıncaya kadar, tüm toplumsal alanlarda kadına pozitif ayrımcılık ilkesi uygulanır.
15. Çalışma alanında kadına uygulanan ayrımcılığı reddeder ve kadın istihdamı için gerekli meşru ve yasal girişimlerde bulunur. Toplumsal çalışma alanında kadın ucuz iş gücü olarak değerlendirilemez. Kadının yaşamın tüm alanlarında harcadığı emek, toplumsal değerdir.
16. Analık emeği, en büyük toplumsal emektir. Analığın toplumda maddi ve manevi değer olarak görülmesi için mücadele eder.
17. Kadın, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal tüm toplumsal alanlarda örgütlü kadın kimliği ile yer alır.

Gençlere ilişkin;

1. Gençlik ahlakı ve politik toplumun en özgür ve dinamik gücüdür. Gençlerini kaybeden toplum veya toplumunu kaybeden gençlik yenilmiş olmaktan öte, kendi varlık hakkını kaybetmiş, ona ihanet etmiştir.

2. Toplum gençlerinden yoksun bırakılamayacağı gibi, gençler de toplumsal öze yabancılaştırılamaz.
3. Gençlerin eğitme görevi, toplum dışında hiçbir güç, devlet veya iktidar aygıtıyla paylaşılamaz, devredilemez.
4. Gençler tüm toplumsal bilgi ve tecrübeyi biriktiren başta yaşlılar olmak üzere tüm toplumun tecrübelerinden yararlanma hakkına sahiptir.
5. Gençleri baskı altına alan tüm devletçi yapılanmalara ve jerontokratik anlayışlara karşı mücadele edilir.
6. Gençler üzerindeki erkek egemenliğine ve iktidar otoritesine karşı, gençliği iradeli kılma mücadelesi yürütülür.
7. Gençliği devletçi ve iktidarcı sistemlerin militer gücü haline getiren yapılanmalara karşı mücadele edilir ve vicdani ret bir hak olarak benimsenir.
8. Erkeğin egemenlikçi yaklaşımlarına en fazla maruz kalan iki toplumsal güç olarak gençlik ve kadının mücadelesi birbirini güçlendiren ve ortaklaşan bir mücadeledir.
9. Genç kadına yönelik erken yaşta evlendirme, fuhuş, tecavüz ve şiddetin tüm biçimlerine karşı mücadele yürütülür.
10. Gençler, aileler tarafından mülkleştirilemez. Aile şiddetine karşı gençler toplumsal korumaya alınır.

Çocuklara ilişkin;
1.Toplumun geleceğini, akışkanlığını ve yenilenmesini sağlayan küçük bireyleridir. Her herkes 18 yaşına kadar çocuk haklarından yararlanır.
2.Dünyaya gelişlerinden itibaren yaşayacakları mekânın ve zamanın özgür ve sağlıklı oluşumundan toplumun tümü sorumludur.
3.Salt soy sürdürme anlayışı ile sonsuzluk, ebedileşme anlayışı ile nüfus artırılamaz.
4.Çocuğun eğitiminden başta kadın olmak üzere anne-baba ve toplumun tüm kesimleri sorumludur. Eğitim kolektif bir faaliyettir.
5.Çocuğun eğitimi toplum dışında bir başka güce (devlet) devredilemez.
6.Bağlı olduğu toplumun tüm değerleri, gelenekleri, kültürü, dilini öğrenme hakkına sahiptir.
7.Beslenme, korunma ve yaşamını sürdürebilmesinden başta aile olmak üzere tüm toplum sorumludur.
8.Çocuğun doğumunda, kadının özgür iradesi ve tercihi esastır.
9. Çocuklara yönelik aile içi ve dışında her türlü şiddet suçtur. Çocuklar toplumsal korumaya alınır.
10.Çocuk sevgi, saygı ve ilgiden mahrum edilemez
11.Ana dilde eğitim her çocuğun en temel hakkıdır.
12.Çocuk istismarı(seks ve reklam aracı) toplumsal suçtur. Buna karşı mücadele toplumsal görevdir.
13. Çocuklar toplumsal cinsiyetçi zihniyetle eğitilemez.
14. Asimilasyonun derinleştirildiği kurumlar olan YÎBO’lara karşı alternatif eğitim kurumları geliştirilir.
15. Çocuk yaşta çalıştırılmayı suç sayar. Ancak çocuk yaşta çalışmayı zorunlu kılan ailenin sosyal güvencelerinin sağlanması için de mücadele yürütür.
16. Savaş mağduru çocukların eğitim ve sağlık başta olmak üzere diğer ihtiyaçlarından tüm toplum sorumludur.

Yaşlılara ilişkin;
1. Yaşlılık yaşanmışlıktır, insan yaşamının doğal bir evresidir. Yaşlılar toplumun tecrübe kaynağı olarak ele alınır. Tecrübelerini tüm diğer toplumsal kesimlere aktarır.
2. Yaşlıların bakım ihtiyacı ve yaşamsal tüm ihtiyaçları, toplumsal kolektivizm içerisinde karşılanır. Sağlıklı bir yaşam imkânı, toplum tarafından oluşturulur ve korunur.
3. Yaşlılar toplumsal üretimden tamamıyla koparılamaz. Güçlerine ve yeteneklerine göre üretime katılabilmelerinin koşulları oluşturulur.
4. Yaşlılar için gerekli ilgi, saygı ve sevgi görebilecekleri ortamlar yaratılır.
5. Yaşlıların sağlık güvencesi, kültürel ve sosyal yaşama katılım haklarının sağlanması için tüm toplum mücadele yürütür.
C)DEMOKRATİK AİLE VE ÖZGÜR BİRLİKTELİK:
Demokratik aile, sistemin sürekliliğini sağlayan ve tek taraflı erkek temelli aile ilişkisini reddeder. Verili aile modelini erkeğin küçük devleti ve hanedanı olarak rol biçilen ideolojik bir kurumlaşma olarak değerlendirir. Buna karşı kadın ve erkeğin özgür birlikteliğinden oluşan ve her ikisinin ortak iradesine dayalı yürütülen demokratik aileyi gerçekleştirir. Demokratik ailede birbirini mülkleştirme ilişkileri yerine özgür tercihli ve özgür iradeli bireylere dayalı gönüllü ve özgür birliktelik esastır. Taraflardan birinin istemi üzerine birlikteliğe son verilir. Aile demokratik toplumsallaşmanın hizmetinde olur ve toplumun kadın lehine demokratikleşmesinde rol üstlenir. Kendisini aile kurumu olarak gerçekleştirmeyi hedeflemeyen kadın ve erkek birliktelikleri de özgür birliktelik temelinde gerçekleştirilir. Özgür birliktelikler, toplumsal hakikate ulaşmış, toplumsal güce ve bilgeliğe sahip özgür bireylerle mümkündür. Toplumsal hakikate ulaşılmadan aşka ve sevgiye dayalı özgür birliktelikler gerçekleştirilemez. Aşk, özgür yaşam arkadaşlığıdır, birlikteliğidir. Köleliğe, tecavüze, iktidara bulaşmış kişiliklerde aşk gerçekleşemez. Bu nedenle aşkın gerçekleşmesi, insan ahlakındaki karşılıklı özgürlük düzeyinin gelişimine bağlıdır.
Bu temelde;
1. Demokratik toplumda ailenin oluşumu, tarafların özgür tercihi ve öz iradeli kararı ile gerçekleştirilir. Zor, tehdit, berdel ve ekonomik, siyasi çıkarlar üzerinden oluşacak aileyi reddeder.
2. Verili toplumdaki aile modellerinin demokratik temelde değiştirilip dönüştürülmesi için eğitim ve bilinçlendirme faaliyeti yürütülür.
3. Resmi toplumun kadın-erkek birlikteliğine ilişkin karılık ve kocalık tanımlamalarını mal-mülk ilişkisi olarak değerlendirip reddeder. Buna karşı özgür yaşam arkadaşlığını geliştirir.
4. Ailenin tüm üyeleri, aileyi ilgilendiren kararları kolektif alır.
5. Aile içerisinde babada somutlaşan iktidarın çocuk ve kadın üzerinde gelişen yaklaşımlarını reddeder. Aile ilişkilerinde sevgi ve saygıya dayalı demokratik ilişki esastır.
6. Çocuğun toplumsallaştığı ilk evre olarak demokratik aile, toplumsal ahlaki bilincin oluştuğu, yeni nesillere kültürel akışın sağlandığı kurumlaşmalardan biri olarak ele alınır.
7. Aile içi ilişkilerde kadın ve erkek adil, eşit ve kolektif haklara sahiptir.
8. Aile içi şiddetin geliştiği durumlarda aile kurumlaşmasının sürdürülemezliği ortaya çıkar.
9. Ailenin sürdürülmesine yüklenilen toplumsal sorumluluklar kadın ve erkek tarafından eşit ve adil temelde yürütülür. Cinsiyetçi toplumun kadın ve erkeğe yüklediği toplumsal rolleri reddeder. Ailenin sürdürülmesinde kadın ve erkek eşit ve adil sorumluluklara sahiptir.
10. Tarafların mülkleştiği evlilik sözleşmelerini reddeder.
11. Çocuk doğumu, kadın bedeni, duygu ve düşünce dünyasında etkili olduğundan kadının iradesine bağlıdır.
12. Cinselliğin iktidar ve sömürü olarak kullanılmasını reddeder.
13. Kadının cinselliğini metalaştıran, kadının cinsel düşüşü ile iktidarını güçlendiren devletçi toplumun anlayışlarına karşı mücadele eder. Erkeğin cinselliğe dayalı iktidarcı yaklaşımını reddeder ve buna karşı mücadele yürütür.
14. Ailede kadın istemi dışında, erkeğin zora dayalı cinsel yönelimini tecavüz olarak ele alır.
15. Tecavüz kültürünün aşılması için mücadele etmek en temel görevlerden biridir.
16. Karşılıklı güveni, saygıyı, sevgiyi ortadan kaldıran her türlü ilişki ve davranış biçimlerini reddeder. D)DEMOKRATİK SİYASET:
Demokratik siyasetin temel amacı demokratik toplumun oluşumudur. Toplumun ortak işlerinin tartışma ve kararlarla yürütülmesini sağlar, toplumsallığı güçlendirir. Siyaset ancak toplumdaki tüm kesimlerin katılımı ile demokratikleşebilir. Bu nedenle siyaseti tabandan geliştirerek demokratik siyaseti geliştirir. Toplumsal tüm kesimlerin farklılıklarına saygı temelinde eşitlik ve uzlaşı gereği farklılık zeminlerini yaratır ve ortak tartışma, ortak karar alma ve ortak uygulama sistemini örgütler. Kadının özgürlük düzeyi ve demokratik siyasete katılımı demokratik siyasette bir kriterdir. Genel demokrasi hareketi ve araçları kadını içermeyebilir. Bu nedenle kadın kendi öz araçları ve mücadelesi ile genel demokrasi mücadelesinde belirleyici bir güçtür. Kadın kendi kongre, meclis, komün gibi demokratik siyaset kurumlarını oluşturur ve mevcut olan demokratik siyaset örgütlenmelerinde kendi öz iradesi ve öz örgütlülüğü ile yer alır. Demokratik konfederal örgütlenmelerde kadın aktif rol alır.

Bu temelde;
1.Demokratik siyaset, kadının toplumsal ihtiyaçlarını tartışma, karar alma ve uygulama hakkına sahip olmasıdır.
2.Tüm toplumun farklılıklarına saygıyı, farklılık temelinde, birlik, eşitlik ve uzlaşı anlayışını geliştirir.
3.Demokratik siyaset; partiler, gruplar, meclisler, medya, sendika, birlik, dernek gibi demokratik örgütlenmeleri kapsar.
4.Toplumu demokratik siyasete katma amaçlı, sürekli topluma dönük eğitim çalışmaları yürütür ve siyaset akademileri oluşturur.
5.Hiçbir demokratik siyaset örgütlenmesi belli bir toplum üstü grubun iktidarını hedefleyemez.
6.Demokratik siyaset araçları devletin uzantısı işlevini görmez, toplumu devlete bağlamaz, devlet ve toplum arasında mesafeyi korur ve toplumun çıkarlarını esas alır. Devletle ilkeli uzlaşıyı öngörür.
7.Toplumun karmaşık yapısı içinde yatay ve dikey örgütlenmelere gider.
8.Kadın ve gençlik, demokratik siyasetin temel dinamik güçleridir.
9.Kültürel, etnik, ulusal kimlikler demokratik siyasi örgütlenme hakkına sahiptir.
10.Demokratik siyaset iktidarı hedeflemez ancak, demokratik toplum ve siyasetin önünü açma hedefiyle devleti duyarlı hale getirmek için sistem meclislerinde yer alabilir. Bu yer almada ilkesel yaklaşım toplumsal özgürlüğün inşa edilmesidir.

E) ÖZ SAVUNMA:

Öz savunma, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikasıdır. Birinci doğada var olan savunma refleksinin örgütlü hali öz savunma kurumlaşmalarıdır. Öz savunma demokratik siyasetin yoğunlaşmış halidir. Toplumsallığın ahlaki ve politik dokusunun işlevli olmasının ve demokratik siyasetin toplumsal yapıda işlerlik kazanmasının temel gücüdür. Toplumun ahlaki ve politik yaşamına karşı içten ve dıştan gelebilecek çürütme, yozlaştırma, çatıştırma, gerginlik, tahakküm altına alma, sömürgeci dayatmalar, yaşamı ve güvenliği tehdit eden yönelimler, iradesizleştirme, teslim alma, kırıma uğratma türünden saldırılara karşı toplumun varlığını savunma politikasıdır. Kendisi olmakta ısrar eden toplum bu tutumunu ancak öz savunma olanakları ve kurumlarıyla geliştirebilir. Bu nedenle ahlaki ve politik toplum, bireyleri ve kurumları açısından öz savunma bir hak olmakla birlikte temel bir görevdir.

Bu temelde;
1. Öz savunma militarist yapılanmaların saldırılarına ve yönelimlere karşı toplumun öz savunma hakkı ve görevidir.
2. Kadın, öz savunma görevini hiçbir gücün insafına bırakamaz, teslim edemez, devredemez.
3. Kadın, öz savunma örgütlenmelerini ve demokratik direniş çizgisini geliştirir.
4. Ahlaki ve politik toplumun demokratik siyaset iradesinin önündeki engelleri ortadan kaldırır ve etkisizleştirir.
5. Kadının öz savunma örgütlenmesi toplumun temel kurumlaşmalarından biridir.
6. Öz savunma kurumlaşmaları tek başına karar alma gücü değildir. Öz savunma güçleri tipik bir devletçi ordu olmayıp gücünü toplumdan alır, asayiş, milis gibi örgütlenmelere gider. Demokratik kurumlaşmaların kontrolü altındadır.
7. Öz savunma demokratik toplumun bir kurumu olarak demokratik konfederal sistemin örgütlenmelerinden biridir.
8. Soykırım, katliam ve tehcire karşı direnme hakkını, hiçbir demokratik imkanın kalmaması halinde, ayaklanma ve halk savunma güçleri biçiminde ortaya koyar.
9. Askeri, ideolojik, sosyal, kültürel ve tüm toplumsal gerici saldırılar karşısında kadın hem bireysel hem de örgütlü öz savunma gücünü geliştirir.


F) EKONOMİ:
Ekonomi; kadının üretim ve beslenmeyi toplumsallığa eşit ve adil temelde paylaşımı yasalarıdır. Kadının doğal toplumsal mesleği ve eylemidir. Toplumsal yapı, en temel ihtiyacı olan beslenmesini ve üretimini kapsar. Toplumsal ekonomi, kolektif oluşturulur ve temel dayanağı topraktır. Kapitalist modernist sistemin ortaya çıkarmış olduğu ekonomi politikaları toplumsal ekonomiyi yok eden, toplumu kar sermaye ilişkiler sistemine dönüştüren araçlar yaratmaktadır. Örneğin en tarihsel, toplumsal bir kurum olan ananlık emeğinin karşılığını hiçbir patron, işçi, köylü, birey ödeyemez. Bu denli zorlu eylemli, yürek ve akıl dolu, sürekli ayaklanma halindeki kadına ücretsiz emekçi muamelesi yapmak kapitalist modernitenin kar kanunu ile açıklanabilir. Bu nedenle kapitalist modernitenin ortaya çıkarmış olduğu sahte, ekonomi karşıtı politikaları ile mücadele halindedir.

Bu temelde;
1. Tarım, toplumun maddi ve manevi kültürünü ortaya çıkaran unsurdur. Tarım, toplumun beslenme sorununu çözmenin yanı sıra, zekâ, dil, nüfus, yönetim, savunma, yerleşme, din, teknik, giyim, etnik başta olmak üzere, temel maddi ve manevi kültür araçlarının oluşumu ve süreklileşmesinde de başattır. Dolayısıyla toplum tarafından korunmak durumundadır. Bu temelde demokratik uygarlığın ekonomik temeli toplumsal artık değer üzerine kurulu sermaye tekelleri ile daima çelişki ve çatışma içindedir.
2. Kadının temel işlevi olan ekonomik faaliyetini gasp eden, tüm toplumsal değerleri ve alanları gasp kültürü ile donatan, ekonomizmi, endüstriciliği, ulus-devletçiliği toplumsallığa karşıt olarak görür ve karşısında eko-ekonomiyi örgütler.
3. Ekolojik örgütlenmeyi ekolojik tarım, eko endüstri anlayışı temelinde geliştirir.
4. Finans kapital, tekelci sermayenin oluşturmuş olduğu kara dayalı tüm politikaları reddeder ve buna karşı komünal ekonomik modeli örgütler.
5. Tüm toplumsal güçler gelir dağılımından eşit ve adil yararlanma hakkına sahiptir.
6. Emek yabancılaşmasına karşı toplumsal emek bilincini geliştirir. İşçi-patron ilişkisine dayalı emek teorisini toplumsal emeğe yabancılaşma görür. Sınıfçılaştıran, cinsiyetçi emek tanımına karşı kadının çocuk doğumu ve yetiştirmesini, ev içi emeğini ve toplumun maddi- manevi tüm üretim süreçlerini emeğin temel tanımları olarak niteler.
7. Ekonomide kadına pozitif ayrımcılık ilkesi uygulanır. Ev ekonomisini temel bir ekonomik faaliyet olarak görür. Bunun karşısındaki emek gaspı ve inkarcılıkla mücadele eder.
8. Ekonomi, temel ihtiyaçlara dayalı yürütülür. Tekel karına öncelik veren endüstriyalizmin tüm politikalarını reddeder.
9. Toplumsal üretimde kâr marjı, artı değer yaratma değil, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi esastır. Aksi durumlar ahlaki politik suç kapsamında ele alınır.
10. Ekonomik üretimde, tek tiplilik ve seri üretim yerine toplumsal çeşitliliği göz önünde bulundurarak, yerel, farklı seçenekler sunan ve yaratıcı üretim esastır.
11. Toplumu sınıflandıran ve iktidarcı rekabetçi ekonomi politikalarını reddeder
12. İşsizlik, açlık, yoksulluk ve bunlar üzerinden sağlanan sınıflaşma reddedilir ve bu zihniyet politikalarına karşılık kolektif yaşam ve paylaşım esas alınır.
13. Toplumun tüm kesimleri ve bireyleri ekonomik üretime niteliksel koşulları ile katılma hakkına sahiptir. Toplumun hiçbir kesimi ve bireyi işsiz bırakılamaz.
14. İktidar ve sermayeyi, toplumsal emeğe yabancılaşma olarak görür ve reddeder. Toplumsal yapıya zarar verecek üretim alanı oluşturmaz.
15. Spor, sanat ve toplumsal sağlık kar getiren bir sektör olarak ele alınamaz.
16. Bozulan tarım alanlarının topluma ve doğaya yeniden kazandırılması için mücadele yürütür ve organik tarımı örgütler. Beslenme ihtiyacı karşılanırken, doğal kaynakları yok eden ve canlılara zarar veren üretim faaliyetleri içinde bulunulamaz.
17. Kadın bedeni üzerinden oluşturulan her tür sermayeye karşı durur. Bu temelde kadının fuhuş sektöründe kullanılmasını suç sayar ve buna karşı mücadele eder.
G) EKOLOJİ:
Ekoloji alanı doğa ve toplumun iç içeliği ile oluşur. Doğanın yok oluşu toplumun da yok oluşudur. Bu nedenle birbirini yaşatma temelli, sürekli bir bağ oluşturulur. Doğadaki tüm varlıklar canlıdır. Vahşi doğa tanımlaması ve yine doğada bir birini yok eden ilişkilerin olduğu söylemi, yok etme temelli oluşan zihniyet normlarından biridir. Dolayısıyla doğanın hakikatini ortaya koymaz. Toplumun yaşadığı tüm alanları koruma, yaşatma ve besleme yaklaşımı ekolojik alanda da varlığını sürdürür. Erkek egemen sistemin kadın üzerinde geliştirdiği tahakküm, doğa üzerindeki egemenliğinin kaynağını oluşturmaktadır. Bu nedenle erkek egemen zihniyetin doğaya tahakkümcü yaklaşımının kırılması öncelikle kadına tahakkümcü yaklaşımın aşılmasını gerektirir.

Bu temelde;
1. Toplum ve doğa birbirini yaşatma temelinde ilişkilenir. Toplumsallık, doğayla uyum temelinde varlık kazanır ve süreklileşir.
2. Ahlaki politik toplum, doğaya hükmetme girişimlerini reddeder.
3. Doğanın dengesini bozabilecek zihinsel, teknolojik, demografik, endüstriyel, kentsel yaklaşımlarla çevrenin uyumunu bozacak uygulamaları reddeder.
4. Dev mega kentler, ekoloji, sağlık, ekonomi, tarım, sosyal, siyaset, işsizlik gibi krizli toplum sorunlarını oluşturacağından dolayı böylesi oluşumlara gitmez.
5. Köy ve kentin birbirini besleyen ilişki sistemini oluşturur.
6. Tüm toplumsal alanlarla ilişki halinde toprak, doğa ve tarım bilinci toplumsal yapıya kazandırılır.
7. Köy toplumunu yok eden kentleşmeleri ve onun kurumlaşmalarına karşı mücadele halindedir. Var olan büyük kentleşmeleri köy toplumuna uyumlu hale getirir. Bu mücadeleyi ekonomi, sosyal, siyasal, eğitim, kültür, din, medya ve öz savunma alanları ile ortak yürütür.
8. Savaş, çatışma, beslenme ve eğitim sorunlarından dolayı yaşanan köy boşaltmaları önleyecek kurumlaşmalara gider. Ekonomi, demokratik siyaset, eğitim, bilim, medya ve öz savunma alanları ile ilişki halinde köye dönüşleri sağlar. İç ve dış göç engellenerek, toplumsal bozulmaların önüne geçer.
9. Ekolojik uyumun bozulma sorunlarından biri olan nüfus artışı karşısında toplumsal bilinçlenmeyi geliştirir. Bu konuda diğer tüm toplumsal kurumlaşmalar ile ilişki halinde mücadele yürütür.
10. Tarihsel mekânları toplumsal tarih bilincinin maddi gücü olarak görür ve korur. Hiçbir tarihsel alan kâr alanı olarak görülüp sermayeleştirilemez. Tarihi mekânları yok eden baraj politikalarına karşı mücadele yürütür.
11. Doğa içerisinde bulunan tüm canlıların korunma hakkı vardır. Orman yakma, kontrolsüz kesim, denizlerin ve akarsuların kirletilmesini canlı yaşamı yok etme görür ve buna karşı mücadele yürütür.
12. Doğal çevreyi koruma, insan toplumsallığının başat görevlerinden biridir.
13. Genetiği bozulmuş ürünlerin üretilmesine karşı mücadele eder, ekolojik üretimi esas alır.

H) EĞİTİM:
Eğitim, toplumsal deneyim ve tecrübenin, teorik ve pratik bilgiler olarak tüm üyelerine özelde genç ve çocuklara özümsetme, anlamlı kılma çabasıdır. Toplumsal süreklilik, eğitim ile yürütülür. Eğitim, iktidar ve devletin değil toplumun ve kadının en önemli görevidir. Hem hak hem görev olarak çocuk ve gençlerini kendi geleneklerine, toplumsal doğa özelliklerine göre yetiştirmek yaşamsal bir konudur. Kadınlar, çocukların eğitilmesinde en temel rolü üstlenir. Toplumun ilk ve temel eğitmenidir. Eğitim politikasının esas belirleyici gücüdür.

Bu temelde;
1. Eğitim hakkı kutsaldır ve var oluştan kaynağını alır.
2. Toplum kendi üyelerini eğitme hakkına sahiptir, bu hak toplum dışı bir güçle paylaşılamaz ve devredilemez.
3. Toplumun ilk ve temel eğitmeni olarak kadının, eğitim politikalarını belirleme, tartışma ve karar alma hakkı vardır.
4. Toplumun tüm üyelerinin, özelde gençlerin ve çocukların ahlaki politik kaynaktan beslenen kendi doğası ve kültürünü, toplumsal özünü öğrenmesi doğal hakkıdır.
5. Toplumsal ahlak ve kültür, teorik-pratik bilgi oluşumları, zanaat, deneyim ve tecrübeleri her hangi bir ayrım yapılmaksızın tüm toplum üyelerinin edinmesi sağlanır.
6. Toplumun tüm üyeleri anadilinde eğitim görme, dilini ve kültürünü geliştirme hakkına sahiptir.
7. Kapitalist modernitenin ideolojik araçları olan milliyetçiliğe, bilimciliğe, dinciliğe ve cinsiyetçiliğe dayalı eğitim sistemini reddeder.
8. Toplumsal eğitim alanı; toplumsal özgürlük, esnek düşünce yapılanması, farklılığın iç içeliğine dayalı bir eğitim sistemini örgütler. Eğitim sisteminde, yaratıcılık ve kolektivizm temel yaklaşımdır.
9. Egemen sistemin, iktidar yayan kurumları olarak oluşturulan eğitim kurumlaşmalarını reddeder. Toplumsal özgürlüğün, ahlak ve politikanın, demokrasinin yaygınlaştığı kurumlar olarak yeni eğitim kurumlaşmalarına gider.
10. Toplum kendi bilinçlenme faaliyetlerini kadının siyaset, kültür-sanat akademileri ve ocaklarda yürütür.

I)SAĞLIK:
Toplumsal sağlık alanı, toplumun öz gücü ve deneyim tecrübeleri ile oluşturduğu alanların başında gelmektedir. Günümüz toplumsallığında köklü sağlık sorunlarının kaynağı, cinsiyetçi, sınıfçı sistemin topluma dayatmış olduğu iktidarcı politikalardır. Sistem sağlık alanında bio iktidarlaşmasını gerçekleştirmektedir. Birey, bilimin nesnesi kılınmakta ve bilimci öznelliğin tasarrufuna bırakılmaktadır. Toplumun doğal halinde köklü sağlık sorunları oluşmamıştır. Toplum kendi kimliğine yabancı kılındıkça sağlık sorunları da baş göstermektedir. Kanser, AÎDS ve stres hastalıkları endustiriyalizm, çarpık kentleşme ve aşırı tahrik edilmiş cinsellik sonucunda çağın hastalıkları olarak insan hayatını tehdit etmektedir. Bu nedenle sağlık alanı tek başına toplumsal sağlık sorunlarına çözüm getiremez. Toplumun diğer alanları ile ilişki halinde toplumun ruh ve beden sağlığının gerçekleşmesi için çalışma yürütür. Toplum sağlığı, bilimin maneviyatı yok saydığı ve toplum-doğa ilişkisini inkâr ettiği laboratuarlarına hapsedilemez. Dolayısıyla bireyin ve toplum sağlığının özne olduğu, bilimin yalnızca sağlığın doğasına hizmet ettiği bir anlayışı esas alır.

Bu temelde;
1. Toplumun sağlık alanı sektörel bir faaliyet olarak görülmez. Sağlık alanındaki tekelleşmeyi reddeder.
2. Toplum, sağlık alanını bir uzmanlık alanı olarak görür ve öz kurumlaşmalarına gider.
3. Toplumun tüm bireyleri sağlık hizmetlerinden eşit, adil ve ücretsiz yararlanma hakkına sahiptir.
4. Nüfusun çoğalmasını tüm toplumsal yapı açısından sağlıklı yaşam imkânlarının kısıtlayıcısı olarak görür. Bu temelde diğer tüm toplumsal kurumlaşmalar ile ortak bilinçlendirme faaliyetleri yürütür.
5. Toplum sağlığı yalnızca bilimin laboratuarlarına teslim edilemez. Sağlıklı yaşam için ruh ve beden sağlığının korunduğu bir ortamın varlığını koşullar. Sağlıklı bir toplum için ekolojik ve demokratik bilinç ile şekillenmiş bir toplumsal sistem gereklidir.
6. Alternatif tıp ve tedavi yöntemleri geliştirilir.
7. Ana ve çocuk sağlığını toplumsal sağlığın şekillendiği temel alan görür. Bu temelde sağlık güvencesi başta olmak üzere, temel sağlık hizmetlerinin verileceği kurumsal politikaları esas alır.
8. Sağlığa zarar veren maddelerin (alkol, uyuşturucu, sigara vb) tüketilmesine karşı bilinçlendirme ve iyileştirme çalışmalarını yürütür.
9. İlaç üretim yerleri toplumsal denetime açıktır.
10. Sağlık politikaları toplumla birlikte oluşturulur.

İ) SPOR;
Spor, toplum ve bireyin bedensel, ruhsal ve zihinsel alanlarda sağlıklı gelişimini sağlayan hareketler bütünlüğüdür. Aynı zamanda toplumun sosyal aktivitelerini geliştirdiği bir alandır. Barışçıl, dostane anlayış ile estetik hareket ve oyunlar bütünlüğüdür. Toplumu şiddete, kutuplaşmaya ve yok edici rekabete sevk eden, tekelci karı ve iktidarı hedefleyen spor sektörüne karşı mücadele esastır. Sporu milliyetçiliğin ve fanatizmin geliştirildiği alanlara dönüştüren zihniyete karşı toplumsal barışı, estetizmi ve sağlığı geliştiren kurum anlayışını oluşturur. Buna göre:
1.Spor, sosyal bir aktivite olduğu gibi sağlık alanıyla da ilgili bir kurumlaşmadır.
2.Sporun esas işlevi olan ruh ve beden sağlığını geliştirmedir.
3.Toplumun tüm kesimlerinin sportif faaliyetlerden yararlanma hakkı vardır.
4.Sporun hiçbir çeşidi şiddet barındıramaz. Toplumsal şiddeti ortaya çıkarabilecek yöntemler kullanılamaz.
5. Sporda salt seyircilik anlayışını reddeder, katılımcı anlayışı geliştirir.
6. Her yaştan kadının sağlıklı yaşam için günlük olarak sportif bir aktivite içerisinde olmasını benimser.

J) BİLİM:
Bilim, toplumu nesneleştiren, birbirinden ayrıştıran, karşıtlaştıran, indirgemeci, parçayı bütünden koparan, salt genellemeci pozitivist bilim anlayışına karşı toplumcu bilimi esas alır. Toplumsal deneyimin sistemleşmiş halidir, dolayısıyla içinden çıkmış olduğu toplumsallığı sürekli birleştiren, geliştiren ve büyüten yaklaşımı esas alır. Ortaya çıkarılan tüm bilimsel veriler, araştırmalar, incelemeler, yaratıcılık konularında toplumsallığa hizmet esastır. Kapitalist modernist sistemin kar-sermaye-iktidar ikilemine hizmeti reddeder. Kapitalist modernitenin bilimi, bilgiyi parçalayan, sınıflayan ayrıştırmalarından kaçınır. Bütün bilimleri sosyal bilimler olarak bütünleştirir. Kapitalist modernitenin kadını salt biyolojik bir farklılık olarak ele alan yaklaşımlarını reddeder. Kadını toplumsal doğası ile bütünlüklü ve özgürlükçü temelde esas alan jineoloji bilimini geliştirir. Bilim alanı, kapitalist modernitenin toplumsal anlam yitimine karşı direniş ve savunma geliştirme hakkına ve görevine sahiptir. Bilimin gelişmesinde ahlak temel ilke olmalıdır.

Bu temelde;
1. Bilimciliği bir cinsiyetçilik ve iktidar birikimi olarak toplum aleyhinde görür. Bilimcilik, bilimden sapmadır, yozlaşmadır.
2. Bilim, toplumsal ahlak ve politikadan beslenir.
3. Kadının toplumsal doğasını araştıracak jineoloji bilimini geliştirir ve sosyal bilimlerin bir parçası olarak ele alır.
4. Bilimin temel görevi, toplumu, tüm değerleri ve hakikati ile tanımlamaktır. Bilim, saptırıcı, bilinci yabancılaştıran bilimcilik yöntemlerine karşı toplumu koruma hakkına ve görevine sahiptir.
5. Bilimsel yöntemde, evrensel ve yerel tarih anlayışı esastır.
6. Bilimi parçalayarak disiplinlere ayrıştıran, bilimcilik yöntemine karşı bütünlüklü toplumsal bilimi esas alır.
7. Bilim alanı tüm tekelci yaklaşımları reddeder. Adil ve eşit, özgür ve demokratik toplum organları ile eşgüdümlü ve ortak çalışma yürütür.
8. Bilim insanı, toplumsal anlamlılığı sağlayan toplumun öncü gücüdür.
9. Bilim insanı toplumun vicdanı konumuyla toplumsal yaşama katılım sağlar.
10. Tutuculuk, sofizm, dogmatizm ve faşizmi patolojik bir hastalık olarak görür ve toplum sağlığını bozan bu tür hastalıklara karşı toplumu korur.
11. Toplumda tarih bilincini geliştirerek, demokratik ve özgürlükçü temelde örgütlenmesinin önünü açar.
12. Teknolojinin doğa ve toplum karşıtlığını reddeder. Tüm teknolojik gelişmelerde toplumsal yararlılığı esas alır.
K) TOPLUMSAL İLETİŞİM VE MEDYA:
Medya, kendi başına nötr bir araçtır. Medya ve iletişim alanı ancak demokratik zihniyetle örgütlendirilirse toplumsal bilinçlendirmenin aracına dönüşebilir. Medya ve iletişim araçları, ahlaki politik toplumun hizmetindedir. Toplumun ahlaki ve politik temelde, ekolojik ekonomi, demokratik siyaset, eğitim, demokratik kültür, sanat, bilim, inanç ve öz savunma alanlarının toplumsal bilinçlenmeyi sağlayan temel araçlarından biridir. Özgür, demokratik medya, demokratik, ekolojik özgür toplumun inşasında temel araç rolünü oynar. Günümüzde kapitalist modernite, medyayı toplumsal bilinci çarpıtma, muğlaklaştırma ve manipüle etme, özellikle kadını meta sunumu haline getirmede bir araç olarak kullanmaktadır. Toplumsal iletişim ve medya araçları kurumlaşmalarında ve yayınlarında kadını mülkleştiren, köleleştiren, metalaştıran yaklaşımları reddeder, bunun karşısında kadını, toplumsallığın yaratıcı ve öncü gücü olarak ele alır.

Bu temelde;
1. Medya tekelleştirilemez, finans sermayenin hizmetine sokulamaz.
2. Toplumun demokratik temelde örgütlenmesini sağlayacak temel araçlardan biri olarak toplumsallığa hizmet etme görevi ve hakkına sahiptir.
3. Kapitalist modernitenin ahlaki politik toplumu kitleleştiren, bireycileştiren ve sanal toplum haline dönüştüren politikalarını etik olarak reddeder.
4. Kadını hiçbir koşul altında seks aracı olarak sunamaz. Gençleri ve çocukları seks metası, pornografik bir unsur olarak kullanamaz.
5. Toplumsal sanat, spor ve cinselliği gösteri ve şova dönüştüremez.
6. Milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik, bilimcilik biçimindeki iktidarcı yaklaşımları yayın politikasında reddeder.
7. Sanatı ve sporu endüstrileştiren yaklaşımlara yayınlarında yer vermez.
8. Toplumun demokratik örgütlenmeleri ile ortak çalışma yürütür ve toplumsal bilinçlenmede temel araç rolünü oynar.
9. Toplumda bilinçli bireylerin ve sosyal dayanışmanın geliştirilmesinde tüm kurumlaşmalar ile ortak faaliyetler yürütür.
10. Demokratik özgürlükçü örgütlenmelerin, görünür kıldığı ahlaki politik toplum hakikatini toplumun tüm kesimlerine yaymak medyanın esas görevidir.
11. Toplumun tüm kesimlerini kapsayacak basın- yayın ve iletişim tekniklerini oluşturur.
12. Demokratik toplumun tüm kurumlaşmalarının denetimine açıktır.
13. Özgür iletişim ve medya araçları yayınları ile demokratik örgütlenmelerin faaliyetlerini toplumsal denetime açma görevine ve hakkına sahiptir.
14. Kadın alternatif, özgün medya araçlarını oluşturur, geliştirir.
15. Medyadaki eril dilin aşılarak demokratik-özgürlükçü zihniyetin oluşumu için mücadele eder.

L) SANAT:
Sanat, yaratıcılığını toplum ve doğadan alır. Kadının toplumsal doğası ile hem benzer özellikler taşır hem de birebir kadının yaratıcılık edimi ile ortaya çıkar. Dolayısıyla kadınla doğal bir bağı vardır. Toplumsal yaratıcılığın en üst seviyede olduğu alanlardan biri olarak esnek düşünce yapılanmasına ihtiyaç duyar. Aynı zamanda toplumsal yapıda esnek düşünce yapılanmasının oluşmasında, gelişmesinde ve süreklileşmesinde aktif rol oynama görevi vardır. Birinci doğa ve ikinci doğanın uyumu olarak ortaya çıkan üçüncü doğanın yaratılmasında iyi ve güzel olanı anlamlı kılma mücadelesi içindedir. Toplumun, estetik ve güzellik yaklaşımlarını ortaya çıkarırken, bu ihtiyacını gidermektedir. Toplum güzellik ve çirkinlik yargısına da sanatla varır. Kapitalist modernitenin 3 S’lerinden(sanat-spor-seks) biri olan sanatın endüstrileşmesi sanatın esas işlevini ortadan kaldırmaktadır. Sanat metalaştırılarak bir eğlence sektörüne dönüştürülmüştür. Demokratik toplum sanatı yeniden kadının ve toplumun doğası ile buluşturur, bu temelde kadın sanatını ve sanatsal gelişimlerinin tümünü toplumsal kurumlaşmalar ile geliştirmeye önem verir.

Bu temelde;
1. Sanatın, toplum ve doğanın uyumunu sağlamada aktif rol oynama görevi vardır.
2. Toplumu, kapitalist sistemin sanatı endüstrileştiren zihniyeti karşısında mücadele etme hakkı ve görevine sahiptir.
3. Kadını mülk, köle, cinsel bir obje konumuna iten kapitalist modernist sanatçı yaklaşımlarına karşı mücadele eder.
4. Kadının toplumsal doğasını, estetik ve güzellik yaklaşımlarını sanat ürünlerine dönüştürür ve toplumsal hakikat olarak ortaya çıkarır.
5. Sanat ve sanatçı ortaya çıkardığı ürünle ahlaki politik toplumun hakikatini anlamlandırmaya çalışandır.
6. Sanat toplumsallığın gücünü ortaya çıkarma mücadelesini yürütür.
7. Batı sosyolojisinin bir ürünü olan Oryantalist sanat anlayışına karşı mücadele yürütür.
8. Toplumun tüm kültürel ve etnik yapıları kendi sanatlarını oluşturma görevine ve hakkına sahiptir.
9. Tüm sanat türlerinin kendini gerçekleştirme hakkı vardır. Hiçbir sanat türü bir diğerinden üstünlük yaklaşımına sahip olmamakla birlikte toplumun varlığını ve sürdürebilirliğini sağlayan zenginlikler olarak anlam kazanır.
10. Sanatın temel işlevlerinden biri kadının gizli kalmış tarihini, kimliğini, dünyasını açığa çıkartarak topluma mal eder. Demokratik toplumun gelişmesinde aktif rol oynar, direniş kültürünü geliştirir ve süreklileştirir.

M) ETNİK YAPILAR:
Toplumdaki tüm etnik yapılar kendini özgürce ifade etme ve örgütlenme hakkına sahiptir. Etnik yapıların birbiriyle dayanışma ilişkisi geliştirmesinde coğrafik sınırlar engel görülmez. Toplumsallık, çoklu kimlikli olmayı ifade ettiğinden, farklı etnik kimliklerin korunma ve kültürlerini yaşatma hakkı vardır. Bu birliktelik ulus-devlet sınırlarına hapsedilmeden demokratik uluslaşmanın bir niteliği olarak kabul görür.

Bu temelde;
1. Toplumsal yapıda her farklılık ayrılık nedeni değil, zenginlik öğesi olarak korunur.
2. Tüm etnik yapılar, farklılığın zenginlik olduğu özgürlük zemininden beslenir ve tüm dil ve lehçelere yaşam hakkı tanınır.
3. Toplumsal yapı içinde bulunan tüm etnik yapılar devlet sınırlarına tabi olmadan, kültürel varlıklarını kolektif biçimde sürdürme ve var olma hakkına sahiptir.
4. Tüm etnik yapılar kendi dillerini ve lehçelerini konuşma, eğitimini görme, zenginleştirme ve koruma hakkına sahiptir.
5. Tüm etnik yapılar özgür, adil ve farklılığın eşitliği temelinde demokratik yaşama katılma hakkına sahiptir.
6. Tüm etnik yapılar asimilasyon, oto asimilasyon, zorunlu göç ve toplum kırım uygulamalarına karşı direnme ve öz savunma hakkına sahiptir.
7. Hiçbir etnik yapı demografik anlamda azlık veya çokluk durumundan kaynaklı öteki durumuna düşürülemez.
8. Hiçbir etnik yapı üstünlük hakkına sahip değildir. Toplumsal yapı içerisinde adil ve eşit yaklaşımlara tabidir.
9. Tüm etnik yapılar demokratik ulusu gerçekleştirme amaçlı, demokratik örgütlenme hakkına sahiptir.
10. Kadının birlikteliğinde ve özgürlük mücadelesinde farklı etnik yapıların varlığı ayırt edici unsur değil, tersine güçlendiricidir.

N) KÜLTÜREL YAPILAR:
Kadın, kültürün temel öznesi ve yaşamın kaynağı ve direnme gücüdür. Kültürel yapıların kendilerini sürdürme gücüdür. Kültürel asimilasyonlar, yok etmeler, kıyımlar kadın katliamıyla özdeştir. Etnik farklılıklardan kaynaklı kültürel yapıların yanı sıra, kadının ana-tanrıça kültürü olarak ayrışan ve günümüze doğru analık kültürü olarak akışını sürdüren farklı bir kültürel yapılanma daha söz konusudur. Kültürel yapılar ulus-devlet sınırlarına hapsedilemeyecek kadar zengin ve çeşitlidir. Dolayısıyla toplumsallık içerisinde tek bir kültürel yapının hâkimiyeti söz konusu değildir.

Bu temelde;
1. Tüm kültürel yapılar demokratik örgütlenme hakkına sahiptir.
2. Kadın, kolektif hak olan kültürel haklardan yararlanma hakkına sahiptir.
3. Kadının analık kültürü, cinsiyetçi kültür karşısında demokratik kültürel yapı olarak tanımlar. Diğer tüm kültürel yapılar gibi kendini örgütleme, saldırılar karşısında direniş ve öz-savunma hakkına sahiptir.
4. Ulus-devletçilik karşısında tüm kültürel yapılar demokratik direniş ve öz savunma hakkına sahiptir.
5. Asimilasyon, soykırımlar, zorla göç ettirilme, oto asimilasyona karşı sürekli direniş halindedir.
6. Toplumun homojenleştirilerek, tek tipleştirilmesine karşı varlığını sürekli zengin ve çeşitli kılar.
7. Toplumsal çeşitlilik içerisinde örgütlenme, kültürlerini zenginleştirme ve tanıtma hakkına sahiptir.
8. Kültürel yapılar, iktidarcı sistemin kültürel endüstriyalizm, oryantalizm yorumlamaları karşısında kendi varlıklarını koruma ve ahlaki politik temelde yaşama hakkına sahiptir.
9. Ulus-devletin inkar ettiği, değersizleştirdiği ve zayıflattığı dil ve kültürlerin gün yüzüne çıkarılarak korunup yaşatılması esastır.

O) İNANÇLAR:
İnanç toplumun manevi değerlerinin başında gelmektedir. Günümüzde eril sistemin siyasallaştırdığı inançlar, hakikatin yitirilişine neden olmaktadır. Dinler ve mezhepler ilk çıkışlarında toplumsal hakikati ortaya çıkarmak üzerinden oluşmuştur. Dinler ve mezheplerin kültürel yapılar olarak yaşatılması, egemen sistemin iktidar çıkarlarına hizmetten çıkarılıp demokratikleşme mücadelesini zayıflatan unsur değil, demokratikleşmenin, komünalitenin yapıları olarak kabul edilmesi ve saygı duyulması esastır.

Bu temelde;
1. Toplumsal inançlar, toplumsal dayanışmayı, kolektivizmi, tartışma ve yorumlama gücünü sürekli güçlendirir ve bu bilinci sürekli açık tutma görevine ve hakkına sahiptir.
2. Toplumsal inançlar, toplumun birlikteliğini, bütünlüğünü ve varlığını koruyan ahlaki yapılanmaya sahiptir.
3. Toplumsal inancı besleyen tüm maddi ve manevi değerleri ve ahlaki ve politik gücü kültür haline dönüştürme hakkına sahiptir.
4. Toplumsal inanç mekânları toplumsal sorunların ve kararların tartışıldığı, manevi yorum gücünün açığa çıkarıldığı, toplumsal ahlakın yaygınlaştığı toplumsal bilinçlenme mekânları olarak örgütlenme hakkına sahiptir.
5. Herkes inandığı inancın kurallarını öğrenme ve ibadet etme hakkına sahiptir. Hiç kimse farklı bir dini öğrenmeye, kabule ve ibadete zorlanamaz.
6. İktidarlaştırılan ve siyasallaştırılan tüm dinsel yapılanmalar reddedilir. Buna karşı halk kendi ibadet mekanlarını oluşturur.
7. Hiç kimse, toplumsal inançları çıkarları temelinde örgütleme, topluma yayma, bunun üzerinde çıkar sağlama hakkına sahip değildir. Geliştiği durumlarda ise ahlaki ve politik suç kapsamında ele alınır.


Ö)AZINLIKLAR:
Azınlıklar, sosyal-kültürel yapılardır. Kültürel, dini, mezhepsel, etnik nüfusun oranı olarak da tanımlanmaktadır. Her azınlık, kimliğini özgürce ifade etme, varlığını koruma, sürdürme ve yaşama hakkına sahiptir. Topluluk içerisinde demografik olarak çoğunluk karşısında öteki durumunda tutulamaz, özne-nesne ayrışımına gidilmez. Hiçbir toplum ve azınlık kendisini kutsallaştırıp diğer toplum ve azınlıkların önceline dönüştüremez. Bir toplumsal kimliğe aşırı vurgu ve aşırı anlam yükleme, milliyetçiliğe yol açar. Her toplumsal grup özgürlük ve eşitlik ilkesine dayanarak demokratik örgütlenme hakkına sahiptir.

Bu temelde;
1. Tüm kültürel yapılanmalar, toplumun diğer kesimleri gibi adil ve eşit yaşama hakkına sahiptir.
2. Tüm azınlıklar, kendi öz örgütlenmelerini geliştirme hakkına sahiptir.
3. Azınlıkların, demokratik konfederal sistemde özerkliklerini koruyarak birlik, konfederasyon vb tarzda örgütlenmeleri demokratik toplumun bir gereğidir.
4. Azınlıkların uğradığı jenosit ve asimilasyon uygulamaları insanlık suçudur. Bu suçu işleyen devletlerin insanlık adına azınlıklardan özür dilemesinin sağlanması için gerekli çalışmalar yürütülür.

4.BÖLÜM:
DEMOKRATİK TOPLUMUN SİSTEM ÖRGÜTLENMESİ VE İCRA ORGANLARI
A) Demokratik Konfederalizm:
1. Demokratik toplumun sistem örgütlenmesi Demokratik konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm demokratik ulusa, ortak vatana ve demokratik birliğe dayanır. Devletle ilişkileri özerklik statüsünde düzenlenir.
2. Demokratik konfederalizme kadının katılımı özgün ve özerktir.
3. Demokratik Konfederalizm demokratik toplumun temel ilkelerine dayalı geliştirilen yatay-dikey tarzda örgütlenen bir sistemdir.
4. Öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanır.
5. Toplumun devlet olmayan demokratik sistemidir.
6. Kendisini topluma dayalı geliştirir ve gücünü tabandan alır.
7. Söz, tartışma ve karar alma yetkisi topluluklara aittir.
8. Demokratik konfederalizm de her topluluk, etnisite, kültür, inanç örgütlenmeleri, entelektüel hareket, ekonomik birim, birer politik birim olarak kendilerini özerkçe yapılandırıp ifade ederler.
9. Demokratik Konfederalizm, ulus üstülüğü esas alır.
10. Bir yerleşimde, bir kaç yerleşimi kapsayan bir alanda, geniş bir bölgede uygulanabileceği gibi birkaç bölgeyi ve ülkeyi kapsayan alanda da uygulanabilir bir sistemdir. .
11. Demokratik Konfederalizm, bir demokratik komünler birimidir.
12. Demokratik Konfederalizm tüm toplumsal kesimlerin örgütlü yapılarından oluşan toplumsal sistem örgütlenmesidir.
13. Demokratik konfederalizmin ulus-devletlerle ilişkisi ne sonuna kadar savaş, ne de içinde asimile olmaktır. Birbirlerinin meşruiyetini kabul eden, barış ve uzlaşı ilkesi üzerinden hareket eder.
14. Demokratik konfederasyon hem kendinden daha büyük, hem daha küçük konfederal birliklere açıktır.
15. Kıtasal ve dünyasal çapta demokratik konfederalizmi teşvik eder.
16. Demokratik konfederalizm sadece bir devletin içinde örgütlenme ile yetinmez. Tüm toplumsal yapılar, devlet sınırlarına tabi olmadan, yerelden küreselliğe kadar konfederasyon oluşturabilir.
17. Kadın konfederal sisteme kendi konfederalizmini örgütleyerek katılır. Kadın Konfederalizmi kendisini; Kadın Komünleri, Kadın Kooperatifleri, Kadın Ocakları, Kadın Meclisleri, Kadın Kongre-Konferans-Kurultayı, Özgür Kadın Akademileri, Demokratik Ulus-Vatan, Yerel-Bölgesel-Kentsel Özerklikler ve Kadının Öz-savunması şeklinde örgütler.

B) Kadın Komünleri:
1. Bir gurubun, bir topluluğun yaş, yetenek farkı gözetilmeksizin katılım gösterdiği ve paylaşımın gerçekleştiği, demokratik toplumun tabandaki en küçük siyaset birimidir. Komünlerin, meclislere karşı sorumlulukları olduğu gibi, başka bir komüne karşı da sorumlulukları vardır.
2. Komün üyelerinin maddi ve manevi ihtiyaçlarını kolektif bir tarzda karşıladıkları örgütlenmedir.
3. Komün tüm toplumsal sorunlarla (ekonomik, sosyal, siyasal vb.) ilgili olarak örgütlenir.
4. Doğrudan demokrasinin uygulandığı taban örgütlenme biçimidir.
5. Komünde yer alan herkes kendisini ya da bir başkasını aday gösterme, seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
6. Kararlarını aleni bir şekilde komün üyelerinin katılımıyla alır.
7. Pratik görevleri koordine edecek yönetimi kendisi seçer ve denetler. Seçilen yönetimler halkın ihtiyaçlarına cevap olmadığı durumlarda kendini seçen halk tarafından görevden geri çekilebilir.
8. Seçilmiş yönetim, yürüttüğü faaliyetler hakkında komün üyelerini bilgilendirir.
9. Komün yönetimine bağlı olarak ihtiyaçlar çerçevesinde komisyonlar oluşturulabilir.
10. Her kadın mutlaka bir Komüne üye olmayı, toplumsal yaşama katılımda kendisi için olmazsa olmaz bir ilke olarak kabul eder.

C) Kadın Kooperatifleri:
1. Demokratik toplumun ve kadının ekonomik örgütlenme modelidir.
2. Kooperatifler toplumun ekonomik ihtiyaçlarını karşılar. Tekelin pazar üzerindeki iktidarını ve aşırı kar kanununu aşmayı, toplumun tümünü üretime katmayı amaçlar.
3. Farklı üretim birimlerinin kolektif dayanışma örgütlülüğüdür
4. Ekonomik birimlerin, kişisel kar ve çıkar yerine, toplumsal çıkar lehine bir çaba içerisinde olmasını sağlar.
5. Üretici ve tüketiciler ayrımını ortadan kaldırır ve herkesi toplumsal üretime dahil eder
6. Emek ve ürünün gerçek değerini almasını sağlar.
7. Maliyeti düşürür. Üretimi ihtiyaca göre belirler ve verimliliği yükseltir.
8. Pazarda fiyatların aşırı yükselmesine engel olur.
9. Toplumsal pazarın oluşmasını sağlar
10. Gelir dağılımındaki zararı giderir ve gelir dağılımında denge oluşturur
11. Sermayedarlara ve faiz ödemeye karşı çıkar
12. Kooperatifçiliği geliştirir ve yaygınlaştırır.
13. Tüm kooperatifler birleşerek kendilerini Kooperatifler Hareketi olarak örgütler.
14. Kooperatifler seçimle göreve gelip, seçimle görevden alınma esasına göre örgütlenir.

D) Kadın Ocakları:
1. Demokratik toplumsal kültürün, manevi değerlerinin demokrasi ve özgürlük ilkeleri temelinde üretildiği, topluma ve özgür bireylerine aktarıldığı örgütlenme alanıdır.
2. Kadın toplumsallığının ve kadın özgürlük bilincinin öğretildiği ve aktarıldığı merkezlerdir.

E) Özgür Kadın Akademileri:
1. Akademi, kadının ve toplumun eğitim ihtiyacının giderildiği kurumlardır.
2. Kadın özgürlük ideolojisi temelinde toplumun eğitimi ve özgür kadın kimliğini kadın kişiliğinde yaratmanın yaşam felsefesini oluşturma merkezleridir.
3. Kadının aydınlanma, bilinç oluşturma ve özgür tartışma merkezleridir. Toplumun aydınlanmasında alternatif işlev ve rol görür. Bu amaçla akademik araştırmaların yapıldığı ve düşünsel üretimin topluma mal edildiği yerlerdir.
4. Kadının siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşama aktif katılması için eğitim ve bilinçlenme alanıdır.
5. Demokratik toplumun temel kurumlarından biridir
6. Akademiler, cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik, bilimcilik, iktidarcılık, sınıfsallık, gibi toplumsal hastalıkların aşılması ve toplumsal hakikate ilişkin toplumun aydınlatılması faaliyetini yürütür
7. Zihniyet dönüşümünü ve toplumsal bilinçlenmeyi amaçlar.
8. Kadın başta kültür, sanat, siyaset ve spor olmak üzere toplumun ihtiyaçlarını karşılamak temelinde akademi örgütlenmesine gider.

F ) Kadın Meclisleri:
1. Toplumun demokratik katılım, planlama ve denetim mekanizmalarını hayata geçirebileceği demokratik bir organizasyondur.
2. Toplumun tüm sorunlarının tartışıldığı ve çözüm yollarının arandığı, herkesin adil ve eşit söz hakkına sahip olduğu, ortak karar aldığı ve aldığı bu kararları hayata geçirdiği bir toplumsal örgütlenmedir.
3. Bireylerin yerelden katılımla gerçekleştirdikleri bir taban örgütlenmesidir.
4. Meclisler yerleşim birimlerine göre örgütlenir.
5. Kadın ve gençlik meclisleri özgün-özerk örgütlenir.
6. Meclislerde dil, din, ırk, yaş farkı gözetmeksizin her kesimden kadınlar yer alabilir.
7. Farklı toplumsal örgütlenmeler bu meclisler içinde yer alabilir, kendilerini temsil edebilirler.
8. Meclis bünyesinde ihtiyaçlar temelinde kurumlaşmalara gider.
9. Toplumdaki tüm kesimlerin ve örgütlerin ortaklığını sağlar.
10. Meclisler yaşanan toplumsal suçların ele alınması için yargı süreçlerini yürütmek üzere halk mahkemeleri ve halk platformları örgütler.
11. Meclisler öz savunma güçlerini oluştururlar.
12. Meclisler, kentin idaresinde rol sahibi olduğu gibi, bulunduğu yerleşim yeri hakkında da sorumluluk ve hak sahibidir.

G)Kadın Kongre-Kurultay-Konferansları
1. Kadın kongresi, kadın demokratik konfederal sisteminin en yüksek karar organıdır.
2. Kadın kongresi yerleşim birimlerindeki meclislerin gönderdiği delegelerle toplanır. Yanı sıra çeşitli sivil toplum örgütleri ve şahsiyetlerin katılımına da açıktır.
3. Birleşim, belirlenen sayıda yönetim organı seçer ve belirlenen sürede toplanır.
4. İhtiyaçlara göre komite, komisyon, komün örgütlenmelerini oluşturur ve denetler.
5. Kadın özgürlük sorunlarının ve bundan kaynaklı toplumsal sorunların tartışılıp ortak kararların alınmasını sağlar.

H)Yerel, Bölgesel ve Kentsel Özerklik
1. Demokratik toplumun yerelden bölgesele doğru genişleyen sistem örgütlenmesi, demokratik özerklik çerçevesinde olur. Bu yerel, bölgesel, kentsel yönetimler biçiminde gelişir.
2. Demokratik özerklik, yerinden yönetimi ifade eder. Buna göre her özerkliğin kendi yerel yönetimini ve yerel meclisini oluşturması öngörülür.
3. Toplumun kendi öz ve sivil örgütlenmeleri ile birlikte ele alınması gereken demokratik özerklik uygulaması, özünde az devlet çok toplum anlayışının sistematize edilmiş modelidir.
4. Toplumsal yaşamın her alanında öz yeterliliği esas alan özerk birimler oluşturulmasını ön görür. Buna göre tüm toplumsal birimler, esnek bağlarla birbirine bağlılığı ancak özerkliklerine saygı gösterilmesi şartıyla kabul ederler.
5. Kent, yerel ve bölgesel özerk yönetimler, ekonomik, sosyal ve siyasal güçlerini tam kullanabilmek için demokratik ulusal hareketle demokratik ulus olarak bütünleşir.
6. Demokratik özerklik devlet ile demokratik konfederalizmin ilişki biçimi ve hukukudur. Devleti küçültmeyi ve sınırlandırmayı hedefler.
7. Kapitalist modernite güçleri ile demokratik modernite güçleri birbirlerini barış ve uzlaşı ilkesi temelinde kabul eder.

I)Demokratik Ulus- Demokratik Vatan:
1. Demokratik ulus, temel politik biçim olan demokratik konfederalist uygulamalarla etnisiteden dine, kentsel, yerel, bölgesel ve ulusal topluluklara kadar her tür kültürel varoluşların demokratik özerk siyasi oluşumlar halinde oluşturdukları bir ulus modelidir.
2. Demokratik ulus modelinde, topluluk ve bireyler kendi yerel gerçeklikleri doğrultusunda sorunlarını tartışıp, çözüm üretirler.
3. Demokratik ulus, ulus-devlete karşı çok kimlikli, çok kültürlü ve çok siyasi oluşumlu ulusu ifade eder.
4. Demokratik ulusun siyasal yönetim biçimi demokratik konfederalizmdir.
5. Demokratik ulusun öz yönetim biçimi olan, demokratik konfederalizmin uygulandığı mekânlardır.
6. Ulus-devletin tekel karını oluşturduğu katı toprak sınırlarını kabul etmez, esnek sınır anlayışını esas alır.
7. Demokratik vatan ve üzerinde yaşayan hiçbir toplumsal değer metalaştırılamaz.
8. Demokratik vatan toprağın ve üzerinde yaşayan tüm kimliklerin özgürleştirilmesidir.
9. Toprağa bağlılık ve yurda bağlılık, üzerinde yaşanan tüm canlıların adil ve eşit yaşam sistemidir.
10. Demokratik vatan üzerinde yaşayan tüm bireyler, demokratik vatana özgür yurttaşlar olarak bağlıdır.
11. Kadın özgürlük sorunu, ulus ve vatan sorunlarını aşan, aynı zamanda bu sorunları da kapsayan daha derin ve köklü bir sorundur. Kadın sorunu sınıfsal, ulusal, etnik sorunların temelidir, dolaysıyla kadın sorununun çözümü ulusal sorunun çözümü sonrasına ertelenemez.

J) Kadının Öz Savunması:
1. Devlet militarizmine, ırkçılığa, faşizme, şiddetin her biçimine, cinsiyetçi politikalara ve toplumsal geriliklere karşı kadının öz savunmasını gerçekleştiren güvenlik örgütlenmesidir
2. Öz savunma, demokratik siyasetin en yoğunlaşmış ifadesidir.
3. Demokratik toplumu ve kadının toplumsal kurumlaşmalarını korumakla yükümlüdür
4. Kadının öz savunma bilincini, örgütlenmesini ve eylemini kapsar.
5.Tecavüz kültürünün kadına yönelik tüm saldırılarına karşı öz savunma ilkesi ile hareket eder.

5.BÖLÜM:
DEMOKRATİK TOPLUMUN VE KADININ YARGI SÜREÇLERİ

a) Kadın özgürlüğüne karşıt faaliyet yürütülmesi.
b) Demokratik toplumun öz varlığını inşa eden ve kurgulayan değerlerine yönelik her hangi bir tehdit durumunun oluşması
c) Kadının ahlaki ve politik yapısının tehdit altında olması
d) Demokratik toplumun temel ilkelerinin ihlal edilmesi
e) Demokratik toplumun ve kadının öz savunmasız bırakılması

1. Yukarıdaki durumlardan herhangi birinin yaşanması halinde, Demokratik toplumun yargı süreci işlemeye başlar. Bu süreç, var olan durum, olay veya olgunun hangi ahlaki suç kapsamında değerlendirileceğinin tespitini gerektirir.
2. Suç kapsamının tespiti, Demokratik Toplumun Kadın Sözleşmesine göre belirlenir.
3. Suçun niteliğinin belirlenmesi, suçun yaşandığı yerdeki komün veya meclis tarafından oluşturulan Halk Mahkemesi ya da Halk Platformu tarafından yapılır.
4. Suçun yargılanması ve toplumsal bir yaptırıma tabi tutulması süreci, Halk Mahkemesi ya da Halk Platformu tarafından gerçekleştirilir.
5. Kadına ait yargılama mekanizmaları ayrı oluşur. Kadın kendi adaletini özgün mekanizmaları olan Kadın Adalet Platformlarıyla yerine getirir.

A) Adalet Platformları:
1.Kadın Adalet Platformları, suçun yaşandığı yerdeki toplumsal yapıdan oluşan bir platformdur.
2. Platformların oluşturulması yükümlülüğü mahalle, köy ve kent meclislerine aittir.
3. Platform, suçun yargılamasını yapar ve suça dair yaptırım kararını alır.
4. Suçun işlendiğine dair delil tespiti, Meclis Divanının yükümlülüğündedir.
5. Yargılama süreci kadınlara açıktır.

B) Suçun tanımı:
Birinci ve ikinci doğa içerisindeki herhangi bir canlı varlığın;
a) Yaşam hakkını sınırlama veya yok etme
b) Hakikatini inkâr etme
c) Öz iradesini kırma
d) Özgürlüğünü sınırlama
e) Asimilasyon
f) İmha, soykırım
g) Tehcir
h) Düzenini bozma
i) Cinsel kimliğin istismarı ve ayrımcılık
Yönündeki her eylem yahut çaba bir suçtur.

NOT 1.: Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi olarak hazırladığımız Kadının Toplumsal Sözleşmesi belgemizi tüm kadınların görüşlerine sunuyoruz. Hem örgütlü yapılarımızdan hem de değişik kadın şahsiyet, örgüt, kurum vb nden gelen görüşleri ortaklaştırılarak hazırladığımız belgeyi, kadınların toplumsal sözleşmesi belgesi haline getirmeyi amaçlıyoruz. Bundan hareketle sunulacak görüşler bizler açısından önem taşımaktadır. Görüş sunacak tüm kadın arkadaşlara şimdiden teşekkürlerimizi sunuyoruz.
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır