Hikmet abim’in dağa çıktığını duyduğumda henüz on bir
yaşındaydım. Evdeki herkes birbirine Hikmet dağa çıkmış
duydunuz mu? diye soruyordu. Duymamazlıktan gelenlerin
sayısı duyduğunu söyleyenlerden fazlaydı. Ben duydum,
ben duydum demek istiyordum ama beni dinleyen yoktu. Çok
uzaklarda görünen dağlara bakar Hikmet Abimin o dağlara
çıktığını düşünürdüm. Dağlar uzaktan dimdik görünürdü ya
çocuk aklımla Hikmet Abim o dimdik dağlarda nasıl ayakta
duracak, nasıl yürüyecek diye hayaller kurardım. Soğuk
kış günlerinde onun dağlarda üşüdüğünü düşünür içim
parçalanırdı. Ne yiyordur, ne içiyordur, nerede
yatıyordur Hikmet Abim? Kaç kere anamın yaptığı güzel
yemeklerden beslenme çantama koyup ona götürmeyi ve
dağlarda nasıl yaşandığını görmeyi düşündüysem de bir
türlü gerçekleştiremedim bu hayalimi. Hem onun buradaki
dağlara değil de çok uzaklarda kayıp cennet ülkesinin
dağlarına çıktığını, anarşik olduğunu ve talebelere
katıldığını anlatıyorlardı.
Aradan yıllar geçti kimse bahsetmez olmuştu Hikmet
Abi’den. Ama ben o dağlara çıkan abiyi hiç unutmadım.
Bir gün mutlaka Hikmet abiyi bulma isteğini sessizce
yaşadım.
Suretini unutmamak için de evimizde bulunan tek siyah
beyaz fotoğrafına iyice baktım. Bakarken ne kadar da
güzelmiş Hikmet abim tıpkı artistlere benziyor diye de
içimden geçirmeden edemedim.
Aradan yıllar geçmişti ben de Hikmet Abi gibi dağlara
çıkmıştım. Dağların uzaktan göründüğü gibi olmadığını
görünce o günleri düşünüp kendi kendime gülmüştüm.
Hikmet Abiyi ilk geldiğim günden itibaren aramaya
koyuldum. Evdekiler yine sessiz sedasız şehit düştüğünü
söylemişlerdi ama cenazesi neredeydi, nerede şehit
düşmüştü, kod adı neydi kimse bir şey bilmiyordu. Hem
belki doğru değildi bu haber. Hikmet Abiyi dağlarda
görecektim, ben onu tanıyacaktım, çünkü resmini yüreğime
nakşetmiştim. Ama o beni tanımayacak, sonrasında ne
kadar büyümüşsünde benim gibi dağlara çıkmışsın diye
sevinecekti. Hikmet abiyi sormama rağmen onu tanıyan hiç
kimseye rastlamadım. Onlar yanıtlamaktan bıkmış ben ise
sormaktan bıkmamıştım. Kod adını bilmemem işimi
zorlaştırıyordu, tabi arkadaşları da. En sonunda ben de
bıraktım sormayı. Onun gelir gelmez kavganın ortasında
vurulduğuna ve onu tanıyan kimsenin olmadığına
inandırdım kendimi. Sonra bir de gerilla elbisesi bile
giyemeden, raxtını beline takamadan, silahını omzuna
alamadan, şutığını sıkıca saramadan ve mekaplarını
ayağına geçiremeden şehit düşmüştür belki diye düşünüp
ağladım. Çünkü onu bulmaya çalışırken birçok arkadaşın
henüz sicili dahi alınmadan, arkadaşlara ulaşır ulaşmaz,
dağlara çıkar çıkmaz şehit düştüğünü duydum. Hikmet
abimle beraber bütün dağa çıkanlara ama gerilla
hayalleri yarım kalanlara ağladım.
Sonrasında Hikmet abim yüreğimde hep kanayan, kapanmayan
bir yara olarak kaldı. Ama yaralarıma tuz bastım üzerine
de kül serptim ve kalbimin en kuytu köşesine gömdüm onu.
Yıllar sonra alakasız bir yerde alakasız bir zamanda
arşivci arkadaşa, tanıdığım bazı arkadaşların
sicillerinin olup olmadığını sordum. Onlara bakarken
birden aklıma Hikmet Abim geldi. Sorayım mı, sormayayım
mı diye düşündüm çok uzun sürmedi bunları düşünmem.
Benim bir Hikmet abim vardı ama kimse onu tanımıyor,
sicilinin de olduğunu zannetmiyorum. Ama bir baksan
yoksa da sicilini ben veririm dedim. Bakmasını söylerken
mahcupça bunu yaptım çünkü aramanın faydasız olduğunu
düşünüyordum. Arayacak ama her zamanki gibi öyle bir
arkadaşı tanıyan kimse yok o yüzden sicili verilmemiş
diyecekti. Hikmet Başkan, Tınate köyünden dedim. Yazar
yazmaz kod adının Xebat olduğunu, 88 yılında İzmir’den
katıldığını ve 89 yılında şehit düştüğünü söyledi. Kesin
isim benzerliğidir diye düşündüm kimsenin onu
tanımadığına o kadar inandırmıştım ki kendimi. Belki de
buradaki dağlara yetişememiştir o çocukluğumdaki evimize
yakın olan dağlarda kalmıştır da o yüzden kimse onu
tanımıyordur yalanına kendimi inandırmak bir nebzede
olsa rahatlatmıştı yüreğimi. Dosyayı açtı. İçindeki
kimlik bilgilerini ve en önemlisi de HİKMET ABİMİN
yakışıklı resmini görünce kalbim yerinden fırlayacak
sandım. Bu O’ydu. Kayıp bir gerilla değildi,
arkadaşlarla yaşamış, gerilla elbiseleri giymiş, kavgaya
katılmış ve kavganın ortasında vurulmuştu. Kısa bir
süreliğine de olsa gerilla hayallerini gerçekleştirmiş
ülkesi ve bağımsızlığı için savaşmıştı. Hikmet abim
kaybolmamıştı, O arkadaşlarla yaşamış, dağlarda
dolaşmış, gerilla yaşamının güzelliklerini tatmıştı.
O kadar mutlu olmuştum ki sanki o anda Hikmet abimle
kucaklaşmıştım, o anda onu canlı canlı karşımda
görmüştüm. Sonra yaşasaydı şimdi yirmi iki yıllık
tecrübeli ve koca çınar ağacı gibi baş eğmez bir gerilla
olacaktı. Yüreğinde birçok anı taşıyacak, bunları bana
anlatacak, acılarını, sevinçlerini, umutlarını ve
deneyimlerini benimle paylaşacaktı diye düşündüm.
Bunların hiçbirini yapamadık Hikmet Abimle.
Onu hep elinde Marx’ın kalın kitaplarıyla ve derin bir
su gibi sakinliği ve duruluğuyla hatırlıyordum. Bir de
evimizdeki siyah beyaz fotoğrafıyla. Ama şimdi Hikmet
Abi aklımda eski ve heybetli bir gerilla.
Hikmet abim,
Ne güzelde yakışmış gerilla elbiselerin, ne güzel de
yakışmışsın dağlara. Eskisi gibi sessiz değilsin artık,
saatlerce konuşuyorsun. Yine durgunsun ama bu defaki
durgunluk ölümlerden defalarca kez geçmenin verdiği bir
olgunluktan. Ölümü defalarca yenen bir insana yaşamın
bazı ayrıntıları o kadar basit ve sıradan gelir ki.
Herkes için bu küçük sorunlar dağlar kadar büyük
görünürken feleğin çemberinden geçmiş gerillalar için bu
tür sorunlar sorun bile değildir. İşte sende de öyle bir
hava olacak. Sonra yirmi iki yıl boyunca yaşadıklarını
anlatacaksın. Tüm gerillaların hayalini
gerçekleştirdiğini, Önderliğimizi gördüğünü, onun
eğitiminden sonra daha bir bilinçlendiğini, savaş
tarzında gerçek gerilla tarzını yaratmaya çalıştığını,
kişiliğini Onun öğretisiyle sorguladığını ve Onu her
şeyden çok sevdiğini söyleyeceksin. Yaralarını
göstereceksin. Başındaki parçaların kışın seni
zorladığını, bir de ayağından aldığın merminin
yürüyüşlerde bazen seni geride bıraktığını ama hiçbir
zaman gerilla sevdandan vazgeçmeyeceğini anlatacaksın.
Dağlardan ayrılmak istemediğini ve dağları kendine yurt
bildiğini, gerillacılığa aşk düzeyinde bağlı olduğunu ve
iradenle bu dağlarda bir ömür boyu yaşayacağını
söyleyeceksin. Sonra tekrardan dünyaya gelsem yine
gerilla olurdum diyeceksin. Ben de seni dinleyecek ve
senin gibi olmak isteyecek, senin gibi bir abim olduğu
için gurur duyacağım. Seni hiç olmayan abim yerine
koyacağım. Ve kaybolmana izin vermeyeceğim.
Bunların hiçbirini konuşamadık ve Hikmet abi bunların
hiçbirini yaşayamadan vuruldu. Ama gerilla olmuştu ya
onu tanıyan, sicilini veren birileri çıkmıştı ya, o
kaybolmamıştı ya yine de yeterdi bana.
Hiç abim olmadı benim. Hikmet abi anamın amcasının oğlu
ama ben onu hep abim bildim, abim gibi sevdim. Hayatımda
belki de anlam vermekte zorlanacağınız bir yeri var
Hikmet abimin. Ben Hikmet abimle birlikte öğrendim
Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı’nın olduğunu.
Hikmet abimle devrimci abileri tanıdım ve Hikmet abimle
gençlerin sömürüye, baskıya ve zulme karşı savaşmak
için, yaşamı uğrunda ölecek kadar sevdikleri için
dağlara çıktığını öğrendim. Ve Hikmet abimle dağlarda
yaşayan ve vuruşan gerillaların hiçbir zaman
kaybolmayacağını gördüm.