DEĞERLENDİRMELER
HİKMET ABİM...
Şerda Mazlum

Hikmet abim’in dağa çıktığını duyduğumda henüz on bir yaşındaydım. Evdeki herkes birbirine Hikmet dağa çıkmış duydunuz mu? diye soruyordu. Duymamazlıktan gelenlerin sayısı duyduğunu söyleyenlerden fazlaydı. Ben duydum, ben duydum demek istiyordum ama beni dinleyen yoktu. Çok uzaklarda görünen dağlara bakar Hikmet Abimin o dağlara çıktığını düşünürdüm. Dağlar uzaktan dimdik görünürdü ya çocuk aklımla Hikmet Abim o dimdik dağlarda nasıl ayakta duracak, nasıl yürüyecek diye hayaller kurardım. Soğuk kış günlerinde onun dağlarda üşüdüğünü düşünür içim parçalanırdı. Ne yiyordur, ne içiyordur, nerede yatıyordur Hikmet Abim? Kaç kere anamın yaptığı güzel yemeklerden beslenme çantama koyup ona götürmeyi ve dağlarda nasıl yaşandığını görmeyi düşündüysem de bir türlü gerçekleştiremedim bu hayalimi. Hem onun buradaki dağlara değil de çok uzaklarda kayıp cennet ülkesinin dağlarına çıktığını, anarşik olduğunu ve talebelere katıldığını anlatıyorlardı.
Aradan yıllar geçti kimse bahsetmez olmuştu Hikmet Abi’den. Ama ben o dağlara çıkan abiyi hiç unutmadım. Bir gün mutlaka Hikmet abiyi bulma isteğini sessizce yaşadım.
Suretini unutmamak için de evimizde bulunan tek siyah beyaz fotoğrafına iyice baktım. Bakarken ne kadar da güzelmiş Hikmet abim tıpkı artistlere benziyor diye de içimden geçirmeden edemedim.
Aradan yıllar geçmişti ben de Hikmet Abi gibi dağlara çıkmıştım. Dağların uzaktan göründüğü gibi olmadığını görünce o günleri düşünüp kendi kendime gülmüştüm.
Hikmet Abiyi ilk geldiğim günden itibaren aramaya koyuldum. Evdekiler yine sessiz sedasız şehit düştüğünü söylemişlerdi ama cenazesi neredeydi, nerede şehit düşmüştü, kod adı neydi kimse bir şey bilmiyordu. Hem belki doğru değildi bu haber. Hikmet Abiyi dağlarda görecektim, ben onu tanıyacaktım, çünkü resmini yüreğime nakşetmiştim. Ama o beni tanımayacak, sonrasında ne kadar büyümüşsünde benim gibi dağlara çıkmışsın diye sevinecekti. Hikmet abiyi sormama rağmen onu tanıyan hiç kimseye rastlamadım. Onlar yanıtlamaktan bıkmış ben ise sormaktan bıkmamıştım. Kod adını bilmemem işimi zorlaştırıyordu, tabi arkadaşları da. En sonunda ben de bıraktım sormayı. Onun gelir gelmez kavganın ortasında vurulduğuna ve onu tanıyan kimsenin olmadığına inandırdım kendimi. Sonra bir de gerilla elbisesi bile giyemeden, raxtını beline takamadan, silahını omzuna alamadan, şutığını sıkıca saramadan ve mekaplarını ayağına geçiremeden şehit düşmüştür belki diye düşünüp ağladım. Çünkü onu bulmaya çalışırken birçok arkadaşın henüz sicili dahi alınmadan, arkadaşlara ulaşır ulaşmaz, dağlara çıkar çıkmaz şehit düştüğünü duydum. Hikmet abimle beraber bütün dağa çıkanlara ama gerilla hayalleri yarım kalanlara ağladım.
Sonrasında Hikmet abim yüreğimde hep kanayan, kapanmayan bir yara olarak kaldı. Ama yaralarıma tuz bastım üzerine de kül serptim ve kalbimin en kuytu köşesine gömdüm onu. Yıllar sonra alakasız bir yerde alakasız bir zamanda arşivci arkadaşa, tanıdığım bazı arkadaşların sicillerinin olup olmadığını sordum. Onlara bakarken birden aklıma Hikmet Abim geldi. Sorayım mı, sormayayım mı diye düşündüm çok uzun sürmedi bunları düşünmem. Benim bir Hikmet abim vardı ama kimse onu tanımıyor, sicilinin de olduğunu zannetmiyorum. Ama bir baksan yoksa da sicilini ben veririm dedim. Bakmasını söylerken mahcupça bunu yaptım çünkü aramanın faydasız olduğunu düşünüyordum. Arayacak ama her zamanki gibi öyle bir arkadaşı tanıyan kimse yok o yüzden sicili verilmemiş diyecekti. Hikmet Başkan, Tınate köyünden dedim. Yazar yazmaz kod adının Xebat olduğunu, 88 yılında İzmir’den katıldığını ve 89 yılında şehit düştüğünü söyledi. Kesin isim benzerliğidir diye düşündüm kimsenin onu tanımadığına o kadar inandırmıştım ki kendimi. Belki de buradaki dağlara yetişememiştir o çocukluğumdaki evimize yakın olan dağlarda kalmıştır da o yüzden kimse onu tanımıyordur yalanına kendimi inandırmak bir nebzede olsa rahatlatmıştı yüreğimi. Dosyayı açtı. İçindeki kimlik bilgilerini ve en önemlisi de HİKMET ABİMİN yakışıklı resmini görünce kalbim yerinden fırlayacak sandım. Bu O’ydu. Kayıp bir gerilla değildi, arkadaşlarla yaşamış, gerilla elbiseleri giymiş, kavgaya katılmış ve kavganın ortasında vurulmuştu. Kısa bir süreliğine de olsa gerilla hayallerini gerçekleştirmiş ülkesi ve bağımsızlığı için savaşmıştı. Hikmet abim kaybolmamıştı, O arkadaşlarla yaşamış, dağlarda dolaşmış, gerilla yaşamının güzelliklerini tatmıştı.
O kadar mutlu olmuştum ki sanki o anda Hikmet abimle kucaklaşmıştım, o anda onu canlı canlı karşımda görmüştüm. Sonra yaşasaydı şimdi yirmi iki yıllık tecrübeli ve koca çınar ağacı gibi baş eğmez bir gerilla olacaktı. Yüreğinde birçok anı taşıyacak, bunları bana anlatacak, acılarını, sevinçlerini, umutlarını ve deneyimlerini benimle paylaşacaktı diye düşündüm. Bunların hiçbirini yapamadık Hikmet Abimle.
Onu hep elinde Marx’ın kalın kitaplarıyla ve derin bir su gibi sakinliği ve duruluğuyla hatırlıyordum. Bir de evimizdeki siyah beyaz fotoğrafıyla. Ama şimdi Hikmet Abi aklımda eski ve heybetli bir gerilla.
Hikmet abim,
Ne güzelde yakışmış gerilla elbiselerin, ne güzel de yakışmışsın dağlara. Eskisi gibi sessiz değilsin artık, saatlerce konuşuyorsun. Yine durgunsun ama bu defaki durgunluk ölümlerden defalarca kez geçmenin verdiği bir olgunluktan. Ölümü defalarca yenen bir insana yaşamın bazı ayrıntıları o kadar basit ve sıradan gelir ki. Herkes için bu küçük sorunlar dağlar kadar büyük görünürken feleğin çemberinden geçmiş gerillalar için bu tür sorunlar sorun bile değildir. İşte sende de öyle bir hava olacak. Sonra yirmi iki yıl boyunca yaşadıklarını anlatacaksın. Tüm gerillaların hayalini gerçekleştirdiğini, Önderliğimizi gördüğünü, onun eğitiminden sonra daha bir bilinçlendiğini, savaş tarzında gerçek gerilla tarzını yaratmaya çalıştığını, kişiliğini Onun öğretisiyle sorguladığını ve Onu her şeyden çok sevdiğini söyleyeceksin. Yaralarını göstereceksin. Başındaki parçaların kışın seni zorladığını, bir de ayağından aldığın merminin yürüyüşlerde bazen seni geride bıraktığını ama hiçbir zaman gerilla sevdandan vazgeçmeyeceğini anlatacaksın. Dağlardan ayrılmak istemediğini ve dağları kendine yurt bildiğini, gerillacılığa aşk düzeyinde bağlı olduğunu ve iradenle bu dağlarda bir ömür boyu yaşayacağını söyleyeceksin. Sonra tekrardan dünyaya gelsem yine gerilla olurdum diyeceksin. Ben de seni dinleyecek ve senin gibi olmak isteyecek, senin gibi bir abim olduğu için gurur duyacağım. Seni hiç olmayan abim yerine koyacağım. Ve kaybolmana izin vermeyeceğim.
Bunların hiçbirini konuşamadık ve Hikmet abi bunların hiçbirini yaşayamadan vuruldu. Ama gerilla olmuştu ya onu tanıyan, sicilini veren birileri çıkmıştı ya, o kaybolmamıştı ya yine de yeterdi bana.
Hiç abim olmadı benim. Hikmet abi anamın amcasının oğlu ama ben onu hep abim bildim, abim gibi sevdim. Hayatımda belki de anlam vermekte zorlanacağınız bir yeri var Hikmet abimin. Ben Hikmet abimle birlikte öğrendim Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı’nın olduğunu. Hikmet abimle devrimci abileri tanıdım ve Hikmet abimle gençlerin sömürüye, baskıya ve zulme karşı savaşmak için, yaşamı uğrunda ölecek kadar sevdikleri için dağlara çıktığını öğrendim. Ve Hikmet abimle dağlarda yaşayan ve vuruşan gerillaların hiçbir zaman kaybolmayacağını gördüm.

 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır