DEĞERLENDİRMELER
KADINLAR, SÜRECİN KAZANILMASINDA BELİRLEYİCİ POZİSYONA SAHİPTİR
Ronahi Serhat


Reel sosyalizmin yıkılmasıyla en fazla hedefe oturtulan güçler sosyalist, sol, kadın hareketleri, halk hareketleri, sosyal hareketler oldu. Kapitalizm bu yıkılışı kendi zaferi olarak ilan etti. Artık sistem muhalifi olanlar, radikal dönüştürücü güçler örgütlenme ve arayışları mümkün mertebede sistem içileştirmek, sistemin uzantısı durumuna getirmek için yoğun bir ideolojik, siyasi, askeri mücadele tazyikine tabi tutuldu. Özellikle ideolojiler çağı geçti denilerek sosyal ideoloji zeminsiz, tabansız bırakılmaya çalışıldı. Oysa bilinmektedir ki, yıkılan reel sosyalizm, sosyalizm adına değil, kapitalizmin çaresizliğini haber veriyordu. Kapitalizm bunu kendi lehine çevirmeye çalışarak her alanda ideolojik hakimiyetini yeniden sağlamaya çalıştı. Bunu aynı zamanda siyasi, askeri olarak da geliştirmeye çalıştı. Öyle ki, ABD, BOP’ni geliştirerek Ortadoğu’yu önce öncü depremlerle yokladı, ardından Irak işgali fay hattının kırılma noktası olarak harekete geçti. Ve şimdi de artçı depremler hep yaşanmakta. Ancak bu depremler her yeri vurmaktadır, sadece gerçekleştiği yeri değil. BOP önünde engel gördüğü Kürt özgürlük hareketini tümden imha edemezse de etsizleştirmek, marjinalleştirmek ve teslim almak için yoğun bir yönelim halindedir. Bu her dönem oldu. Ve Kürt Özgürlük Hareketi, hem direndi ve direnişle birlikte Kürt sorununun demokratik çözümünü gündemleştirdi.
Özellikle 29 Mart yerel seçimlerinde Kürdistan genelinde ezici çoğunluğu DTP’nin alması yeni bir durum ortaya çıkardı. Marjinalleştirilmek istenen özgürlük çizgisi Kürdistan illerinde sandıklardan birinci parti olarak çıktı. Halkın Kürt sorunun demokratik siyasal çözümünde devlete, kamuoyuna siyasal-toplumsal bir irade olarak kendisini dayatması göz ardı edilemezdi. Zaten Kürt Halk Önderinin çağırısı üzerine seçimler nedeniyle eylemsizlik süreci başlatıldı. Devletin hesabı, eylemsizlik sürecini, seçimlerdeki Kürt siyasi partisinin mağlubiyetiyle sonuçlanmasını sağlayarak, inkar-imha siyasetine hız verip PKK’ye silahsızlanmayı dayatmaktı. ABD’nin de desteği daha yoğun alınıp güneyli güçler de ortak edilerek bir askeri operasyon, siyasal tecritle birlikte teslimiyet dayatılacaktı. Tüm anti-demokratik uygulamalara, tehditlere, baskılara rağmen sandık sonuçları devletin hesabını alt üst etti. Yerel seçimlerden sonra hem hükümet hem devlet boşa düşünce ortaya çıkan siyasal sonuçları iktidar lehine çevirmek için Kürt sorunundan kaçamayacağından açılım söylemini başlattı. Sandık sonuçları Kürdistan’da bekledikleri gibi çıksaydı tasfiye konsepti askeri yönü ağırlıklı olarak ve içte-dışta tecritle kuşatılıp sonuç alınmaya çalışılacaktı. Ancak seçim sonuçları tersine çıkınca bu kez siyasal alan üzerinden toplumsal alan üzerinden zamana yayılmış, inceltilmiş bir tasfiye konsepti devreye girdi. Hem de yalan ve kandırmalarla Kürt halkı bunun ortağı edilmek istendi.
Yerel seçimlerin hemen ardından 14 Nisan operasyonu başladı. Bu kadar geniş çaplı operasyon kararı salt sonuçlara duyulan tepki ve hazmedememeyle aniden alınmış olması düşünülemez. Devlet Kürtlere dönük siyaset belirlerken bunu çeşitli dar-geniş toplantılarında enine boyuna tartışarak ince eleyip sık dokuyarak planlar ve kararlaştırır. Bu açıdan DTP eş başkan yardımcılarından tutalım, Kürt siyasetçi, yönetici ve siyasal partinin kadrolarına, kadın hareketinin temsilcilerine dönük gelişen 14 Nisan tutuklama operasyonları, seçim sonuçları ardından verilmiş bir karar değil, öncesinden alınmış bir karardır. Seçim sonuçları istedikleri gibi çıksaydı askıya alınmış başka bir plan devreye konulurdu. Bu plan masada zaten vardı. Tutuklananların neyle suçlanacaklarına dair çok öncesinden başlatılan belge, bilgi toplama işlemi operasyon başlatıldığında tamamlanmıştı. Ve toplu tutuklamalar yapıldı.
Şiddetin bir çözüm olmadığını, olmayacağını savunan bir hareket olarak, tek taraflı irademize, gücümüze dayalı olarak her zaman siyasal demokratik bir çözüm ortamını yaratmaya çalıştık. Önderliğimizin çağrısıyla başlatılan ve barış çabalarının bu kez sonuç vermesi için yerel seçimlerin ortaya çıkardığı muazzam olanakları güçlü değerlendirmenin tam zamanıydı. Önderlik Yol Haritası hazırlıklarına başladı. Devlet de şiddet ve inkar politikasının böylesi bir ortamda boşa çıkarılmasıyla birlikte yeni bir tasfiye sürecini açılım adıyla başlattı. AKP hükümeti en iyi sunumunu, propagandasını yapmaya çalışarak Kürtsüz Kürt Sorunu çözümü, muhatapsız Kürt Sorununun çözümü gibi Önderliksiz, PKK’siz ardından DTP’yi kapatarak legal temsilcilerini de devre dışı bırakıp ucube bir uğraş içine girdi. Çeşitli demokratik, liberal kesimler tasfiye planını tam anlayamadıklarından ve Kürt sorununun dillendirilmesini AKP’nin marifetinin ve yeteneğinin bir politikası olarak gördüklerinden hükümete destek verdiler. Taki barış gruplarının gelişine kadar. AKP yalanını, tasfiye planını en iyi ortaya çıkaran, samimiyetini test eden adım; dağdan ve Mahmur’dan giden barış grupları oldu. Barış gruplarıyla birlikte takke düşüp kel görününce hükümet yeniden şiddete yöneldi. AKP’nin iktidar gücüne ve olanaklarına dayanarak şiddete acımasızca başvurmaktan başka Kürtlere söyleyecek sözü, yutturacak yalanı kalmadı. Ve bildiğimiz polis şiddeti can yaktı, can aldı, ortalığı kana buladı, çocuk, genç, ihtiyar, kadın fark etmeksizin Kürtlerin bedeninde coplar öldüresiye inip kalktı. Amed’te üniversiteli genç polis kurşunuyla öldürüldü.
Şimdi sayısı 1500’ü geçen ve devam eden operasyonlar neden yapılmaktadır? Diye üzerinde durmak gerekir. Askeri yöntemlerle tasfiye edilmeyen Kürt Özgürlük Hareketi her saldırıya karşı ideolojik, siyasal, örgütsel olarak her alanda direndi. Meşru, yasal, bireysel, kurumsal olarak her nitelikte, her çapta gerilla, zindan, halk direndi. Kürtler mücadeleyle yarattıkları siyasal, sosyal sonuçları toplumsal, ulusal bir güç, taraf olarak devlete çözümü dayattı. Bunun üzerinden devlet PKK’nin siyasallaşma, toplumsallaşma, halklaşma gerçeğini inkara soyunarak ısrarla toplumsal alanda siyasi baskı araçlarını, yöntemlerini (polis şiddeti, kitlesel linç yönelimleri, öldürmeler, çocuk, kadın katliamını vb) devreye koyarak halkın örgütlülüğünü dağıtmak, iradesini kırmak, geri adım attırtmak, yeniden korku duvarlarını örmek ve egemen kılmak istedi. Bu yüzden öldürmede dahil hiçbir çekince duymadan örgütlü kesimlere, kurumlara, şahsiyetlere tümden yöneldi. Kürt sorununa demokratik açılım söylemi ne kadar yalansa ve tasfiyeyi içeriyorsa, yürütülen tutuklama furyasına gerekçe yapılan KCK operasyonu da o kadar yalandır. Yıllardır kimliği, adresi, çalışması, yaşamı belli olan bu kimseler nasıl birden bire PKK’nin örgüt üyesi olabiliyorlar. Ve üstelik resmi seçimlere girebilecek tüm yasal şartlara her biri sahipken. Belediye başkanları, vekilliği düşürülen partililer, parti yöneticileri, dernek, kurum, sivil toplum örgüt yöneticileri de böyledir. Şayet devletin denetim alanında devletin gözünün içine baka baka PKK, şehirlerde bu kadar kadrolaşmışsa -ki elimizdeki resmi rakamlar 1500 olduğunu gösteriyor- bu devletin çaresizliğini gösterir. Legal yasan alanda mücadele yürüten, siyaset yapan Kürt şahsiyetler, PKK militan kadroları değildir. Devlet bu kişilerin silahlı tek bir eylemini ortaya çıkaramayacak kadar aciz olmasa gerek. Bunlar zoraki üretilmiş yalanlardır. İnsanlar düşüncelerinden dolayı tutuklanamaz. Üstelik Kürt olsun ya da olmasın insanlar PKK’nin düşüncesini, ideolojik görüşünü, siyasetini doğru da bulabilir. Her doğru bulan, doğrudan PKK üyesi sayılıp bundan yargılanacaksa bu bir hukuk garabeti, demokrasi ayıbıdır. Ancak Türkiye’de devletin yürüttüğü kirli savaş, Kürt halkının mücadelesi ve meşru müdafaası tarafları çok rafine kılmıştır. Ya demokrasi, özgürlüklerden yana yani özgür toplumdan yana olunacaktır. Ya da toplum karşıtı olarak devletin şiddeti ve iktidarının yanında yer alınacaktır. Elbette onur, kimlik, haysiyet sahibi Kürtler, devletin teslimiyetçi, işbirlikçi, beyaz Kürt projesinin bir parçası olmak istememektedir. Bu yüzden devletin hışmına uğramaktadır. Rencide edici, onur kırıcı davranış ve yönelimlerle Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da siyasal soykırım sistematik bir politika olarak yürütülmektedir. Örgütlü Kürtleri teslim alma, yıldırma, direniş gücünü ve mücadele azmini kırma amaçlı yönelim her yerde egemenlikli devletler tarafından uygulanmaktadır. Suriye, İran, bir biçimiyle Irak ve en son Avrupa’da da Roj-Tv’ye yapılan saldırı ve Kürt siyasetçilere uygulanan budur.
İçine girdiğimiz süreç normal bir süreç değil. Özgürlük Hareketi olarak mücadeleyi bir aşama ilerletme, ileriye götürme meselesi değildir. Sonuç alınması gereken bir sürecin içindeyiz. Kürt sorunun çözümü için devrimci koşulları yaşamaktayız. Bunun için koşullar son derece uygundur. Bir geçiş aşamasını yaşayan, yeniden yapılanmanın sancısını yaşayan ve bunu Kürtlere fatura eden AKP hükümeti ve Türk devlet yetkilileri sürecin tarihi ve geri dönülmez olduğuna işaret etmektedir. Evet, Türkiye’de bir yapılanma yaşanmaktadır. Bu dizayn etme çabalarıdır. Ancak ne kadar demokratikleşeceği, çürümüş, milletin sırtında kambur olan devlet kurumlarını ne kadar yenileneceği belirsizdir. Evet, bazı alt üst oluşlar Türkiye’de yaşanmaktadır. Şimdiye kadar bir tabu gibi görülen, asla tartışma konusu yapılmayan ve hep övülen TSK’sından tutalım, yargı kurumlarına kadar vardırılan bir tartışma yapılmakta. Çeşitli kimseler Ergenekonla bağlantılı olarak tutuklanmakta. Görevden almalar, dava açmalar gelişmekte. Bu toz duman içinde gerçekten geminin rotasının nereye doğru olduğunu sormak gerekir. Gerçekten Türkiye’de bu Gladyo kökten temizlenecek mi? 12 Eylül Anayasası demokratikleştirilecek mi? Yozlaşmış kurumlar, bürokrat ve memurlardan oluşan mekanizmalar reformdan geçirilecek mi, ıslah edilecek mi? Türkiye’nin yüzü demokrasiye ve özgürlüklere doğru mu olacak? Bu sorularımızın cevabı bir tek kriterde gizlidir. O da Kürt sorunudur.
Demokratikleşmenin önünde engel olan 12 Eylül anayasasını günümüze kadar getirten, orduyu Kürt sorunu ve güvenlik sebebiyle bu kadar siyasette otorite yapan, derin devlet örgütlenmesiyle, milyon dolarlık örtülü ödeneklerle kirli savaş şebekelerine (özel tim, korucu vb) yatırım yaptırtan asıl sebep Kürt olgusunu ortadan kaldırmak ve bunun mücadelesini veren PKK hareketini tasfiye etmek değil midir? Bu yüzden hükümetin ve devletin Kürt sorunun çözümünde bir projesi yoksa açıktır ki, hükümet Kürt sorunun dinamiklerini ortadan kaldırarak, etkisizleştirerek ve bazı kısmi yasal değişiklikler yaparak Türkiye’yi demokratikleşme rayında göstermeye çalışacaktır. Şimdi yapılmaya çalışılan budur. Demek gerekir ki, iyi ki Kürt sonu var ve tüm yalanlar için turnusol kâğıdı işlevini görmekte. Her şeyin rengini açığa çıkarmakta. Hareket olarak da bir çözüm sürecinin gelişmesi için kısa bir süre önce deklarasyon yayınlanmıştı. Bu ilk elden yapılması gerekenleri içermekte. Ve son derece makul taleplerdir. Ortada bunu karşılayacak bir hükümet iradesi yoksa zaten kapsamlı tasfiye planı başından itibaren devrededir ve sonuç alınması için çeşitli güçler iknaa edilmeye çalışılmaktadır. Devlet, hükümet eliyle seçimlere kadar yeniden Kürt halkında, demokratik kesimlerde çözüme dair beklenti yaratarak oyalama, zamana yayma ve böylelikle baharla birlikte hamlesel bir çıkışın önünü almaya çalışmaktadır. Uluslar arası güçler de her ne kadar sorunun şiddet yöntemleriyle çözülmeyeceğini sık belirtseler de ancak Türkiye’ye arka çıkarak bu tasfiye konseptine yoğun destek vermekteler. Fazla kan akıtılmadan, örgütlü Kürt iradesini tanımadan, Önderliği, PKK’yi, legaldeki demokratik siyasi kurumları etkisizleştirerek devletin kendinden menkul demokratik çabaları olarak meselenin hal edilmesini istiyorlar.
AKP hükümetinin tasfiyeye dönük hazırlıkları kapsamlıdır. Şayet halk ve hareket olarak inisiyatifli olup hamle yapmazsak karşı taraf başlattığı siyasi soykırımı, askeri operasyonla tamamlayarak süreci kazanmak isteyecektir. Her yönüyle Kürt sorununda tarafların kendi çözümlerini dayattığı bir sürecin içindeyiz. Askeri, siyasi, örgütsel ve toplumsal olarak bunu dayatacak güçteyiz. Ve bu yönlü kapsamlı hazırlıklar meşru savunma alanında da yapılmıştır. Gerçekten demokratik bir çözüm için öncelikle Türk devletinin, Önder APO’yu ve hareketimizi resmi muhatap alması gerekmektedir. İlk adım, Önderliğin İmralı’dan çıkartılması ve sürece katılımının önündeki engellerin ortadan kaldırılarak özgür bir ortamın yaratılması yönünde atılmalıdır. Bu açıdan bahar ayları sürecin gidişatını netleştirecektir. Yayımlanan deklarasyonun gereklerini AKP hükümetinin yerine getirmemesi durumunda yaşanacak olan bir savaştır. Göz göre göre, bile bile kendimizi tasfiyeye, imhaya yatırmayacağımıza göre tüm Kürt halkına, kadınına, gencine ve biz militanlara düşen görev en aktif bir biçimde direnmektir. Halkın kesintisiz demokratik direnişini yayması ve gerillanın da meşru müdafaayı en etkili bir biçimde kapsamlılaştırması kaçınılmazdır. Süreç çok nettir. Ya demokratik çözüm yönünde ilerleyecektir ya da varlığımızı korumak için tasfiyeye karşı savunma savaşında ilerleyecektir. Ortası yoktur, ortası kalmamıştır.
Bu gelişmeler ışığında Kadın Hareketi olarak süreci çeşitli toplantılarla değerlendirdik. Ve Önderliğin özgürlüğü, Kürt sorunun çözümü için ciddi gelişmeler ortaya çıkarmak amacıyla 2010 yılına önemli hedeflerle giriş yaptık. Bunun start’ını 8 Martta verdik. ‘Önderliğin Özgürlüğü Kadının Özgürlüğüdür’ perspektifi temelinde bu yılın mücadele kampanyasını ‘Özgürlülük Mücadelesini Yükseltelim! Tecavüz Kültürünü Aşalım!’ şiarı temelinde belirledik. 8 Marttan başlayarak dalga dalga yayılacak olan kadının görkemli direnişi Nevrozda Kürt sorununda çözümü dayatan toplumsal bir irade olarak belirleyici olacaktır. 4 Nisan’da özgürlük ve sevgi kaynağımızla buluşma ve kutsal doğuşu, kadının, halkların doğuşu olarak kutlama şeklinde karşılayacağız. Devletin bizzat uyguladığı, cinsiyetçi toplumun gelenek olarak sürdürdüğü tecavüz kültürünü güçlü sorgulama, zalim, kurnaz, egemen erkek gerçekliğiyle ve devlet politikalarıyla daha güçlü hesaplaşmanın mücadelesini yürüteceğiz. Kadın gücü olarak, sürecin kazanılmasında belirleyici bir pozisyona sahibiz. Bu temelde her örgütlenmenin, her eylemin ve her eğitim çalışmasının önemi çok büyüktür. Her ne kadar bu kez Avrupa zemininde Kürt halkını, temsilcilerini ve demokratik kurumlarını terörize etme, yıldırma, boyun eğme ve teslim almaya dönük uluslar arası güçlerin katıldığı saldırılar 8 Marta denk denk getirilse de bu Kürt kadınının mücadele azmini ve coşkusunu zerre kadar azaltmamıştır. Bilakis Kürdistan Kadın Hareketi olarak; özgürlük mücadelesinde öncülük misyonumuzu layıkıyla yerine getirmenin, kadının özgürlüğünü toplumsal bir kazanım haline getirmenin tarihsel evresini yaşamaktayız. Bunu görerek özgürlük mücadelesini en yaygın örgütlenme temelinde yükseltmenin tam zamanıdır.


 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır