DEĞERLENDİRMELER
NASIL BİR YEREL YÖNETİM?
 
Ronahi Serhat


Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte siyasi partiler seçim propagandalarına hız vermiş durumda. Seçim mitinglerinden çok net anlaşılmaktadır ki, AKP, CHP, MHP, BBP geçmişi tekrara düşmektedir. Karşılıklı birbirini karalama üslubuna hız vererek, sözde halk için yerel seçim siyaseti yaptıklarını farz ederek halkın oylarını lehlerine çevirmeye çalışıyorlar. Ama hiçbir partinin, bu kadar yoksulluk, açlık, sosyal bunalım, toplumsal sosyal şiddet, savaş, çevre kirliliğine ilişkin çözüm projeleri yok ortada. AKP’nin kömür, beyaz eşya dağıtarak yaptığı şarlatanlık halka nasıl yaklaştığını ortaya koymaktadır. AKP de dâhil CHP, MHP, BBP de ezbere gelen Kürt inkarına oturtulan milliyetçi propagandanın ötesine geçmemekte. Yurt sevgilerinden olsa gerek bu kadar doğal zenginlik kaynaklarına sahip iken ve her zaman dem vurulan stratejik coğrafik konumu Türkiye’ye yetebilecek bir ekonomi sağlayamıyor. Hakikaten bu kadar güzelim coğrafya ve bu coğrafya da yaşayan güzelim halkı neden IMF’ye el açar duruma getirdiklerini izah etmeleri gerekir. 3 aylık, 1 yıllık IMF programlarına esiri olan işçiler, memurlar maaşlarını, mutfak giderlerini esnaf ve herkes hesap eder durumda. Bunun sorumlusu milliyetçilikte yarışa giren öte taraftan Türk ulusunu bu kadar dış sermayeye muhtaç duruma getiren, alçaltan, Türk milliyetçiliği yapanlar esasta yurda ihanet gerçeğini yaşayan siyasi partilerdir. Bu 1923’ten bu yana Türk Devlet zihniyetidir. Esasta, bu partiler ve sahip oldukları zihniyet halkına ve ülkesine her gün ihanet eder pozisyondadır. Siyasetin merkezine parti çıkarları, elit oligarşik yapının, sermayedar kesimin çıkarları oturtulduğundan, halkı dâhil etmek de bu çıkar çerçevesinde lazım olduğu kadar gerçekleşir. Başbakan Erdoğan’ın halka yaklaşım felsefesinde, bir gerçeği çıplak görmek mümkündür. Zaten geçen yıl 1 Mayıs mitingleri için sarf ettiği sözü hatırlanacak olursa; ‘ayaklar baş olursa kıyamet kopar’ cümlesi, halkı ayak takımından gördüğüne kuşku yok. Halkı sürü yerine koyan Erdoğan, bu sürüye çobanlık yapan sıfatıyla nasıl otarırsan otarırsın zihniyetiyle düşünme gücü olmayan, iradesi olmayan, kişiliği, onuru olmayan yığın olarak yaklaşıp halkın gözünün içine baka baka sadaka dağıtarak alçalmışlığı halka layık görmektedir. Böyle başa böyle tarak demeyeceğiz. Bunu halk hak etmiyor. Böyle başa böyle tarak deyimi Kürt halkı, demokratik bilinç kazanmış halklar için geçerli değildir. Halkın durumu bunu ifade etmiyor, Erdoğan’ın tarağını kime uygun gördüğü ise tartışmalıktır.
Herkes halk adına konuşmakta. Halkın neyi konuştuğuna, nasıl konuştuğuna kimse bakmak istemiyor. Kürt halkı, ne istediğini en azından yüksek sesle alanlarda haykırmakta. Bu halk başat sorun olarak savaşın durmasını, çift taraflı ateşkesin başlatılmasını, Önderliğin özgürlüğünü istemektedir. Karşılığında ise, yürütülen imha siyasetiyle, halkın iradesi Önder Abdullah Öcalan’a her türlü zulmü, işkenceyi reva görürken, öte taraftan Kürt açılımı adı altında yeni inkâr-imha planlarını TV–6, Abant toplantılarıyla devrede tutmaktadır. Bu kendi Kürdü’nü yaratmayı içeren tasfiye konseptinden başka bir şey değildir. Kürt halkı otuz yıldır bu konseptlerin tanığıdır. Herkesin da pek haklı olarak sorduğu TV’6’i Kürtçe kanal açılıyor da Ahmet Türk’ün ya da herhangi bir Kürt siyasetçisinin mecliste ya da herhangi bir yerde siyaseti kendi anadiliyle yapması halinde neden hainlikle suçlanıyor, davalar açılıyor? Anlaşılan, Kürdün kendi halkına ihanet etmesine alışmış olsalar ki, Devlet Bahçeli sırf Kürtçe konuşulmasını ‘ihanet’ olarak nitelendirmektedir. Kürtçe konuşmak Kürt diline, kültürüne, kendi öz benliğine sahip çıkmak olduğu gibi, Türkiye de ihanet değildir. Bir Türk, Türkçe konuşunca Kürt halkına, başka halka ihanet mi etmiş oluyor. İhanet diye nitelendiren zihniyet milliyetçi, ırkçı tek dil, tek bayrak, tek ulus deyip teklikte direten katı ulus-devletçilerin düşünce mantığıdır. Zaten bu zihniyet her yerde olduğu gibi Türkiye’de de otuz yıldır çatışmalara, savaşa neden olmaktadır. Ancak bu halk Önder Abdullah Öcalan’la PKK’nin çıkışıyla birlikte İdrisi Bitlisi, Seyit Rıza’ının yeğeni olan Reber kişilikleri, Abdulkadir Aksuları, Kutbettin Arzuları hem tarihsel hem siyasi olarak işbirlikçilik, ihanetle nitelendirmektedir. Kürt halkının şanlı özgürlük tarihi, bu kişilikleri deşifre ettikçe, haklarında özgürlük tutumunu geliştirdikçe Kürt halkının özgürlük bilinci yavaş yavaş serpilip kitleselleşti. Bugün görüldüğü gibi Kürt halkının örgütlü, siyasi iradi tutumuna dönüşmüştür. Özgürlük direnişi her gün 8 Martlaşmakta, Nevrozlaşmakta. Her gün bir mücadele ve direniş günü olarak karşılanmakta. Zaten başka bir yaşam şansı da yoktur. Düşman gerçeğinin yarattığı ‘en iyi Kürt ölü Kürt’, ‘Kürt Mehmet nöbete’ ‘Kürt ne bilir bayramı hor hor içer ayranı’ bitik Kürt felsefesi artık çoktan değişmiştir. Kürt halkı yaşam felsefesini Direnmek Yaşamaktır! Ya Özgür Yaşam Ya Asla! Şiarı çerçevesinde bu uğurda her şeyini feda ederek ölümde yaşamı yaratmaya dönüştürmüştür. Kürde ait, Kürtlüğe ait her şeyi ayaklar altına alan, hiçleştiren, küçümseyen, ‘kuyruklu Kürtler’, ‘kıro Kürtler’ 1970’ler öncesinde kaldı. Bilinmesi gereken bir gerçek vardır ki, Kürt halkı her zaman onuru ve özgürlüğü için direnmiştir. Onurlu yaşam uğruna nice bedeller ödemiştir.
Kürt halkına sadaka uzatan, Kürt halkının onuruna saldırmaktadır. Bilinçli yürütülen siyasetin gereği olarak Türkiye halkının geneli ve özelde de Kürt halkının her gün giderek yoksulluk oranı düşmektedir. Alım gücü azalmaktadır. Halk açlık sınırında tutulmakta. İşsizlik oranı çığ gibi büyümektedir. Bunun sorumlusu kimdir? Devletin kendisidir, hükümetin kendisidir. Hem halkı bu duruma getirecekler hem de sebebi hükümet değilmiş devlet değilmiş gibi AKP pişkince seçim sürecinde malzeme dağıtacak. Halkın ihtiyacı yok mu? Elbette var. Açlık sınırında yaşamaya mahkûm bırakılan halkın elbette ekonomik-sosyal yaşam düzeyi çok gerilerdedir. Acaba bu halkın vergileri, bu ülkenin gelirleri, kaynakları nereye akmaktadır? Savaşa ve kişisel yatırımlara. Devlet, Kürt halkını Türkiye’nin güvenliğini tehdit unsuru olarak nitelendirdiği sürece Kürt halkının özgür-siyasi iradesine karşılık hep kendisini silahlandıracağı sürece sosyal-ekonomik düzelmenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Yıllık bütçeden silahlanmaya ayrılan pay ne kadardır? Bütçe görüşmelerinde bu yılda orduya ayrılan miktar ve alınacak askeri malzemeler bilânçosu açıkça meclise sunulmamıştır. Örtülü ödenekleri ise kimse bilmemektedir. Genel askeri harcamaları bir tarafa bırakırsak, insansız keşif uçaklarının maliyeti ne kadardır diye sormak gerekir. Bu maliyetle sosyo-ekonomik yatırımların kaçta kaçı yerine getirilir? Ekonomik kaynakların toplumsal kalkınmaya aktarılması için öncelikle savaşın durdurulması ve yeni bir ekonomi politikaya ihtiyaç vardır. Komünal ekonomik işletmeciliğin toplumsal üretim tarzı olarak işlerlik kazandırılması gerekmektedir.
Halk, her gün meydanlarda Kürt sorunun çözümüyle birlikte demokratik yeniden yapılanma amacıyla darbe anayasanın değiştirilmesi yeni demokratik bir anayasanın hazırlanmasını, Kürt halkına da demokratik eşitliğe uygun olarak yer verilmesini, ekonomik sorunların seçim süreçlerinde sadaka dağıtılarak dilenci konuma düşürülmesini esefle karşıladığı gibi köklü yatırımların yapılmasını, kültürel asimilasyon, kültürel soykırım ve işgalin projesi olan GAP projesinin devlet bürolarının tozlu raflarına kaldırılmasını, belediyelerin siyasi-ekonomik rant araçları, merkezi ANKARA iktidarını güçlendiren taşeroncu anlayışının değiştirilmesini, halk için, halkla birlikte, halk tarafından yönetim anlayışıyla özgür belediyeciliğin esas alınmasını, merkezi idarenin baskı ve tahhakümü altına alan, belediyelerin inisiyatifini sınırlayan, gerektiğinde çalışmaz duruma getiren siyasi yaklaşıma yol veren kanunların, yeniden hukuki düzenlemeyle aşılmasını istemektedir.
Tüm bu siyasi talepler ortadayken, hiç oralı olmayan siyasi partiler elbette Kürt halkından bir tek oy alamaz. Üstelik Kürt halkı adına siyaset yapmanın bedeli hep ağır olmuştur. Vedat Aydınlar, Musa Anterler, Mehmet Sincarlar, Mehmet Denizler ve daha niceleri devlet terörüne kurban gitmedi mi? Kürtler adına aday olabilmenin yolu halkın siyasi kriterlerini, ilkelerini bilmek ve benimsemekten geçer. Bu bilinmiyorsa, görülmüyorsa ya da hesap edilmiyorsa demek ki ortada kol gezen kara cahilliktir. Elbette halk DTP adaylarına oylarını verecektir. DTP Kürt halkının demokrasi mücadelesinin geleneğine, özgür iradesine, yurtseverlik değerlerine, ulusal değerlere sahip çıktığı gibi, Türkiye’nin demokratikleşmesini, halk cumhuriyetinin kurulmasını hedeflemektedir. DTP de halkın demokratik özgürlükçü çizgisi temelinde siyaset yapmazsa halk DTP’yi de diğer partilerin sınıfında ele alıp gerekli notu vereceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Bir siyasi partinin halka, hitap ettiği kitleye ters düşmesi beklenebilir mi? Ters düşerse sonunu getirmiş olacaktır. Kürt halkı alanlarda siyasetin ölçülerini yükseltmiştir, ilkelerini netçe ortaya koymuştur. DTP bu ölçülerin altına düşemez. Nedir bunlar? Önder Abdullah Öcalan’ı özgürlük iradesi olarak özgürlüğünü yaşamının gayesi haline getirmek ve her şart ve koşul altında kararlılıkla savunmaktır. Kürt sorunun demokratik siyasi çözümü sağlanarak onurlu barışın gerçekleşmesidir. Ailesel, çevresel hiçbir kişisel, grupsal çıkar gözetmeden halkın demokratik özgür geleceği için çalışmak, ahlaklı olmanın biricik yolu ise özgürlük ve eşitlik temelinde kadını özgürleştirmek, ekolojik demokratik toplumun kurulmasını sağlamak olarak bir kaçı sıralanabilir. Yüreği olan, cesareti olan, düşünce gücü olan herkese Kürt ve demokratik Türkiyeli halkların kapısı açıktır. Ancak işaret ettiğimiz gibi bu avluya döşenen taşlar sağlamdır, sağlam basmak için sağlam olmak gerekli. Fikir-ruh sağlamlığı, kalben sağlam olmak gerekli. Riyakarlıklar, sahtelikler geçemez. Kürt halkına hitap eden siyasetçilerin bunu kulağına küpe etmesinde fayda var. Erdoğan’ın seçim çerçevesinde Kürdistan gezileri bu nedenle boşa çıkmıştır.
Halkın DTP’yi tercih etmesinde siyasi tutarlı nedenlerin yanı sıra özgür belediyecilik projesindeki tutarlı olmasını da görmek gereklidir. Bu beş yıllık Kürdistan belediyecilik pratiğini tümden model olarak elbette göremeyiz. Ancak hiç adım atılmadığı da söylenemez. Özgür yurttaşla özgür belediyeciliğe şiarı salt bir seçim pankartı olmayacağı anlaşılmaktadır. Özgür belediyecilik modelinden en azından kendimizin ne anladığını belirtecek olursak; yüz yüze doğrudan demokrasinin geliştiği yerlerdir. Demokratik toplum kendi kendine gerçekleşmeyeceğinden en önemli ayaklarından biri olan belediyeler, o yörede yaşayan halkın karşılaştığı siyasi, sosyal, ekonomik tüm sorunlara ilişkin tartışma ve karar alma yerleridir. Şimdiye kadar alışılagelen yol, su, elektrik, çevre temizliği vb salt bu işlerden ibaret görülen belediyecilik anlayışı aşılarak devlet ve egemen kesimlerin siyasetine karşılık demokratik siyasetin üretildiği ve pratikleşmesini sağladığı halkın iradi gücüdür. Bugün sermaye rekabeti, hiyerarşik ilişkiler toplumu nefes alamaz duruma getirmiş, çürümeye bırakmıştır. Bundan kurtulmanın yolu herkesin katılımıyla insana yaraşır olan demokratik özgür toplumu yaratmaktan geçmektedir. Ortak komünal bir duyarlılığa ve örgütlülüğe ihtiyaç vardır. Belediyeler bu ortaklığı sağlamada birincil derece görevlidir. Halkın yönetime katıldığı hatta bir yerlere katıldığı değil de bizzat kendisinden oluşan yürütme gücüdür. Tahakküm ve sömürüden arınmış bir toplum için kuşkusuz ekonomik alanda gelişme düzeyinin yakalanması gerekmektedir.
Kapitalist bir dünya gerçeği her gün insanların direnme gücüne, maneviyatına, toplumsallığına, ahlakına saldırırken, buna karşı koymak bireysel, grupsal birlikteliklerle başa çıkılamayacağından toplumsal olarak örgütlenmek gereklidir. Belediyeler toplumsal örgütlenmenin hepsidir, tek biçimidir demiyoruz ama belirleyici rolü olan komünal bir model olabilir. Aynı zamanda ekolojik sorunlarla ilkeli yaklaşım gerekir. Bu öyle yüzeysel çevre sorunlarıyla, bir-iki park yapılarak hal olacak türden sorunlar değildir. Özgür –ekolojik yönelimli toplum yaratmak için cinsiyet özgürlüğüne dayalı, ekolojik bilinç kazanmak ve bu bilincin yükseltilmesi gerekmektedir. Günümüz dünyasının ekolojik krizini çözebilmek için yeni bir siyasi kültürün yaratılması kaçınılmazdır. Eleştirdiğimiz sistem zihniyeti ve uygulamaları kadar alternatif olabilecek, aşacak ve gerçek özlemlerimizi yerine getirebilecek kadar toplumsal özgürlük bilinciyle alternatifini yaratmak gereklidir. Belediyeler bunu gerçekleştirmenin, başarmanın biricik araçlarıdır. DTP adaylarının özgür belediyecilik projesi yüzyılımız ve yaşadığımız toplumsal sorunlar açısından hayli heyecan ve umut verici görünmekte. Ekolojik- özgür bir toplum için tercihini demokrasi ve özgürlükten yana yapan herkes, geleceğini, kaderini artık bundan sonra başkasına bırakmayacak kadar irade sahibidir. Geleceğimizi, bugünden, şimdiden yaratabilme inancıyla!


 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır