DEĞERLENDİRMELER
PKK KADIN PARTİSİDİR...
Rojda FIRAT

“Uygarlık tarihi, kadının kaybedişi ve kayboluşu tarihidir. Bu tarih tanrı ve kullarıyla, hükümdar ve tebaalarıyla, ekonomi, bilim ve sanatıyla erkek egemen kişiliğin pekiştiği tarihtir. Dolayısıyla kadının kaybedişi ve kayboluşu, toplum adına büyük düşüş ve kaybediştir. Cinsiyetçi toplum, bu düşüşün ve kaybedişin sonucudur. Cinsiyetçi erkek, kadın üzerinde sosyal hâkimiyetini inşa ettiğinde o kadar iştahlıdır ki, doğal her türlü teması bir egemenlik gösterisi haline getirir.”

İçerisinde bulunduğumuz çağda insanlık kendi tarihinin sözde en gelişkin, en üst düzeyini yaşarken, insanlığın ve doğanın korkunç bir girdap içerisinde boğulmasının en önemli nedenlerinden birisi, kadın sorununun doğru ele alınıp, doğru çözümler üretilememesidir. Tarih boyunca kadın sorunu tek taraflı olarak ele alınmıştır. Kutsal kitaplar eril bakış açıyla yazılmış, yaşam bu bakış açısıyla şekillenmiş, yaşam tek renge büründürülmüştür. Bu sorun tek taraflı ele alındıkça, cinsiyetçi bakış açısı ve zihniyet yapılanması toplumları çıkmaza sürüklemiştir. Tarihte kadın sorununa doğru yaklaşmama, toplumların düşüşünü de beraberinde getirmiştir.
Doğal toplumun tanrıça anası yaşanan tarihi sapmayla tapınak fahişesine dönüştürülmüş ve pazarlarda satılır hale getirilmiştir. Birçok filozof ve önder, kadın sorununu ele alır ya da değerlendirirken, kadını eksik bir cins olarak tanımlamış ve insan olarak ele almamıştır. Burada temel çelişki, toplumu oluşturan her iki cinsin aynı ve eşit koşullarda yaşamın sahibi ve örgütleyeni olmamasıdır. Kadın; ezilen, sömürülen, baskı altına alınan ve erkeğin zevk nesnesi haline getirilendir. Bu zihniyet yapılanması, kendini farklı renklere büründürerek bu günlere kadar getirmiştir. Gelişen bu zihniyet yapılanması kırılmak zorundadır. Adaletsizliğin ve eşitsizliğin olduğu koşullarda ezilenlerin kendisini örgütleyerek, verili düzenin ve sistemin zihniyet yapılanması karşısında, doğru yaşam arayışlarını geliştirmesi ve özgürlük arayışlarını derinleştirmesi kaçınılmazdır. Kadın, erkek egemenlikli sisteme karşı bu mücadeleyi geliştirecektir. Bunun oluşabilmesi için, düşünce ve duygu dünyasının çok güçlü temellerde yeniden yapılandırılması gerekecektir. Kadın ve erkek ilişkileri doğru düzenlenmedikçe, doğru bir toplumsal yapılanmaya ulaşılamaz.
Mevcut haliyle, topluma rengini verenin erkek olduğu görülmektedir. Erkek egemenlikli sistem bu sorunu çözme arayışı içerisinde değildir. Sistem açısından kadın hep birileri için yaşar ve birilerine ait olmak zorundadır. Buna karşılık kadın açısından, ideolojik bir mücadele verilmek zorundadır. Sistemler arası mücadelede ideolojik bakış açıları ve güç kaynakları oldukça önemlidir. Eğer sorun doğru temellerde ele alınıp çözümlenebilirse, kadın yaşadığı sisteme daha fazla rengini katabilecektir.
Fakat egemen ve ezilen ideolojiler, tarihin bu kördüğümüne çare üretememiş, çare üretmediği gibi de düğümün üzerine düğüm atan bir durumu ortaya çıkarmışlardır.
Kadın kurtuluşuna, daha gerçekçi ve özgürlükçü bir bakış açısıyla yaklaşmayan her ideoloji, aslında toplumu yok oluşa ve bitişe sürüklemektedir. “Nasıl yaşamalı” sorusu karşısında da doğru yanıtlar veremeyip çaresiz ve yok edici yanıtlar verirler ki; bu da insan yaşamında en önemli yeri teşkil eden kadının hak ettiği bir konumda yaşamını sürdürememesine neden olur. Böylesi bir sonuç, yaşam içerisinde bir dengesizliği yaratır. Bu aşamadan itibaren, yaşam kadına zehir edilmiştir. Yaşanan bu dengesizlik karşısında kadın ise, tarihin ona yüklediği misyonu tam olarak yerine getiremeyecektir.
Önderliğimiz, toplumsal anlamda kadının yaşadığı trajediyi görerek “nasıl yaşamalı” sorusuna çok güçlü cevaplar vermiştir. Bu deneyimi çok güçlü eleştirisel yoruma tabi tutarak, kadın konusunda çocukluğundan bugüne, kadının yaşamış olduğu çelişkileri gözlemleyerek, kadına olan yaklaşımların farkına varmış ve yaşanan haksızlıkları kabul etmemiştir. Kadının durumunu, Kürdistan’ın durumuna benzeterek sorunu bilimsel temellerde ele alıp çözmeye çalışmıştır. Genel hareket içerisinde kadın örgütlenmesini ve özgünlüğünü büyük önem vererek geliştirmiş, mücadelemiz içerisinde ortaya çıkan kadın kahramanlığının derin analizi sonucunda, Kadın Kurtuluş İdeolojisi’nin gerekliliğini görerek kadın kurtuluş ideolojisini kadınlara hediye etmiştir.
Erkek egemenlikli sistemin, kadını en acımasızca vurduğu bir dönemde kadında iradeli, cesaretli bir çıkışı gerçekleştirmiştir. Kadının içerisinde bulunduğu köleleştirilmeyi en derinden kadına hissettirmiş, kendi özüne dönüşü gerçekleştirerek, düşünsel gelişimi ile özgürlükçü bir bilinç ve toplumsal özgürlüğü yaratabilecek cesareti vermiştir.
Özgürlük mücadelesini geliştirirken de, ideolojik ve felsefik bir bakış açısıyla, “PKK’nin de bir kadın partisi” olduğunu ve kadının da bu özgürlük mücadelesi içerisinde yer alabileceğini kanıtlamıştır. Özgürlük ortamına kadının katılımı önemli bir başlangıcı ifade ederken, verilen yoğun eğitimler ve tartışmalar sonucunda da kadın kendi özüyle buluşturulmak istenmektedir. Bu sisteme karşı açılan bir savaştır. Kadının da ideolojisinin olması gerektiğini ve ideolojik bir mücadele yürütebileceği gerçeğinden hareketle “Kadın Kurtuluş İdeolojisi” kavramını geliştirerek, aslında yaşamın en temel sorununa çözüm getirmek istemiştir.
“Kadın Kurtuluş İdeolojisi” salt bir cins ideolojisi olarak değil sosyal bir ideoloji olarak ele alınmıştır. Kadın Kurtuluş İdeolojisi temelde yurtseverlik, özgür düşünme, özgür irade, örgütlülük, mücadele bilincinin geliştirilmesidir. Kadının kendini tanıyabilmesi, erkek ve erkek egemenlikli sistemden kopuşta Kadın Kurtuluş İdeolojisi, temel bir yaşam duruşu olarak ele alınır. Bu ideoloji, özgürleşen kadın, özgürleşen toplum anlayışı temelinde geliştirilmek istenmiştir.
Önderliğimizin kadın sorununa yaklaşımı, zihniyet açısından bir devrimi ifade etmektedir. Çağa damgasını vuracak olan Önderliğimizin, Demokratik- Ekolojik- Cinsiyet Özgürlükçü paradigmasıdır. Çağın temel sorununun kadın sorunu olduğunu belirtirken, aslında sorunun çözümünde ideolojik ve felsefik olarak toplumsal cinsiyetçiliğin özgürleştirilmesinin zorunluluğunu dile getirmiştir. Kadınla kurulan dostluk ve kadına duyulan büyük sevgi, aslında Önderliğimizin kadını yeniden yaratma arayışları sonucunda ortaya çıkmıştır. Kadına uygulanan genel anlamda şiddet ve baskı bir adaletsizliktir, kadın köleliğinin derinleştirilmesidir. Toplumsal anlamda yaşanan bu adaletsizlikler ve baskılar giderilmeden, hiçbir özgürleşmeden ve adaletten söz edemeyiz. Önderliğimizin felsefesinin özünü, bu bakış açısı oluşturmaktadır. Bu felsefe PKK hareketini oluşturan temel öğeleri oluşturmaktadır.
Kadında PKK ve Önderlik ideolojisine olan güven, PKK tarihinde kadının kahramanlıklara adını yazması ve bunun Zilan’larda, Beritan’larda, Sema’larda, Viyan’larda somutlaşması, bu ideolojiye olan sonsuz bağlılıklarını göstermektedir.

 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır