DEĞERLENDİRMELER
Özgürlüğe Doğru Yol Alırken
Zilar Sterk

Kürt kadınının ve Kürt halkının bu yılki hedefi; Rêber APO’nun özgürlüğünü sağlamak ve Kürt sorununun demokratik çözümünü geliştirmek. Rêber APO’nun özgürlüğünü gündemimizin başına oturttuk. Hem Kürt kadınları olarak hem de Kürt Halkı olarak özgürlüğümüzün Rêber APO’nun özgürlüğünden geçtiğinin bilinci giderek derinleşmektedir. Bu bilinç doğrultusunda “Rêber APO’nun Özgürlüğü Kadının Özgürlüğüdür”, “Rêber APO’nun Özgürlüğü Kürdün Özgürlüğüdür” dedik ve demeye de devam edeceğiz. Yıl boyunca Kürdistan’da hem kadın iradesinin hem özgürlükçü Kürt iradesinin yürüteceği sürecin merkezinde bu hedef ve bu şiar olacaktır. 2009 yılını, Rêber APO’nun özgürlüğünün sağlandığı bir yıl yapmanın karar, iddia ve iradesi oluşmuştur. Hem Kürdistanlı Kadınların hem yurtsever Kürt Halkının hem de Öncülüğünün temel hedefinin buna kilitlendiği açıktır. Bu hedeflerin gerçekleşmesi neleri gerektirmektedir? Yılın ilk üç ayını geçirirken, Kürdistan’daki demokratik iradenin belirlediği bu hedefin neresine gelindi? Yolun neresine gelindi ve geri kalan mesafenin kat edilebilinmesi ve hedefin gerçekleşmesi için Kürt demokratik iradesini nelerin beklediğini, tartışmak ve işlemek bir ihtiyaca dönüşmektedir.
15 Şubat uluslar arası komplo günü, Kürt halkı için onur ve iradesinin esaret altına alındığı kara bir gündür. Kürtler her yıl 15 Şubat uluslar arası komplo gününü büyük bir lanetle kınamaktadırlar. Ancak bu yıl uluslar arası komplonun 10. yıl dönümüydü ve Kürtlerin komploya karşı öfke ve nefreti bu anlamda doruk noktasındadır. Dile kolay, koskoca 10 yılı böyle bir uluslar arası komplonun yarattığı tutsaklık psikolojisi ile geçirmiş olmanın toplanmış derin öfkesi ve laneti vardır Kürtlerde. Kürtler, uluslar arası komplonun 10. yılına girerken 10. yılı bu uluslar arası komployu boşa çıkarma ve demokratik iradesi olarak gördüğü Önderliğini özgürleştirme yılı yapma kararına ulaştı. Bu kararı doğrultusunda 15 Şubat ulus arası komplo gününü büyük bir öfke ile protesto etti ve lanetledi. Ancak Kürt Halkı ve Özgürlük Hareketi, uluslar arası komployu 10. yılında boşa çıkarma ve Önderliği özgürleştirme hedefi doğrultusunda bütün bir yılını planlamış bulunmaktadır. Uluslar arası komployu sadece 15 Şubat günü protesto etmekle yetinmeyeceğini ve bütün yıl boyunca 10. yılında uluslar arası komployu boşa çıkarmanın ve Önderliğimizin özgürlüğünü sağlamanın mücadelesi içinde olacağının kararlılığını güçlü bir biçimde ortaya koymuştur. Kürt Halkının, özellikle Kuzey Kürdistan’daki yerel seçimlere hazırlık sürecini de bu hedefin yaratmış olduğu iddia ve kararlılıkla, bunun ciddiyetiyle yürüttüğü açıktır. Hem seçim sürecinin güçlü hazırlığı hem de seçim arifesinde 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü karşılama düzeyi, Önderliğimizin Özgürlüğünü sağlama hedefi doğrultusunda gerçekleştiğini yorumlamak mümkündür.
Kürt kadınları her yıl, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü bir önceki yıla oranla daha bilinçli, daha mücadeleci, daha genişleyerek ve derinleşerek karşılamaktadır. Denilebilir ki; dünya ölçeğinde 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü en çok sahiplenen ve görkemli karşılayan kadın gücü, Kürdistan’daki kadın gücüdür. Evet, bu gün Kürdistan’da kadınlar toplumsal özgürlüğün sağlanmasında, yine kendi özgürlüğünü inşa etmede iradi bir güç haline gelmiş bulunmaktadır. Kürdistan’da kadınlar artık her yıl kendi iç gündemlerini, kendi öz iradeleri ile belirlemekte ve 8 Mart’ı kendi siyasi, sosyal ve kültürel talepleri ile karşılamaktadırlar. Eskiden evinin kapısından dışarı bile çıkamayan Kürt Kadını, bu gün on binlerce, yüz binlerce kendi iradi talepleri doğrultusunda sokağa dökülmekte ve göğsünü tüm saldırılara gere gere büyük bir cesaretle özgürlüğü haykırmaktadır. Bu konuda Kürt Kadını; ne artık ‘Namusumsun, bana aitsin, benim malımsın, benim mülkümsün, dışarı çıkamazsın, dışarı çıkarsan ayaklarını kırarım, canını alırım’ diyen erkeğin egemenliğini, ne de ‘örgütlenirsen, seni terörist ilan eder, sana kurşun sıkar, canını, ruhunu, evladını elinden alırım’ diyen devletin iktidarını, egemenliğini ve tahakkümünü kabul etmemekte ve bu tahakküm biçimlerinin tümüne meydan okurcasına, ona ödettirilecek tüm bedelleri göze alarak, renga renk giysileri ile başı dik, gözü pek, sokak ve meydanlara dökülmektedir.
Evet, Kürt Kadını artık Rêber APO’nun özgürlük ideolojisi, felsefesi ve yarattığı Kadın Özgürlük Hareketinden aldığı güç ve cesaretle bunların hiç birinden korkmamaktadır. Kürt Kadının korkuları ve putları teker teker kırılmaktadır artık. Giderek yazılmamış tarihindeki görkemli zamanların, günümüze kadar küçümsenen duygusal zekasının nelere muktedir olduğunun, saklı kalan özgürleştirici özünün gücünün farkına ve bilincine gün geçtikçe daha fazla varmaktadır. Kendi varlığının farkına, bilincine ve gücüne vardıkça daha da cesaretleniyor, özgürlük talebi daha da derinleşiyor ve bu yoldaki mücadelesinde karar ve iddia düzeyi daha da yükseliyor, radikalleşiyor.
Kürdistan’da kadının kendi varlığının farkına, bilincine ve örgütlü gücüne varmasını sağlayan Rêber APO’nun Kadın Özgürlük Felsefesi ve Kadın Kurtuluş İdeolojisidir. Yurtseverlik, özgür irade, özgün örgütlülük, mücadelede süreklilik ve estetik-güzellik ilkeleridir. Rêber APO’nun “Erkeği Öldürme” ve “erkeği dönüştürme” stratejisidir. Özgür Kadın ve Özgür Erkeği yaratma, mevcut kadın ve erkeği özgür kişiliğe dönüştürme stratejisi ve mücadelesidir. Rêber APO’nun Kürt Kadınında yarattığı düzey; kadının bu ideolojik, felsefik ve stratejik ilkelerden aldığı güç ve bu güçle yarattığı inanç, iddia ve mücadele kararlılığının sonucudur. 8 Mart’ta Kürt Kadınlarının hep bir ağızdan “Özgürlüğün Özgürlüğümüzdür”, “Rêber APO’nun Özgürlüğü Kadının Özgürlüğüdür”, “Biji Serok APO”, “ Kadınız, Kimsenin Namusu değiliz, Namusumuz Özgürlüğümüzdür. Özgürlüğümüz, Rêber APO’nun Özgürlüğünden geçer” sloganlarını haykırması bundan aldığı güç ve cesaretin, mücadele azminin sonucudur.
Rêber APO’nun Kadın Özgürlük Felsefesi ve Kadın Kurtuluş İdeolojisi, sadece Kürt Kadının özgürlüğü için değil, tüm kadınların özgürlüğünü sağlamayı içeren bir mücadele perspektifine sahiptir. Rêber APO’nun Kadın Özgürlük Felsefesini ve Kadın Kurtuluş İdeolojisini tanımayan, bilmeyen, bihaber yaşayan ve bundan kopuk mücadele veren kadın çevrelerine, Rêber APO’yu ve Kadın Özgürlüğünün sağlanması için verdiği çabalarını anlatmanın, tanıtmanın, kavratmanın ve içine çekmenin zamanı gelmiştir. Çünkü kadın özgürlüğü sadece Kürt Kadınları için değil, tüm kadınlar için acil bir ihtiyaçtır ve gerçekten kadının özgürlüğü Rêber APO’nun Kadın Özgürlük Felsefesinden ve dolayısıyla Rêber APO’nun özgürlüğünden geçmektedir. Ancak Rêber APO’yu kadın özgürlük mücadelesi vermeye çalışan değişik kadın çevrelerine anlatmada, tanıtmada, kavratmada önemli bir yetersizlik yaşanmaktadır. Dolayısıyla Kürdistanlı Kadınların bir diğer hedefi de, Rêber APO’nun Kadın Özgürlük Felsefesini ve Kadın Kurtuluş İdeolojisini bu değişik kadın çevrelerine anlatmak, tanıtmak, kavratmak ve içine çekmek olarak belirlenmesine ihtiyaç vardır. Bu felsefenin değişik kadın çevrelerine yeterince tanıtılması ve kavratılması halinde kendisini bu felsefenin dışında tanımlamak mümkün olmayacaktır. Siyasal ayrılık yaşayan kadın çevrelerini bile bu felsefeye çekmek mümkündür. Yeter ki kadından bağımsız olarak geliştirilen önyargılar kırılsın ve kadınlar kendi öz tarihleri, öz bilinçleri, öz duygu ve düşünceleri ile yeniden tanışma imkanı bulabilsin. Kendi varlığının bilincine varıp öz düşüncelerini savunma gücü ve cesareti kazansın. O zaman kadının doğasal özüne aykırı olan siyasal ayrılıklar ortadan kalkar, ideolojik duvarlar yıkılır ve büyük bir kadın sinerjisi ortaya çıkar. Bu sinerjiyi Kürdistan ve Türkiye’de yaratmak mümkündür ancak büyük bir çaba, emek, ısrar ve tahammül gücü, sabır gücü istemektedir. Bunların yanı sıra bir de ideolojik, felsefik derinlik istemektedir. Cins bilincinde, Kadın Kurtuluş İdeolojisinde ciddi bir bilinç derinliği ve aydınlanma düzeyi istemektedir. Bu açıdan kadınlara dönük yürütülecek bilinç yükseltme ve aydınlanma faaliyetleri, gelinen noktada her zamankinden daha önemli olmaktadır. Bilinçsiz kadının kalacağı yer derin bir karanlık kölelik kuyusu, bilinçli kadının varacağı yer ise apaydınlık bir özgür gelecektir. Bilinçlenen, aydınlanan kadının karanlık kölelik kuyusunda debelenmeyi kabul etmeyeceği ve özgürlüğe daha fazla kalkacağı, özgürlüksüz yaşayamayacağı açıktır. Kürdistan’da bunun yolu ise özgürlüğü Rêber APO’nun felsefesinden okumaktan geçmektedir.
Bu yılki 8 Mart’ın en görkemli karşılandığı yer Kuzey Kürdistan oldu. Yerel seçimin yaratmış olduğu parçalanmışlık içerisinde bile kadınlar kendi öz güçlerine dayalı olarak 8 Mart’ı oldukça güçlü geçirdiler. Bazı yerlerde daha güçlü geçmesi beklenmekteydi tabi. Diğer yandan ise daha önce 8 Mart’ın kitlesel geçmediği bazı yerlerde ilk defa kitlesel ve geniş katılımlı kutlandı ve karşılandı. Bu ilklerin, Kürdistan’da kadın özgürlüğü için oldukça önemli kalkışlar olduğu söylenebilir. Bazı yerlerde kadın özgürlükle, özgürlüğe kalkmakla yeni yeni tanışıyorken, bazı yerlerde ise özgürlük arayışında önemli bir derinleşmeyi yakalama çabası gözlemlenebilmektedir. Önemli olan kadının her yerde özgürlüğe uyanmaya başlamasıdır. Evinin dört duvarı arasında bilinçsiz ve örgütsüz tek bir kadının bile Kürdistan gibi özgürlüğe uyanmış bir yerde kalmaması oldukça önemlidir. Bu açıdan evdeki, gecekondudaki, tarladaki, sokaktaki, fabrikadaki, masa başındaki, okuldaki, akademideki tüm kadınlara gidilmesi, tüm kadınlara anlayacağı dilden bilinç götürülmesi, özgürleştirici bir zihniyet götürülmesi oldukça önemlidir.
Kürdistan’ın diğer parçalarında ve yurt dışında yaşayan Kürt Kadınları açısından da durum birbirine benzemektedir. Kürdistan’ın tüm parçalarında Kürt Kadını ortak bir bilinçle aydınlanmaktadır. Bu ortak bilinç yine Rêber APO’nun kadına verdiği özgürlük bilincidir. Ancak bunun geliştirilip derinleştirilmesine büyük ihtiyaç görülmektedir. Bilincin derinleştiği yerlerdeki özgürlük arayışı da buna paralel daha fazla gelişmektedir. İddia ve kararlılık düzeyi daha belirgin olmaktadır. 8 Mart’ta basından izlenebilindiği kadarıyla Güney Batı ve Güney Kürdistan’da da bazı kutlamalar vardı. Ancak bir karşılaştırma yapılacak olursa yetersizdi. Özellikle Güney Batı Kürdistan’da bilindiği ve izlendiği kadarıyla daha güçlü bir potansiyel bulunmaktadır. Bu potansiyelin 8 Mart’ta yeterince yansımadığı ve örgütlenemediği görülmektedir. Bunun nedenlerini kuşkusuz en iyi orada yaşayan kadınların kendisi değerlendirebilir ve yapacakları tespitler üzerinden yetersizliklerine yönelebilirler.
Güney açısından göze en çok çarpan, 8 Mart etkinliklerinde erkeklerin de olmasıydı. Kadınlar, çocukları ve erkeklerle birlikte 8 Mart’ı kutladılar. Acaba buradaki erkekler, kadının özgürlük arayışına yeterince anlam verdikleri için mi kadınların kutlamalarına katıldılar? Yine Şengal yezidi bölgesinde genç kızların 8 Mart konusunda bilinç yükseltme etkinliği yapmaları oldukça sevindiriciydi. Yezidi Kürtleri içinde kadının, genç kızların cins bilincini yükseltmeye karar vermiş olması oldukça çarpıcıydı. Yezidi Kürtleri açısından bu da ciddi bir ilk olarak sayılabilir ve 8 Mart etkinlikleri arasında en anlamlı olan etkinlikler arasındaydı.
Doğu Kürdistan’da ise anlaşılan kadınlar hala evinin dışına çıkamamaktadırlar. Buradaki 8 Mart etkinlikleri vardı da basına mı yansımadı, yoksa yok muydu? Oysa Kürdistan parçaları arasında kadın özgürlük bilincine ve örgütlülüğüne en çok ihtiyacı olan parçadır Doğu. Bu parçada da Kürt Kadınının önüne koymuş olduğu hedefle ortaklaşması, buna motive olması bu yönlü bilinçlenip örgütlenmeye ihtiyacının olduğu görülmektedir. Çünkü kadın en çok da İran rejiminin kadına dayattığı boğucu yaşam koşullarına karşı büyük bir isyan içerisindedir. Kadın intiharlarının en fazla yaşandığı alan olması, kadının bu alanda özgürlüğe susamışlığını ve isyanını ortaya koymaktadır. Ancak bu isyan potansiyelinin intiharlarla kendi kendisine yönelmesi, rejime yeterince yönelmemesi acı vericidir. Bu potansiyelin özgürlüğe yönlenmesi halinde büyük bir kadın özgürlük çıkışına yol açabilme gücüne sahiptir.
Yurt dışındaki Kürt Kadınlarının da çeşitli düzeylerde 8 Mart etkinliklerini gerçekleştirdikleri görüldü. Özellikle Dünya Özgür Kadın Vakfının başlattığı kampanya oldukça anlamlı gelen bir girişim oldu. Bu kampanyanın güçlü yürütülmesi yurt dışında, ülkesinden uzak, sürgünde yaşamak zorunda bırakılan Kürt Kadınları için önemli bir girişim gibi yansımaktadır. Kürdistan’dan, ülkesinden, yurdundan uzak yaşamaya mahkum bırakılan kadınların çıkışlarının da büyük olması diyalektiksel açıdan beklenmektedir. Avrupa gibi bir yerde Kürt Kadınının 8 Martları önüne koymuş olduğu yukarıdaki hedefler doğrultusunda karşılaması oldukça önemliydi. Çünkü 8 Mart’ın çıkış mekanı batıdır. Doğunun Batıyla kadın şahsında buluşması, her iki uygarlığın sentezini yansıtması, dünyanın iki ayrı kültürünün kadın şahsında sinerjiye dönüşmesi açısından oldukça önemli bir zemin yaratmaktadır. Avrupa’da sürgünde bulunan Kürt Kadınının ileriki süreçler açısından bu kadın sinerjisini yakalaması ve özgürlük arayışına akıtması açısından önemli bir zemin oluşturmaktadır. Zemini mevcut bulunan bu kadın sinerjisi, izlendiği kadarıyla henüz ortaya çıkabilmiş değildir. Burada Kürt Kadınlarının 8 Mart’ı sahiplenme ve karşılama düzeyi, kendi çıkış mekanı olan Batıdaki kadının sahiplenmesi ve karşılama düzeyinden daha yüksektir. Bu da erkek egemen sistemin batıda kadını ne kadar sistem içileştirdiğini ortaya koymaktadır. Egemen sistemden kopan kadın, 8 Mart meydanlarına koşan kadın olmakta, egemen sisteme entegre olan ona teslim olan onunla benzeşen, aynılaşan kadın ise 8 Mart meydanlarından uzaklaşan kadın olmaktadır.
Rusya ve Ermenistan’da yaşayan Kürt Kadınları da 8 Mart’ı karşıladı. Çeşitli etkinliklerle 8 Mart buralarda da daha çok Kürt Kadınları tarafından sahiplenilip karşılandı. Oysa Rusya gibi Reel Sosyalizmin yaşandığı bir yerde Rusyalı kadınların eski sosyalist gelenekten bir nebze de olsa pay almış olması ve 8 Martları sahiplenmesi beklenir. Rusyalı kadınların 8 Mart gibi bir kadın gününü bile kutlamaması, karşılamaması ve sahiplenmemesi Roza Lüksemburg, Clara Zetkin ve Aleksandra Colontay gibi emekçi sosyalist kadınların, böyle bir günü dünya kadınlarına kazandırmaktaki ısrar ve kararlılıkları karşısında oldukça acı vericidir. Bu kadınlar değil miydi bu günü “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak ikinci sosyalist enternasyonalin kadın konferansında kararlaşmasını talep edenler. Yine bu kadınlar değil miydi Marksizm’in, Leninizm’in devletçi, iktidarcı yanlarını sorgulayanlar ama kadın oldukları için de bir türlü söz geçiremeyenler…
8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olmasına vesile olan New York’taki dokuma fabrikasında çalışan emekçi kadınların katledildiği mekan bu günkü Amerika idi. Amerikalı kadınlar bu gün, 8 Mart’ta vahşice katledilen emekçi kadınlarını ne kadar sahipleniyor, mücadelelerini ne kadar takip ediyor, izlediğimiz basına fazla yansımadı, yansımıyor. Olsa bile 8 Mart’ta katledilen bu emekçi kadınları bu gün dünyada en çok sahiplenen ve mücadelelerini kendi özgürlük mücadelesi için miras gören bunu büyütüp geliştiren, yükselten ve ideolojik felsefik bir düzeye kavuşturan kadınlar yine Kürt Kadınları olmaktadır. Kürdistanlı Kadınlar olarak, dünya kadınları için özgürlük yürüyüşünde bir mihenk taşı olan böyle bir günü bu denli sahipleniyor olmak, kadın özgürlük yürüyüşü açısından onurlandırıcı bir duruştur. Bu onurlu duruşun sahibi olan Kürt Kadınlarının yürüttüğü özgürlük mücadelesi ise maalesef hala dünya nezdinde terörize edilmeye devam edilmektedir. Türk devleti’nin 8 Mart’ı Türkiye ve Kürdistan’da en tehlikeli günler arasına koymuş olması, bu tanımlamayı devletin en yüksek zirvesi olan MGK’da almış olmasına ise doğrusu söylenecek laf bulmak zor olmaktadır. Ancak Kürt Kadınlarının bu 8 Mart çıkışlarının Türk devletini oldukça korkuttuğu ortadadır. Ne diyelim; daha dün bile evinin dışına çıkamayan Kürt Kadınlarının devletleri korkutur bir konuma gelmiş olması da, Kürdistan’da kadının özgürlük yolundaki güçlenme düzeyini göstermektedir.
8 Mart Emekçi Kadınlarının katledildiği Amerika bu gün ne yapıyor, dünyaya, Ortadoğu’ya ve Kürdistan’a neleri dayatıyor biraz da buna bakalım. Amerika, aynı bildik Amerika. Yaklaşık 150 yıl öncesinin bildik Amerikası. İdeolojik, siyasal ve sosyal dokusundan hiçbir şey kaybetmemiş, hiçbir şey değiştirmemiş. Bazı göz boyayıcı biçimsel şeyler dışında aynı 8 Mart 1857'lerin Amerikası. Hala savaşan, hala şiddet uygulayan, hala katleden ve hala dünya imparatorluğu peşinde olan bir ülke.
ABD’de yapılan son Başkanlık seçimleri ardından ABD’nin Ortadoğu siyasetinde bazı yöntem değişikliklerini ortaya çıkaracağı söylenmektedir. Kapitalist modernist sistemin bu günkü dünya liderliğini yapan ABD’nin başına Barak Obama gibi bir Başkan’ın getirilmiş olması, egemen sistemin ömrünü uzatmak için içine girdiği arayışlara işaret etmektedir. Hüseyin Barak Obama kimliği hem Müslüman, hem Hıristiyan, hem Yahudi ve hem de zenci olması itibari ile tüm dünyaya hitap etmeyi hedefleyen bir kimliktir. Dünyaya hakim olan her üç büyük dine inanan toplumlara, yine hem bu güne kadar ABD’ci olan hem de zenciler şahsında ABD karşıtı olan ezilen kesimlere hitap edebilecek yeni bir çehre olarak öne çıkarılan bir kimlik olmaktadır.
Obama başa gelir gelmez Ortadoğu ve Asya’da izleyeceği yeni politikalarını dünya kamuoyuna yansıtmaya başladı. Obama liderliğinde kapitalist modernist sistemin yeni Ortadoğu siyaseti şimdiye kadarki sadece askeri şiddet yöntemlerini izleyen W.Bush siyasetini eleştiri üzerinden belirlediğini söylemektedir. Amaç ve hedefte aynı ancak yöntemde Bush’la farklılaşan bir siyaset yürütüleceği giderek belirginlik kazanmaktadır. W.Bush dönemindeki Ortadoğu siyasetinde ABD, daha çok Irak eksenli bir siyaset yürütmekteydi. Irak siyasetinde Ortadoğu’daki müttefiklerini yanına almaktan ziyade tek başına sadece Güneyli Kürt güçlerini yanına alan bir siyaset yürütmekteydi. Ancak şimdi Obama liderliğindeki yeni Irak siyasetinde ABD, bölgedeki müttefiklerini yanına alarak siyasetini yürütmek istemektedir. Geçmişten beri Ortadoğu’daki baş müttefiki olan Türk devletini yanına alarak, birinci plana çıkararak, Güneyli Kürt güçleri arka plana iten bir siyaset izlemeye başlamaktadır. ABD dış işleri bakanı Hillary Clinton’ın Türkiye’ye yapmış olduğu ziyaret yine ardından Obama’nın Türkiye’ye yapacağı ziyaret, ABD’nin yeni Ortadoğu siyasetinde Türk devletine vermiş olduğu stratejik rolü göstermektedir. Obama’nın Türkiye’ye yapacağı ziyaret yerel seçimlerin ardından yapılacak ve seçimde Türkiye’de ortaya çıkacak tabloya göre Türkiye’nin iç sorunlarına yön verilecek. Şimdiden TBMM Başkanı, tüm yetkilerini kullanıp Obama’nın TBMM’de bir konuşma yapmasını sağlayacaklarını söylemektedir. TBMM Başkanının bu açıklaması da Türk devletinin Obama şahsında ABD’nin yeni Ortadoğu siyasetine verdikleri önemi göstermektedir.
ABD’nin yeni hükümeti başa gelmeden önce Irak’tan kendi askerlerini kademeli bir biçimde çekeceğini ve ağırlığını Afganistan’a kaydıracağını deklere etti. ABD, Irak’tan kendi askeri gücünü çekmesi halinde Ortadoğu’da ve daha özelde de Irak’ın kendi içinde büyük bir istikrarsızlığın yaşanacağı açıktır. Dolayısıyla ABD, Irak’tan çekilirken, bölgede belli bir istikrar yaratıp ondan sonra çekilmek istemektedir. Çünkü Irak’ta ortaya çıkacak istikrarsızlık en çok da ABD’nin işine gelmeyecektir. Peki, ABD, Irak’tan çekilmeden önce böyle bir istikrar ortamını nasıl yaratabilir? Bölgedeki temel belirleyici güçler arasında bir uzlaşı ortamı yaratarak böyle bir istikrarı sağlayabilir ancak. Bölgede istikrar ortamının sağlanması için çözülmeyi bekleyen sorunların başında, Kürt sorunu ve Filistin sorunu gelmektedir. Kürt sorununun çözümü ise daha çok ABD’nin temel müttefik güç olarak yanına almayı düşündüğü Türk devletini ilgilendirmektedir. Türk devletinin ABD’ye istikrarlı bir müttefiklik yapması da kendi iç sorunlarını çözmesine bağlı kalmaktadır. Bu konuda Bush yönetimi Türk devletinden ziyade Güneyli Kürt güçlerine stratejik rol vermekteydi ve Kürt kartını Türk devletine karşı hep kullandı. Operasyonal yöntemlerle, askeri yöntemlerle, PKK’yi imha siyaseti üzerinden Türk devletini destekledi hatta askeri operasyonlar için kendi istihbarat gücünü sonuna kadar açtı.
Yeni ABD hükümetinin Kürt sorununu nasıl ele alacağı da giderek belirginlik kazanmaya başlamaktadır. Bu konuda Obama’nın danışmanlarından Henry Berkley’in hazırladığı rapor, bir yol haritası çizmektedir. Berkley, dünya kamuoyuna yapmış olduğu açıklamalarda bu raporunun Kürt sorunu hakkında hazırladığı son rapor olduğunu bu konuda bir daha yeni projeler oluşturmayacağını söylemektedir. Berkley planına göre Türk devletinin Kürt sorunu konusunda bazı siyasal, sosyal ve ekonomik açılımlar yapması önerilmektedir. Siyasi açıdan Türk devletinin şimdiye kadar resmen tanımadığı Güney’deki Kürt federe oluşumunu resmen tanıması gerektiğini, kuzeyde ise PKK dışında kalan Kürt işbirlikçi kesimlerle ilişkilenmesini ve sorunu bu kesimler üzerinden bir çözüme götürmesini söylemektedir. Zaten Türk devletinin TRT Şeş’i açması, bazı üniversitelerde Kürt dili kürsüleri ve Kürt enstitülerini açması, yine Kürdistan’da bazı ekonomik yatırımlar yapması bu planın birer parçası olarak yürürlüğe konmuş durumdadır. TRT Şeş kanalında çalışanlar genelde işbirlikçi Kürt kesimlerinden oluşmaktadır. Bunun alt yapısı daha önceden hazırlanmıştır aslında. Yıllar öncesinden işbirlikçi Kürt güçleri bu konuda belli düzeylerde bazı kadrolarını yetiştirmişlerdir. Nilüfer Akbağ, Rojin vb kişilikler bu işbirlikçi güçlerin bu işleri yürütmek için devletle işbirliği içinde yetiştirdiği kadroları olmaktadır.
Berkley planına göre PKK içinde bir çözülüşe yol açıp kaçış ve teslim almaları geliştirmek üzere, yine PKK’nin içine dönük istihbarat toplamaya dönük Hewler’de üçlü bir istihbarat birimi örgütlendirilecek. Böyle bir oluşum şimdiden oluşturulmuş durumdadır. PKK’nin içine dönük yoğun bir istihbarat toplamayı ve iç çözülüşü yaratmayı hedeflemektedir.
Bu plana göre PKK’ye silahsızlanma dayatılacak. Koşulsuz silahsızlanmayı kabul etmemesi halinde Güneyli Kürt güçleri ile beraber ABD güçleri de PKK’ye imha temelinde askeri saldırılar gerçekleştirecek.
Çizilen Berkley planının amacı şimdiden açıklık kazanmıştır. PKK’yi zayıflatarak, şartsız silahsızlandırarak teslim almayı amaçlamaktadır. Bunun için de Türk devletinin Güneyli Kürt güçleri ile daha fazla yakınlaşmasını ve diyalog geliştirmesini dayatmaktadır. Türkiye’nin içinden de işbirlikçi Kürt kesimlerini devreye sokarak PKK’yi terör örgütü adı altında devre dışında bırakıp, PKK’ye rağmen bu sorunu kendi çıkarları doğrultusunda ele almayı amaçlamaktadır.
Yine ABD yeni siyasetini Türk devleti içinde de AKP hükümeti ile yürütmek istemektedir. AKP’nin siyasi İslam çizgisini kullanarak Kürt toplumunun yine Ortadoğu toplumunun dini duygularına hitap etmeyi amaçlamaktadır. İmralı’ya cami inşa etmeleri, yine Önderliğimizin kültürel İslam çözümlemelerini, İslam’ın ibadet biçimlerine getirdiği yorumlarını ve çözümlemelerini çarpıtarak sorunu ideolojik mecraya çekmeyi amaçlamaktadır. Buna karşı her bakımdan güçlü bir ideolojik mücadele yürütülmesi gerekmektedir. Erdoğan’ın Davos’taki çıkışı da ABD’den aldığı güce dayanarak gerçekleşti. Yoksa AKP, İsrail’e karşı bu denli bir çıkış yapabilecek güçte değildir. Hatta AKP’ye verilen bu rolün kamuoyu nezdinde güçlenmesi için danışıklı bir biçimde hazırlanmış bir Davos senaryosuydu demek daha yerinde olur. AKP’ye verilen bu rolün oynanabilinmesi ise AKP’nin bu yerel seçimleri güçlü almasına bağlı kalmaktadır. AKP’nin seçimden zayıf çıkması demek, ABD’nin AKP’ye verdiği bu rol üzerinden gerçekleştirmeyi düşündüğü planların boşa çıkarılması demek olacaktır. Bu açıdan AKP ile mücadele yürüten güçler, aslında bir anlamda ABD ile de mücadele etmiş olmaktadırlar. ABD, AKP’nin bu seçimleri kazanması için elinden geleni yapmaktadır. AKP’nin yardım adı altında dağıtmış olduğu maddi sadakaların kaynağı da bu planın sahipleri tarafından gelmektedir. Kürt iradesini teslim almaya dönük yürütülen bu planın boşa çıkarılması, seçimlerde Kürtlerin başarılı olmasına bağlı kalmaktadır. Bu açıdan Demokratik Kürt Cephesinin seçimlerdeki başarısını katlaması ve Kürdistan’da AKP’yi % 20’lerin altına düşürmesi gerekmektedir. Seçim sürecinde yürütülen mücadeleyi bu açıdan büyük bir iddia ve kararlılıkla yürütmek, Kürtler üzerindeki bu teslim alma planlarının boşa çıkarılması için önemli olmaktadır.
Kürt halkının demokratik iradesi şimdi de büyük bir heyecan ve coşkuyla Nisan’a hazırlanmaktadır. 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin sonuçları Nisan başında belli olacak. Seçimlerin sonuçları, hem uluslar arası güçlerin hem bölge devletlerinin ve hem de Türk devletinin Kürt sorununa yaklaşımını belirleyecek niteliktedir. Bu açıdan Demokratik Kürt İradesinin seçim sandıklarına kararlı gitmesi ve oylarını çeşitli nedenlerle parçalamaması hayati önemde olmaktadır. Normal bir seçim süreci olmadığı için her kesin kendi gücünü aşan boyutlarda seçim sürecine katılması ve çalışması gerekmektedir. Bu seçimlerde ortaya çıkacak sonuçlar, otuz yılı aşkındır büyük bedellerle yürütülmüş Kürdistan Özgürlük mücadelesinin kazanımları ve yarattığı değerler üzerinden gelişecektir. Sonuç Demokratik Kürt cephesini ya özgürlüğe yakınlaştıracak ya da özgürlükten uzaklaştıracaktır. Diyalektik tersine işlemeyeceğine göre de, beklenen sonuç özgürlüğe daha da yakınlaşmaktır. Seçimde ortaya konan iddia düzeyi Rêber APO’nun özgürlüğünün sağlanması hedefi ile de yakından bağlantılıdır. Çünkü Kürtler kendi özgürlüklerini Rêber APO’nun özgürlüğünde görmekteler. Kürtleri gerçek bir demokrasi ve özgürlüğe taşıyacak tek irade Rêber APO ve yarattığı demokratik ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü paradigmasıdır.
Evet, yeni bir Nisan’a giriyoruz. Nisan, Kürtler için yeniden doğuş ve var oluş ayı olmaktadır. Rêber APO’nun 4 Nisan doğuşu, Kürt halkının yeniden doğuş, yeniden var olma, yeniden iradeleşme şansını kazanması anlamını kazanmıştır. Rêber APO, doğumundan beri kendi yaşamını Kürt halkının yaşamına adamıştır. Ruhsal, düşünsel, fiziksel dünyasını Kürt halkının özgürlüğüne ve demokratik barış temelinde halkların kardeşliğine yatırmıştır. Günümüzün devlet çıkarlarını; halkların demokratik kardeşliğinin, halkların özgür iradesinin ve insan hak ve özgürlüklerinin üzerinde tutan egemenlikli zihniyetine karşı sürekli bir savaş ve mücadele içerisinde olmuştur. Yine egemen sınıfların, insan ve tüm canlıların yaşam garantisi olan doğanın ekolojik dengesini alt üst eden kar hesaplarına ve çıkarlarına karşı, sürekli bir mücadele perspektifi içerisinde olmuştur. Beş bin yıllık erkek egemenlikli toplumsal cinsiyetçiliğe karşı kadını yücelten ve özgür bir yaşamla yeniden tanıştıran, bu temelde cins mücadelesine çeken sürekli bir çaba içerisinde olmuştur. Bu anlamda Önder APO’nun doğumu ve yaşamı, yaşamı boyunca korumaya çalıştığı ideolojik, felsefik, siyasal ve sosyal duruşu; halkların özgürlüğüne, barış ve kardeşliğine, ekolojik ve cinsler arasındaki dengenin yeniden sağlanmasına hizmet eden bir niteliktedir.
Rêber APO’nun yaşam ve mücadele çizgisinde ırk, sınıf, cins ve ulus egemenliğine yer olmadığı gibi daha yaşanılır, özgür bir dünya için kabul ve retler sürekli net olmuştur. Kabulleri daha yaşanılır bir dünyaya hizmet ettiğinden ve retleri egemen ırk, sınıf ve cinsin çıkarlarıyla büyük bir çarpışma içerisinde olduğu için, bu gün tüm dünya egemenleri birleşerek, Rêber APO’nun yaşamına kastetmek istemektedirler. Rêber APO’nun söylediği her sözü, ortaya koyduğu her düşünceyi, kendi egemenlikli çıkarları önünde büyük bir engel ve kendilerine vurulan birer darbe olarak görüp yorumlamakta ve her türlü komplo denemeleriyle bu özgürlük sesini susturmaya çalışmaktadırlar.
Kürt halkının terör potansiyeli olarak lanse edilmesi, Rêber APO’nun Önderlik ettiği Kürdistan Özgürlük Hareketinin terörist ilan edilmesi, Önder APO’nun ise terörist başı muamelesi görmesi ve bütün demokratik insan haklarından mahrum bırakılması bundandır. Tüm demokratik kamuoyu Önder APO’nun özgürlük felsefesini ve demokratik ekolojik ve cinslerin özgürlüğüne dayalı paradigmasını henüz yakından tanımasa da, Kürt halkı ve bazı demokratik çevreler bu gerçeği artık tanıyor ve biliyor. Kürt halkı ve kadınları 8 Mart ve Newroz meydanlarında bundan dolayı “Önder APO’nun Yaşamı Yaşamımızdır. Özgürlüğü Özgürlüğümüzdür” demektedir.
Rêber APO’nun Türkiye ve Kürdistan’da demokratik bir çözümün ve onurlu bir barışın gelişmesi için söylediği her söz ceza üzerine ceza gerekçesi yapılmaktadır. Şimdiye kadar 11 defa hücre içinde hücre cezası bu nedenlerle verildi. Önderliğimize verilen hücre cezaları fiziki işkencelerden daha ağır bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Hücre cezasının uygulandığı süreçlerde Önderliğimizin radyosu, kitapları, kalem ve defteri alınmaktadır. Devlet bunun en büyük ve en ağır bir cezalandırma yöntemi olduğunu bilmektedir. Önderliğimizin yaşamı ve mücadele tarihi hep düşünmekten, hep düşünce üretmekten ve zihniyet dönüştürmekten ibarettir. Şu anda tutulduğu İmralı’nın esaret koşulları altında bile büyük düşünce yoğunluğu, büyük zihniyet açılımları yaşamaktadır. Önderliğimizin tek yaşam etkinliği olan bu düşünsel etkinliklerinin de elinden alınıp durmadan üst üste hücre içinde hücre cezalarına maruz bırakılması kabul edilmezdir. Bir insana hem de Kürt Halkına Önderlik yapan Rêber APO gibi bir insana düşünmeyi, düşünce üretmeyi yasaklamak, fiziki işkenceyi de aşan en büyük işkence yöntemidir. Hiçbir insana sen düşünemezsin, düşünmeyeceksin, gelişmeleri takip etmeyeceksin, okumayacaksın, yazmayacaksın diyemez. Ama Türk devleti Önderliğimize bunu diyor. Bu Nisanla beraber Kürt demokratik iradesi Türk devletine bir daha Rêber APO’ya hücre cezası veremeyeceği bir biçimde tavır koyacaktır. “Önderliğimizin özgürlüğü bizim özgürlüğümüzdür” şiar ve sloganın somut bir tavra, somut bir çözüme dönüştürülmesi artık imkan dahilindedir. İşkenceyi sadece fiziki işkence olarak ele almak ve Rêber APO’ya dönük de fiziki işkence uygulaması gündeme girdiğinde refleks göstermek, tavır sahibi olmak yetersiz olmaktadır. Çünkü Rêber APO için düşünsel ve ruhsal işkence fiziki işkence yöntemlerinden daha büyük bir işkencedir. Bunun bilinciyle Önderliğimize verilen hücre cezaları kesin ret edilmeli ve bir daha verilmemecesine tavır konulmalıdır.
Evet, bu yılki 4 Nisan, Önderliğimizin 60 yıl dönümü olarak gelişecektir. Önderliğimiz, 60 yaşına giriyor. Her yerde Önderliğimizin 60 yaşına girişi adına yemyeşil ormanlar dikilebilir. 60 yaş ormanları, Kürdistan’ın her yerini yeşillendirip ekolojik dengeye katkı sunabilir. Önderliğimizin 60. doğum yılının aynı zamanda yeniden bir doğuş yılına, Kürdistan’da özgürlüğün yeniden doğuş yılına dönüştürülebilinir. Bu yılı böyle bir yıl yapmak, bu yılı Önderliğimizin özgürlük yılı dolayısıyla Kürdistan’da özgürlük yılı yapmanın imkan ve koşulları ortaya çıkmıştır. Dört parça Kürdistan ve yurtdışında sürgünde yaşayan tüm Kürtlerin bu amaç ve hedefle Nisan ayına özelde de 4 Nisan yeniden doğuş gününe yüklenmesi ve demokratik talepleri ile demokratik tavrını ortaya koyması bu hedefi gerçek kılacaktır.
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır