DEĞERLENDİRMELER
ÖZGÜR BELEDİYECİLİK ARAYIŞINDA GÜÇ BİRLEŞTİRİLMELİ!
Newroz Ceren

Tüm bu sorunların çözümündeki biricik yol verili belediyeciliğin yerine toplumcu yerel yönetim anlayışının geçmesidir. Buda paradigmal olarak yeni bir zihniye ve politik etkinlikle mümkün. Yukarda sözünü ettiğimiz özgür belediyecilik veya toplumcu yerel yönetim aktivistlerinin bu açıdan bir güç birikimi ve ortaklaşması bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Geçen süreçte yurtsever belediyelerin, siyasi partinin komiteleşmeleri dışında bir güç birikimi yaratamadıkları bir gerçek! Şu ana kadarda aynı biçimde yürüyor. Oysa Kürdistan’ da şehirleşmenin zayıflığı, aşiret bağlarının hala gücünü koruyor olması, eğitimsizlik ve politik geleneğin ilerici motiflerini zayıflığı, ayrımca politikalarla zaten geri bırakılmış kasaba vb. yerleşim yerlerinin salt kendi gücü ile bunları aşmasına imkân vermiyor. Örneğin Diyarbakır’daki belediyelerin bilgi edinme imkânı ve proje tasarım kadrolarına bir Şemdinli belediyesi sahip değildir. Kürdistan’da enformasyonun elektronik ortamla sağlanması henüz oturmuş değildir. Birçok küçük belediye bu imkânları tanımamaktadır bile. Ayrıca kuku, proje, danışmanlık ve nitelikli kadrolarda kariyer yapma istemi nedeni ile küçük belediyeleri tercih etmemektedir. Bu nedenle bir güç birikiminin zorunluluğu daha net ortaya çıkıyor.
Bu güç birikimini ister bir platform ister bir birlik biçiminde örgütleyin, belediyelerin kendi başına yapamadığı görevleri üstenmek ve özgür belediyeciliğin temel ilkelerinin politikalarını ve alanların özgünlüklerine göre bir strateji oluşturabilmelidir. Özgür belediyecilik her yerde aynı hızla gelişemeceğine göre bölgelerdeki uygulamaları stratejiye bağlayacak, gerektiği yerde modelin nasıl daha ileriye gitmesi gerektiğinin tespitini yapacak, deneyimlerin sonuçlarını toplayacak bir güç birliğinin olması gerekiyor. Böylesi bir birliğin yerel inisiyatifleri engelleyerek bir hiyerarşi basamağı olabileceğini düşünenler olabilir. Bu da elbette tartışılması gereken bir konu, yalnız böyle bir oluşumu gerekliğini geçersiz kılacak bir husus değildir. Günümüz dünyası ve yaşadığımız bölge konjektürü özgür belediyecilik denemelerini evrimci tarzda değil, radikal ve yüksek tempodan gelişmesini zorunlu kılıyor. Kürt toplumu üzerinde ki bio-iktidar denemeleri, bölgedeki savaşa katma girimlerini bunu çok açık gösteriyor. Bu nedenle Türkiye’deki yurtsever-demokrat belediyelerin yapması gereken ilk iş bir güç birliği yaratmak platform veya benzer bir örgütlenmeye gitmelidir.
Elbette bu yapılması gereken işlerden ilki fakat bu ilkin içeriğini doldurmak için ele alınması gereken konu yerel yönetimlerin paradigmal tanımını yapmak kadar bazı temel ilkelerde ortaklaşmakta gerekir. İlk ortaklaşılması gereken demokratik-ekolojik-cinsiyet özgürlükçü paradigmanın özgürlüğü ve hiyerarşisizliği mümkün kılan bir yapılanma olduğuna güven duymaktır. Şu anda seçilmişlerde dâhil, belediye kadrolarının halkı bu paradigmaya göre örgütlenmiş, halkın karar aldığı ve denetlediği bir modele güveni güçlü değildir. Demokratik-ekolojik bir yapılanmanın yapabileceklerinin gücü küçümsenmektedir. Yerel yönetim olması gerektiği, bir kendin o kentten yönetilmesi gerektiğine dair inanç vardır. Fakat kentin yönetilmesi, bir devlet idaresi ile kıyaslandığından, aynı argümanlar kullanılmaya, yaratılmaya çalışılmaktadır.

Demokrasiye Yeni Bir Tanım

Elbette konumuz demokrasi kavramının analizi değil, daha çok yerel yönetimlerin demokrasinin işlerliği konusundaki sorumluluğunu bazı vurgular yapmak. Öncelikle yerel yönetimlerin gerçek anlamda toplumcu olmaları için temsili demokrasiyi aşan bir model arayışında olmaları gerekiyor. Salt seçilmiş temsilcilerin bir iradeyi temsil etmesini beklemek hata olur. Bu nedenle sokaklardan başlayarak örgütlenmiş, mahalle meclislerinin gerçek anlamda kararları alması ve denetim yapabilmesi katılımcı demokrasi anlamına gelecektir.
Birçok çevre bu durumun karmaşayı artıracağını hatta meclislerin aklına esen kararı alabileceği endişesi taşıyor. Oysaki halkın katılımının olmadığı meclis toplantılarında da çoğu zaman yanlış kararlar alınıyor. Burada demokrasiyi tanımlama biçimimiz öne çıkıyor. Demokrasiyi salt kurallara ve yazılı değişmezler sistemi değil, işleyen, kendini yenileyen bir eğitim sürecidir. Halkın sürekli olarak eğitilmesini, bilinçlendirilmesini ve deneyimlerin tartışılmasını içeren bir süreçtir. Bu süreç doğru işletilirse halk ekonomik gelirin nasıl bölüşüleceğini, belediyeye olan borçların nasıl ödeneceğini ve gelirin arttırılması konusunda gerçekçi karar almayı öğrenecektir. Elbette bunun içinde halkın eğitilmesi kadar belediye çalışmaları hakkında bilgi sahibi olması da önemlidir. Katılımcı demokrasi için sınırsız bir enformasyon ve şeffaflık uygulaması gerekiyor. Yurtsever demokrat belediyelerin kendi farkını ortaya koyması için ilk etapta yapması gereken şey bu şeffaflığı ve bilgi edinme önündeki engelleri kaldırmasıdır. Bir belediyenin gelir ve giderlerini tüm yurttaşların öğreneceği biçimde enforme etmesi tüm kuşku ve tartışmaları giderecektir. Ayrıca planlamalarını halkla beraber yapma, halktan öneri alma ve kendi çalışmalarını aktarmalar karşılıklı güvenin oluşmasında belirleyicidir. Demokrat yurtsever belediyeler ilk dönemde ‘halk günü’ adıyla sistemli çalışmalar yürüttüler. Daha sonra bu günler halkın ekonomik açıdan yardım istediği toplantılara dönüşünce birçoğu bu çalışmayı kaldırdı. Çünkü halkın ekonomik sorunları çözülemeyecek, birkaç reçete ve faturanın ödenmesine imkân vermeyecek kadar yoğun! Fakat biçim sözünü ettiğimiz toplantılar, yapılan toplantılardan öz olarak farklıdır. Örneğin bir yılı geride bıraktığımız şu günlerde belediyelerimiz her mahallede büyük çoğunluğun katılımı ile bir yıl değerlendirmesi yapacak mı? Çok az belediyenin böyle bir planlaması vardır sanır. Oysa geçmiş bir yılı değerlendirip, eleştiri almak, varsa halkın desteğinde yetersizlik eleştiri yapmak, 2007’ye daha iyi bir giriş olabilirdi. Tüm bu küçük öneriler katılımcı demokrasiye girişin küçük adımları olabilir. Elbette özgür belediyecilik bu değil bunları bir giriş olarak ele almak ve kısa sürede daha radikal denemeleri gerçekleştirilmelidir.
Hatta bu ilk adım dediklerimiz, liberal demokrasinin bir çok yerde yaptığı çalışmalar oluyor. Faka yerel yönetimlerimizin halkla kopukluğu göz önüne alındığında bir giriş için olumlu birkaç aktivitedir önerdiklerimiz.
Yapılması gereken her şehrin kendi bünyesinde ki tüm demokrat STÖ’lerle toplantı süreçleri başlatıp halkın katılımını sağlayacak mahallelerin başlangıç için mahalle meclisi olarak tanımlanmasa bile kurucu meclisler oluşturup, mahalle meclisi niteliğinde işler görecek, yapılanmalara gitmesidir. Özcesi belediyelere halkın katılım argümanlarından birebir sorumluluk almalıdır. Belki de belediyelerin en çok özeleştiri vermesi gereken konu demokrasi karşısında aldıkları sorumluluk düzeyidir.
Tüm saydığımız görüşler ve yaptığımız önerilerle beraber belediyelerin büyüklerinden en küçük bir belde belediyesinin bile demokrasinin yeniden tanımlanmasında sorumluluk aldığını vurgulamak isterim. Bu sorumlulukları kısaca özetlemek gerekirse;
Birincisi modernist paradigmanın devletçi, hiyerarşik, elit yapılanmalarla demokrasi kavramında yarattığı tahribatı gidermeli. Bireyciliğin, hırsın, rekabetin, kar duygusunun tüm toplumcu değerlerin önüne geçerek, bireysel demokrasi ve liberal demokrasi gibi aslında birbirinin aynı olan demokrasinin halk nezdinde kaybettiğini görebilmeli. Halkın, politikanın halk için yapılamadığını görerek politikadan uzaklaştığını, politikada kendi çıkarını görmediğini ve politik yaşama karşı öfke dolu olduğunu görmeli. Öte yandan ise halkın çok büyük acılar çekerek yarattığı değerlerin, kazandığı mevzilerin ekonomik ve siyasi ranta bulaştırıldığının ve bunun toplumsal açıdan yaratacağı tahribatın Kürtlerin kaderini ne kadar etkileyeceğinin bilincinde olmak. Bu iki eğilimde birbirini besleyip derinleştirmektedir.
Halk politikanın kendi adına yapılmadığın gördükçe politikaya karış güvensizleşip, geri çekilmekte halk geri çekildikçe siyaset daha da elitleşmekte. Halkın dışında ve halkın anlayamadığı şekilde üretilmektedir. Bu durumun belgedeki çatışmalı ortam ve sürekli olarak değişen politik uygulamalar düşünüldüğünde, Kürtlerin özgürlük mücadelesinde büyük bir zarara uğrayacağının tespiti yapılmalıdır.
Bu nedenle son zamanlarda halkın politik oluşumlar buna yerel yönetimler ve bir çok kurumlaşma da dâhil gösterdiği ilgisizliği kırıp, halkı siyasetin merkezi haline getirmede Kürt toplumunun kendi demokrasisini yaratmada sorumluluğu var, belediyelerin.
İkincisi ise; Devletin küçültülmesindeki sorumluluğudur. Yerel yönetimlerin kendi sahası içinde toplumsal demokrasisini sağlaması ve kendine yeter düzeye ulaştırıp, şehirle arası bir iş ve rol koordinasyonuna kavuşturması, devletin küçültülüp toplumsallığın, demokrasinin tüm yaşam edimlerinde daha fazla yer edinmesini sağlayacaktır. Eğer şehirlerimiz belediyelerin öncülüğünde toplumcu demokrasi denemeleri yaparak, özgür belediyeciliğe doğru adım adım ilerlerse devletin tüm hiyerarşik, elit yapılanmalarına karşı mücadele gücü kazanacaktır. Bu güç Kürtler açısından inkâr, imhada dâhil her çeşit bio-iktidarın yenilmesi olacaktır. Bu bir abartı değildir. Diyarbakır kendi 1940’daki gelişme kapasitesinin yüzde yetmişini kaybetmiştir. Bunun nedeni gelişme potansiyelinin olmaması değildir. Nedeni, devletin getirdiği yoksulluğa, işsizliğe özel politikalarla kontrollü bir şekilde artırması, ekonomik gelişmeleri engellemesi ile ilgilidir. Hatta bugün gittikçe artan fuhuş oranında devlet politikalarının direk ve dolaylı uygulamaları ile ilgilidir.
Kendine yeten, mali politikalar geliştiren, işsizlik ve fuhuşla sistemli bir şekilde mücadele eden, sivil toplum kurumları ile ortak daha dinamik bir gençlik için politikalar oluşturan, kadınların yürüttüğü özgürlük mücadelelerini destekleyen bir belediyecilik, saydığımız devlet politikalarının bir günde olmasa da yenilgisine yol açacak. Devletin siyasetteki genel etkinliğini azalttığı kadar, Kürtler üzerindeki özel politikalarına da bir bent olmayı getirecektir.
Belediyeler demokrasi karşısında bu iki sorumluluğunu görerek, bu vizyona denk çalışma yürütürse, hizmet kalitesi ve mali problem tartışmaları daha ,,,,,,

Belediyelerin yaşadığı sorunların çözümüne dair hazır reçete yoktur elbette. Fakat tüm reçetelerin demokrasi patentli çözümler içereceği kesindir.


 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır