|
ÖZGÜR BELEDİYECİLİK ARAYIŞINDA GÜÇ BİRLEŞTİRİLMELİ!
|
Tüm bu sorunların çözümündeki biricik yol verili
belediyeciliğin yerine toplumcu yerel yönetim
anlayışının geçmesidir. Buda paradigmal olarak yeni bir
zihniye ve politik etkinlikle mümkün. Yukarda sözünü
ettiğimiz özgür belediyecilik veya toplumcu yerel
yönetim aktivistlerinin bu açıdan bir güç birikimi ve
ortaklaşması bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Geçen
süreçte yurtsever belediyelerin, siyasi partinin
komiteleşmeleri dışında bir güç birikimi yaratamadıkları
bir gerçek! Şu ana kadarda aynı biçimde yürüyor. Oysa
Kürdistan’ da şehirleşmenin zayıflığı, aşiret bağlarının
hala gücünü koruyor olması, eğitimsizlik ve politik
geleneğin ilerici motiflerini zayıflığı, ayrımca
politikalarla zaten geri bırakılmış kasaba vb. yerleşim
yerlerinin salt kendi gücü ile bunları aşmasına imkân
vermiyor. Örneğin Diyarbakır’daki belediyelerin bilgi
edinme imkânı ve proje tasarım kadrolarına bir Şemdinli
belediyesi sahip değildir. Kürdistan’da enformasyonun
elektronik ortamla sağlanması henüz oturmuş değildir.
Birçok küçük belediye bu imkânları tanımamaktadır bile.
Ayrıca kuku, proje, danışmanlık ve nitelikli kadrolarda
kariyer yapma istemi nedeni ile küçük belediyeleri
tercih etmemektedir. Bu nedenle bir güç birikiminin
zorunluluğu daha net ortaya çıkıyor.
Bu güç birikimini ister bir platform ister bir birlik
biçiminde örgütleyin, belediyelerin kendi başına
yapamadığı görevleri üstenmek ve özgür belediyeciliğin
temel ilkelerinin politikalarını ve alanların
özgünlüklerine göre bir strateji oluşturabilmelidir.
Özgür belediyecilik her yerde aynı hızla gelişemeceğine
göre bölgelerdeki uygulamaları stratejiye bağlayacak,
gerektiği yerde modelin nasıl daha ileriye gitmesi
gerektiğinin tespitini yapacak, deneyimlerin sonuçlarını
toplayacak bir güç birliğinin olması gerekiyor. Böylesi
bir birliğin yerel inisiyatifleri engelleyerek bir
hiyerarşi basamağı olabileceğini düşünenler olabilir. Bu
da elbette tartışılması gereken bir konu, yalnız böyle
bir oluşumu gerekliğini geçersiz kılacak bir husus
değildir. Günümüz dünyası ve yaşadığımız bölge
konjektürü özgür belediyecilik denemelerini evrimci
tarzda değil, radikal ve yüksek tempodan gelişmesini
zorunlu kılıyor. Kürt toplumu üzerinde ki bio-iktidar
denemeleri, bölgedeki savaşa katma girimlerini bunu çok
açık gösteriyor. Bu nedenle Türkiye’deki
yurtsever-demokrat belediyelerin yapması gereken ilk iş
bir güç birliği yaratmak platform veya benzer bir
örgütlenmeye gitmelidir.
Elbette bu yapılması gereken işlerden ilki fakat bu
ilkin içeriğini doldurmak için ele alınması gereken konu
yerel yönetimlerin paradigmal tanımını yapmak kadar bazı
temel ilkelerde ortaklaşmakta gerekir. İlk
ortaklaşılması gereken demokratik-ekolojik-cinsiyet
özgürlükçü paradigmanın özgürlüğü ve hiyerarşisizliği
mümkün kılan bir yapılanma olduğuna güven duymaktır. Şu
anda seçilmişlerde dâhil, belediye kadrolarının halkı bu
paradigmaya göre örgütlenmiş, halkın karar aldığı ve
denetlediği bir modele güveni güçlü değildir.
Demokratik-ekolojik bir yapılanmanın yapabileceklerinin
gücü küçümsenmektedir. Yerel yönetim olması gerektiği,
bir kendin o kentten yönetilmesi gerektiğine dair inanç
vardır. Fakat kentin yönetilmesi, bir devlet idaresi ile
kıyaslandığından, aynı argümanlar kullanılmaya,
yaratılmaya çalışılmaktadır.
Demokrasiye Yeni Bir Tanım
Elbette konumuz demokrasi kavramının analizi değil, daha
çok yerel yönetimlerin demokrasinin işlerliği
konusundaki sorumluluğunu bazı vurgular yapmak.
Öncelikle yerel yönetimlerin gerçek anlamda toplumcu
olmaları için temsili demokrasiyi aşan bir model
arayışında olmaları gerekiyor. Salt seçilmiş
temsilcilerin bir iradeyi temsil etmesini beklemek hata
olur. Bu nedenle sokaklardan başlayarak örgütlenmiş,
mahalle meclislerinin gerçek anlamda kararları alması ve
denetim yapabilmesi katılımcı demokrasi anlamına
gelecektir.
Birçok çevre bu durumun karmaşayı artıracağını hatta
meclislerin aklına esen kararı alabileceği endişesi
taşıyor. Oysaki halkın katılımının olmadığı meclis
toplantılarında da çoğu zaman yanlış kararlar alınıyor.
Burada demokrasiyi tanımlama biçimimiz öne çıkıyor.
Demokrasiyi salt kurallara ve yazılı değişmezler sistemi
değil, işleyen, kendini yenileyen bir eğitim sürecidir.
Halkın sürekli olarak eğitilmesini, bilinçlendirilmesini
ve deneyimlerin tartışılmasını içeren bir süreçtir. Bu
süreç doğru işletilirse halk ekonomik gelirin nasıl
bölüşüleceğini, belediyeye olan borçların nasıl
ödeneceğini ve gelirin arttırılması konusunda gerçekçi
karar almayı öğrenecektir. Elbette bunun içinde halkın
eğitilmesi kadar belediye çalışmaları hakkında bilgi
sahibi olması da önemlidir. Katılımcı demokrasi için
sınırsız bir enformasyon ve şeffaflık uygulaması
gerekiyor. Yurtsever demokrat belediyelerin kendi
farkını ortaya koyması için ilk etapta yapması gereken
şey bu şeffaflığı ve bilgi edinme önündeki engelleri
kaldırmasıdır. Bir belediyenin gelir ve giderlerini tüm
yurttaşların öğreneceği biçimde enforme etmesi tüm kuşku
ve tartışmaları giderecektir. Ayrıca planlamalarını
halkla beraber yapma, halktan öneri alma ve kendi
çalışmalarını aktarmalar karşılıklı güvenin oluşmasında
belirleyicidir. Demokrat yurtsever belediyeler ilk
dönemde ‘halk günü’ adıyla sistemli çalışmalar
yürüttüler. Daha sonra bu günler halkın ekonomik açıdan
yardım istediği toplantılara dönüşünce birçoğu bu
çalışmayı kaldırdı. Çünkü halkın ekonomik sorunları
çözülemeyecek, birkaç reçete ve faturanın ödenmesine
imkân vermeyecek kadar yoğun! Fakat biçim sözünü
ettiğimiz toplantılar, yapılan toplantılardan öz olarak
farklıdır. Örneğin bir yılı geride bıraktığımız şu
günlerde belediyelerimiz her mahallede büyük çoğunluğun
katılımı ile bir yıl değerlendirmesi yapacak mı? Çok az
belediyenin böyle bir planlaması vardır sanır. Oysa
geçmiş bir yılı değerlendirip, eleştiri almak, varsa
halkın desteğinde yetersizlik eleştiri yapmak, 2007’ye
daha iyi bir giriş olabilirdi. Tüm bu küçük öneriler
katılımcı demokrasiye girişin küçük adımları olabilir.
Elbette özgür belediyecilik bu değil bunları bir giriş
olarak ele almak ve kısa sürede daha radikal denemeleri
gerçekleştirilmelidir.
Hatta bu ilk adım dediklerimiz, liberal demokrasinin bir
çok yerde yaptığı çalışmalar oluyor. Faka yerel
yönetimlerimizin halkla kopukluğu göz önüne alındığında
bir giriş için olumlu birkaç aktivitedir önerdiklerimiz.
Yapılması gereken her şehrin kendi bünyesinde ki tüm
demokrat STÖ’lerle toplantı süreçleri başlatıp halkın
katılımını sağlayacak mahallelerin başlangıç için
mahalle meclisi olarak tanımlanmasa bile kurucu
meclisler oluşturup, mahalle meclisi niteliğinde işler
görecek, yapılanmalara gitmesidir. Özcesi belediyelere
halkın katılım argümanlarından birebir sorumluluk
almalıdır. Belki de belediyelerin en çok özeleştiri
vermesi gereken konu demokrasi karşısında aldıkları
sorumluluk düzeyidir.
Tüm saydığımız görüşler ve yaptığımız önerilerle beraber
belediyelerin büyüklerinden en küçük bir belde
belediyesinin bile demokrasinin yeniden tanımlanmasında
sorumluluk aldığını vurgulamak isterim. Bu
sorumlulukları kısaca özetlemek gerekirse;
Birincisi modernist paradigmanın devletçi, hiyerarşik,
elit yapılanmalarla demokrasi kavramında yarattığı
tahribatı gidermeli. Bireyciliğin, hırsın, rekabetin,
kar duygusunun tüm toplumcu değerlerin önüne geçerek,
bireysel demokrasi ve liberal demokrasi gibi aslında
birbirinin aynı olan demokrasinin halk nezdinde
kaybettiğini görebilmeli. Halkın, politikanın halk için
yapılamadığını görerek politikadan uzaklaştığını,
politikada kendi çıkarını görmediğini ve politik yaşama
karşı öfke dolu olduğunu görmeli. Öte yandan ise halkın
çok büyük acılar çekerek yarattığı değerlerin, kazandığı
mevzilerin ekonomik ve siyasi ranta bulaştırıldığının ve
bunun toplumsal açıdan yaratacağı tahribatın Kürtlerin
kaderini ne kadar etkileyeceğinin bilincinde olmak. Bu
iki eğilimde birbirini besleyip derinleştirmektedir.
Halk politikanın kendi adına yapılmadığın gördükçe
politikaya karış güvensizleşip, geri çekilmekte halk
geri çekildikçe siyaset daha da elitleşmekte. Halkın
dışında ve halkın anlayamadığı şekilde üretilmektedir.
Bu durumun belgedeki çatışmalı ortam ve sürekli olarak
değişen politik uygulamalar düşünüldüğünde, Kürtlerin
özgürlük mücadelesinde büyük bir zarara uğrayacağının
tespiti yapılmalıdır.
Bu nedenle son zamanlarda halkın politik oluşumlar buna
yerel yönetimler ve bir çok kurumlaşma da dâhil
gösterdiği ilgisizliği kırıp, halkı siyasetin merkezi
haline getirmede Kürt toplumunun kendi demokrasisini
yaratmada sorumluluğu var, belediyelerin.
İkincisi ise; Devletin küçültülmesindeki sorumluluğudur.
Yerel yönetimlerin kendi sahası içinde toplumsal
demokrasisini sağlaması ve kendine yeter düzeye
ulaştırıp, şehirle arası bir iş ve rol koordinasyonuna
kavuşturması, devletin küçültülüp toplumsallığın,
demokrasinin tüm yaşam edimlerinde daha fazla yer
edinmesini sağlayacaktır. Eğer şehirlerimiz
belediyelerin öncülüğünde toplumcu demokrasi denemeleri
yaparak, özgür belediyeciliğe doğru adım adım ilerlerse
devletin tüm hiyerarşik, elit yapılanmalarına karşı
mücadele gücü kazanacaktır. Bu güç Kürtler açısından
inkâr, imhada dâhil her çeşit bio-iktidarın yenilmesi
olacaktır. Bu bir abartı değildir. Diyarbakır kendi
1940’daki gelişme kapasitesinin yüzde yetmişini
kaybetmiştir. Bunun nedeni gelişme potansiyelinin
olmaması değildir. Nedeni, devletin getirdiği
yoksulluğa, işsizliğe özel politikalarla kontrollü bir
şekilde artırması, ekonomik gelişmeleri engellemesi ile
ilgilidir. Hatta bugün gittikçe artan fuhuş oranında
devlet politikalarının direk ve dolaylı uygulamaları ile
ilgilidir.
Kendine yeten, mali politikalar geliştiren, işsizlik ve
fuhuşla sistemli bir şekilde mücadele eden, sivil toplum
kurumları ile ortak daha dinamik bir gençlik için
politikalar oluşturan, kadınların yürüttüğü özgürlük
mücadelelerini destekleyen bir belediyecilik, saydığımız
devlet politikalarının bir günde olmasa da yenilgisine
yol açacak. Devletin siyasetteki genel etkinliğini
azalttığı kadar, Kürtler üzerindeki özel politikalarına
da bir bent olmayı getirecektir.
Belediyeler demokrasi karşısında bu iki sorumluluğunu
görerek, bu vizyona denk çalışma yürütürse, hizmet
kalitesi ve mali problem tartışmaları daha ,,,,,,
Belediyelerin yaşadığı sorunların çözümüne dair hazır
reçete yoktur elbette. Fakat tüm reçetelerin demokrasi
patentli çözümler içereceği kesindir.