|
HİZBİ-KONTRA VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ...
|
Hizbullah konusu Türkiye gündeminden düşmedi. Kolay
kolayda gündemden düşmeyecek. Fakat Hizbullah demek
yerine Hizbi-kontra demeyi tercih ediyorum. Çünkü
90’lardan başlayıp 2000’lere kadar devam eden süreç
içerisinde yapılanlar kontra faaliyetidir. Hepsi devlet
desteklidir. Tüm failler devlet tarafından desteklendi.
Eylemciler korundu. Bunu birçok devlet yetkilisinin
kabul eden beyanları var. Hizbullah davası Türkiye’nin
kendi geçmişi ve Kürt sorunu ile yüzleşmesinin yolunu
açabilecek bir davaydı. Ama bu yapılmadı. Hatta başbakan
“neden Hizbullah’a takılıyorsunuz” dyiyor. Bununla
yetinmiyor, “halayla da karşılanır, alayla da ne olacak”
deyi yor. Bu kadar basit mi, başbakan? Sadece resmi
kayıtlara geçen 188 cinayet var. Kaldı ki gerçek sayı
bunu kat be kat aşıyor.
Hizbullah’a gösterilen tepkiler sadece karartılmış bir
geçmişten, hala ulaşılmayan cenazelerden kaynaklanmıyor.
Geleceğin karartılması kaygısına dayanıyor. Tepkiler
çocuklarımız, gençlerimiz domuz bağı, asit kuyuları gibi
korkunç ölüm yöntemleri olduğunu bilmesin diyedir. Ama
başbakan bunu anlamazdan geliyor. Nedenini anlaşılırdır.
Ne zaman bir gerçeği ört bas etmek istese “görmezsen
yoktur” der. En önemli sorunlarda dahi böyle lakayt
konuşmalardan hiç çekinmemiştir. Ama Hizbullah
bırakılmaları Türkiye’deki yeni dönem stratejik
hesaplarının bir sonucudur. Bu nedenle biz Hizbi –kontra
sanıklarının bırakılmalarına takılıyoruz.
Son dönemde Türkiye AB den umudunu kesti, yüzünü doğuya
dönüyor gibi birçok tartışma yapıldı. Hükümetin
özellikle son dönemde yürüttüğü dış politika bu yargıyı
ve kaygıyı gittikçe doğrular niteliktedir. AKP hükümeti
ile Türkiye Müslüman görüntüsünden İslamcı bir ülke
görünümüne doğru adım adım renk değiştirdi ve
değiştirecek. AKP hükümeti o sıkça tekrarladığı tek
uluslu, tek dilli, tek milletli Türkiye sloganlarına tek
partili ve tek hegemonyalı sözlerini de eklemiş.
Şimdilik sessiz sessiz söylüyor. Bazen mırıldanıyor.
Yüksek sesle öyle Hizbi-kontra tutuklularının
bırakıldığı günkü gibi “halaylı ve alaylı” söyleyeceği
günleri iple çekiyor. Türkiye’de ki aydın ve demokrat
kesimler bu gerçeği görmezden gelip ancak utangaç
eleştiriler yapıyor. Hatta çoğu liberal aydın AKP’nin
demokratikleşmeyi sağlayacak tek adres olduğunu
düşünüyor.
Bu Oysa son Hizbi-kontra tutuklularının serbest
bırakılması ülkenin geleceği konusunda ki kaygıları
arttırıyor. AKP hükümetinin diplomasi ağı, iç
tartışmalar bakılınca bu serbest bırakılmaların seçim
ötesi uzun vadeli bir hesap olduğu konusunda insanı
kuşkuya düşürüyor. Kürtler bu kesimlerin yine devletin
milis gücü, misilleme gücü olarak bir iç savaşta
kullanılmasından korkuyor. Türkiye’de hazırlığı yapılan
paralı özel ordu içerisine yerleştirilmiş bir
Hizbi-kontra ile Türkiye’nin neler yaşayacağını düşünmek
bile istemiyor insan. Türkiye’nin Afganistan, Cezayir
gibi olmasını engelleyecek ne var? Hiçbir şey. Orta doğu
yeniden yapılanıyor. Orta doğudaki her ülke ciddi iç
sakıntılar yaşıyor. Bir çoğu yönü belli olmayan
değişiklikler yaşayacak. Örneğin Tunus gibi. Yirmi beş
yıllık diktatörlük yıkıldı ama yerine ne geleceği belli
değil. Türkiye de aslında AKP de bir Ortadoğu eğilim
var. Yeni Osmanlı sözü ateş olmayan yerden duman tütmez
misali kendiliğinden ortaya çıkmadı. Türkiye de ciddi
bir hegemonya savaşı var. Böyle kavgalar varken ne kimse
tesadüfen tutuklanır nede bırakılır. Eğer AKP Hizbullah
vb oluşumlar üzerinden bir gelecek hesabı yapar ve Kürt
politikasını böyle belirlerse Türkiye’nin geleceğini
faşizm sarar. İşte, esas korkulması gereken bu. İki
dilli hayattan, Kürtlerin statüsünü tartışmaktan korkmak
yerine bundan korkmak gerekir.
Bu korkularımızın boş olmadığı Cuma günü Amed ve diğer
birçok yerde KCK davası için yapılan yürüyüşlerde de
görüldü. O yürüyüşlerde hem KCK davalarını hem
Hizbi-kontra tutuklularının bırakılmasını protesto
ediliyordu. Bu nedenle Kürtler yürüyüşlere yapılan
müdahaleleri Hizbullah adına devletin kolluk güçlerin
verdiği cevap olarak görüyor.
Ve Kürt genci Hüseyin Xızıri’nin İran devleti tarafından
idam edilmesi ile Hizbullah tutuklularının bırakılması
arasında bir jest olup olmadığı da diğer bir soru. Geçen
yıl mayıs ayında da beş Kürt tutsak idam edilmiş hemen
ardından keşif uçağı Heron’ların sağladığı bilgiler
İran’a verilerek Kandil ve çevresi yoğun top atışına
tutulmuştu. Ardından PJAK’ın ilan ettiği eylemsizlik ile
İran bu saldırılarını durdurdu. Ne ilginç değil mi? Tam
AKP hükümetinin PKK’nin eylemsizlik sürecini bir oyalama
ve seçim yatırımı olarak düşünmek dışında pek bir şey
yapamayacağı doğal olarak geleceğin kaygılı olduğu
düşünülürken İran’da ki ateşkes de bu idamla dara düşmüş
oldu. Sanki Kürt sorunda dönüp dolaşıp aynı yere
gelinecek. Ama her zamankinden daha ileri bir yere
İslami faşizme.