DEĞERLENDİRMELER
YEREL YÖNETİM SORUNSALINA BİR GİRİŞ...
Newroz Ceren

(1 )

Hiç kolay yaşanılmayan bir ülkenin çocuklarıyız. Şöyle bir dönüp köyünüze, kentinize bakın son on yılda yaşadıklarını bir gözden geçirin, çok şeyler bulacaksınız. İnsanın içinin yanmaması imkânsız. Bu acılara son sel felaketi de eklendi. TV’de izlediğim her bir görüntü yüreğimi, defalarca incitti. Kedi elinde ağlayan orta yaşlı bir Kürdistan erkeği, ölen ikizlerine ağlayan Batman’daki Kürdistan kadını, beni o kadar geriye götürdü ki: Batman’da Cengiz Altun’un cenazesini taşıdığımız ara sokaklar, geceleri kör mermilerle uyanan mahalle sakinleri, sular içindeydi. Hava biraz karardığında bilinmeyen bir mermiye kurban gitmeyi düşünmüştür bazıları o sokaklarda veya bir cenaze töreninde kendini kovalayan polislerce coplanmayı, tutuklanmayı hatta belki vurulmayı. Ama o sokaklarda sel sularına kurbanlar vereceğimizi kimse pek düşünmemiştir. Ben hiç düşünmemiştim en azından. Yüreğim farklı duygulara, farklı isyanlara sahne oldu. Batman intiharları gündemleştiğinde de aynı duyguları yaşamıştım. İnsanlarımızın ölümü bir çare olarak görmesi veya çaresizlikten ölmesi nerden bakarsanız aynı kapıya çıkıyor. Oysa bu köyler, bu mahalleler, bu şehirler bizim değil mi? Çok çile çekmiş, çetin savaşlardan geçmiş bir halkız ve hala bu çatışmalı durum devam ediyor. Buna rağmen kendi toplumsallaşmamızı kendi şehirleşmemizi, kendi köyleşmemizi daha güzel, daha özgür bir hale getirmek, yaşadığımız alanlarda demokrasiyi içkin bir yaşam tarzı haline getirmek mümkündür oysa. Kendi toplumsallaşmamızı, kendi politikleşmemizi, kendi yaşam alanlarımızı kendimiz kurmalıyız. Ekonomiden, kültüre; siyasetten, eğitime kadar kendi öz tartışma, öz bilinç, öz aktivitelerimizle kurduğumuz köylerimiz, beldelerimiz, ilçe ve illerimiz olmalıdır. En gerçekçi ve geleceğe bırakmadan yaşanılacak özgürlük, ancak bununla sağlanabilinir. Devlet kurumlarının merhametine sığınmak yeni seller, “Felaketi abartıyorsunuz” demeler, sular altında kalan başka mahalleler ve Hasankeyf’ler olacaktır. Bu acı vesile ile 2004 baharındaki sloganımız “ Kentimizi de, Kendimizi de Biz Yöneteceğiz” olmalıdır. Son yaşananlarla bu sloganının pratiğine ne kadar ihtiyacımız olduğunu daha iyi görmüş olduk.
Bir yerel yönetim deneyimi
1999 yılı ile Kürtler yerel yönetimlere yeni bir giriş yaptı. İlk kez demokrat halk güçleri tarafından yerel yönetimlerde küçümsenemez bir başarı sağlanmıştı. 15 Şubat sonrası yaşanan gergin siyasal atmosferin kuşattığı Kürdistan’da belediye seçimlerinin kendisi de büyük bir zorlanma ile örgütlenmişti. Bu zorluklar seçimlerden sonra kazanılan yerlerde giderek arttı. Merkezi yönetime alternatif, onu zorlayan, siyasal bir güç haline gelmede yeni bir süreç başlamıştı. Fakat güçlü bir yerel yönetim geleneğinin, kadrolaşmasının olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Özgür belediyecilik zihniyetine girmemek kadar, bunu yaratabilecek bir kendini eğitmekte de yetersizlikler yaşanmaktadır. Şu anki hali belki diğer eğilimlere göre daha kabul edilebilir, ama alternatif olamayan bir pratiği de beraberinde getirdi. Halkın kendi yönetimini oluşturması, belediyecilik kavramını radikal bir yenilenme ile ele almak konusunda çok gerilerde kalındı. Kan dökerek kazanılmış mevzilere hiç yakışmayan ürkütücü bazı pratiklerle karşılaştık. Ardından 2004 seçimleri ile bu olumsuz pratiklerin bazı kayıpları, ama farklı yerlerde de yeni kazanımlar ile yeni bir dönem başlamış oldu. Bu kez daha tecrübeli en azından geçmişten ders çıkaran bir eğilim ağırlık kazandı. Kaliteli hizmet konusunda belli adımlar atıldı, uzun vadeli bazı projelerin hayata geçirilmesi için stratejik bazı planlamalar yapıldı, sosyal etkinliklere ağırlık verildi. Fakat yerel yönetimlerin yapması gereken birçok konuda hala çok geriden bir takibin olduğu ve vizyona denk bir yapılanmanın olduğunu söylemek çok zor. Elbette belediyecilik bu günden yarına düzeltilecek bir yapılanma değildir. Geçmiş kültür hala başat bir eğilim halinde. Yine devletin DTP’li belediyelere özel bir engelleme ve teşhir politikaları yaygın bir biçimde söz konusu. Bunu zaten en son Hakkâri’de askerin çöp toplama şovunda da gördük. Fakat yerel yönetim çalışması, devletten imkânların bekleneceği bir çalışma değildir. Hele Kürtler açısından hiç olamaz. Çünkü Kürtler yıllardır devletin inkâr ve imha politikaları ile hatta son 20 yıldır bunu da aşıp biyo-iktidar ile yönlendirmeye çalıştığı bir halk. Ancak kendi öz demokrasisini kurarak hem siyasal çözümünü hem özgür ve eşit bir yaşamı sağlayabilir. Bu nedenle Kürdistan’da yerel yöneticiliğin temel bazı ilkeleri olmalıdır.

Güncel Bazı Açmazlar
Yerel yönetimler sadece ülkemizde değil dünyada çok tartışılan bir konudur. Bir birine zıt gibi görülen küreselleşme değerleri ile yerel değerler at başı gidiyor. Merkezi otoritelerin halkın sorunlarına çözüm üretemediği, temsil ettikleri ideolojiler nedeni ile özgürlüksüzlüğü arttırdığı, çağımız düşünce disiplinlerinin en çok tartıştığı bir konudur. 200 yıllık pratiği ile ipliği pazara çıkmış ulus devlet çözümünü, Kürtlere tekerrür ettirmek çözümsüzlüğü arttıracaktır. Kürtlerin kendi demokrasilerini kurma imkânı vardır. Fakat bu düşüncenin tartışmalarına Kürt demokratik kurumları ve siyasetçiler gereken özeni göstermediler. Bu nedenle devletçi zihniyeti çözümleme çok az yaşandı
Güçlü, kabul edilebilinir, iş yürütücü gibi görünen işleyiş, devlet yapılanmaları olarak kabul edildiğinden, herkes bulunduğu çalışmayı adeta bir devlet tarzında örgütledi. Bundan en çok nasibini alan da belediyeler oldu. Bu nedenle demokratik güçlerin kazandığı belediyeler de, devlet gibi olmayı aşamadılar. Geçmişte sol ve sağ iktidarların belediyeciliği adalet, hizmet kalitesi gibi konularda restore edildi. Fakat devlet başkanından bakanlarına, muhalefetinden meclisine kadar devletin aktörleri ile aynı roller üstlenildi. Bu nedenle halkın kararlara katıldığı bir belediyecilik bir yana, iç demokrasisi dahi az olan bir belediyecilik hâkim oldu.
Güç olmanın otorite ve hiyerarşi ile sağlanacağına inanılması, beraberinde faklılıklara tahammülsüzlüğü, tartışmaların dar tutulmasını, sonuçta ekipleşmeyi başaramamış, kendi içinde çatışmalı yapıları getirdi. Şu anda belediyelerin büyük çoğunluğunda meclis ve belediye başkanı ortak çalışamamaktadır. Bunların birinci nedeni eğitimsizlik ve kendi misyonunu netleştirememiş olmaktan kaynaklıdır. Aşiretsel, kabilesel, ailevi, çıkarsal vb. uyumsuzluklar birer siyasal sorun haline gelmekte, bunlar da ekipleşmeleri engellemektedir. Özellikle bu, küçük ilçe ve kasabalarda böyledir. Bu nedenle çalışmalarda yasal mevzuatların sınırları aşılarak, fiili ekipleşmeler yaratma sağlanamadı. Bu nedenle birçok hizmet alanında ortak karar alınamadığı gibi yürütülüş süreci de tartışmalara neden olabilmektedir. Tek otorite anlayışı, denetim gücü olmayan bir pozisyonda kalmayı, yine doğal olarak faaliyetlerde sorumluluk almamayı beraberinde getirmektedir. Bu durumdan en çok da kadınlar etkilenmektedir. Çoğu zaman ya salt kadın çalışmalarına katılacak gibi görülmekte veya “Niteliği uygun değil” diye encümenlik, vekillik gibi görevlere çok sınırlı olarak getirilmektedir. Özellikle küçük yerlerde bu çok yoğun bir biçimde yaşanmaktadır. Fakat Diyarbakır, Batman gibi büyük illerimizde de böylesi durumlar yaşanmaktadır. İşin üzücü yanı buna kadın örgütleri tarafından da herhangi bir tepki gösterilmemesidir. Oysa çoğu zaman aynı göreve getirilen erkek üyeler de gerekli yeterliliğe sahip değildir. Sonuç olarak yeteri kadar aydınlanmamış, işini bir dünya görüşü olarak kabul etmemiş yaklaşımlar nedeni ile halk demokrasisi bir yana, iç işleyişte dahi demokratik olmayan birçok tutumla karşılaşılmaktadır.
Bu tekçi, benmerkezci tutmalar belediyelerde yeteri kadar kadrolaşmanın olmamasına, danışmanlık sisteminin oturmamasına yol açmaktadır. Bu duruma devletin belediyelere yeterli sayıda işçi alımının engeli de eklenince, işler daha da zorlaşabiliyor. Böyle olunca da belediyeler hizmet konusunda ciddi zorlanmalar yaşamaktadır. Var olan kadro bileşimi de çoğu zaman yeterli olamıyor. Güncel belediyeciliği, hizmet vb. birçok konuda yeni gelişmeleri takip edemeyen belediye kadroları ile halk arasında yönelim farklılıkları nedeni ile çatışmalar yaşanıyor. Halkın bilgi edinmesine yardımcı olamayan yasal mevzuatlar kadar, bürokrasiye boğulmuş olan bir işleyiş ve iltimasçı anlayışlar belediye kadrolarının da halkla ilişkileri konusunda zorluklar yaratmaktadır.
Çoğu uzun geçmişe sahip olmayan, kadrolaşma vb sorunlar yaşayan belediyeler belli stratejik planlamalar doğrultusunda çalışamıyor. Her belediye seçiminden sonra işler sil baştan oluyor. Kentin öncelikli sorunları yeteri kadar objektif tespit edilemiyor. Uzun vadeli düşünme zayıf olduğundan imar planları uygulanamıyor, belediyenin danışmanlık hizmetleri ve kooperatifler gibi sosyal hizmetleri başladıktan kısa bir süre sonra marjinalleşip kapatılma ile yüz yüze geliyor. Bu da halkın, hizmetlerin uzun vadeli olacağına dair inancını sarsıyor. Elbette bu sorunun hatta birçok sorunun temelinde mali sorunlar yatmaktadır. Özgür belediyecilikte elbette mali birleşen her şey demek değil, ama mali olanakları küçümsememek gerekiyor. Bu konuda devletin sunduğu imkânlar oldukça sınırlıdır. Özellikle göçler nedeni ile değişen nüfus ve az gelişmişlik gözetilmeden belediye bütçelerinin toptancı yöntemler ile belirlenmesi en çok Kürt belediyelerini etkiliyor. Ayrıca belediyelerin de amatörlükleri nedeniyle bütçe imkânlarını değerlendirememesi ve kendi gelirini yaratmaması bu sorunu daha fazla ağırlaştırıyor.
Özcesi yaşanan sorunların ana kaynağını geleneksel güç ve politik ilişkiler, geleneksel memur belediyecilik anlayışına, yani eğitim ve zihniyet dönüşümü ile izah etmek pek yanlış olmayacak gibi görünüyor.

Özgür Belediyeciliğin Aktivistlere İhtiyacı Var
Eğer ortada bir yetersizlik, eğitimsizlik varsa, bunu gidermek de belediyenin kendi eğitim çalışmalarını yapmasıyla mümkün olacaktır. Bir belediyenin tek başına eğitim örgütlemesini, kendi iç demokrasisini sağlamasını ve cinsiyetçi politikaları aşmasını beklemek güncel açıdan reel görülmemektedir. Bu konudaki sorumluluğu siyasi parti, sivil toplum örgütleri ve kadın kurumlaşmalarında görmek pek yanlış olmayacaktır. Özgür belediyecilik anlayışının oturmamasında belediyeler kadar, Kürt demokratik kurumlaşmalarının da payı vardır. Belediye ile aralarındaki ilişkilerde eğitim desteği, ortak eğitim projeleri geliştirme ön planda olmamıştır. Belediyelerin iç sorunlarının çözümünde tarafsız kalarak, demokratik işleyişi ve kriterleri oturtarak bir parçası olmamak için yeteri kadar özen gösterilememiştir.
En önemlisi de model tartışmalarını yapmak ve belediyeciliğin sorunlarını radikal ele alış ve model tartışmasına katkı sunma çok zayıf olmaktadır. Hatta çoğu zaman model tartışmaları lüks kabul edilmektedir. Halkın kentin yönetimine katılımını çok rutin bazı konulardaki görüş alışverişi olarak görülmektedir. Birçok kurum için halkın katılımı değil, kendi kurumunun katılımı önemli olmaktadır. “Halkın katılımı çok bürokrasi yaratır, halk yeteri kadar eğitimli değil, yanlış kararlar alır” yönünde düşünce sahibi olanların sayısı küçümsenmeyecek derecede çoktur.
Oysa yıllardır bilinçli olarak açlıkla terbiye edilen; yığınla demokrasi, eğitim ve çeşitli sosyal açmazları bulunan bir halkın sorunlarını günlük birkaç işi düzenlemek, birkaç toplantı yapmakla çözülemeyeceği çok nettir. Eğer özgür belediyecilik gelişemiyorsa, bunda belediyeler kadar Kürt aydınlarının, siyasetçilerinin ve demokratik Kürt hareketi kadrolarının da payı vardır. Bu nedenle adı geçen güçlerin de belediyecilik yaklaşımları konusunda kritik yapma zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. “Kendimizi ve kentimizi biz yöneteceğiz” sloganımızın gerçekleşmesi sadece belediye başkanlarının veya meclis üyelerinin sorumluluğu değildir. Bu kentler, kasabalar hepimizin olduğuna göre, bu görev de hepimizindir. Özgür belediyecilik, el yordamı ile eğitimsiz, araştırmasız, nasılının kritiğini yapmamış insanların yapabileceği bir görev hiç değildir. Bunun için belediyeyi bir siyasal, ailesel rant yeri olarak görmeyecek; bürokrasiyi ve klasik siyaseti aşmış, yerleşik fikirleri olmayan; demokrasiyi özümsemiş ve gönül vermiş genç veya genç ruhlu insanlara, özgür belediyecilik için çalışabilecek aktivistlere ihtiyaç vardır. Böyle olursa kentlerimiz ve modellerimiz “dikensiz bir gül bahçesi” demeyelim ama hiç korkmadan daha fazla bağrımıza bastığımız, yaşamın her alanını sahiplendiğimiz yerler haline gelecektir.

 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır