|
SES VE SÖYLEMIN, KALP AĞRISININ MASALI: MERYEM XAN
|
Ve bir kapı daha aralanacaktı tarihte… Sesiyle dillere
destan bir kadının yaşamına doğru koyulacaktık yola… Bu
yol süresince dinleyeceğimiz; bir sürgünün, bir
sevdanın, bir de deng-bejin masalıydı.
Şırnak’ ın Dargule Köyü’nde 1904 yılında yaşama
gözlerini açtı, Meryem. Yörede mertliğiyle tanınan
Mihemet Ehmede Boti’nin kızıydı. Çocukluk yıllarını
kendi köyünde geçirdi, O. Dengbejleri dinleyerek uykuya
dalar ve her gece rüyasında hep aynı şeyi görürdü. O da
bir dengbej olmuştu ve Dengbej Divanında söylüyordu. Ne
kadar da çok seviniyordu rüyalarına. Sanki gerçekten de
dengbej divanında söylemiş gibi hissediyordu. Oysa O,
ses ve söylemin yaygın olduğu coğrafyada kadınların
divana çıkmasının yasak olduğunu çok iyi biliyordu.
Bırakın divana çıkmak, dinlemek bile çok görülüyordu
onlara. Buna rağmen kendisine sorulan her soruda
ısrarla, “Ben bir gün Dengbej Divanı’nda söyleyeceğim”
demeyi bırakmıyordu.
Sonra bir göçten bahsedilmeye başlandı civarda. Kulak
misafiri olurken, söylenenlere anlam vermeye
çalışıyordu.
Ermeni Katliamının başlamasıyla birlikte yaşanılan
coğrafya daha da karmaşık bir hal almıştı. Kürtler bir
çok yerde isyan başlatmıştı. Bu isyanlar en ağır şekilde
bastırılıyor, halkın birçoğu zorunlu göçe maruz
bırakılıyordu. İşte böyle bir dönemde Dargulê Köyü de
yolakoyulanlardan olmuştu. Meryem de ailesi ile birlikte
göçetti. Topraklarından ayrılış, çocukluğundan kopuş
gibi geliyordu ona. O günden sonra ne varsa özleme,
ülkeye, sılaya dair, yüreğine kazıdı Meryem. Ve de
sesine…Bazı kaynaklara göre önce Diyarbakır'a yerleşir,
kimilerine göre ise Musul'a.
Meryem, artık genç bir kadındı. Güzelliğiyle, albeniyle,
sesiyle, yaşarken efsane bir kadın. Bir gün Meryem,
Musul’da yaşayan ve kendisi gibi sürgün nedeniyle
yerinden olmuş Mehmet Bedirxan ile tanışır. Memet
Bedirxan, onu ilkgördüğü mekanda söylediği strana hayran
kalmış ve Meryem Xan’a gönül vermişti. Meryem ise,
kendisine karşı gelişen bu ilgiyi hemen anlamış ve o da
Mehmet Bedirxan’a ilk tanıştıkları andan itibaren aşık
olmuştu. Meryem ve Mehmet, kısa bir süre sonra da
evlenmeye karar verirler. Aşkları bir süreye kadar
etrafta sık sık konu olan bu çiftin mutluluğu uzun
sürmez.
Mehmet Bedirxan, Meryem Xan'ın başka insanların
karşısında şarkı söyleyip, dikkatleri üzerine çekmesini
kabul etmedi. “Koskoca Bedirxanların gelini, herkesin
önünde şarkı söylüyor” dedirtemezdi. Sonuçta o bir
kadındı. Sesi de ayıptı. Ailesinin ve geleneklerin öne
sürdüğü bu tartışmalar her geçen gün daha şiddetli bir
boyuta ulaştı. Kabul edemiyordu Meryem Xan, bir köşede,
hayallerinden uzak yaşayamayacaktı. Ancak, Mehmet
Bedirxan kararını vermiştir. Bir gün son sözünü bir
soruyla sorar Meryem Xan’a: “Ya aşık olduğunu söylediğin
ben, ya da sanat” Meryem Xan şaşırmıştır. Ne korkunç bir
tercih zorunluluğudur bu. Bir yanda söylemekten
bıkmadığı şarkıları, diğer yanda ise aşık olduğu,
gözlerine baktığında ona kimsenin yazamadığı şarkıları
yazdıran eşi. İkisinden de ayrılmak istemediğini
söyledi. Ancak eşi bu durumu kabul etmeyerek Meryem Xan’
dan ayrıldı.
Meryem Xan henüz 20 yaşındayken eşinden ayrılmıştı. Uzun
bir süre divana çıkmadı, O. Sadece ağladığı yayıldı
dilden dile…
Aynı dönemde İngiliz müzik şirketlerinin, Bağdat’ta
Kürtçe, Arapça, Farsça, Ermenice ve Suryanice şarkıları
kaydedip, Ortadoğu’da dağıtımını yaptığı söylendi. Bunu
duyan Meryem Xan da Bağdat’a gitmeye karar verdi. O
kadar çok kişi vardı ki sesini kayda aldırmak isteyen,
Meryem bu kadar kişi arasından sesinin duyulup,
duyulmama ihtimalini bile hesaba katmadı. Ancak istediği
anda da gidemedi Bağdat’a. 1924 yılında gittiği Zaxo'da
12 yıl kaldı. Boşanmak ayıp görüldüğü için, sesine
hayranlık duyan ve yanında kaldığı Yusif Şemdîn Axa, onu
civardan kimseyle tanıştırmadı. Eve kapandı Meryem Xan.
Buna rağmen halk içindeki saygınlığı hiçbir zaman
azalmadı. Acısını içine ve şarkılarına akıttı Meryem Xan.
Sürgün edildiği Dêrgulê, kendini anlamayan eşi için
yaktı türkülerini. Stranını söylerken, her zaman bir gün
sesinin kayda alınacağını düşündü. Ve 1936 yılında
Bağdat'a gitti. Orada amcasının kızı Elmas Xan'ın
(1874-1974) evine yerleşti. Elmas Xan'ın evi o dönem
sanatçı, siyasetçi, aydınların uğrak yeriydi. Evi bir
okul niteliğindeydi Elmas Xan'ın. Müziğin otoriteleri,
bu evde sanatçıları dinler ve görüşlerini aktarırdı.
Elmas Xan'ın eşi de varlıklı bir İngiliz'di.
Meryem Xan, Elmas Xan'ın evinde Mihemed Arîf Cizrawî,
Hasan Cizrawî, Nesrîn Şerwan (Şirnaqî), Alî Merdan,
Tahîr Tofik, Saîd Axayî Cizîrî, Fewzîyê Mihemed ve
birçok kişiyle tanıştı. Ve birgün onların yanında
söylemeye başladı. Onu dinleyen ve Kürt halkının
yüreğinde yer etmiş sanatçılar, Meryem Xan’ ın sesinden
ve söylediği şarkıların değeri karşısında oldukça
şaşırdılar ve ona büyük bir saygı duydular. Her zaman
tahmin ettiği gibi, kısa sürede Bağdat’da tanınan ve
sevilen bir dengbej haline geldi. Elmas Xan'ın evinden
ayrılarak, Bab Elşerqî mahallesinde bir ev kiraladı.
O dönem Beyzafon, Ebolkelp ve Ûdyon isminde İngiliz
şirketleri Bağdat'ta şarkı kaydetmeye devam etmekteydi.
Meryem Xan da kısa sure içinde müzik şirketleri ile
ilişkilendi. Böylece ilk plağını çıkarttı. Her plağa bir
şarkı kaydediliyordu. Meryem Xan, Kurmanci sanatçılardan
plak çıkaran ilk kadın ses sanatçısı olmuştu.
Plaklar birbiri ardına gelirken, onun daha fazla halka
ulaşmasında ayrı bir yeri olan Bağdat Radyosu açıldı.
Yıl 1939’du. Aynı yıl Bağdat Radyosu tarafından kadrolu
sanatçı bulmak amacı ile ses yarışması düzenlendi.
Meryem Xan’ın da başvuruda bulunduğu bu yarışmaya, çok
sayıda ünlü sanatçı da katıldı. Yarışma sonucu
açıklandığında ise Meryem Xan, tarifsiz bir mutluluk
yaşadı. Çünkü o, yarışmanın birincisi olmuştu.
Şarkılarını söylerken bunu tüm bedeni ve ruhuyla
hissetmesi ve hissettirmesiydi O’ nu birinci yapan. Ve
radyonun kadrolu sanatçısı oldu. Meryem Xan, radyoya
girdikten sonra şarkıları toplamaya devam etti. Halk
arasında söylenen şarkıları Bağdat radyosunda
yayınlattı. 200'ün üzerinde şarkıyı da kendi söyledi.
Sanat yaşamında adı dilden dile yayılan bir kadın
olmuştu Meryem Xan. Ancak ayrılmak zorunda kaldığı aşkı,
onun içindeki en büyük sızı olmayı bırakmamıştı. Ölene
dek bir daha sevmemeye söz vermişti. Kalabalıklar içinde
yalnızdı. Göçettirildiği köyünü, halkının uğradığı
katliamları düşündükçe, onlara yönelik söylediği tüm
stranları ağlayarak tamamlardı. Tüm sesler içinde, sesi
hemen fark edilen Meryem Xan, acıyı, aşkı, hasreti ve
sürgünün bıraktığı izi yüreğinde taşıdı. O, artık
kendini erkeklerle özdeşleyen dengbêjler divanında
ispatlamış usta bir sesti. Onun şarkılarında otantizm,
asalet, orijinal Kürt gırtlağı ve ezilen Kürt kadınının
sesi vardı.
Bir süre sonra hastalandı Meryem Xan. Ağır bir böbrek
hastalığıydı bu. Mir İlyas Hastanesi'ne kaldırılarak,
üst üste ameliyat oldu. İyileşmesi için tek yol, moralli
olmasıydı. Ancak bunu kabul etmedi. Acı çekmenin
soyluluk olduğuna inandı. Ve 1949’da herşeye rağmen
kendi yaşamları hakkında söz sahibi olabilen erdemli bir
kadın olarak, dünyaya veda etti. Meryem Xan, Bağdat'ta
Şex Maaruf Mezarlığı'na defnedildi.
Onu yakından tanıyan Mihemed Arif Cizrawi şöyle der:
“Meryem Xan’ın elbiseleri moderndi. Ama ruhu, yaşamı,
sanatı Kürtçe’ydi. Kürt adetlerine bağlıydı. Şarkı
söylerken içten ve gönülden söylerdi. O an tüm bedeni
şarkı ile dolardı”.
Kölelik tarihinde kadın olarak, kendin olarak yaşamak
elbetteki zor işti. Meryem Xan, içinde bulunduğu
toplumun ne dediğine aldırmadan, büyük acılara maruz
kalsa da başaran kadınlardan biriydi. O yüreğine işleyen
ne halk acısına ne sürgün olgusuna, ne de aşkına karşı
vurdum duymaz yaklaşmadı. Kürt tarihini yazdırmayanlara
inat, sözlü anlatımın peşinden koştu. Kürtlerin
yiğitliklerini, kadınların yaşadıkları acıları belki
erkeğin yazdığı tarihin tozlu sayfalarına yazamazdı ama
dilden dile, kulaktan kulağa anlatılan bir ezgiye
dönüştürebilme gücüne sahipti. Ve o yaptı. Başardı bunu.
Hemde kocaman yürekli bir kadın olarak. Bugün bile Kürt
kadınları, onun enfes sesinden aktarılanları,
bebeklerinin kulaklarına fısıldamayı sürdürüyor. Ve
gerçek tarih, bu şekilde varolmaya, bugüne akmaya devam
ediyor.
Meryem Xan’ın eşi Mehmet Bedirxan’a yazdığı strandan bir
bölüm;
De loy loy Mihemedo Ronî
Mi çi goto tu xeyîdî
De gîyayê mêrga li min û Mihemedê mi seridî
De heçî kesê navbera min û Mihemedê min de fesadîkê bike
De heke jin bê rebî newelidê
De heke mêr bê rebî nezewicî
De heke keç bê rebî canîka xweşya nebî
De loy loy loy loy...
Kaynak: Meryem Xan’a ilişkin yayımlanan yazı, haber ve
araştırmalardan faydalanılarak hazırlanmıştır.