DEĞERLENDİRMELER
EVÎNAWELAT: HEDEFİMİZ, ERİL DİLDEN ARINMIŞ BİR BASIN
Arya Andok


Fırat Haber Ajansı (ANF) – En yaygın kitle iletişim aracı olan medyanın Kapitalist Modernite’ nin sistemini empoze etmek için kullandığı araç olduğunu ifade eden PAJK basın üyesi arkadaşımız, Zîn Evînawelat, özgür insanı yaratmada ve eril dilin toplum yaşamından arıtılmasında kadın gazetecilere önemli görevler düştüğünü belirtti. Evînawelat, kadın gazetecilere Virginia Woolf’ un kadınlara olan mesajı ile seslendi: “Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın”


Medya ve Kadın olgusu, son dönemlerde en çok üzerinde tartışma yürütülen ve yorum geliştirilen, aktüalitesi hızla devam eden bir konu. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin medya da ki eril dili ve yapıyı kapsayan yanını değiştirmek için mücadele eden kadın kurumları, yasal düzenlemeler için lobicilik faaliyeti yürütürken, bir yandan da çeşitli konferans, seminer ve röportajlarla halkı bilinçlendirerek, kamuoyu oluşturmayı hedefliyorlar. Yaygın kitle iletişim araçlarında kullanılan argümanlardan, erkek egemenlikli sistemin iktidarcı bakış açısını derinlemesine yansıttığı basın kuruluşlarına ilişkin, uzun süre kadın haberciliği alanında gazeteci olarak çalışma yürüten arkadaşımız Zîn Evînawelat ile, medya ve kadın ilişkisi üzerine tartıştık.

‘Sistemin belirttiği gibi gerçek olan şiddet ve savaşken, barışçıl bir dünyamı dır masal olan?’

Kitle iletişim araçlarının dünya genelinde, kapitalist sistemin tüm özelliğini taşıdığını, bu nedenle de sistemin her bireye vereceği mesajı ulaştırma görevini yerine getirdiğini dile getiren Evînawelat, yaratılmak istenen tüketim toplumunda medyanın başrolü oynadığını belirtti. Kapitalizmin basın kadrolarını yetiştirirken İletişim Fakültelerindeki eğitim müfredatı da dahil, bir çok yöntem kullandığını ifade eden Evînawelat, “Öncelikle basının tarafsızlığı ilkesinin geçersizliğini bilmek gerekiyor. Yazılı, görsel ya da işitsel her yayım kuruluşu, mutlaka bir siyasi düşünceye hizmet ediyor. Bu kimi zaman bir siyasi parti, kimi zaman bir cemaat, kimi zaman bir örgüt, kimi zaman ise bir dernek oluyor. Ama adı her ne olursa olsun, sonuçta binlerce yıldır süregelen erkek egemenlikli sistemi alabildiğince yansıtıyor. Öyle ki bu günlerde cinsiyetçi dile karşı çevrelerin dillendirdiği gibi ‘Cinsiyetçilik, medyanın genlerine işlemiş’ demekten alamıyor insan kendi” dedi. Kürt Özgürlük Hareketi propagandistlerinin, inandıkları ideolojik paradigma dolayısıyla cinsiyetçiliği ve eril dili, kadın diline dönüştürme çabasına işaret eden Evînawelat, “Propaganda, doğru inancın yayılması demek. Peki, doğru olan nedir? Sistemin belirttiği gibi gerçek olan göz yaşı, şiddet ve savaşken, barışçıl bir dünyamı dır masal olan? Eğer tercihimiz masaldan yanaysa, masal da asla gerçekleşmeyecek olan tozpembe ütopyalar çemberimidir? Kadın tarihi ile ilgilenenler çok iyi bilir ki, bugün masal denen her şey, gerçekti.” Dedi.

Dünyaya toplumsal cinsiyet eşitliği gözlüğüyle bakan herhangi birinin, sistem medyasının dilinin cinsiyetçiliğinden rahatsız olmamasının mümkün olmadığını vurgulayan gazeteci Evînawelat, sorularımızı yanıtladı:

Arya ANDOK: Öncelikle şuradan konuya giriş yapalım. Kitle iletişim araçlarının, sistemin bir parçası olarak nasıl değerlendirebiliriz?

Kapitalist Modernite tarafından tüketime dayalı inşa edilen toplum, bugün her eve yazımsal, işitsel ya da görsel şekilde girebilen medyanın kullanımı ile yapılıyor. Bu nedenle kaçıncı süper güç olduğundan öte, bizim en çok da üzerinde durmamız gerekenin ‘Sistemin kendini kalıcılaştırmasındaki vazgeçilmez araç’ oluşudur. Çünkü dikkatli incelediğimiz de göreceğiz ki, sistem, kültürel asimilasyonu en çok da basın yoluyla gerçekleştiriyor. Bunun dilini, formatını, akışını kendi kontrolü altına alması, Rebêr Apo’ nun “Toplumsal gerçeklikler inşa edilmiş gerçekliklerdir” belirlemesinin açıkladığı gibi sağlanıyor. Örneğin ileride bu mesleği icra edecek olan kadrolarını yetiştirirken, İletişim Fakültelerindeki eğitim müfredatıyla genç beyinlere kodlaması ile önemli oranda basının neye hizmet edeceği, doğru programcılık (!), doğru yazım (!), doğru habercilik (!), kapsamlıca aktarılıyor. Pekiyi bu doğru, kime ve neye göre doğru? İşte bu nokta sorgulanmadığı sürece de, yazık ki basın çalışanları da, verili doğruya göre, doğal, manevi değerlerle donatılmış bir yaşamı değil de, maddiyata dayalı, tüketim sistemine hizmet eden yanlışı, topluma aktarmayı sürdürüyor.

Arya ANDOK: Sistem bunu yaparken, birey psikolojisi üzerinde nasıl bu denli etkili olabiliyor? Aslında gelmek istediğim nokta şu, basının insanın gelişim sürecinde, psikolojisi üzerindeki etkisine biraz değinebilir miyiz?

Tabi. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Medya, bu gün en yoksul ailelere kadar, her bireye rahatlıkla ulaşıyor. Ve bizler daha çocukken, model alacağımız, “Büyüyünce onun gibi olacağımız” kişileri, basında görüyor ve tanıyoruz. Şekillenmemizde de, bu son derece önemli bir unsur olarak, hep belleğimizin bir kenarında duruyor. Özellikle ergenlik dönemlerimizde, giyimimizden tutalım da kullandığımız dildeki argümanlara, üsluba kadar, kimlik arayışımızda ki modeller hep basından izlediklerimiz üzerinden seçiyoruz. Bu noktada ise devreye sistem giriyor. Zaten kendi yaşam modelini, sorgulamayan, düşünmeyen, verili bilgiyi almaya dayalı topluma ulaşma isteğini, yetiştirdiği basın kadrolarıyla çocukluktan itibaren, beyinlere empoze etmeye başlayan sistem, bir seferberlik halinde koyuluyor. Çizgi filmlerde ki kedi-fare tiplemeleriyle “güçlü-güçsüzü ezer” mantığını bizlerde oturturken, barış içinde, dostça yaşamın da bir masal, masalların ise asla gerçek olamayacağını her fırsatta, bıkmadan, usanmadan, bin bir türlü yöntemle anlatıyor. Sonra bir bakıyorsunuz, basına destek olarak ilköğretimden başlayarak, ders kitapları devreye giriyor. Bu gün şu açık ki sistem, teknolojik icatlarla nasıl bireyde fiziksel tembellik oluşturuyorsa, aynı şekilde medya aracılığı ile de düşünsel tembelliği arttırmayı hedefliyor. Öyle ki günümüzde en çok rağbet gören sit-kom adı verilen ve izleyiciye nerede şaşırması, nerede üzülmesi, nerede gülmesi gerektiğini, alt bildirim olan efektlerle veren dizilerin tüm dünyada hızla yayılması da olayın korkunç boyutlarını gözler önüne seriyor. Sistem, basın aracılığı ile “Sen düşünme, beynini fazla zorlama. Ben senin yerine de düşünürüm. Neye güleceğini, neye şaşıracağını, zamanı geldiğinde ben sana haber veririm” diyor. Yazık ki toplum çoğu zaman farkında olmayarak, verileni kabul ediyor, büyük bir zevkle de takip ediyor. Bu da sistemin, basını ne kadar etkili ve lehine sonuç alıcı şekilde kullandığının en somut ifadesi olarak kendini gösteriyor.

Arya ANDOK: Tam da bu nokta da, medyanın kamuoyu oluşumundaki etkisine gelelim isterseniz.

Evet, önemli bir konu. Yazımsal ve görsel basının alt bildirim, bilinçaltı kodlamalar ve bireydeki etkisinde ki farkı ortaya koyalım öncelikle. Yazılı basının amacı, sorgulatma ve farkındalık yaratmadır. Bir yazımsal basında, birbirinden farklı değişik görüşlerde ki yazılara sık rastlanır. Buda farklı argümanlarla yazılı olanı direkt almaya değil, farklı farklı görüşleri okuyarak, bireyde yorum gücü geliştirerek, taraf tutmaya götürür. Tabi ki görüntülü basın için aynı şeyi söylemek, çok da mümkün değildir. Televizyon için halk arasında yaygın bir lakap bulunuyor: “Aptal kutu” Asıl amacı kültürel tanıtım, eğitim, haber alma olan televizyonun, sistemin elinde geldiği durumu en iyi ifade eden söz, görüyoruz ki halk tarafından kullanılıyor. Çeşitli fraksiyonlara, cemaatlere, ideolojik görüşlere bağlı olarak yayım yapan görsel de, temsilcisi olduğu anlayış dışında farklı bir görüşün dillendirildiği programa, dile rastlamamak olanaksızdır. Görsel, halk tarafından yoğun bir şekilde tercih edilmesi ve görüntünün bilinçaltı kodlamalarda ki etkisi de düşünüldüğünde, izleyicinin kolay bir şekilde, hazır olan verili bilgiyi alması amacıyla harekete geçiriliyor. Halkı neye göre, kime karşı harekete geçireceğini de bahsettiğimiz ideolojik yayımı çerçevesinde, ele alıyor. Şu anda içinde bulunduğumuz sistemi, erkek egemenlikli sistem olarak tanımlıyoruz. Bu genel kabul gören bir yaklaşımdır. Tabi ki sistem kamuoyunu harekete geçirmede, kendi dilini yaratıyor. Erkek egemenli sistem basının kullandığı eril dilin, dünyanın her yerinde haber yazımından, görsel ya da işitsel programın diline kadar kullanıldığını en küçük örnekler üzerinden dahi görmemiz mümkün. Dünyaya toplumsal cinsiyet eşitliği gözlüğüyle bakan herhangi birinin, sistem medyasının dilinin cinsiyetçiliğinden rahatsız olmamasını mümkün değildir. Bahsedilen eril – dişil dil sadece “iş adamı ve insanoğlu” gibi kimi kelimelerin değiştirilerek kullanması değildir. Sosyolojik kavramların düzeltilmesi şüphesiz önem arz ediyor. Ancak, yazı ve sözlerin büyülü dünyası içindeki alt bildirim yada kodlamalara dikkat etmek gerekiyor. Konuya ilişkin yapılan araştırmalarda verilen bir örnek dikkatimi çekmişti. Babasının başlık parası karşılığında kendinden 10 yaş büyük bir erkekle evlendirilmesine karşı çıkan genç kadının babasının uyguladığı şiddet sonu yaşamını yitirmesi olayının yer aldığı bir haberde “Babasının verdiği adamla evlenmeyi kabul etmeyince, öldürüldü” gibi bir cümlenin yer alması, "Babanıza karşı gelmeyin, yoksa öldürülürsünüz" gibi bir mesajı kodluyor, okuyucunun bilinçaltına. Yine aynı örnekte öldüren kişi direk geçmeyerek, suçlu, baba sözü dinlemeyen genç kadınmış gibi algılatıyor. Bırakalım olayın gerçek nedeni olan erkek egemenli sistemin sorgulanmasını yada hedef gösterilmesini, şiddete başvurarak kızını öldüren baba dahi sihirli sözlerle yok kılınıyor. Burada bir sözün halkı neye, kime karşı harekete geçirmesine ilişkin yönlendirmeyi net olarak görülebiliyor. Hedef, öldürülen vatandaşa yöneltiliyor. Yine “Barış operasyonu” örneğini de vurgulama da fayda var. Yani savaşın, barut kokularının, kan ve gözyaşını sonucunu doğuracak bir operasyona, ‘Barış’ denilebilir mi? Bu bilinçli seçilmiş cümleyle, yapılan saldırı, meşrumuş, insanlık lehineymiş gibi sunuluyor soframıza. Yani toplum vicdanı katile yönlendirilmedir. Buradan da anlaşılacağı üzere, basın, kamunun vicdanını, duygu istismarı ve yan okumaya açık sihirli sözlere, onu destekleyecek görüşlere yer verilerek, istediği yöne kaydırabiliyor. Tepkiyi direkt yönlendirebiliyor. Bunu yaparken de sorunlar karşısında nedenleri sosyolojik boyutlarıyla ele alıp, çözüm yollarını sorgulayacağı yerde, yazık ki olguları tek başına ele alarak, bireysel sorunlarmış gibi sonuçlar üzerinden çözüm yolları geliştiriyor. Bu da toplumunda sorunlara yaklaşma ve harekete geçmesi üzerinde bir rota çiziyor.

Arya ANDOK: Eril dili konu edinmişken, kadının medyada ki yeri olgusuna gelelim. Günümüzde kadın, medyada hangi konumda bulunuyor?

Medya ve kadın konusu kapsamlı ele alınması gereken bir olgu. Sorunun tarihsel, sosyolojik boyutlarının derinlemesine incelenmesi, anlaşılması açısından önem taşıyor. Kadının iletişim araçlarındaki temsili, onun toplumdaki sosyal, siyasal ve ekonomik anlamdaki yeri ile aynı düzeydedir. Ancak kadının, bugün toplumsal yaşamda ki yerini ve geldiği durumun nedenlerini tam olarak anlayabilmek için neolitik döneme kadar ki bir süreci çözümleyebilmek gerekiyor. Erkeğin ilk mülkiyetleştirdiği kadının, dört duvar arasına kapatılma süreci, daha sonraki yüzyıllarda sadece bir nesne olarak kalarak, tarih sahnesinden silinmesi gerçeğini kavramak, medyada ‘lanetli yada pornografik malzeme’ olarak gösterilen kadın olgusunun nedenini bilince çıkarmamızda önem taşıyor. Neolitik dönem sonrası her konuda ikincil öge konumunda bulunan kadın, geçen zaman içinde bu durumu kanıksamaya ve kendi ‘doğası’ olarak kabul etmeye başlıyor. Günümüzde medyanın da büyük katkı sunduğu erkek sistemi tarafından hiçleştirilmesi, bir mal olarak kullanılmasına karşı yeteri kadar bir tepki geliştirmemesi ve sessizleşmesi de bu kanıksama durumunda ileri geliyor. Kadın, bu durumdan kurtulmak için herhangi bir direnç gösterme gereği duymuyor. Zaman zaman gösterilen dirençleri ise oldukça marjinal kalıyor. Kadınlar tarafından yaşanan bu genel kabul durumu, zaman içerisinde öylesine yerleşiklik kazanıyor ki, kadının en çok üretken konumda olduğu üretim ilişkilerinde bile, ikincil plana düşüyor. Tabi ki burada ki vahim ve altı çizilmesi gereken gerçek, geçen beş bin yıllık sürecin, kadının köleliği, zaman içerisinde kendisinin de doğal karşılaması ve kabullenmesi oluyor. Erkeğin özne kadının ise nesne olarak konumlandığı egemenlik ve bağımlılık ilişkisine dayanan bu cinsiyet konumlandırılması geleneksel toplumdan modern topluma geçiş sürecinde ve sonrasında da devam ediyor. Örneğin; çalışma ortamında kadın, erkeğin yardımcısı, işteki başarısının pekiştiricisi olurken, iş dışı ortamda erkeğin eğlence alanında bulunan, erkeğin yaşamdan zevk almasına yardımcı olan unsuru rolünü üstleniyor. Devletin diğer yapılandırma alanlarının bir bütününün erkek sisteminin iktidarcı ve hiyerarşik bakış açısıyla oluşturulmasından dolayı, zaten bu alanlarda kadın kendini ifade de edemiyor. Dolayısıyla bu onun hem bu yeni erkek yaşamında başarısız olmasını, hem de barışçıl doğasından dolayı etkin olmadığı bir durumda da geri çekilmesine neden oluşturuyor. Toplumsal cinsiyetçilik rolleri bu şekilde yaratılırken, kadının gitgide cinsellikten öteye bir şey ifade etmeyecek duruma getirildiği kapitalizmde, cinsellik, vücudun pazarlanması, bir kadın özgürlük alanı olarak sunuluyor. Burada kadın cinselliğinin, kapitalist pazarın meta fetişizmine dayalı ortamın öncelikli ve hatta belki de en çekici ürünü haline getirildiğini söylemek mümkün. Medyanın, içinde yapılandıkları sistemin yapısal özelliklerini taşıdıklarını ve şekillendiği sistemin bir parçası haline geldiğini biliyoruz. Buradan hareketle şunu rahatlıkla belirtebiliriz. Erkek egemenli sistem, düzendeki her tür ilişki biçimi ve ortamı iletişim araçlarının tüm ürünlerinde ifadesini buluyor. Bu nedenle de basın üretimlerinin formatı içinde, yer aldıkları ve işlevsellik kazandıkları toplumun temsilini yapıyor. Bir toplumdaki hiyerarşi, yaşam biçimleri, gelenekler, görenekler, üretim ilişkileri, tüketim biçimleri, kısaca her tür ilişki biçimi, o toplum içerisinde yapılanan kitle iletişim araçlarında direkt yansımasını buluyor. Buradan hareketle toplumdaki cinsiyetçi bakış açısının, medyanın da genlerine işlediğini açıkça görebiliyoruz.

Arya ANDOK: Anladığımız kadarıyla, ikincil rollerden, nesneliğe ve sadece cinsel meta olarak kullanımına kadar bir yol çiziliyor medyada, kadına. Pekiyi kapitalizm, medya üretimleri aracılığı ile neden kadını bu kadar hedef alıyor?

Zaten kadın ve medyayı, kapitalizmin ticari kaygısı açısından ele almak gerekiyor. Kapitalist sistemin bir türevi olarak geliştirilen basının, modern yaşamın çeşitli boyutlarında çoklu rollerle yer alan kadını birincil hedefleri arasına koymasından doğal ne olabilir ki? Kitle iletişim araçlarının üretimsel ortamı için kadın hem mal, hem de üretilen ürünün öncelikli alıcısıdır. Kapitalist Modernitede kadının, kamusal alanın, özellikle de eğlence ortamının nesnesi haline getirilmesi, eğlence programcılığının formatında başrolde tutulmasını da sağlıyor. Öyle ki günümüzde ticari kazancı neredeyse birincil durumda gören medyanın, bu kaygıya dönük üretim ortamının merkezine kadını koyması, ona başrol tanımasından ileri gelmiyor. Erkek egemen ilişki ortamında kadının ikincil konumunu, başka bir deyişle nesne olma özelliğini pekiştiriyor. Ayrıca kadının görsel ve yazımsal alanda sunuluşu sırasında, giydiği kıyafet, kullanılan makyaj eşyaları model gösterilerek, tekstil ve kozmetik sanayisi sahipleri çıkar sağlıyor. Dizilerden tutalım da, en ciddi olarak görülen haber programlarına kadar tüm sunum alanlarında kadın cinselliği çarpıcı biçimde sunuluyor. Burada eril dile gelmek gerekiyor. Bir gazeteci yaptığı program ya da haberde, konuyu açıklayacak bir uzmana ihtiyaç duyar çoğu zaman. Basın literatüründe ‘Birincil tanımlayıcılar’ denilen referans kişi arandığında, nedense akıllara hep erkek uzmanlar geliyor. Erkek egemenlikli medyaya bakılırsa sanki bütün mühendisler, profesörler erkek, falcılar, medyumlar kadındır. Kadın uzmanların sadece kadınla, çocukla ya da beslenmeyle ilgili konularda görüşlerine başvuruluyor. Görüldüğü üzere programların ve haberlerin başrolü hep erkektir. Kadın ikincil rollerde, programa ya da haberlere renk katmak amaçla deyim yerindeyse ‘konu mankeni’ durumundadır.

Arya ANDOK: Pekiyi, kadınlar ne zaman programın ya da haberin birincil ögesi olurlar?

Haberciliğin "Köpek insanı ısırdığında değil, insan köpeği ısırdığında haber olur" kuralına uygun bir durum geliştiğinde. Örneğin, ‘erkek mesleği’ diye bilinen bir meslekte yükseldiklerinde, ‘ilk kadın şoför’ olduklarında, bir şirketin başına getirildiklerinde. O da ‘işadamı’ kategorisinde sayılarak haberlere ana konu olabiliyorlar. Bir araştırmacının verdiği çarpıcı bir örnek okumuştum. Şöyle diyordu: “Kocaları (!) tarafından sokak ortasında yüzlerce yerinden bıçaklandıklarında, cani anne ya da üvey anne sıfatlarıyla, çocukları üzerinde şiddet uyguladıklarında" habere konu oluyorlar” deniliyordu. Aslında bu örneklerde gösteriyor ki, kadınlar habere değil, ‘teşhire’ konu yapılıyorlar.

Arya ANDOK: Kadının medya ile olan ilişkisi konusunda birçok soruna dikkat çektiniz. Çözüm önerilerine geçersek, alternatif medya anlayışına öncülük eden kadın basıncılığı, nasıl gerçekleşecektir¬?

Öncelikle, yaygın medyanın kadınlarla ilgili hak ihlallerini haberleştirmemesini ya da kadınlarla ilgili haber yaparken hak ihlalinde bulunmasını bir yana bırakın, bizzat haberin, bir kadın hakları ihlalcisi olduğunu unutmamak gerekiyor. Ortada bir sorun varsa, bu, yalnızca medyanın kendisinden dolayı değildir. Sık sık vurguladığımız gibi medya iyi kullanıldığında önemli sonuçlar veren bir araçtır. Problemin kaynağı medyanın kendisi değil, onu hizmetine koyan sistemdir. Dolayısıyla çözüm ancak, sistemin değişmesiyle gerçekleşecektir. Bu da erkek egemenlikli sistemdeki bağımlılık ilişkilerinin incelenmesi ve yeniden kadın kültünün, barış dilinin kucakladığı bir yeni yaşam alanı yaratmakla mümkündür. Bu genel bir mücadele alanı olarak, toplum vicdanının önünde durmaktadır.

Kısa vadede ise yapılması gerekenler konusunda özetle şunları belirtebiliriz. Bir halkı özgür düşünen, sorgulatan düzeye getirmek, bilinçli bir propagandistin öncelikli görevidir. Kendini iyi eğitmemiş, özde birey olarak kendini tam anlamıyla ikna olmamış bir çalışanın, bahsettiğimiz yeni özgür basın dilini kullanmayarak, sistemin diline öykünmesi kaçınılmazdır. Bir röportaj yapılırken sorulan sorudan tutalım da, halkla ya da birbirimizle yaptığımız sohbetlerde kullandığımız dilin sıradanlığına kadar, bizleri sistem içlileştirmeden öteye gitmeyecek bu durumu engellemek, entelektüel birikimle mümkündür. Propaganda çalışması ruh ve canlılık isteyen bir çalışmadır. Bu da nitelik gerektirir. Birey ancak parçası olduğu çalışmanın sonunda özgür bir toplum yaratılacağını düşündüğünde büyük bir haz ve coşku alabilir. Basın çalışanlarının, özelliklede kadın gazeteci ve programcıların, kadın bilincini, tarihini iyi bilmesi, yaratılacak yeni cinsiyetçi olmayan dilin yaygınlaşmasında hız kazandıracaktır. Medyanın misyonunun yeniden tartışılması, sonuçların halk ile yayınlar aracılığı ile paylaşılması, bu yapılırken de ticari kaygıdan uzak durulması önem taşıyor. Konuya ilişkin çok sayıda uzmanın görüşleri ve ciddi araştırmaları bulunuyor. Bu öneriler ışığında, medyanın genel kuralıymış gibi görülen, erkek iktidarcılığı anlayışının yansıması olan hiyerarşinin, alt edilmesi gerekiyor. Basın kurumlarının iç örgütlemelerinde değişikliklere gitmesi, haberlerdeki sıralamadan tutalım da, program akışına kadar yapılan hiyerarşik sınıflandırmanın kaldırılması, demokratik bir basını geliştirmede bir ön adım olacaktır. Bu gün hala fakültelerde TRT tarzı denilen, basıncılık eğitimi veriliyor. Yayın akışında Cumhurbaşkanından başlayıp, sırasıyla başbakan, milletvekilleri, sermaye sahipleri ve en sonda ise toplumsal haberleri veren bir sistemin temsilciğini yapıyor, yaygın medya. Bu nedenle İletişim Fakülteleri ile ortak çalışmalar yürütülmeli ve müfredata yönelik yeni düzenlemelere gidilmelidir. Ayrıca bu sürece izleyicinin de katılımının sağlanması gerekiyor. İzleyicilerde farkındalık yaratılması, yapılan ihlallerde anında müdahale edilmesi açısından önem taşıyor. Bu nedenle izleyicilere dönük, cinsiyetçi dilin yanlışlığına ve medyanın doğru kullanımına ilişkin bilgi veren eğitim programları, seminerler, konferanslar düzenlenebilmelidir. Özetle kısa vadede işleyişin bir yandan medya boyutuna, diğer yandan da izleyici boyutuna ilişkin olarak birtakım çözüm önerileri üretilmesi ve bunların uygulamaya konulması acil bir gereksinim olarak ortada durmaktadır.

- Arya ANDOK: Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak belirtmek istediğiniz bir şey var mı?

Bireyin şekillenmesinde hayati bir konu olan kitle iletişim araçları konusundaki duyarlılığınızdan dolayı, ben teşekkür ederim. Kadın gazetecilerin, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bilgiyle taçlandığı, analık hukukunun tüm kıvılcımlarının dünyanın her yerindeki en küçük bir mezraya kadar yaygınlaştığı, bir yaşamdır hedefimiz. Son olarak kadın yazar Virginia Woolf’ un kadınlara olan mesajı ile bitirmek istiyorum sözlerimi: “Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın”

(aa/
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır