|
YENİ BİR DÖNÜM NOKTASINA DAYANMIŞKEN
|
PAJK Koordinasyonu:Zilar Sterk
Geçirdiğimiz Mart ve Nisan ayları, tüm Kürtlerin ayakta
olduğu ve Kürt halkı açısından önemli gelişmelerin
yaşandığı aylar oldu. Bu süreç Mayıs’a girerken de devam
etmektedir. 8 Mart’ta Kürt Kadınları, 8 Mart Dünya
Kadınlar Gününü tüm dünyada en görkemli karşılayan ve
kadın özgürlük taleplerini ortaya koyan bir tarzda
kutladılar. “Bizler Kadınız. Kimsenin Namusu değiliz.
Namusumuz Özgürlüğümüzdür” ve “Reber APO’nun Özgürlüğü
Kadının Özgürlüğüdür”, “Özgürlüğümüz Önderliğimizdir”
dediler hep bir ağızdan. Kadınlar bu 8 Martla,
Kürdistan’da Önderliksiz, iradesiz ve kimliksiz bir
özgürlüğün mümkün olmadığının mesajını bu anlamda güçlü
verdiler. Namusumuz özgürlüğümüzdür, özgürlüğümüz ise
Reber APO’nun özgürlüğünden geçer dediler. Dolayısıyla
kendi siyasal, sosyal ve toplumsal özgürlüklerini talep
ederken, kendi özgürlüğünün tek garantisi olarak
gördükleri Reber APO’nun özgürlüğünü de talep ettiler.
Çünkü Kürdistan’da Reber APO’nun kadın kurtuluş
ideolojisi ve demokratik ekolojik cinsiyet özgürlükçü
paradigması ve bu paradigmanın oluşturmaya başladığı
demokratik zihniyet olmaksızın kadın özgürlüğünün
sağlanamayacağının bilinci, Kürt kadınında gün geçtikçe
daha da derinleşmektedir.
Ve ardından gelen görkemli Newroz kutlamaları. Yüreği ve
beyni ortak atan bir milyondan fazla insanı bir araya
getiren ve Kürt halkının ortak demokratik nabzı olan
Amed Newroz mitingi. Dünyanın başka bir yerinde buna
benzer bir milyonu aşkın insanın ortak taleplerle
katıldığı mitingler var mı bilinmez. Ancak böylesi
özgürlük ruhunun en yüksek düzeyde hakim olduğu miting
örnekleri oldukça nadirdir herhalde.
Newroz sadece Amed’de değil, Kürdistan’ın dört parçası
ve yurt dışı alanlarında da görkemli bir biçimde
kutlandı. Kullanılan argümanlar, verilen mesajlar ve
ortaya konan talepler hep aynıydı. Kürt halkı bulunduğu
her yerde tıpkı 8 Mart’ta Kürt kadınlarının verdiği
mesajlar gibi “ Reber APO’nun Özgürlüğü Özgürlüğümüzdür”
ve “Reber APO’nun Özgürlüğü sağlanmadan Kürdistan’da
Demokratik Çözüm ve Özgürlük sağlanamaz” dedi.
Önderliğin özgürlüğünü hep beraber ve kendine güvenen
bir cesaretle talep ettiler. Kürt halkının bu özgürlük
talebini her zamanki gibi sindiremeyen devlet güçlerinin
her türlü baskı ve saldırısına rağmen Newroz, amacına
kilitlenmiş bir biçimde kutlandı ve hem uluslar arası
güçlere hem de Kürtlerin içinde yaşadığı bölge
devletlerine ve Kürtlerin kendi içindeki
işbirlikçilerine siyasal, ideolojik ve toplumsal
mesajlar verildi. Kürt halkının Newroz’unu görkemli
kutlaması aslında Türkiye’deki yerel seçimlerin nasıl
geçeceğinin mesajını da daha başından vermiş oldu.
Newroz’dan hemen sonra yapılan Türkiye’deki yerel
seçimlerde de Kürt halkının verdiği mesaj aynıydı.
Ortaya çıkan seçim sonucu, Kürtlerin artık egemen
devletlerin yok sayabileceği, görmezden gelebileceği
nesnel bir konumdan çıktığının ifadesi oldu. Kürtler, bu
seçimle beraber artık nesne konumundan çıkıp siyasette
belirleyici bir özne konumuna gelmiştir. Türkiye’nin ve
içinde yaşadıkları tüm ülkelerde, demokratikleşmenin
öncü gücü olduğunu ortaya koymuştur. Kürtlerin içinde
yaşadığı tüm devletler açısından, bu devletlerin
demokrasiye evrilmesine öncülük edebilecek temel dinamik
güç konumundadır Kürtler. Ancak Kürtler, içinde
yaşadıkları tüm devletlerin siyasal karar mekanizmaları
içerisinde yer alamamaktadırlar henüz. Bu mekanizmalara
rağmen demokratik siyaset mücadelesini yürütmektedirler.
Ancak Türkiye’de yaşayan Kürtler, 22 Temmuz genel
seçimlerinde 22 milletvekili ile parlamentoya girdi ve
son 29 Mart yerel seçimlerinde ise 98 belediyeyi aldı.
Özgürlükçü Kürtler için seçimle devlet iktidarına
gelmek, hiçbir zaman temel bir amaç olmadı. Çünkü
devletçi iktidarcılığın kendisini, kökenini eleştirmek
üzerinden özgürlük yükselir. Devlet-İktidar ve özgürlük
birbirini yadsıyan olgulardır. Devletçi iktidarlar,
toplumsal özgürlükleri yadsıyarak devlet ve iktidar
olurlar. Toplumun özgür olduğu bir sistemde devletçi
iktidara gerek kalmaz. Birilerinin diğerlerini
yürütmesine, gütmesine, yönetmesine gerek kalmaz.
Toplumsal özgürlük temelinde oluşturulan bir sistemde,
devlet iktidarı yerini toplumsal işlerin koordinasyonuna
bırakır. Özgürlükçü Kürtler için seçimle iktidara gelmek
hiçbir zaman temel bir amaç olmadı ancak mevcut devlet
iktidarını demokrasiye evriltmede etkide bulunmak için
siyasal karar mekanizmalarında yer almak ve demokratik
siyasetin gelişmesinde etkin bir rol oynamak da
yadsınmadı hiçbir zaman.
Bu anlamda özgürlükçü Kürtlerin parlamentodaki
oranlarını artırması ve toplumun yaşamını organize eden
belediyeleri yönetmesi ve koordine etmesi önemli bir
gelişme olmaktadır. Özgürlükçü Kürtlerin parlamentoda ve
alınan belediyelerde demokratik siyasetin
geliştirilmesine öncülük etmesi önemlidir. Ancak Kürtler
içerisinde de demokratik siyaseti geliştirebilecek en
dinamik güç ise kadınlar olmaktadır. Kürtler girdikleri
tüm seçimlerde, Kürdistan Özgürlük Hareketinin APO’cu
demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü
paradigmasının temel bir ilkesi olarak kadınlar için %40
cins kotası uygulamayı esas almaktadırlar. Kürtler bu
hedefle, bu ilkeyi esas alarak girdikleri Türkiye 22
Temmuz genel seçimlerinden çıkardıkları 22
milletvekilinden 8’ini kadınlara verdiler. 29 Mart yerel
seçimlerinde ise aldıkları 98 belediyeden 14’ünü
kadınlara verdiler. Devletin bütün gücünü seferber
ederek yürüttüğü baskı, engelleme ve hileler olmasaydı
bu sayı daha fazla da olacaktı. Şimdi kadına siyasette
ve toplumsallaşmada yer verme oranını bu biçimde
belirleyen bir hareketin, bir Önderin ve siyasi bir
partinin hala terör kapsamı içinde ele alınması ve bu
partiye, bu düşünceye oy veren demokratik ve özgürlükçü
Kürtleri bölücü terör potansiyeli olarak görmek hangi
aklın ürünüdür?
Kürdistan Özgürlük Hareketini, Önderliğini ve aynı
demokratik düşünceyi paylaşan ve Kürtlerin kendi siyasi
partisi olarak gördükleri partisini, hala terör tanımı
içinde ele alan zihniyet, elbette ki demokrasi ve
özgürlüklere karşıt olan devletçi iktidarcı zihniyetin
ürünüdür. Bu zihniyet, Türkiye’nin Kürt demokrasisi
öncülüğünde demokratikleşmesinden korkmaktadır. Çünkü
demokratikleşen bir Türkiye’de demokrasi karıştı
güçlerin kendi iktidarcı çıkarlarını yaşatmasının zemini
kalmayacaktır. Bu açıdan bakıldığında anlaşılırdır.
Örneğin Kürtlerin Türkiye’de kendi siyasi partisi olarak
gördükleri ve demokratik taleplerini dile getirdiği için
oylarını verdikleri DTP, parlamentoya girdiğinden beri
hiçbir ordu yetkilisi, geçmişle çelişircesine
parlamentonun hiçbir oturumuna katılmadı. Bu yönlü
prosedürlere sırf DTP var diye uymadı, çiğnedi. Ancak
her ne olduysa ABD’nin çiçeği burnunda başkanı Barak
Hüseyin Obama’nın parlamentoda yaptığı konuşmaya ordu
temsilcileri gelip katıldı. Obama’nın parlamentoda
yaptığı konuşmayı dinlemek için ordu yetkilileri de
dahil tüm parti liderleri büyük bir merakla gelip
katıldı. Obama’nın muhatap alıp görüştüğü DTP eş
başkanıyla, Türk devleti ve hükümet liderleri de muhatap
alıp görüşürler mi bilinmez. Ancak Obama’nın Türk
devletine rağmen Türkiye’de yaşayan Kürtlerin siyasal
temsilcisi olarak görüp muhatap aldığı partinin Eş
Başkanı, Türk devletinin bölücü ve terör şüphesiyle
baktığı DTP’nin Eş Başkanıydı.
ABD yeni başkanı Obama’nın yaptığı konuşmaların
içeriğinde, sorunların barışçıl yöntemlerle çözülmesi
vurgusu vardı. İzlenecek strateji konusunda ise ılımlı
İslam vurgusundan ziyade bu defa laiklik ve AB
vurgularını kullandı. Bu söylemler Türk devletinin
mevcut ılımlı İslam çizgisini aşarak daha çok AB
kriterleri çerçevesinde yeni bir siyasi strateji
izlemesi gerektiğine işaret ediyor. Aslında ABD’nin, BOB
projesi çerçevesinde Türk devleti içinde hakim kılmak
istediği siyasi çizgi ılımlı İslam çizgisiydi. Ancak son
yerel seçimler, AKP’de somutlaşan ılımlı İslam
çizgisinin güç kaybettiğini gösterdi. Bu açıdan ılımlı
İslam çizgisinin aşılarak AB ile siyasi laisizm sürecine
girmesi vurguları öne çıkarılmaya başlandı.
Yerel seçimler, Kürtler açısından önemli gelişmelerin
yaşanacağı bir süreci başlatmıştır. Kürtler ilk defa bu
oranda siyasi mücadele zeminlerini kazanmış
bulunmaktadırlar. Kazanılan belediyeler, Kürt halkının
ve özgürlük hareketinin otuz yılı aşkındır büyük
bedeller karşılığında vermiş olduğu mücadelenin ortaya
çıkardığı kazançlar arasında sayılmalıdır. Kürt halkının
öz iradesi ile elde ettiği belediyeler, egemen devletçi
çizginin şimdiye kadar yürütmüş olduğu rantçılık
anlayışının ötesinde yeni demokratik belediyecilik
anlayışı çerçevesinde yürütülmelidir. Halkın kendi öz
iradesi ile kazanılan belediyeler halk adına kazanılmış
mevzilerdir. Halkın yok sayılan demokratik iradesini
ortaya çıkaracak, kendi kendini demokratik bir biçimde
yönetebilecek bir anlayışın geliştirilmesini
hedeflemelidir.
Ortaya çıkan seçim sonuçları Kürt halkının devlete
güveninin kalmadığını ve demokratikleşme umudunu kendi
partisi olarak gördüğü DTP’de gördüğü biçiminde bir
sonucu ortaya çıkardı. Dolayısıyla DTP’li yeni belediye
başkanlarını ve meclislerini halkın büyük
demokratikleşme umutlarının yaşam bulmasına dönük
beklentileri beklemektedir. Halkın öz iradesini
demokratik bir biçimde örgütlemek, organize etmek ve
kendi yaşamı hakkında söz sahibi yapmak bu yeni
kazanılan belediyelerin temel görevleri olmaktadır.
Halka hizmet kadar, halkın öz örgütlülüğünü oluşturma ve
oluşturulacak bu öz örgütlülükler aracılığı ile halkın
kendi hakkında karar gücü olmasını sağlamak, bundan
sonraki tarihi görevler arasında olmaktadır.
Kazanılan belediyelerin kapsamı dahilinde yaşayan hiçbir
insanın aç, açıkta, işsiz, örgütsüz ve bilinçsiz
kalmaması gerekir. Bu tarihsel beklentileri karşılayacak
bir performansı ortaya çıkarmak ise geniş ve demokratik
halk örgütlenmelerini gerektirmektedir. Siyasal,
ekonomik, sosyal, kültürel ve cins örgütlenmelerini
gerekli kılmaktadır. Kendi kapsamına giren halkın
okuma-yazma, eğitim-aydınlanma ihtiyacından tutalım da
işsizlik sorunlarına, kültürel ve sosyal sorunlarına
kadar yığınla birikmiş sorunlarına eğilerek cevap
oluşturmak, halkın umutlarına cevap olma anlamını
taşıyacaktır. AKP hükümetinin seçim sürecinde halka
dağıttığı maddi rüşvetlere rağmen, halkın AKP’yi tercih
etmemesinin altında, halkın ekonomik ihtiyaçlarının
dışında da yaşadığı demokrasi ve özgürlük sorunlarının
olduğunu ortaya koymuştur. Bu açıdan daha fazla halkın
bu ihtiyaçlarına eğilmek ve somut çözümler üretmek
gerekmektedir.
Reber APO’nun da belirttiği gibi bazı kentleri kadın
kentlerine dönüştürmek, demokratik belediyecilik
anlayışının gelişmesi açısından oldukça önemli
olacaktır. Özellikle kadın belediye başkanlarının
bulunduğu il ve ilçelerin birer kadın kentine
dönüştürülmesi, tarihi kadın açısından başa alıp
kaybettiği özgürlük noktasıyla yeniden buluşturabilir.
Bu kadar kadının belediye başkanlığı almış olması, kendi
başına bir demokratik siyasal devrimdir. Ancak bu tek
başına yetmemektedir. Kadınların almış olduğu bu
belediyelerin halkla nasıl bir diyalog kuracağı, halkı
nasıl örgütleyeceği, nasıl bilinçlendireceği ve ne tür
hizmetler sunacağı belirleyecektir. Egemen siyaset
yüzünün demokratikleşmesi ve siyasetin toplumsallaşması,
toplumun politik ve ahlaki bir topluma dönüşmesi buna
bağlı kalacaktır. Dolayısıyla kadın belediyecilerin
ahlaki ve politik demokratik topluma yoğunlaşması ve
kadın özgürlük ideolojisinin şekillendirdiği bir
zihniyetle böyle bir toplumun geliştirilmesine öncülük
rolünü gerçekleştirmesi, buna göre yaşaması, buna göre
davranması, buna göre çalışması, mevcut erkek egemen
zihniyet ve sisteminin aşılması ve tarihin başlangıcında
kaybedilen özgürlük noktasıyla yeniden buluşmak
açısından kaçınılmazdır.
Kadın belediyecilerin önünde duran beş yıllık süre
zarfında kadınlar için ve kadınlar ile birlikte,
kapsamındaki tüm toplumsal kesimler için neleri
yapabileceğini belli hedefler doğrultusunda hızla
planlaması ve birer programa kavuşturması, geleceği
belirlemesi ve önüne koyacağı hedefler doğrultusunda
günlük pratiğini yürütmesi halinde, halkın kadına duymuş
olduğu güveni katlanarak büyüyecektir. Aksi takdirde
halkın kadına vermiş olduğu bu şans ve duymuş olduğu
güven zayıflayacaktır. Bu açıdan daha işin başından
itibaren halka açık hedefler ve planlamaların yapılması
önemli bir ihtiyaçtır.
Mevcut durumda egemen sistem tarafından fakirleştirilmiş
ve betonarme bir yığına dönüştürülmüş mekanlar, birer
kadın kentine nasıl dönüştürülecek? Tarihte kadın eli ve
emeği ile yaratılmış olan son derece ekolojik ve
cinsiyet özgürlükçü yaşam mekanları vardır. İlk yerleşik
yaşam koşulları zaten tarihte kadınlar tarafından,
analar tarafından geliştirilmiştir. Kadın belediye
başkanları tüm belediye teşkilatı ile beraber,
bulundukları alanlarda çağdaş neolitik kültürü yaratarak
yeniden kadın kentleşmelerini inşa edebilirler. Kadın
kentleri, sadece mimari açıdan değil, yeni demokratik
ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü çağdaş bir neolitik
kültür çerçevesinde inşa edilebilir. Aslında çağdaş
neolitik kentler, sadece kadın belediyeciler tarafından
değil, Kürtlerin aldığı diğer belediyelerde de aynı şey
esas alınabilir. Çünkü Kürdistan’da çağdaş neolitiği
yaratmak ve bu temelde yeni bir kentleşme anlayışını ve
kültürünü geliştirmek elbette kadınların öncülüğünde
geliştirilecektir ancak sadece kadın belediyecilerin işi
de değildir. Kadın belediyeciler başta olmak üzere
alınan tüm belediyelerin işidir. Erkek belediye
başkanları da faaliyet yürütecekleri alanların
kapsamında, demokratik ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü
toplumsal inşaya yoğunlaşabilir ve bu yeni toplum
inşasını planlayıp projelendirebilir. Kadın özgürlük
cephesinden, alınan 98 belediyede de kadına dönük,
kadının yaşamını demokratik ve özgür kılacak planlama ve
projelerin mutlaka kapsam dahiline alınması
beklenmektedir. Alınan her belediyenin, en azından
kadınlara dönük; kadın özgürlük evleri, kadın özgürlük
parkları, kadın kütüphaneleri, kadınlara beceri
kazandırma atölyeleri, kadınlara özel sosyal ve sportif
etkinliklerin yapılabileceği mekanlar vs. gibi
projelerin gündeme alınması, kadın aydınlanması ve
kadının yaşam koşullarının iyileştirilmesine dönük
geliştirici olabilir. Alınan her belediye, kendi
kapsamındaki kadınların ve genç kızların mevcut eğitim,
aydınlanma ve yaşam koşullarını bilecek düzeyde takipçi
olabilir. Kendi kapsamındaki kadınların karşılaştıkları
sorunlardan haberdar olunabilinirse, kadınların yaşadığı
sorunlara çözümler de geliştirilebilir. Toplum içinde en
çok sorun yaşayan kesimler kadınlar ve çocuklarıdır. Bu
açıdan kadınların ve çocukların yaşadığı sorunlara çözüm
üreten bir belediye, kendi kapsamındaki toplumsal
yapının tüm sorunlarını da çözüm yoluna koymanın
imkanlarını da yaratmış olur.
Yerel seçimlerde Kürtler lehine elde edilen başarı
düzeyinin yol açtığı başka siyasal sonuçlar da vardır.
Seçimlere kadarki süreçte hem uluslar arası hem de bölge
egemen güçlerinin, Kürdistan Özgürlük Hareketini
silahsızlandırarak, zayıflatarak teslim almaya dönük
hesapları vardı. Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı
siyasal zemin, egemenler cephesinin kendi çözümünü bu
yönlü geliştirmesinin imkanlarını zayıflatmıştır. Egemen
cephenin kendi işbirlikçi Kürdünü yaratarak, yarattığı
bu işbirlikçi Kürt kesimleri üzerinden PKK’yi tasfiye ve
teslim alma planı boşa çıkmaya başlamıştır. Irak
Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin seçim öncesinde PKK’nin
silahsızlandırılmasına dönük sarf etmiş olduğu sözlerini
seçim sonrasında hemen geri alması, federe bölge
hükümetinin kültürden sorumlu bakanının ve diğer bazı
kesimlerin, Kürt Ulusal Konferansına PKK’nin de
katılması gerektiğini söylemesi gibi gelişmeler bunu
göstermektedir. Güney Kürdistan’daki bu kesimlerin
yaptığı bu açıklamalarla beraber, AKP safında yer alıp
işbirlikçilik yapan bazı Kürtlerin de içinde
bulundukları bazı kesimlerin, işbirlikçi pozisyondan
çıkma gibi bazı yaklaşımları gelişmeye başladı seçim
sonrası. AKP’nin işbirlikçi Kürtler üzerinden
geliştirmeyi planladığı ve böyle pratikleştirdiği TRT–6
Kürtçe devlet televizyonu, bilindiği gibi Kürt sanatçı
Rojin üzerinden yürümekteydi. Rojin'in TRT-6’dan istifa
ettiğini basından öğrendik. Rojin “girdim, gördüm ve
çıktım. Özgür olmadığım bir ortamda çalışma yürütemem.
Bu yüzden çıktım” diyormuş. Onurlu Kürtlerin bütün
tepkilerini üstüne çekeceğini son derece bilerek, böyle
devletin işbirlikçisi bir TV kanalında çalışmaya
başlayan Rojin’in, üç ay sonra istifa etmesinin nedeni
de seçimlerden sonra Özgürlükçü Kürt Cephesinin elde
ettiği başarı düzeyinin açığa çıkardığı yeni güç
dengeleri ile ilgili gelişmiştir. Türkiye’de AKP yanlısı
olarak bilinen birçok aydın ve yazar da AKP’nin
Kürdistan’da yürüttüğü politikalarını seçim sonrası
eleştirmeye başladı. Bu kesimler de seçim sonrası ortaya
çıkan tabloya bakarak durumu yeniden analiz etme
ihtiyacı duydular. Kürt sorununun çözümü konusunda,
PKK’yi ve Önderliği saf dışı bırakmanın imkansızlığını
tartışmaya başladılar. Bu tartışmaların nereye
evrileceği henüz tam olarak bilinmemekte ancak bilinen
tek gerçek, yapılan bu seçimlerin ortaya çıkardığı
tablonun ardından birçok şeyin değişmek zorunda
olduğudur.
Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da ortaya çıkan bu
gelişmeler, Kürdistan’ın tüm parçalarında yaşayan
Kürtlerin kaderini etkileyecek düzeydedir. Bu açıdan tüm
parçalardaki Kürtlerin ortak hedeflere kilitlenerek
hareket etmesi ve kendi demokratik ulus birliğini bir an
önce oluşturması tarihi önemdedir. Yapılması tartışılan
Kürt Ulusal Konferansının PKK’yi silahsızlandırma
temelinde değil de, Demokratik Kürt Birliğini oluşturma
ve bu birliğin örgütsel sistemini geliştirme temelinde
yapılması için tüm parçalardaki Kürtlerin çalışması,
çabalaması tarihi önemdedir. Bu konuda dört parça
Kürdistan’da yaşayan Kürt Kadınlarına da önemli roller
ve görevler düşmektedir. Kürtlerin demokratik birliğini
oluşturmaya öncülük yapmak ve Kürt kadınları olarak
kendi içinde de Ulusal Kadın Birliğini inşa etmesine
büyük ihtiyaç vardır. Bu açıdan Kuzeyde, Güneyde, Güney
batıda, Rojhılat'ta ve yurt dışında yaşayan Kürt
kadınları, bir araya gelmenin zeminlerini oluşturup
kendi Demokratik Ulusal Kadın Birliğini oluşturmanın
girişimini geliştirirse bu tarihi rolünü oynayabilir.
Tüm parçalardaki kadınların bir araya gelip Demokratik
Ulusal Kadın Birliğini oluşturmasının siyasal sonuçları
kadar sosyal, toplumsal, kültürel ve ekonomik açılardan
da önemli sonuçlara yol açabilecek bir gelişme olur.
Toplumu yeniden inşa etme, kültürel birliği, ekonomik
birliği ve ortak sosyal anlayışı geliştirmek, tarihin
başından beri kadınların işidir. Ancak egemen erkek
gerçeği, kadının bu işlerini ataerkil sistemde elinden
almış, kadını dört duvar arasına mahkum bırakmış, namus
adı altında kendi malı mülkü olarak ele almıştır. Kürt
kadınlarının yeni demokratik toplumun içinde nasıl
yaşayacağına ve nasıl yaşamak istediğine kendisinin
karar vermesi gerekir. Kendi geleceği olan çocuklarına
nasıl bir dünya bırakmak istediğine kendisinin karar
vermesi ve bu ön gördüğü yeni toplumsal yaşamın yeni
ahlakını, yeni kültürünü, yeni siyasi anlayışını
kendisinin geliştirmesi gerekir. Çünkü dünyanın
geleceğini gerçekten herkese analık yapan kadınlar
belirlemektedir. Kuşakları onlar yetiştirmektedir ve
önümüzdeki kuşakların nasıl yetiştirileceğine, istense
de istenmese de kadınlar karar verirler. Egemen sisteme
göre mi yoksa daha özgürlükçü bir yaşamı ön gören kendi
demokratik sistemine göre mi yetiştireceğine kendileri
karar verirler. Bu açıdan Kürt kadınlarının ortak
paydalarda bir araya gelip Kürt toplumunun politik,
kültürel, ahlaki geleceğini tartışması tarihi önemdedir.
Tüm parçalardaki kadınların, birbirini ortak demokratik
ve özgür bir gelecek için ikna etme çabasında olması
elbette ki tarihi önemdedir.
Tüm bu gelişmelerin ortaya çıktığı Mart ve Nisan
aylarını geride bırakıp, gelişmelerin olgunlaşabileceği
Mayıs ayına girmekteyiz. KCK, seçimin sağlıklı yürümesi
açısından seçim sürecinde bir çatışmasızlık kararı
almıştı. Şimdi bu çatışmasızlık ve eylemsizlik
pozisyonunu 1 Haziran’a kadar uzatma kararı aldı.
KCK’nin tam da bu eylemsizlik pozisyonunu uzatma kararı
aldığı süreçte, Türk ordusu kuzeyde yeni bir bahar
operasyonu başlattı. Hem Türk ordusunun kayıpları hem de
gerilla cephesinden verilen kayıplar oldu. Bu durum,
Türk devletinin süreci hala doğru okumaya karar
vermediğini ortaya koymaktadır. Operasyonların devam
etmesi halinde bu kararın devam etme şansı
kalmayacaktır. KCK’nin almış olduğu bu eylemsizlik
kararının bir çözüm sürecine evrilmesi ise devleti
demokratik çözüme zorlamak için dört parça Kürdistan ve
yurt dışında yaşayan tüm Kürtlerin, ortak birlik kararı
ile sürece yüklenmesine bağlı kalmaktadır.
Seçim sürecinin ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan
biri de; sürece yüksek bir iddia ve kararlılıkla
yüklenildiğinde, hedefe kilitlenildiğinde başarılı
sonuçların elde edilebildiği gerçeğidir. Türkiye’deki
seçim sürecinde hem halk, hem hareket ve hem de
hareketin kadrosu olarak hedefe birlikte
kilitlenilmişti. Hep beraber hedefe kilitlenildi ve
hedeflenen sonuca yakın, başarılı bir sonuç elde edildi.
Demek ki istenildiğinde, inanıldığında, karar
kılındığında başarılabiliniyor. Bu gerçekten yola
çıkarak, seçimin de Özgürlükçü Kürt cephesi açısından
ortaya çıkardığı güçlü siyasal zemini iyi ve doğru
değerlendirmek, bu güçlü siyasal zemini Önderliğin
özgürlüğü hedefine, dolayısıyla kadının ve toplumun
özgürlüğü hedefine, bununla bağlantılı olarak Kürt
sorununun demokratik çözümü hedefine kilitlenerek
çalışma ve faaliyetlere yüklenmek gerekmektedir. Dört
parça Kürdistan’da ve yurtdışında bulunan kadro, çalışan
ve halkın bu hedeflere kendi ön gördüğü hedefler olarak
kilitlenmesi ve bu yüksek hedefin gerektirdiği iddia,
kararlılık ve fedakarlık ruhuyla sürece yüklenmesi, bu
hedeflerin gerektirdiği olağan üstü bir tempo ve tarzla
katılım sergilemesi halinde bu hedeflerin de
başarılabileceğine şüphe yoktur. Ancak böyle değil de
‘nasılsa süreç lehimize işliyor, belli bir başarı elde
edildi, yorulduk, arkası kendiliğinden gelir’ deyip
esneme yaşanırsa, kendini bırakma yaşanırsa, bu
hedeflerin yakaladığı gerçekleşme şansı ve fırsatı
kaçırılmış olunacaktır. Bu açıdan, Özgürlükçü Kürt
cephesinin önüne koymuş olduğu bu hedeflerin de, sürece
yüksek bir iddia ve kararlılıkla, kendine güvenle ve
cesaretle yüklenilmesi halinde başarılabileceğine
herkesin inanması ve yakalanan başarı düzeyinden yüksek
bir moral ve coşku alması gerekmektedir. Kuşkusuz her
kesin kendi cephesinden yaşadığı çeşitli problemler
bulunmaktadır. Yaşanan bazı bireysel ve anlayışsal
problemler, her zaman tartışılıp örgütsel zeminlerde
çözülebilecek problemlerdir. Ancak oluşan tarihi
fırsatların kaçması halinde, geriye dönülemeyecek
sonuçlara yol açar. Dolayısıyla hiç kimse, yaşadığı
pratik ve anlayışsal problemlerini, sürecin açığa
çıkardığı tarihi fırsat ve olanakların önüne koymasına
gerekçe yapmamalıdır. Bunun sorumluluğu, vicdanı ve
ahlakı ile sürece kaygısız bir katılım biçimi esas
alınmalıdır.
İçine girmekte olduğumuz Mayıs ayının taşıdığı ruh;
Ferhatların, Eşreflerin, Mahmutların, Necmilerin
direnişçi ruhudur. Dörtlerin direniş ruhunda; özgürlüğe
inanç ve iddiasına güven vardır. Bu yüksek inanç ve
güven; bir halkın açığa çıkmamış, bastırılmış ve gizli
bırakılmış gücüne inanç ve güvendir. Bu halkın, o
dönemde görünmeyen, açığa çıkmamış, bastırılmış ve yok
sayılmış gücü, bu gün sonuna kadar ortaya çıkarılmıştır.
O günden bu güne kadar, çeyrek asrı aşkın bir zaman
geçti. Kürt toplumunda değişen çok şey oldu. Toplumsal
değişimler, kendiliğinden gerçekleşmezler. Yüksek
bedeller isterler. Kürt toplumunda yaşanan bu değişim
de; çeyrek asrı aşkın yürütülen amansız bir savaşın ve
direnişin sonucunda ortaya çıktı. Sayısız bedeller
ödenerek bu değişim yaşandı ve yaşanmaktadır. Binlerce
onurlu genç kız ve erkeğin yaşamını, bedenini ve ruhunu,
tarihi bir sorumlulukla feda etmesi ile yaratılan bir
değişim ve gelişme düzeyidir. Amed zindanlarının
karanlığından, günümüzdeki dağların aydınlığına taşınan
bu fedai ruhtur, bu değişim ve gelişme düzeyini ortaya
çıkaran. Mart, Mayıs ve Temmuz direnişidir, bu sürecin
başlangıç startını veren. Mayıs Şehitlerimizin, Kutsal
Dörtlerimizin taşıdığı iddia ve kararlılık düzeyinin
taşıdığı tarihi sorumluluk ruhu, bu gün yeniden
yakalanması gereken kutsal bir ruh olmaktadır. İçinden
geçtiğimiz sürecin her kese yüklediği tarihi rol ve
misyon, tıpkı Kutsal Dörtlerin taşıdığı tarihi rol ve
misyonla aynıdır. Buna denk bir tarihi sorumluluk
ruhuyla, Kutsal Dörtlerin taşıdığı tarihi sorumluluk
ruhuyla, ortaya çıkarılan bu tarihsel dönüm noktasına
yüklenmek, herkesi Kutsal Dörtlerin özlemi uğruna
kendilerini feda ettikleri özgürlüğe taşıyacaktır. Yeter
ki bunun kararlı ve iddialı duruşu ve katılım biçimini
yakalama çabası olsun.