DEĞERLENDİRMELER
EŞSİZ DİRENİŞİN SAHİBİ ÖNDER APO’NUN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖZGÜRLÜĞÜMÜZDÜR
KCK Yürütme Konseyi Ronahi Serhat


Bir kışı daha geride bırakıp bahara geçiyoruz. Doğa, zamanını dolduran kış mevsiminin yerini yeni bir mevsime bırakmak için sabırsızlık içinde. Yenilenmek, yeniden yeşertmek, renk renk açmak, damarlarındaki hayat suyunu yer yere akıtmak, ulaştırmak ister ki, tüm güzelliği ortaya çıksın. Doğadaki tüm canlılarda bir hareketlilik başlar, kışın ağırlığını üstünden atmak, yeni yurtlar aramak, yeşeren doğaya karışmak yaşadığını güçlü hissetmek, yaşamanın anlamına varmak ister. Kuşlar vb. göç başlar. Güneşin doğduğu, sıcaklığın hissedileceği topraklara akın başlar. Turnalar, leylekler her zaman göçlerinde insanının daha fazla dikkatini çekmiştir. Bundandır, turnalarla haber salanlar olur, turnalara türküler yazılır. Bu akın, ırakları birbiriyle buluşturur, haber götürür, iyi olanı muştular, iyi olmayanı hüzünle bildirir. Yine, bahar doğanın tüm varlıkları arasında ayrı bir heyecan, coşku, istek yaratır. Ve bundandır ki, doğadaki canlanma, insanlarda şenlik, bayramlar ve törenlerle karşılanır. Ve her halk için de bahara giriş kuşkusuz çeşitli duygular, beklentiler, umutlar yaratır. Hele bunu Ortadoğu halkları için belirteceksek bahar bambaşka bir anlam kazanır. Güneşin tüm güzelliğiyle doğduğu, dört mevsimi yaşayan Mezopotamyalı halklar için yaşama yeniden adım atmadır. Doğanın her bahardaki doğumunu toplumsal doğumuna dönüştürür. Kıştan beklettiği umudunu yeşertme zamanı geldiğinden tez canlılıkla yaklaşır. Kışın monotonluğundan silkinir. Mezopotamya’da güneş yarım doğmaz, biraz doğmaz, uzak doğmaz. Devinimine tüm görkemliğiyle Mezopotamyalı halklar tanıklık eder. Tam doğar, büsbütün doğar. Güneş kutsal bilinir. İbadetler, yüzünü güneşe dönerek yapılır. Güneşin sıcaklığını iliklerine kadar hissetmek ister Mezopotamyalılar. Mart ayının doğada yarattığı değişim insanlarda benzer bir devinimi ortaya çıkarır. Toprağa bağlı toplumlarda çok canlı hissedilir. Doğu toplumlarında bahar mevsimi çok özel içerik edinmiştir. Hele Kürt halkından bahsediyorsak Newroz, yeniden doğuşun adı olmuştur. Verimli hilalin kadim halkı Kürtler için mart ayı doğasal olduğu kadar toplumsal olarak da ayrı bir özel olmayı içerir.
Halk olarak son derece hareketli bir aya giriyoruz. Mart ayı doğasal olduğu kadar siyasal-toplumsal mücadele tarihimizde oldukça derin ve belirgin anlama sahiptir. Neredeyse başlangıç ayıdır. Kürt halkı mart ayını o kadar yoğun geçirir ki, her günü bir mücadeledir. Direniş tarihini yarattığı, çoğalttığı, direnişte yeniden kararlaştığı, iradeleştiği bu anlamda sembolleşen günleri amacına en uygun karşılayarak direnişi görkemlileştirerek mücadelenin yükseltilmesine evirir. Kürt halkı 8 Martı, 16 Mart Halepçe Katliamını, 21 Mart’ı ve kahramanlık haftasını geçmişe mal olan ve toplumsal hafızasını yoklamak üzere tarihi günler olarak karşılamaz. Hala nefes nefese ve bire bin katarak güne gün katarak, ay ay, yıl yıl ilk direnişin direngenliğiyle, onun diriliğinde ve tazeliğinde karşılar. İyi bilmektedir ki, hala kadın sömürgedir, Kürdistan sömürgedir. Ve 8 Mart öncesi, sonrası kadının direnişi, yine Zalim Dehaka karşı Demirci Kawa’nın örsü ilksel anlamını korumaktadır. Çünkü halkımıza 16 Mart’ta Halepçe’de yaşandığı gibi katliamlar dayatılmaktadır. İnkar ve imha sistemli bir politika olarak kurumsal yürütülmektedir. Hala halkımızın yaşamı tehdit altındadır. Kültürü, kimliği yok sayılmaktadır. Hala bu halkı ayaklandıran, tarihin derinliklerine gömülü direnme ruhunu açığa çıkartıp ayaklandıran, 21 yy. egemenlerinin karşısına özgür Kürdü, özgür Kadın gerçeğini çok radikal diken, kapitalizmin ahlaksızlığına karşılık yeniden özgür ahlakı toplumsal bir kültür olarak pratikte dayatan, sınıflı, devletçi, hiyerarşik toplum yapılanmalarını değişmez olarak halklara benimseten hegomanyacı zihniyet paradigmalarının yaratıcılarına karşı, cinsiyet özgürlüğüne dayalı ekolojik-demokratik toplum paradigmasını Kürt kadının öncülüğünde Kürt halkının mücadele gerçeği ve iradesi olarak ortaya koyan Özgür İnsan Önder Apo’ya imha ve zulüm düzeyindeki yaptırımlar Zalim Dehagları aratmayacak tarzda uygulanmaktadır. Tüm bunları örgütle, eylemle, bilinçle red hareketi ve yeniden yapılandırma hareketi olarak PKK ve PAJK öncülüğünde daha bir direnme ve mücadele coşkusuyla Mart ayı karşılanır. Kürt kadını ve Kürt halkı baharı, özellikle mart ayını çok bilinçli tarihin gerçeğine yaraşır biçimde gerçekleştirir. Yani yapılan geçmişi anma, kutlama etkinlikleri, törenleri değildir. Kısasa kısas, her günü büyük bir mücadeleyle kazanmaktan başka bir yolu kalmayan kadınlar ve genelde halkımız bu nedenledir ki, mart ayında aşkın olurlar, sel gibi tüm alanlarda akarlar. Ve bu akış karşısında zorlanan başta Türk Devleti ve diğer sömürgeci devletler her mart ayı önsesi büyük hazırlıklar yapar. Sindirmek, bastırmak amaçlı tedbirler, planlamalar ve içinde ‘vur emri’ de dâhil kararlar alırlar. Her 8 Mart ve 21 Mart eylemleri başkaldıran kadının, Kürdün yarattığı siyasal sonuçlar üzerinden şekillenir. Bu devleti korkutur. Ve devlet provoke etmek için şiddet dâhil çeşitli yöntemleri devreye koyar. Mart ayının siyasal kazanımları kuşkusuz tüm yılı belirlemede önemlidir. Yıla nasıl başlanırsa ağırlıkta etkisi o derecede sürdürülür. Geçen yılın martında kadınların özgürlük mücadelesinin sembolik ifadesi olan 8 Mart eylemleri görkemli geçerek siyasal etkisi, sosyal etkisi yıl boyunca konuşulur, tartışılır oldu. Gerçeği inkara kalkmayanlar 8 Mart’taki kadının toplumsal kalkışını devrim olarak nitelendirdi. Kadınlar neden akın akın alanlara koşar, eylem kadını olmak ister? Eylemlerle nasıl özdeşleşir, kadınlık kimliği oluşum seyri nasıl bir nitelik kazanır? Düşünenler açısından ciddi bir sorgulamaya ittiği gibi, genel halk ve kamuoyu açısından da hayret verici bir biçimde gıpta edilerek 8 Mart alanlarına akan kadın, toplumun sosyalitesinde ciddi etki yaratmıştır. Evinin kadını, çocuğunun anası, ya da yaptığı iş ve aş ne olursa olsun, kadınlar kadınlık kimliğine tüm tahakkümcü, erkek egemenlikli kültürün bastıran, ayıplayan, günahlaştıran değerlerini, yine egemen devlet sisteminin kadın üzerindeki sömürü ve inkâr politikasını bir kez daha kökten sarcısı olmuştur. Kadınlık kimliğine saygı topluma saygıdır, insanın kendisine saygıdır. Kadınlık eşitsizliğe, sömürüye, değersizliğe karşılık gelen olgu olarak tersyüz edilmiş olup kadınlık yücelen, özgür ahlak değerleriyle yaşamı yeniden toplumsallaştıran, sosyalitesini yeniden kurmak isteyen toplumun özlemini, umudunu ifade eder. Dünyanın hiçbir yerinde Kürt kadınları kadar kadınların aktif toplumsal siyasete katıldığı göze çarpmaz. Üstelik politikayı bürokrasinin resmi sınırlarında, resmi devlet erkanıyla sınırlı üst siyasete soyunmaz, gümbür gümbür doğrudan demokrasinin öncü gücü ve öznesi olarak alanlarda her yerde yapar. Değişimin sokaktaki güçlü sesi olur. Bunu dünyanın çeşitli yurtlarında yaşayan hemcinslerimize karşı bir rekabet, küçümseme olarak ortaya koymuyoruz. Bilakis, toplumsal değişimde, içinde yaşanılan devlet sınırlarında yaşamaya mecbur olunmadığı için söz konusu sistemin değişimi için kadın mücadelesinin daha güçlü verilmesi gerektiği üzerinden belirtiyoruz. Hiçbir erkek yönetici erkine, ister çeşitli örgütlerin, ister devletin yetkilileri olsun, ‘bizim kadınlarımız daha iyidir, daha mücadelecidir’ demek düşmez. Bunu kadını mülkleştirip kadının emeği, yarattığı sonuçlar üzerinden ne olursa olsun siyaset yapmak olarak bakmak gerekir. Gizliden gizliye, inceden inceye erkek psikolojisinde şu gerçekliğe işarettir. Gelişkin her kadını biraz da kendi eseri olarak görür. İşte mesela AKP partisi, özelde Erdoğan kendi politikaları gereği olarak kadının bu kadar siyasete atıldığını, kadın kollarının önünün açıldığını savunur. Ve içinde yer alan kadınlar da ister Erdoğan, ister Baykal vb olsun hala yürekten inanmaya yani aslında kanmaya devam ederler. DTP’deki kadınların da etkinliği DTP başkanı olan şu ya da bu erkek şahsiyetinin etkisiyle gelişmez. Kadınlar emekleriyle, iradeleriyle, mücadeleleriyle kazanırlar ve gelişme yaratırlar. Erkeğin sıfatı, konumu, toplumsal rolü, yetkisi ne olursa olsun ona düşen şey, ayağa kalkan kadınla, iradeleşen kadınla ‘bizim kadınlarımız’ diyerek iftihar etmesi değil, çünkü bu kendisine ait görmektir, kadınlık kimliğini gerçek anlamda özgürlük-eşitlik-adalet ölçüsünde saygıyı özselleştirmektir. Bunun için kadının önünde ne kadar eğildiği değil, sahip olduğu erkek akıl zihniyetini ne kadar eğdiğiyle ciddiyetle ilgilenmesidir. 8 Mart’ın ortaya çıkardığı siyasal sonuçlar, partilerde, parlamentoda, kısacası erkeğin denetiminde ve hakimiyetinde olan toplumsal alanlarda kendinden kaynaklı zihinsel ve fiili engelleri aşması, politikada takkeye değil, toplumsal politikaya yönelmesini gerektirir. Gerçekten de tekrar değinmeden geçemeyeceğim, küçük yerleşim yeri olarak hatta kentlilere göre geri bile sayılabilecek Silopi’de Silopili kadınlar geçen yıl 8 Mart’ın ruhuna uygun on binlerce katılımla yabancı işgal gücüne ait polis, asker, memur eşi olanların dışında tüm kadınlar startı doğru bir içerikte vermişti. Hemen hemen tüm şehirlerde bu düzeyde 8 Mart kutlandı. Önderliğin özgürlüğünü, kadının, Kürt halkının özgürlüğüyle eşdeğer olarak haykırmıştı. Toplumsal bilinç kazanmış her Kürt kadını öyle bir kavrayış düzeyine gelmiştir ki, bu kavrayış sınırı manipüle edilecek, bilmem sözde özgürlük akımları olup kapitalist sisteme entegre olmuş düşüncelerin yanlışları, doğru yerine koyup toplumun hafızasını şekillendiren ideologlarına kanmayacak ve vazgeçmeyecek kadar nettir.
Kürt kadını bu 8 Martı da Özgür İnsan Önder Apo’ya dayatılan imha politikasının son bulması, İmralı sisteminin parçalanması için alanları hınca hınç doldurarak haklı toplumsal baskısını oluşturacaktır. Mart ayıyla birlikte kritik bir sürece girmiş bulunuyoruz. Devlet cephesinde baharı kardeşleşmeyi, barışı yaratmanın ayı olarak başlatmanın hiçbir esamesi okunmuyor. Bizi nasıl bir süreç bekliyor dersek kısacası; Türk Devleti, Önderliğin dayanma sınırlarını son haddine kadar zorlayarak İmralı zulmünü derinleştirmiş bulunmaktadır, medya savunma alanlarına dönük yoğun hava saldırıları kesintisiz bir biçimde ve kirli ittifakta yer alan İran devletinin de topçu atışlarıyla devam etmektedir. AKP hükümeti, ABD’nin yeni başkanından da beklediği eskinin devamı olan anlaşmanın sürdürüleceği izlenimini alarak ve Türkiye’de Kürt politik realitesini eritebildiği kadar eritmeye yönelerek ve bunun somut rövanşını 29 Mart seçimlerinde kendince almaya kararlı görünmektedir. Kürdistan illerinde belediyeleri alırsa, böylelikle Kürt halkının siyasal anlamda iradesini ezmiş olacaktır. Ve kazanmak için her türlü yolu denemektedir. Yerel seçimler siyasal kazanımlarımızı sahiplenmek ve Kürt sorununda demokratik çözüme zorlamak, kapı aralamak açısından son derece önemlidir, kritiktir. Mart ayının ilk günlerinde start alacak olan eylemsellikler 8 Mart’ta doruklaşarak tarih, Önder Apo’yla iradeleşen kadının değişim gücüne tanıklık edecektir. Kürt kadını siyasal tutumunu en açık, en sade dille getirip tüm kirli siyasi oyunları boşa çıkartacağı gibi savaşta, imha ve inkarda direnen AKP hükümetinin Kürdistan'da siyasi kimlik olarak çözülmesini, sökülüp atılmasını sağlayacaktır. Newroz’da bu Kürt halkının iradesel tutumu olarak tüm alanlar Newrozlaşarak özgür Kürdü hiçbir gücün engelleyemeyeceği bir kez daha açığa çıkacaktır. Kürt halkı Önderliğin özgürlüğünü, barışı, demokratik çözümü hiçbir yerden beklemeyerek kendi elleriyle, gücüyle, mücadele görkemliliğiyle yaratacaktır. Unutmayalım ki, yerli işbirlikçilerle gerçekleştirilen Abant toplantılarının, PKK’siz Kürt ulusal kongrelerin boş olduğunu, olacağını, boşa kürek çekmek olduğunu bir kez daha gösterecektir. Kürdün özgürlük ve direnme tarihine yaraşır onurlu bir barışın ve demokratik çözümün gelişmesi için tüm ilgili çevreleri gerçek anlamda Kürt kimliğine saygı duymaya, bunun gereği olarak ciddiyetle bağdaşır adımlar atmaya zorlamak için 2009 Newroz’unu Önderliğimize Ya Özgürlük Ya Özgürlük şiarıyla serhıldanlarla karşılamak ve yurtsever, demokratik, onurlu Kürdün iradesini yerel seçim sandıklarına yansıtmak gerekmektedir. 21- 28 Mart Kahramanlık haftası olarak, mücadele tarihimizde bilinir. Ama biliriz ki, Kürt halkının yiğit öncü gerilla Komutanı Mahsum Korkmaz’ın şahadeti direniş tohumlarını toplumun hücrelerine kadar yaymıştır. Kahramanlara bağlılığımız ve borcumuzu ödemenin biricik yolu direnişi layıkıyla sürdürmektir. Bundandır ki, mart ayı kahramanlar ayıdır. 12 Eylül Diyarbakır cezaevi zulmünü bedeniyle parçalayan Mazlum Doğan, gerilla komutanı Mahsum Korkmaz başta olmak üzere mazlum halkının çığlığına, cefakar kadınların sesine ses olabilmek için Newroz ateşini bedeniyle yakan Zekiye Alkan, Rahşan Demireller ve serhıldanlarda halkın doğal öncüleri olarak eylemlerde şehit düşen yurtsever Kürt şahsiyetleri de mart ayını direniş, diriliş, kahramanlık ayına dönüştürmüştür. Direnişin, kahramanlığın, katliamın iç içe yaşandığı Mart ayı her yıl sarsıcı geçmiştir. Sömürgecilik tarihini sarsmıştır. Ayağa kalkan ne bir grup, ne de sayılabilecek bir kitledir, halkın kendisidir. Halkımız, 16 Mart Halepçe katliamını unutmamıştır. Sömürgeci devlet güçleri fırsat bulsa yeni toplu Halepçeleri Kürtlere yaşatacaktır. Zaten özellikle Önder Apo, savaşın toplumsallaşmaması, çıkmazın derinleşmemesi için yoğun emek sahibidir. Ve sık sık bu çıkmaza, kör gidişata vurgu yapmaktadır. Bu Önderliğimize hücre cezası olarak dönmekte, Önderliğimiz suçlanmaktadır. Yanı sıra aralıksız operasyonlar da sürmektedir. Önder Apo, bahar ayına ilişkin bir kez daha barış özlemini dile getirmektedir. Buna yürekten katıldığımız gibi barışın gerçekleşmesi için kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla Kürt halkı, EDİ BESE olarak özetlenen direniş ruhunu mart ayında hem alanlarda hem sandıkta cevabını vererek 2009’u şimdiden kazanımlarla dolu bir yıl olarak belirleme kudretine sahiptir.
Kültürel asimilasyonu TV açmaya kadar vardıran AKP hükümetinin maskesi düşmüştür. Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle hala mahkemelerde davası süren kişiler olmasına rağmen ve Önderliğimizin avukatı ve aile yakınlarıyla Kürtçe konuşması yasak iken seçim yatırımı olarak başlayan ve duruma göre sürekliliği netleşecek olan TRT 6 kanalıyla amaçlanan Önderliğin PKK hareketiyle, özgür kadın hareketiyle Kürt halkında gerçekleştirdiği kültürel, sosyal, siyasal değişimi erozyona uğratmaktır. Yozlaştırmaktır. Kürt halkı elbette ana dilini sever. Ama Kürt halkı Türkçe yetmiyormuş gibi bir de Kürtçe kendi diliyle devlet tarafından gerçekleştirilen ideolojik saldırıyı, siyasi saldırıyı, kültürel erozyon girişimlerini kabul etmez, etmeyecektir. Bu evlada öz anayı yakınlaştırmayıp öldürerek yerine başka birini zorla ana yapmaya çalışmaktır. Kelimenin tam anlamıyla sahtekarlıktır, riyakarlıktır. Ki üstelik Erdoğan’ı TV açmaya zorlayanın da Kürt halkının özgürlüksel gelişimi olduğunu, AKP hükümetinin kendi kerameti olmadığını herkes biliyor. İdeolojik, siyasi, kültürel ve askeri olarak çok yönlü geliştirilen savaş konseptine yol aldırmamak için mart ayının özgürlüksel eylem duruşu oldukça önemlidir. Bu zorlu mücadele yılında bir kez daha Kürt ve emekçi Türk kadınları başta olmak üzere tüm Ortadoğulu ve dünyadaki kadınların 8 Mart’ını ve Önder Apo’nun 8 Mart ve Newroz bayramını, halkımızın Newroz bayramını kutlar, seçimlere katılan DTP’li adaylara ve halkımıza SERKEFTİN diliyorum.
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır