DEĞERLENDİRMELER
AKADEMİ GÜNLÜĞÜNDEN FELSEFE TARTIŞMALARI...
Leyla agiri

Bir süredir başlayan ve devam eden Şehit Zilan Özgür Kadın Akademisinde, bu gün ki dersimiz felsefe. Felsefe tartışmaları ortamımızı oldukça renklendirdi. Şimdi harıl harıl bir tartışma hâkim ortama. Eğitim tartışmalarımız bu anlam da oldukça zengin geçmektedir. Felsefeye dönük ortaya konulan görüşler, yorumlar, bazı görüşlerin ortaklaşması ve bazılarında çatışması devam ediyor. Sorunların ardı arkası kesilmiyor. Felsefe tanımı üzerinde başlayan tartışmalar, tarihsel gelişimi dâhilinde devam ediyor. Büyük bir ilgi ve merak ile başlayan tartışmaların derinlikli gelişeceği kesindir. Bu ders bir çok arkadaşta tekrardan kendine sorular sormaya yol açtı. İşte felsefe de bu noktadan itibaren başlıyor yani sorunun sorulduğu andan itibaren felsefe yapmış oluyoruz. İnsanın kendine dönebilmesi, kendini yeniden özgürce yaratabilmesinin tüm çabaları insan da büyük bir heyecan kadar tarifsiz güzel duygular da yaşatıyor. Zorlukları ne olursa olsun yeniden, özgürce yaratılma çabası en anlamlı olandır. Bu çabalarımızı, gördüğümüz eğitimler ile daha derinleştirmeye çalışıyoruz. Felsefe kendi özüne denk bir tartışma ile gündemimize oturdu. İlkin felsefe nedir diye tartıştık.
Felsefe doğanın kendisinde vardır. Çiçeklerin açması ve kapanması, yine ağaçların meyveye durması sürekli değişim, dönüşen bir enerji- madde ilişkisi sonucudur. Günlerin, ayların ve mevsimlerin oluşması da aynı şekilde. Öyle ise biz doğa da felsefi bir işleyişe sahiptir diyebiliriz. Yine yaşamın kendiside bu şekilde. İnsan hayatı bir zaman dilimine sahipse, onun anlık olarak da bir değişimi gerekli kıldığını biliyoruz. Ne kadar çok hayıflansakta otuz beş yaşında, onsekizinci yaşımızı yaşayamayız. Bunu da bir felsefi düşünceye oturmadan felsefenin gerçek tanımını ulaşmak zordur. Tartışmalarımız da öncelikle felsefenin ilk oluşum süreçlerine girdik. İnsan hayvanlar aleminde düşünce gücü ile kopmuştur. İşte insan hayvandan farkını anlamaya başladığı anda felsefe başlar. Orada insan kendine bir tanım koyuyor. Düşünce gücü ile ayrılıyor. Doğadan bir ayrılışı gerçekleşiyor ancak bu daha sonra Maskeli Tanrıları çarpıtacağı doğaya bir üstünlük temelinde gelişmiyor. Bir tür olarak hayvandan, bitkilerden ayrıştığını fark ediyor. İnsan tür tanımlaması başlıyor, işte bu tanımlama felsefenin başlangıcı oluyor. Bu nedenle düşünceyle madde birbirinden ayrılmadığı için tür olarak başlangıç insan türünün başlangıç evresiyle düşünsel yapısı birlikte başlıyor, nasıl ki beden evrimsel bir süreç yaşarken, düşünce de evrimsel bir süreç yaşarsa öyle. Farklılıklar ortaya konulur. Bu anlam da felsefe toplumsallaşmanın başlangıcıyla başlar. Toplumun da kendini tanımlamasıdır. Doğal felsefe diyebileceğimiz, doğal toplum yaşamını yönlendiren kapsamlı bir düşünce sistematiği vardır. Bedensel, düşünsel yapısının diğer türlerden ayrıştığını ilk fark eden kadındır. Bu nedenle ilk toplumsallıkta kadın etrafında şekilleniyor. Kadın kendi bedenine erkekten daha yakındır. Bu nedenle toplumsallaşma kadın üzerinde gelişiyor. Burada bir felsefe var. Böyle olmasaydı insanlık buraya kadar gelmezdi. Hatta ömrünün yüzde doksan sekizi dediğimiz o bölümü özgür yaşayamazdı. Özgürlükçü, ahlaki ve politik yapı ile doğal toplum kadın etrafında şekil alırken felsefe açısından köklü bir gelişim söz konusudur. Eğer köklü bir felsefi duruş ve bilinç olmazsa özgürlükçü bir yapılanma da yaratılamazdı. Bu açıdan felsefeyi animizmden, fetişizm ve totemizm kopuk ele almak ya da ona dayandırmamak doğru bir felsefi bakış açısına yol açmaz. Genelde felsefe sınıflaşmanın, devletleşmenin yani ataerkil sürecin başladığı ve kendisini meşru kılıp, kurumlaştırmak istediği köleci çağ süreci ile birlikte Atina’ da çıkışla olarak ele alınır. Çağdaş kadın felsefecileri olarak en fazla eleştirdiğimiz konu bu oldu. İnsanlığın ilk gelişim süreci, uzun bir süreyi kapsayan ahlaki ve politik bir yapılanmaya sahip olan doğal toplum görülmeden ve sonrasında gelişin uygarlık karşısında başta Zerdüşt olmak üzere bir çok Ortadoğu filozoflarının direnişi ve öğretileri görülmeden gerçek bir felsefik çıkıştan da bahsedilemez. Antik çağ filozoflarının da felsefenin gelişimine büyük katkıları olmuştur. Ancak felsefe buradan başlamamıştır. Geliştirilmiştir, güçlendirilmiştir ancak ilk gelişim koşulları doğal toplum ve sınıflı ve devletli toplumun gelişim sürecinde açığa çıkan büyük yaşam filozofların öğretileridir. Başta Zerdüşt olmak üzere Buda, Konfüçyüs, Mani ve Hallac en fazla yaşamın anlamı ve amacı üzerinde durmuşlardır. Büyük bir farkındalık bilinci ile yaşam ile aralarına örülen tüm sis perdelerini aşarak, yaşamın anlamı ile büyük bir buluşmayı gerçekleştirmişlerdir. Eğer felsefe aynı zamanda bir farkına varış ise bunu en güçlü geliştiren bu bilge insanlar olmuştur. Bilge anlam itibariyle yaşamın yeniden büyük bir anlam ile yaratılması demekse bunu en güçlü yaratanlarda bu insanlar olmuştur. Döneminde en güçlü bir sorgulamayı geliştirerek verili olanı red edip, yeni ve anlamlı olanı yaratma mücadelesine koyulmuşlardır. Bu konuyu derinlikli tartışan akademi gücümüz bir kez daha tarihi kendisiyle başlatan, kendi öncesi tüm değerleri yok sayan iktidarcı zihniyeti ve ona dayalı yapılanmaları da büyük bir eleştiriden geçirdi. Felsefenin Yunanlılardan başladığı görüşünün yanlışlığı ortaya konuldu. Öncelikle bu yanlış düzeltildi. Felsefi çağda yunanlıların önemli bir rol oynadığı doğrudur ama felsefe Yunanlılarla başlamamıştır. Kendisiyle başlatmak Batı’nın kendi değerlerini yükseltmesi yine aynı zamanda ataerkil zihniyetin kendisini yükseltmesi anlamını taşır. Felsefenin başlangıcına dönük tartışmalar bu temelde gelişirken sonrasında felsefenin gelişim süreci olan antik çağ felsefecileri de ele alındı.
Antik çağ felsefeciler üç konu çerçevesinde felsefeyi tanımlamaya çalışmışlardır. Birincisi varlık sorunları üzerine; madde mi önce oluşmuştur, düşünce mi? Hangisi önceliklidir? Varlığımız mı düşünceleri yoksa düşünceler mi varlığımızı oluşturur? Özü biz kimiz sorusuna kadar gider. İkinci tartışma konusu; beden ruh ayrımıdır. Ruhsal bir yapılanma mı bedensel bir yapılanmayı belirler ya da karşıtı mı? Ya da insanı hareket ettiren ruh var mıdır, yok mudur? Üçüncü tartışma konusu ise bilgi üzerinedir. Bilgi nereden gelir ve bilginin kaynağı nedir? Tüm bu sorunların üzerinde felsefenin geliştiği söylenir. Yunan felsefesinden altı doğa felsefeci, felsefenin ilk gelişimde önemli katkıları olmuştur. Akademimiz bu katkılarını taktir etmiştir. Doğal felsefeciler olan bu felsefeciler sürecinde felsefenin toplumla ve doğa ile bağı daha güçlü olduğu için daha özgürlükçü olduğu da tartışmalarımızda önemle vurgulanan yan oldu. Varlığın kökenini doğada aramışlardır. İnsanın doğa ile bağları henüz tümden kopmamıştır. Bu neden izah biçimleri doğasaldır. Ancak felsefe tarihinde bu aşama ağırlıklı ele alınmaz, daha çok ilkel bir felsefe olarak tanımlanır. Bunu da değerlendiren akademi yapımız bu yaklaşımı ataerkil zihniyete dayandırarak çözümledi. Doğal felsefeciler döneminden sonra felsefe de yavaş yavaş bir ayrışma başlar. Felsefenin temel konuları üzerinden farklı görüşler dile getirilir. Felsefe, idealist ve materyalist diye ikiye ayrılır. Bu ayrışma felsefenin bir sınıf felsefesi olarak ele alınmasına ve geliştirilmesine yol açar. İdealist ve materyalist felsefeyi yine bunların esas aldıkları metafizik ve diyalektik yöntemi de yoğunca tartışan akademi öğrencilerimiz felsefenin bu ayrışma ile birlikte toplumdan koptuğunu, özgürlükçü yanının aşıldığı ve bilgini tekelleşmesi yine felsefenin etikten kopukluğu ile birlikte en fazla iktidarcı ve devletçi zihniyeti beslediği ciddi değerlendirme konusu oldu. Bu parçalanmanın en fazla ataerkil zihniyeti beslediği de ortaya konuldu. Çünkü felsefe en nihayetinde tek tanrılı dinlere bir alternatif için açığa çıkmıştır. Dinlerin kullaştırdığı insan ve toplum gerçekliğine karşı özgür iradeli birey ve toplum yaratma amacına sahipti. Ancak başta doğal toplum felsefecilerin sonuncusu olan Sokrates ile başlayan ancak en fazla Platon ve sonrası filozoflarca derinleştirilen öğreti; en iyi bireyin devlete nasıl bağlı kalacağı ve onu uygulayacağı üzerinedir. Devlet için iyi bireyler yaratmak bu filozofların temel görevi olmaktaydı. Bilmeyi büyük bir erdem olarak ele alsalarda bu filozoflar, düşündüklerini yaşamsallaştırmaktan da bir o kadar uzak kalmışlardır. Birey devlete hazırlanılan bir kobay olurken, oğlancılık kültürü ile toplum iğdiş edilerek insanlığın köleliği felsefe ile ince bir cila ile derinleştirilmiştir. Ve bundan en fazla nasibini alan kadın olmuştur. Bu çağı tartışırken şüphesiz en fazla tartıştığımız filozofların kadına olan yaklaşımları oldu. Ataerkil zihniyet sonucu gelişen cinsiyetçi yaklaşımlar kendisini bu çağda değişik biçimlerde süreklileştirdi. Kadının felsefi öğretilerden uzak tutulması, bu çalışmaların içine alınmaması, bu konuda kadın ve kölelerin bu haklardan muaf edilmesi ataerkil zihniyetin bir ürünüdür. Yine kadınla cinsel ilişki geliştirmek soylu erkeğin soyluluğun zedeler biçiminde ileri sürülen görüşler tek tanrılı dinlerin kadını günahkâr, suçlu, şeytan, lanetli yapan görüşlerinin bir sonucudur. Bu zihniyete alternatif olma iddiasını taşıyan felsefe ataerkil zihniyeti güçlü sorgulamayan felsefeciler sayesinde tek tanrılı dinlere teslim olmuştur. Kadının bu kadar yok sayılması, fiziksel olarak hor görülmesi ataerkil zihniyetin kıskançlığının ve kompleksinin ürünüdür. Yaşamı yaratan ve geliştiren kadın olarak bilinir. Başta tek tanrılı dinler olmak üzere onu meşrulaştıran felsefeciler bu gerçeği unutturmak, görünmez kılmak için bu tür yalanlara, aldatmalar başvurmuşlardır. Bu gerçekliği oldukça derinlikli ele alan akademi yapımız bu zihniyetten hesap sormanın gücünü de açığa koymuştur. Geleceğin filozofları olarak felsefe alanında yaratılan boşluğu da doldurma iddiasına da sahiptirler.
Kaç günlük felsefe tartışmalarımız yaşamımızda derinleşen tartışmalara yol açtı. İster arayış, merak, bilgi sevgisi olarak tanımlansın felsefenin yaşamımızda önemli bir rolü olduğu kesindir. İnsanın kendisini aramaya koyulduğu ve kendisiyle güçlü bir buluşmayı yaşadığı zemindir. İnsanın özgürlük bilinci ile kendisini anı anına yarattığı süreçtir. Felsefe bitimsiz sorular kadar bitimsiz yanıtlardır. Her sorunun yol açtığı arayışlar, bunun yol açtığı sınırsız sorgulamalar söz konusudur. Ve bizler özgürlük yolcuları olarak, bir düşünce yöntemi olarak, felsefenin gücü ile ilerleyerek hakikate ulaşma çabası içindeyiz. Ağustos’un sıcaklığına bir sıcaklığı da biz felsefe tartışmaları ile kattık. Yine sıcak tartışmalarla sizlerle olmaya devam edeceğiz.

 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır