|
KADIN HAKKİKATİNİ NERDE KAYBETTİ VE NASIL BULACAK?
|
Yaşamın anlamına kimin sayesinde ulaştık? Bunun hakkını ne kadar
verebiliyoruz? Sorularını son günlerde kendime çokça
soruyorum.
Büyük bilgeler kaç yüzyılda bir insanlığa değerli bir
armağan olarak gelirler, araştırmasını yapmadım ama
şunda iknayım, öyle kolay kolay gelmezler ve bir o kadar
da kolay anlaşılmazlar. Anlaşılmaları için ila ki büyük
bedeller ödenmek zorundalar mı? Tarihe baktığımda ve
yaşadığımız yüzyılda da bilgelerin böylesi zorlu
koşullarla karşılaşmasını getiren anlayış ataerkil
zihniyetten başkası değil. Ataerkil zihniyet bilgelik
çizgisini yalnızlaştırarak kendisini daha fazla
anlaşılmaz kılmakta ve daha fazla insanlığı kemirerek,
toplumu kendi kominal özünden uzaklaştırmayı
başarmaktadır.
Kendi özünden uzaklaşan insanlık, aslında insan olmaktan
uzaklaştığının farkında bile olmuyor. Farkında olmamak
ise ataerkil sistemin güçlenip canavara dönüşmesine
kolaylık sağlıyor, bu gerçeği çok geç öğrenmekteyiz.
Oysa yüzyıllardır halklar ve topluluklar ne çok bedeller
ödeyerek bugüne geldiler. Yaşamlarında büyük bilgelerin
öğretileri ile ataerkil yalana dayanan öğretiler
çatıştı. Bu öyle bir çatışma ki, kıran kırana. Biri
onurlu bir yaşamı ve anaya dönüşü dayatırken, diğeri
onursuz ve anasız bir yaşamı dayatmakta. Hangisinin
galip geldiğini yüreklerimize ve bilincimize defalarca
soralım. Bu soruyu onunla bağlantılı sorgulamayı
kendimizden başlatmaya ne dersiniz… Hakikat orada
gizlidir çünkü?
Bireyin hakikati onun toplumudur. Onun yaşadıklarını,
tarihi yazan eller kendilerine göre ve ataerkil
zihniyetinden damlayan zehirle yazmadılar mı? Bizi
hakikatlerimizden koparmadılar mı? Anamızdan,
doğamızdan, yurdumuzdan, etik değerlerimizden ve bilge
ananın kültünden koparılmadık mı? Hakikatimizin ne
olduğunu unutmuştuk, öyle yaşamımız koşturmaya tabi
olmuştu, bizler koştukça koşuyorduk. Koşturma içinde
hakikaten uzaklaşıyorduk. Birey ipinden kopmuş canavar
olmuştu, kendini tüketen kendi toplumunun kurdu olan
insana dönmüştü artık.
Peki, ne zaman insan insanın kurdu olmayı bırakacak,
anasının acılarını görecek ve sesiz çığlıklarını
duyumsayıp acılarına bitirme savaşı verecek? Toplumsal
ahlakını kaybetmeyen onunla ataerkil sistemin tüm
engellemelerine rağmen yaşamaya devam edenler daha kolay
başaracaklardır. Yaşamın bilgesini, yaşama yaşam katanı
anlamaya da daha yakın duranlar olduklarını anlasalar,
bu coğrafyanın insanı oldukları için kendileriyle gurur
duyar, oryantal kültürü yaşadıkları yere
yaklaştırmazlardı. O yaklaştıkça kendi hakikatlerinden
ne kadar uzaklaştıklarının da farkına varmış
olacaklardı.
Konuya bir örnekle somutluk getirelim. Güney
Kürdistan’da toplumsal açıdan yaşanılanlar baktığımız da
toplumsal hakikat nerede? Bu toplumu toplum yapan temel
yaşamsal ilkelere ne oldu, kim aşındırdı, bir zamanlar
bu topraklarda kadın en değerli varlık iken, bugün içine
girdiği çıkmaz ve kendisine kurtuluş olarak tercih
ettiği intiharın çeşitli biçimlerinin tarzına nasıl
gelindi? Bunun toplumsal açıdan yaratığı sorunları iyi
tahlil etmek gerekmekte. Kadının yaşadığı sorunun
derinliğini ve hakikatini kaybediş tarihini bir çok
bilge çözmeye ya da tahlil etmeye çalıştı. Ancak hiç
birisi hakikat arayışçısı bilge önder kadar tarihsel,
toplumsal, felsefik ve sosyolojik açılımını yapmadı.
Kadının kendi tarihini bilge ananın kültüyle yeniden
buluştururken, kadının yazılmayan tarihini yazacak
birileri varsa da onun kadından başkası olmadığını, yeni
yazılacak tarihe ataerkil zihniyet ve onun mirasçısı
olan erkek aklının değmemesi gerektiğine de vurgu
yapmıştır. Şimdi intihara sürüklenen ve ona başka
seçenek bırakmayan erkek aklına karşı kadın ne yapmalı,
kendisini ölüm tuzağından nasıl hangi yöntemle
kurtarabilir? Bunun cevabını gelecek yazıda tartışmaya
bırakıyorum ama o zamana kadar sorular özerine düşünmeyi
ihmal etmeyin evlerinizde sizler, kendi özgür mekânımda
ben. Bizler kadınların acılarını duyumsarken kadınlarda
onları duyumsadığımızı duyumsamaya çalışsınlar? Bakın
kadın yüreği nasıl buluşuyor ve zorluklara karşı
mücadele ediyor…
Yeter ki yüreğimiz bize ait olsun başaramayacağımız,
yıkamayacağımız hiçbir engel olmayacaktır…
15