|
Kadın Özgürlük Hareketinde Ordulaşma
|
PAJK Koordinasyon üyesi Feride Alkan
Nasıl
yaşamalı sorunusun cevap arayışı olarak geliştirilen
özgürlük mücadelemiz hareket noktasını toplumsal
cinsiyetin özgürleştirilmesi, bu temelde kadın şahsında
yeni bir toplumun yaratılması olarak belirlemiştir. Bu
arayışın bir sonucu olarak Kürdistan’da kadın
ordulaşmasına gidilmiştir. Zira Önderliğimiz; Kürdistan
koşullarında kadın açısından silahlı mücadeleye
dayanmayan öz örgütlenmenin, iradeleşmenin,
toplumsallaşmanın mümkün olamayacağını daha başlangıçta
tespit etmiştir. Kadın tüm cinsiyetçi kalıpların
kurumlaştığı aile- ev tuzağından kurtulup dağlara
adımını attığı, çok yabancısı olduğu silahı eline aldığı
an silahlı savunmaya dayalı yeni bir yaşama da adım
atmıştır aslında. Kuşkusuz bunun öncüsü ve mimarı Reber
Apo’dur. Önderlikte bunun kökleri zihniyet ve kişilikle
bağlantılı olarak daha çocukluktan başlar. Çok açıktır
ki eğer Önderlikteki zihniyet yapısı ve toplum algısı
ataerkil olsaydı mücadelemiz salt Kürt ulusal mücadelesi
olarak siyasal nitelikte olur ve bunun içerisinde ciddi
bir kadın özgürlüğü, ordulaşmaya dayalı öz örgütlülüğü
gelişmez, devletçi ideolojiyle şekillenen diğer
sol-sosyalist sınıf ve ulus mücadelelerindeki akibetin
dışına çıkılamazdı. Önderliğimiz daha çocukluk
oyunlarında kızlara verdiği değerle, en çok kız
çocukları katma yönündeki duyarlılığıyla verili
zihniyetin ve kültürün dışında bir yaklaşım esas
almıştır. Bu yaklaşımı bir yaşam felsefesi olarak
sonraki yıllarda daha da bilinçli ve sistemli bir yaşam
ve mücadele anlayışına dönüşmüştür. Toplumsal cinsiyet
gereği hiçte kız çocuklarının alanına girmeyen ve
toplumca tasvip edilmeyen yılan öldürme, kuş avlama,
namaz kılma gibi oyunlarına kızları dahil etmesi hele
küçük yaşta evlendirilmesine rağmen hemen düğünün
ertesinde gidip Elif adındaki kız arkadaşını oyuna
çağırması Önderlikte geleneklerin dışında bir algının,
bakış açısının olduğunu göstermektedir. Ataerkil,
cinsiyetçi topluma alternatif olarak çocukluk
oyunlarında kurduğu toplumunda özellikle de kız
arkadaşlarına biçtiği rol erkekle eş değer hatta daha da
samimidir. Oyunlarındaki iş bölümünde kızlarda ava
gidiyor, kendini savunma temelinde kavgalara katılıyor,
yılanları öldürüyor ve en önemlisi de özgür ve eşit
duygu ve bilinçle hareket ediyor. Aile içinde babasından
daha etkili ve otoriter olan annenin kendi duruşuyla
Önderliğe öğrettiği şey kızların gücüne güven ve eşitçi
düşünme olmuştur ki sonraki yıllarda annesi için tanrıça
kültürünün son kırıntısı demekte ve kendi kadın
yaklaşımını çocuk uysallığında bağlılık olarak
tanımlamaktadır. Kadını doğal toplumun tanrıça kültürü,
analık emeği, değişim ve yaratımın gücü olarak
tanımlayıp büyük bir güvenle ele almış, öte yandan
ataerkil cinsiyetçi toplumun kadında yarattığı kendine
yabancılaşmayı, köleleşmeyi kabul etmemiş, buna karşı
büyük bir savaş açmıştır. Önderliğin kendi
toplumsallaşması olarak daha sonraki yıllarda gelişen
PKK hareketi içinde aynı yaklaşım daha da derinleşerek
devam etmiş, kadın bunun üzerinden önce ordulaşmış
ardından giderek kadın kurtuluş ideolojisi temelinde
partileşmiş ve kendi sistemini kurmuştur.
Nasıl yaşamalı sorusu çerçevesinde kendi toplumunu
yaratma arayışının sonucu olarak direk Önderliğin
öncülüğünde ve büyük emekleriyle geliştirilen Kürdistan
Kadın Özgürlük Mücadelesinde kadın ordulaşmasının
dayandığı felsefeyi, ideolojiyi anlamak tamamen
Önderliği anlamakla ilgilidir. Bu anlaşılmadan Kürdistan
ve Kadın Özgürlüğü adına anlaşılabilecek bir şey
olmadığı da açıktır. Gerçekten de Önderliğin çocukluk
oyunları ve oradaki arayış anlaşılmadan, bununla
bağlantılı aileye ve onun şahsında verili topluma isyanı
anlaşılmadan, gelecek yaşam ütopyası ve amacı
kavranmadan Kürdistan özgürlüğü adına olduğu gibi Kadın
Özgürlüğü adına da pek bir şey anlaşılamayacaktır. Zira
denilebilir ki tıpkı Kürdistan Özgürlük Mücadelesi gibi
Kadın Özgürlük Mücadelesi de Önderlik Mücadelesidir.
Biçimini, ruhunu, mantığını, tarzını, kişiliğini yaratan
Önderliğin kendisidir. Büyük tarihi projem olarak
tanımladığı kadın özgürlük hareketinin her aşamasının
derin bilimsel tahlillere, tarihsel-toplumsal analizlere
aynı şekilde demokratik-özgürlükçü temelde toplumu
yeniden kurmaya dayandığını, bu anlamda kendiliğinden,
objektif koşulların sonucu olan hiçbir adımın olmadığı
rahatlıkla belirtilebilir.
Kürdistan gibi tarih boyunca işgal ve istila alanı olmuş
bir coğrafya da yine tüm toplumsal değerleri baskı
altında şekillenmiş bir halk içinde Marksist önderlikli
bir kurtuluş mücadelesine kalkışmak, toplumu öncelikle
sosyalizmle tanıştırmak, bunca parçalanma ve
belleksizliğe rağmen ulus ve halklaştırmayı geliştirmek
özellikle de ataerkil-feodal toplumsal yapı içinden
kadınları mücadele saflarına çekmek tarihin en zor, en
imkansız işlerinden olsa gerektir. Hele de kadınları
kendi öz güçlerine dayalı öz örgütlenme temelinde
ordulaştırmak, cins ideolojileri temelinde
partileştirmek, özgür kişilikler temelinde
tanrıçalaştırmak çok daha zor ve sancılı ama bir o kadar
da fırtınalı, türkülü, büyük aşklı bir serüveni ifade
eder.
Önderlik Mücadelesinin özü Kadın Özgürlük mücadelesidir.
Kürdistan devrimini bir kadın devrimi olarak tanımlamak
bu yüzden yanlış değildir. Önderlik devlet dışı toplumu
kadın özgürlüğüne ve bu temelde toplumsal cinsiyetin
aşılmasına dayanarak geliştirmeyi öngördü. Bu yüzden
devrimimiz sosyal devrim-yeni yaşam perspektifiyle
şekillendi. Bunun anlamı Kürdistan devriminin bir kadın
devrimi olarak hayatın her alanında ve mücadelenin her
biçiminde kadın öncülüklü geliştirileceği gerçeğidir.
Kadının öncülüğüne güven ve bu öncülük temelinde en
zorlu mücadelelere kalkış bir Önderlik farkı olarak
ataerkil devletçi topluma en karşıt duruş, en köklü
kopuşu ifade eder. Ve elbette bu anlayışı ve gücü ana
etrafında şekillenmiş doğal toplum anlayışından ve onun
komünal değerlerinden alır. Kadın öncülüklü Kürdistan
Özgürlük Hareketinde mücadelenin her alanındaki öncülük
ancak kadının gerçek anlamda insiyatif kazanması,
iradeleşmesiyle mümkün olabilirdi. İnsiyatif ve irade
ise öz örgütlülük gerektirir. Önderlik bunu bir ilke
olarak başından itibaren esas aldı. Yani kadını kendi
sınırlarında sadece iyi niyetle değil kadının ve
toplumun ihtiyaç sınırlarında cins bilinci temelindeki
iradeleşmeye ve örgütlenmeye dayalı olarak mücadeleye
kattı, ortaklaştırdı, davanın asıl sahibi kıldı. Bir
halk adına, kadınlar adına, kısaca insanlık adına
devrimci-öncü sorumluluklar yüklenmek ve bunları
başarıyla gerçekleştirmek yüksek bilinç kadar toplumsal
sorumluluk duygusu gerektiren dolayısıyla örgüte ve
iradeleşmeye bağlı olarak gelişen durumlardır. Bunun
bilinci üzerinden mücadelenin her alanında kadının kendi
öz örgütlenmesine dayalı olarak iradi öncülük yapması
Önderliğimizde bir tarz olarak başından itibaren
gelişmiştir. Ve bu konuda her şeyden ve herkesten daha
fazla kadına güvenmiştir. Önderliğimizde davranışa,
yaklaşıma, görevlendirmeye, mücadeleyi paylaşmaya
dönüşen bu düzeydeki güven Kürdistan Kadın Özgürlük
Hareketinin gelişim diyalektiğini belirlemiştir. Birçok
yerde ve dönemde kadın açısından koşullar olgunlaşmasa
da hatta kadın yapabileceğine kendisi inanmasa da
Önderlik zorlayarak, içine sokarak, adeta iterek kadına
adım attırmış, her seferinde daha büyük çıkışlar için
bizzat Önderlik hem de büyük bir heyecanla fırsat
kollamıştır.
Kürdistanlı kadınlar; Önderlik samimiyetini, kadınla
yaratmak istediği ülke, yaşam ve dünya ya dair güvenini
en büyük dayanak ve güç kaynağı olarak görmüş, bu
temelde ulusal kurtuluş saflarına akmış, dağlara çıkmış,
serhıldanlara kalkmıştır. Binyılların baskı, ezilmişlik,
ötekilik, kölelik acısının yarattığı büyük öfke ve yine
insanca olana büyük özlem ve bunu yaratmaya dönük tutku
Önderliğin kadın özgürlüğüne dair samimiyetiyle
buluşunca doğal olarak Önderlik öncülüğünde Kadın
Özgürlük Hareketi doğmuştur. Bu doğuş sadece Kürdistanlı
kadınlar değil tüm dünya kadınları için görkemli bir
doğuştur. Ve gerçekten bu doğuş ana tanrıçanın yeniden
diriltilmesi, kadın merkezli yaşamın yeniden kurulması,
yeni kadının, yeni erkeğin özcesi yeni insanın özgür
ahlak ve irade temelinde yeniden yaratılması olarak
somutlaşmıştır. Tarihin en zorlu, en sancılı, en
imkansız doğuşu olduğu gibi en görkemli, en soylu, en
meşru doğuşu da olmuştur. Tıpkı neolitik devrimin
insanlık adına geliştirdiği ilk büyük toplumsallaşma da
olduğu gibi aynı topraklar üzerinde aynı duygu ve ruhla
ikinci kez insanlığın özgürlüksel kurtuluşu yeni
toplumsallaşma yoluna girmiştir.
Tüm bu gerçeklere bağlı olarak Kadın Özgürlük
Hareketinde ordulaşma mantığı, amacı
değerlendirilebilir. Açıktır ki Kürdistan’da silahlı
mücadeleye dayanmayan, meşru savunmayı silahlı temelde
geliştirmeyen hiçbir girişim gelişme yaratamaz. Hayatın
her alanında inkar ve imhanın dayatıldığı, hiçbir hakkın
tanınmadığı, en ufak bir talebin baskı ve zulümle
karşılandığı bir coğrafya da amacına ulaşmanın, güç
olmanın, kendi varlığını korumanın silahlı mücadele
dışında bir yöntemi olmayacağı açıktır. Aynı durum gerek
Kürt kimliği, gerekse de cins kimliği dolayısıyla
kadınlar için daha da fazla gerekli ve geçerlidir. Hem
ulus kimliğini ret eden, ülkesini işgal eden, kültürel
değerlerini inkar eden egemen devletlere karşı ama hem
de cins kimliğini hiçe sayan, bedenini ve ruhunu işgal
eden, kadınlık değerlerini sömüren ataerkil sisteme
karşı Kürdistan ve Ortadoğu özgülünde meşru savunma
temelinde silahlı mücadele en gerçekçi tarz olarak
şekillenmiştir. Cinsiyetçi toplum tarihi boyunca tüm
savunma mekanizmalarının dışına atılmış, adeta ülkesini,
halkını, kimliğini koruma hakkından bile mahrum
bırakılmış, sadece savaşların ganimeti olarak tıpkı ele
geçirilen toprak gibi paylaşılmış kadınların sosyalizm
öncülüğündeki ulusal kurtuluşa hele de Önderlik
öncülüklü toplumsal kurtuluşa büyük bir özlem ve
tutkuyla sarılmaları, militanca katılmaları, heyecan ve
kahkahayla bu uğurda ölüme gitmeleri,
destanlar-kahramanlıklar yaratmaları belki de insanlık
tarihinin romanı olabilecek edebi değerdedir. Kendi
anayurtlarını, kültürlerini, kimliklerini koruma hakkını
onlara tanıyan Önderliğe ve nihayet bu hakkı elde
etmenin yarattığı mutluluğa Beritanca, Zilanca,
Berivanca, Semaca sahip çıkmış olmanın altındaki gerçek
başka türlü nasıl izah edilebilir ki?
Kürdistan Özgürlük Hareketi içinde Kadın Ordulaşmasının
dayandığı zemini bu şekilde tanımladıktan sonra
kronolojik gelişmenin somut örgütlenme başlangıcı olarak
1993’ü gösterebiliriz. 1993’te ARGK bünyesinde diğer
ifadeyle gerilla saflarında ilk özgün kadın
birliklerinin oluşturulması temelinde kadın
ordulaşmasına gidilmiştir. Yukarıda ifade edilen
Önderlik tarzı, PKK mücadelesi 1990’lı yıllara
gelindiğinde binlerce kadının ARGK saflarına akmasına
yol açmıştır. Kadının bu düzeyde Kürdistan Ulusal
Mücadelesini sahiplenmesi PKK hareketini
toplumsallaştırmış, meşrulaştırmış öte yandan devrimin
toplumsal değişim, sosyal gelişim yönünü
güçlendirmiştir. Bu durum egemen devlet kadar rantçı
çeteci çizgiyi de çözdüğünden içte ve dışta yoğun bir
saldırı ve manipülasyonla karşı karşıya kalmıştır. Salt
Kürt sorununun siyasal çözümüne endeksli çeteci ve
rantçı mantık devrimin sosyal yönünün derinleşmesi,
toplumsal dönüşümün ağırlık kazanması, bu temelde egemen
erkekliğin çözümlenmesi gerçeği karşısında çıkarları ve
zihniyeti gereği büyük bir korkuya kapılmış ve öncülüğe
dönüşen kadın katılımı karşısında büyük bir karşı
saldırı- direç örgütlemiştir. Öte yandan devrimin
toplumsallaşmasının yarattığı meşruluk, güçlenme, büyüme
karşısında egemen devletler korku ve endişeye kapılmış
sosyal devrim perspektifini ve bu temeldeki ideolojik
derinliği tasfiye temelinde yeni bir süreç başlatmıştır.
Tüm bunları tarihsel-güncel perspektif içinde ele alan
Önderliğimiz gerek içteki rantçı-çeteci çizgiye karşı
PKK’nin sosyalist özünü korumak ve derinleştirmek, gerek
egemen devletler karşısında tüm topluma yayılmış daha
yaygın bir özgürlük mücadelesi yürütmek ve gerekse de
ataerkil-feodal toplumsal yapıyı köklü bir şekilde çözüp
yeni toplumsallaşmayı yaratmak için ARGK saflarına ve
PKK çizgisine akın eden kadın potansiyelini özgün askeri
örgütlenmeye kavuşturmuştur. Bu anlamda denilebilir ki
kadın ordulaşması PKK çizgisini korumanın, sosyal devrim
perspektifini yaşamsallaştırmanın teminatı ve öncü gücü
olarak geliştirilmiş, böylesi bir misyonla tarihsel rol
biçilmiştir. Zaten sonraki yıllar çok açık ortaya
çıkarmıştır ki kadın özgürlük çizgisi ve bu temeldeki
ideolojik mücadele derinleştikçe tasfiyecilik, çetecilik
çözülmüş, aynı şekilde kadın özgürlük çizgisi
toplumsallaştıkça işbirlikçi-feodal yapı dağılmış
böylece topluma yedirilen egemenlik geriletilmiştir.
Sonraki yıllarda Önderlik kadın ordusu olan YAJK’ı
egemenlikli sisteme ve onun saflardaki temsili
çeteciliğe karşı bilinçli bir silah olarak
geliştirdiğini söylemektedir. 1989’la başlayan
Serhıldanlar süreci ve Berivan şahsında somutlaşan halk
öncülüğü kadının toplumsal uyanışının ve özgürlük
iddiasının ifadeye dönüşmesi olarak yeni bir başlangıç
olmuştur. Bunu takip eden 90,91,92 yılları kadınların
ARGK saflarına akınının yıllarıdır. Özgürlük için
silahlanmış bir halkın kadınlarının yaratamayacağı
gelişme, aşamayacağı engel olmadığının en görkemli
örnekleri bu süreçten sonra birçok pratikte açığa
çıkmıştır. Kaynağını ataerkil cinsiyetçi zihniyetten
alan örgüt içi çetecilik ve egemen devletlerin çok yoğun
karşı saldırılarına, engelleme çabalarına, manipülasyon
politikalarına rağmen kadının büyük istem ve emeği yine
Önderliğin sürekli güven ve desteği kısa süre içinde
kadının örgütlü güç olarak iradeleşmesine yol açmıştır.
Kuzey ve Güneybatı Kürdistan başta olmak üzere yurtdışı
sahalardan gerilla saflarına akan kadınlar silahı
özgürlük amaçları doğrultusunda çok ustaca ve yaratıcı
tarzda kullanma da beklenildiği gibi zorlanmamış aksine
bir gelişim açığa çıkarmıştır. Diğer yönüyle ARGK
saflarındaki kadın yoğunluğu parti içi sınıf
mücadelesine cins mücadelesini de ekleyerek kişilik
sorunlarını, yaşam sorunlarını, partileşme sorunlarını
yakıcılaştırmış, çelişkilerin derinleşmesini ve parti
içi mücadelenin radikalleşmesi, keskinleşmesini
sağlamıştır. Bunun partileşme ve toplumsal dönüşüme
yansımasını sağlayan derin çözümlemeler, ideolojik
derinleşme böylece sürekli bir sistem kazanmış, gerilla
safları verili toplum kalıplarını, egemen ve köle sistem
zihniyetini, kişiliğini, psikolojini aşma mücadelesinin
keskinleştiği ve sonuçlarının sistemli bir şekilde
topluma taşırıldığı alanlar haline gelmiştir.
1992 yılı Kürdistan özgürlük hareketinde kadın
ordulaşmasının stratejik biçim ve perspektif kazandığı
yıldır. KDP’yle Türk Devletinin Hareketimize karşı
ittifağı ve uluslar arası emperyalist güçlerin
desteğiyle gerçekleştiren Güney savaşı çoğu yeni
olmasına rağmen yüzlerce kadının büyük bir direniş
temelinde fedaice pratikleşmesini, kendini tanımasını,
özgürlük haykırışlarını ve asla teslim olmayacağına dair
kararlılığını dünyaya duyurmasını sağlamıştır. Güney
savaşındaki kadın tarzının, katılım biçiminin, iddia
düzeyinin, kararlılığının, bağlılığının somutlaşması ve
sembolü olarak Beritan (Gülnaz Karataş) şahsında
“savaşarak güzelleşen, güzelleşerek özgürleşen ve
özgürleşerek sevilen” kadın gerçeği ve onun savaş-yaşam
ilişkisi-bağı ortaya çıkmıştır. Kadın açısından
binyılların çirkinleştiren köleliğini yıkarak
güzelleşmenin, özgürleşmenin başka bir yolunun olmadığı
ve gerçekten ancak savaşarak hem de ancak Beritanca
savaşarak kendini, halkını var etmenin mümkün olabildiği
anlaşılmıştır. Zira kölelik ve onu besleyen her türden
egemenlik, gerilik büyük bir yıkma ve yeniden yaratma
eylemi ister. İşte Kürdistan koşullarında gerilla
saflarında gerçekleşen bu olmuştur. Başka tür bir eylem
biçimiyle bin yılların egemenliğini, inkar ve imha
siyasetini, köleliğini yıkmak hiçbir koşulda mümkün
değildir. Tüm bunların eyleminde somutlaştığı Güney
savaşındaki Kürt kadınını ve bunun öncüsü-sembolü olarak
Beritan’ı kadın ordulaşmasının kararı, talimatı,
manifestosu, strateji ve taktiği olarak değerlendirmek,
bundan sonraki süreci buna oturtmak son derece doğru bir
ele alış olmaktadır.
“Savaş güzellik kraliçemizdir”. Rubaruk eyleminde düşman
mermisinin yüzünde açtığı yarayı “bak nasılda
güzelleşiyor insan ve ne kadar güzelleştim ben” diyerek
tanımlayan Beritan özgürlük savaşının
güzelleştiriciliğini en derin ideolojik-felsefi tanıma
kavuşturmuştur. Ve böylece kadın açısından savaşın hem
tanımını, hem anlamını hem de temel ilkesini
belirlemiştir. Bu yüzden kadın ordulaşmasının
komutanıdır Beritan. O Önderliğin yaşamını özgür insan
ve özgür toplumun yeni yaşamı olarak romana dönüştürme
kararlılığındaki bilinç derinliğinin sahibi, kadın
öncülüklü devrimin savaş tanrıçası, insanlığın özgürlük
mirasının militan eylemcisi, teslimiyete geçit vermeyen
ruhunun savaşçısı olarak halkımızın, insanlığın yüreğine
taht kurmuş, kadına savaştan geçen güzellik yolunu
göstererek öncüleşmiştir. Beritan Kürdistan koşullarında
kadın ve halk açısından savaşa dayanmayan bir gelişmenin
olamayacağını göstermekle kalmamış kadının en görkemli
savaşçılığı, komutanlığı, eylemciliği yapabileceğini de
kanıtlamıştır. İşte Beritan’da somutlaşan bu kanıtlanış
kadına kendine güveni, büyük yaşamayı, öncüleşerek
savaşmayı öğretmiş ve mutlaka Kürdistan’ın her dağına
kendi öz gücüyle mevzilenerek savaşmayı göstermiştir.
Beritan’ı bir savaş-yaşam çizgisi olarak
perspektifleştiren Önderliğimiz 1993 yılında bu çizgi
temelinde ve öncülüğünde Kadın Ordulaşmasının da
temelini atmış, Botan başta olmak üzere her alanda özgün
kadın birliklerinin örgütlenmesi sürecini başlatmıştır.
İki yıllık bir yoğunlaşma ve deniyimin ardından 8 Mart
1995’te başlayan 1. Kadın Kongresiyle YAJK ilan edilmiş,
kadın ordulaşması süreci özgün ve insiyatifli bir
örgütlenmeyle yeni bir sürece girmiştir. YAJK Kürdistan
Kadın Özgürlük Ordusu olarak kadın yurtseverliğinin,
iradeleşmesinin, örgütlenmesinin, mücadeleciliğinin ve
estetik anlayışının kurumlaşması ve pratik gerçekleşmesi
olmuştur. Özgür kadını yaratma, egemen erkeği öldürme,
ataerkil toplumsal sistemi çözme ve özgür anayurt
temelinde işgalci devletlerin tahakkümünü yıkmanın
silahı, eylem örgütü olarak amaç ve pratiğe dönüşen YAJK
destansı bir anlamla tarihsel rolünü oynamıştır. Tüm
pratiği boyunca ciddi zorluklar, kıyasıya çelişki ve
çatışmalar yaşasa da esasta Önderliğin ataerkil devletçi
topluma yönelttiği silah ve Beritan çizgisinin,
felsefesinin somutlaşması olarak anlam kazanmış, bu
temelde topluma, kadınlara, insanlığa mal olmuştur.
1996 yılı YAJK açısından zirveleşme yılıdır.
Güzelleşme-özgürleşme arayışı olarak Beritan çizgisinde
gelişen savaş 1996’yı Zilan yılı olarak karşılamıştır.
Önderliğin yaşamını özgür insanın yaşamı olarak
romanlaştırma iddiasındaki Beritan’ın savaşı Özgür
kadını, güzel kadını, sevilen kadını Zilan şahsında
gerçeğe dönüştürmüştür. Zilan kadın ordulaşmasında
doruktur. Kadın ordulaşmasını ataerkil tarihten öç
almanın, yeni toplumu yaratmanın silahı olarak
geliştiren Önderlimize dayatılan 6 Mayıs komplosuna
karşı kadın öfkesinin, önderlik ve özgürlük
bağlılığının, bu konudaki kararlılığın ve cesaretin
ifadesidir Zilan. Zilan’da gerçekleşen taktik çıkış
fedai tarz olarak aslında Beritan çizgisindeki stratejik
duruştur ve kadın ordulaşmasının dayandığı temel ilke,
ana gerekçedir. Bu stratejik duruş Zilan’ da taktik
çıkış, eylem tarzı olarak en profesyonel biçimde, en
yaratıcı şekilde, en fedai yaklaşımda pratiğe
dönüşmüştür. Beritan teslimiyete, ihanete karşı meydan
okuma, özgürlük aşkıyla direnmeyi ifade edip kadın
ordulaşmasını başlatırken, Zilan düşmanda, egemenlikte,
gericilikte patlayarak onu param parça etme temelinde
savaşı taktik ve stratejik olarak kadının öncülüğüne
sokmayı ifade etmektedir. Anlamlı yaşam ve büyük eylem
arayışıyla gelişen Zilan gerçekleşmesinin ardından
Önderliğimizin “zilin bizim komutanımız biz onun emir
eriyiz” tespiti kadın öncülüğünün, savaş komutanlığının,
taktik eylemciliğinin ilanı anlamına gelmektedir. Zilan
şahsında kadın savaşın komutanı, mücadelenin öncüsü,
Önderliğin yoldaşı, taktiğin militanı olmuştur. Bu süreç
kadın ordusu YAJK’ın Zilan şahsında büyük iradeleşmeyi,
taktik yaratıcılığı, fedai militanlığı açığa çıkarıp tüm
toplumda güven kaynağına, kadınlar arasında cins sevgisi
ve gücüne dönüşme süreci olmuştur. Kürdistan’da hatta
dünyada kadınlar adına bir ilk olan Zilan tarzı eylem ve
bu eylem tarzının dayandığı mücadele anlayışı, yaşam
bilinci, kişilik şekillenmesi tüm kadınların Özgürlük
mücadelesine öncülük yapacak manifesto olarak güce,
örgütlülüğe, bilince dönüşmüştür. Zilan tarzı savaş
sosyal devrimin esas dayanağı olan toplumsal cinsiyetin
özgürleştirilmesi amacına bağlı olarak sevginin ve aşkın
kanunlarını da açığa çıkarmıştır. Bu anlamda sevgi ve
aşk kanunu olarak Zilan güzellik tanrıçası savaşın bir
ürünü ve somutlaşmasıdır denilebilir.
Zilanla yakalanan YAJK düzeyi, kadın ordulaşmasının tüm
topluma mal olma süreci olarak kendi bağrından kadın
partileşmesini geliştirmiştir. 1997 yılında Önderliğin
geliştirdiği kopuş teorisiyle ataerkil cinsiyetçi toplum
ve onun erkek zihniyetinden tümden ayrılma, kendi
toplumsallaşmasını yaratma ve buna dayanarak erkeği,
toplumu dönüştürme aşamasına gelinmiştir. Bu elbette
kadın ordulaşmasının açığa çıkardığı ve Zilan’la
doruklaşan, bu temelde topluma yayılan kadın özgürlük
çizgisinin gücüyle, ulaştığı düzeyle ilgilidir. Kadın bu
düzeyle ataerkil, cinsiyetçi sistemden tümden kopma
temelinde daha radikal bir sürece giriş yapabileceğini
göstermiş, Önderlik bu düzeye dayanarak tarihi
projesinde daha radikal bir süreç başlatmıştır. Kopuş
teorisinin ardından 1998 8 Martında Kadın Kurtuluş
İdeolojisi ilan edilmiş ve bu ideolojiye bağlı program
temelinde kadın partileşmesi süreci başlamıştır. Kadın
ordulaşmasının içinden ve onun açığa çıkardığı güç
düzeyi üzerinden gidilen kadın partileşmesi süreci Kadın
Özgürlük Hareketi açısından hem ideolojik, hem felsefik
hem de politik açıdan yepyeni bir dönemi ifade
etmektedir. Bu nedenle partileşme sürecini ayrı bir
başlık altında ele almak ve bu temelde kadın
ordulaşmasının bu günkü ifadesi olarak YJA-STAR’ı
değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bununla bağlantılı
olarak kadın ordulaşmasının geleceği ve görevlerimizi
ele almak gerekmektedir. Zira Kadın Özgürlük Hareketi
açısından kadın ordulaşmasının rolü ve önemi asıl bundan
sonra başlamaktadır ve bu uzun süreli bir stratejiye
dayanmaktadır. Demokratik Ekolojik, Cinsiyet Özgürlükçü
Toplum hedefini esas alan Kadın Özgürlük Hareketinde
Kadın ordulaşması olarak YJA-STAR uzun soluklu bir
mücadelenin, geniş perspektifli bir toplumsal devrimin,
aciliyetleri ve öncelikleri yoğun bir ulusal davanın
ordusudur. En önemlisi de ataerkil sistemi aşma
temelinde kadına dayalı yeni toplumu yaratma ve bu
temelde egemenlikli sistemi yıkmanın silahıdır. Tüm
bunlarla birlikte özgürlüğümüzün öncüsü Önderliğimizin
özgürlüğünü sağlamın temel gücü, eylem örgütüdür. Bütün
bunlar temelinde ayrı ve kapsamlı bir değerlendirmeye
gitmek önemli olmaktadır.
Kadın Özgürlüğünün ve bu temeldeki savaş çizgisinin,
mücadele anlayışının dayandığı 15 Ağustos ruhunu ve bu
ruhun komutanı Agit yoldaşı saygıyla anarken bize
çizdiği diriliş yolunun militanları olarak halkımız,
insanlık ve tüm kadınlar adına kadın ordulaşmamızın daha
da büyüceği kuşkusuzdur. 15 Ağustos ruhu ve çizgisi
kadın ordulaşmasının da ruhu ve çizgisidir ve Kürdistan
Kadın Özgürlük Çizgisi bu anlayışla şekillenerek
Beritanlardan, Zilanlara, Nucanlardan, Viyanlara uzanan
özgürlük yolunu yaratmıştır. 15 Ağustosun ulusal diriliş
ruhu ve Agit yoldaşın komutanlığında Beritanlaşan,
Zilanlaşan, Viyanlaşan Kadın Ordulaşması selamlıyor, bu
yolun militanı olma onurunu paylaşan tüm yoldaşları
kutluyorum.