DEĞERLENDİRMELER
Feminist Hareketler Sessizliğini Bozmalı
Zilar Sterk


Feminizm kadınca bakış açısı olarak bilinir. Savaşa, şiddete, siyasete, sosyaliteye ve topluma kadınca bir bakış açısı olarak bilinir. Toplumda cereyan eden bu olay ve olgulara karşı bu açıdan duyarlılık sahibi olması gerekir. Yâda olması beklenir. Feminizmin tek derdi erkeği baz alarak kadını erkekle eşitleme değildir. Yâda olmamalıdır. Gerçi bu konuda farklı farklı düşünceler var. Ancak hangi feminist görüşten olursa olsun her feminist çevrenin toplumdaki olaylara karşı yine toplum üzerinde devletin yürüttüğü baskıcı politikalara karşı demokratik bir tavır içerisinde olması beklenir.
Şimdi bu kadar sıcak gündem arasından nereden çıktı bu konu diyeceksiniz. Fakat feminist akım çağımızın toplumsal değişim ve dönüşümünde rol üstlenen üç temel dinamikten birisidir. Bu üç temel değişim dönüşüm dinamiğinden birisi kadın hareketleri, ikincisi ekolojist hareketler, üçüncüsü ise sivil toplum hareketleridir. Sivil toplum hareketleri belki diğer ikisini kapsar diyeceksiniz. Ancak feminist ve ekolojik akımların oldukça kendisine özgü yanları var. Mevcut egemen sistemi temelden eleştirerek değişimi dayatma potansiyelleri oldukça yüksek. Tabi taşıdıkları bu güçlü potansiyeli ne denli aktif işletebildikleri, karşında örgütlendikleri egemen sistemi hangi ölçülerde değişime zorlayabildikleri kendi başına bir analiz konusudur.
Şu anda hem Türkiye’nin içinde hem de uluslar arası kamuoyunda kaynayan en temel gündem Kürt sorunu ve güney Kürdistan’a düzenlenen operasyonlardır. ABD’den Rusya’ya, AB’den Ortadoğulu ülkelere kadar takip edilen ve karşısında tutum belirlenen en belirgin gündem Kürt sorunudur. Bu gündem Irak, İran ve Suriye gibi bölge ülkelerinin iç gündemini de belirlemiş durumdadır.
Durum bu iken ve Türkiye’de yaşıyorsanız veya Türkiye ile bağlantı içinde yaşıyorsanız. Kürt sorunundan etkilenmemeniz neredeyse olanaksız. Bir de Türk devlet rejimi içerisinde özgür ve demokratik yaşam haklarına sahip olmamaktan rahatsızsanız ve kendinizi kadın özgürlük mücadelesi yürüten her hangi bir kadın hareketi içerisinde tanımlıyorsanız, böyle bir siyasal ve toplumsal soruna karşı sessiz kalmanız neredeyse imkânsız görünür.
Feminist hareketlere yöneltilen en temel eleştiri, kendilerini çağımızın ortaya çıkardığı siyasal ve toplumsal sorunların çözümünden sorumlu görmemeleridir. Kendilerini sadece kadının eşitlik sorunlarıyla sınırlamalarıdır. Oysa çağımıza kadar uzanan erkek egemenlikli sistemin tüm toplumsal kesimler üzerinde yürütmüş olduğu tahakkümün, kadınları ne denli etkilediğini, yaşamını hangi ölçülerde felce uğrattığını görmek zor değildir.
Bu anlamda 21. yy başında Türkiye’nin uğraştığı tek temel sorun vardır. Kürt sorunu!
Kürt sorunu demokratik ve barışçıl yollarla çözülmeden Türkiye’nin çağa giriş yapması mümkün değildir. Türkiye’nin ekonomisine, siyasetine, toplumsal dokusuna, demokratikleşme çizgisine damgasını vuran Kürt sorunudur. Siyaset belirlenirken, ekonomi politikası, eğitim politikası, sosyal politikalar, uluslar arası politikalar belirlenirken Kürt sorununu hesaba katmadan Türkiye’yi yürütmek mümkün değil. Bu anlamda Türkiye’nin önünde duran temel handikaptır Kürt sorunu.
Türkiye’nin önündeki bu handikabın çözümünü sadece devlete terk etmek, çözümsüzlüğe terk etmek oluyor. Devletin Kürt sorununa yaklaşımı, oldukça erkek egemenliklidir. Çözümü tahakküm yöntemlerinde görmektedir. Türk devleti bu güne kadar erkek egemenliğinin tüm tahakkümcülüğünü Kürt halkı üzerinde denedi. Sorunu sürekli erkek tahakkümcülüğünün savaş ve şiddet yollarıyla çözmeye, daha doğrusu bitirmeye çalıştı. Ancak çağımız erkekliğinin simgesi haline gelen devletçi mantığın bu tahakkümcü yöntemleriyle, bir halkın demokratik taleplerinin karşılık bulamayacağı açık.
Kürt sorununa kadınca bir çözüm yolu gerekli. Kadınca çözümlerin ırkçı, şoven, militarist yöntemler olmayacağı açık. Savaş, şiddet ve askeri operasyonlara pirim vermemesi gerektiği de açık. Ancak Türkiye’deki feminist hareketler ve var olan demokratik kadın çevrelerinin bu konudaki sesini, soluğunu kamuoyu duyamıyor. Dolayısıyla sorunun çözümüne kadınca bir bakış ve ele alış yansımıyor. Kadının Türkiye’deki siyasetin ve toplumsal yapının demokratikleşmesinde oynaması beklenen rol bu anlamda oynanmıyor. Oynanmadıkça da Türkiye’de toplumsal bir barışın gelişmesi zamana sarkmaya devam edecektir.
Devletin Kürt sorununa yaklaşımında izlediği savaş ve şiddet politikaları en fazla kadınları etkilemektedir. Bu savaşın ve şiddetin esas faturası; yüreği her gün evlat acısıyla yanıp tutuşan, gözünden yaş, dilinden ağıt dinmeyen Türk ve Kürt analarına ödetilmektedir. Kürdistan’da doğup ama sağlıklı büyüyemeyen, ya JİTEM’in elinde ajanlaştırılarak ya da fuhuş sektöründe pazarlanarak düşürülmeye çalışan genç kızlara ödettirilmeye çalışılmaktadır. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe; genç hayatlar ya operasyon mevzilerinde ya JİTEM tuzağında yâda fuhuş bataklıklarında yahut da intihar anlarında sönmeye devam edecektir.
Bu anlamda feminist hareketin ve demokratik kadın çevrelerinin Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümü için, kadınca rengini ve tavrını kamuoyuna yansıtması beklenmektedir.

 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır