|
Ekim Şehitlerinin Ruhu İktidardan Arınmaktır
|
|
PAJK Meclis Üyesi Derya Koçgiri |
Şehit Beritan’ın şahadetinin on yedinci yılına
giriyoruz. Geride bıraktığımız on altı yılda kadın
özgürlük hareketi devrimsel bir gelişimi yaratarak,
Kürt tarihinin en hızlı özgürlüksel gelişimine imza
atmıştır. Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesi, çok
genç bir mücadele tarihine sahiptir. Gençlik
dönemini hala tamamlamış değildir. Çocukluk yılların
saflığı ile hiçbir kaygıya girmeden, mücadelenin her
alanında yer alabilme cesaretini göstermiştir. Bu
cesareti Kürt kadınlarının mücadelesinin kısa dönem
içerisinde Kürdistan’ın her alanında yankı bulmasına
ve kadınlar tarafından çekim merkezinin oluşmasını
sağlamıştır. Şehit Beritan’ın mücadeleye katılım ve
şahadetiyle yol açtığı çığır ise bu çocukluk dönemin
en anlamlı sayfalarından birini ifade etmektedir. 90
yıllar mücadelenin kitleselleştiği, kadınların ve
gençlerin büyük ilgi gösterdiği yıllardır. Bu
dönemde serhildanlar toplumsal bir sosyal olgu
olarak gelişirken, kadınlar buna öncülük etmektedir.
Kadınların bu öncülüğü sadece serhildanlar ile
sınırla kalmaz, gerillaya katılımda da kadınlar
büyük bir aşama kaydederler. 90’lar öncesi sadece
Kürdistan şehirlerinde ve kırsalında katılımlar
olurken, 90’lar sonrası Türkiye şehirleri, büyük
kentler ve metropoller de kadın katılımlarında bir
yükseliş olur. İşte Ş. Beritan ve ekim ayında şehit
birçok kadın arkadaş aynı dönemin etkisi ve duygusu
ile katılan arkadaşlardır. Şehit Meryem, Gurbetelli
Ersöz, Ş.Helin Çerkez gibi birçok arkadaş kadın
özgürlük mücadelesinin öncü komutasında yer alarak,
kısa sürede önemli gelişimlere adlarını
yazdırmışlardır. Her biri farklı süreçlerde şehit
düşseler de, hareketin öncü komutanları olmalarından
kaynaklı, şahadetleri kadın özgürlük mücadelesinin
büyütülmesine vesile olmuştur.
Beritan yoldaşın şahadetindeki anlam gücü sadece
kadın özgürlük mücadelesini etkilememiştir. Bir
bütün ulusal mücadelenin yönünü belirleyen bir
duruşu, katılımı, teslimiyetçi yaklaşımların yerle
bir edilmesini geliştirmiştir. Kürdistan gerçeğinde
yaşanan ve tarih boyunca da teslimiyet-işbirlikçi
çizgi ile özgürlüksel çizginin en zirvede ki
kavgasını, modern toplumun egemenliğine karşı
güncelleşerek yeniden gösterilmesini sağlamıştır.
Kürt kadınları tarihte de tüm sömürgeci, egemen,
inkar ve imha politikalarına karşı kimliğini, dilini
ve kültürünü savunma da tereddüt etmeden bedenini
dahi siper etmiştir. Tarih yeniden tekerrür
etmiştir. Beritan, özgürlük hareketinin öncülüğünde
geliştirilen mücadelede Munzur’da teslimiyeti kabul
etmeyen, uçurumlarda kendini atan Bese’lerin
ruhlarını canlandırmıştır. Ağrı’da, Botan’da,
Koçgiri’de ve Dersim’de direnen Kürt kadını,
çirkefleşmiş işbirlikçilik diyarında, teslimiyetçi
zihniyeti kalbinde vurmuştur. Yıllardır Beritan’ın
işbirlikçiliğe teslim olmamak için kendisini
uçurumdan atışı, destanlaşarak anlatılmaktadır.
Beritan, özgürlük mücadelemizin, kadın
örgütlülüğümüzün militanı Kürt toplumunun direniş
abidesi olarak anılmaktadır. Mücadelemiz içerisinde
Beritan gibi birçok erkek yoldaşta, birçok önemli
sürece adını yazdırarak, tarihe mal olmuş, Kürt
halkının direnişine ilham oluşturmuşlardır.
Toplumsal gerçekliğimiz açısından, kadınların
toplumu etkilemesi, toplumsal değişim ve dönüşümün
sağlamasında daha belirleyicidir. Hatta toplumsal
hafızanın belleğini de kadınlar oluşturmaktadır. Bu
açıdan da baktığımızda kadın öncülüğünde gelişen
özgürlük hareketimiz ve onun bünyesinde vücut bulan
kadın örgütlülüğümüzün gelişim seyri çok ağır
bedeller vererek ilerlemiştir.
Beritan yoldaşın şahadetinden bu yana on altı yılı
geride bıraktık. Bu on altı yıl içerisinde kadın
özgürlük hareketi çeşitli zorlu süreçleri geçirerek,
kendi kimliğini bulmaya çalıştı. Kendini var etme,
kadın olarak yaşamın her alanında iradesel gücünü
ortaya çıkarmada önemli gelişimler sağlandı. Bu
gelişimler bire bir toplumu da etkileyerek yankı
buldu. Toplum kadın özgürlük mücadelesi ve
örgütlülüğü şahsında kadın gerçeğini tanımaya
başladı. Kendi dışında gördüğü, ötekileştirdiği
kadın yeniden toplumun yaşam alanında yerini gerçek
hakkıyla almaya başladı. Kürt toplumsal
gerçekliğinde birkaç cümleyle ifade etmeye
çalıştığımız bu yakıcı gerçeklik, aslında büyük bir
çekişme, çatışma, yer yer karşıtlaşmalar üzerinden
olmuştur. Erkeğin, hele hele Kürt erkeğinin kolay
kabul ettiği, benimsediği bir olgu olmamıştır. Hala
da mücadelemiz açısından büyük sancılarını
çektiğimiz bu çatışmanın, istediğimiz tarzda bir
gelişimi ortaya çıkardığını söylemekte yanılgılı
olur. APO’cu felsefenin özünü direniş ve iddialı
olmak kadar, inanarak başarıya kilitlenerek, çalışma
yürütmek vardır. Büyük amaçlar için, büyük düşünerek
yaşamaya kendisini adayanların kişiliği ile kadın
özgürlük mücadelesi kendisi var ederken,
inançsızların, amaçsızların, kararsızların,
teslimiyete dayananların yaşam alanı daralmış ise de
bir bütün ortadan kalkmamıştır. Yine erkeğin
egemenlikli zihniyetinde çatlaklar ortaya çıkmış,
tahakküm alanı daralmış olmakla birlikte, hala
kadınla erkeğin eşit yaşam birliktenliği oluşmuş
değildir. Toplumsal gerçeklikte de varlığını
gösteren bu çelişkili ve karşıt iki duruşun
mücadelesi ise hala devam etmektedir. Örgütsel zemin
açısından da aynı durum geçerlidir. Örgütsel zeminde
de en büyük çarpışmalar yaşanmış, hala da
yaşanmaktadır. Sonuç itibariyle toplumsal
gerçekliğin örgütsel zeminde yansımaları, kendisini
bir biçimi ile dışa vurmaktadır. Kadın ve erkeğin
kendisinden arınması kolay gerçekleşmediği gibi,
erkeğin kadın özgürlük sorununu kendi sorunu olarak
algılaması, benimsemesi ise bu çarpışmanın en zor
aşaması olmaktadır.
Kadın özgürlük mücadelemiz, kadının toplumsal
yaşamın, her anında varlığının kabul edilmesini
gerçekleştirmiştir. Kadının kendi adına karar
vermesi, yaşamını belirlemesi benimsenmiştir.
Kadının yaşamın eşit, özgür ve adaletli
birliktenliğin de öncülüğüne güven oluşmuştur.
Kadının bulunduğu her alan ve çalışmada başarının
sağlanılacağına inanç gelişmiştir. Tarihin isim
taktığı “eksik etek kadın” eksiklikten sıyrılarak
bütün olabilmeyi başarmıştır.
Kadın açısından belirttiğimiz gelişmeler, geçen
dönem açısından ortaya çıkarken, yapılamayanlar ise
erkek ve kadın açısından ekim şehitleri anısına
yeniden ele alınmalıdır. Şehitlerin anısına
bağlılık, özgürlük mücadelesinin her türlü koşul
altında ilerletebilme gücünü ortaya çıkarmaktır.
Günümüz açısından mücadelenin gelişim düzeyine
bakıldığında, kadın özgürlük sorununu, kadının
sahiplenmesi kadar erkeğinde sahipleneceği mücadele
olarak ilerletebilmeyi başarmak önemli bir aşamanın
daha elde edilmesini sağlayacaktır. Erkek hala kadın
özgürlük sorununu kendi dışında görmektedir. Kadın
özgürlük sorunu kadına ait bir olgudur. Kadın
mücadele etmeli, erkeği de dönüştürmelidir. Deyim
yerindeyse “bu kadar kadın özgürlük sorunu
deniliyor, tamam kabul ediyoruz ama bizim değil
sizin sorunuzdur” tarzındaki yaklaşım ve anlayışlar
sık sık örgütsel zeminlerde açığa çıkmaktadır.
Önderlik, erkekler için kadın karşısında “hiçbir şey
yapamıyorsanız dinlemeye çalışın” diyor. Dinleme
gücünü göstermekte, anlam vermenin önemli bir
adımıdır. Kadın özgürlük mücadelesine anlam
verilmedikçe, toplumsal bir sorun olarak görülmesi,
sahiplenilmesi, mücadelesinin verilmesi de mümkün
olmayacaktır. Kendini her şeyin üstünde gören, yine
kendisinin dışında her şeyi arayan erkeğin bencil
zihniyeti, kadının özgürlük mücadelesine duyarsız,
sorumsuz yaklaşımları ile yeniden açığı çıkıyor. Bu
yaklaşım ve anlayışlara, merkeziyetçiliğin başka bir
türevi demek mümkündür. Kadın sorunu karşısında
sorumsuzluk göstererek, dikkatleri üzerinde
toplayarak, adeta kadını kendisine muhtaç konuma
getirmek istiyor. Kadın örgütlülüğün bu tür anlayış
ve tutumlar karşısında daha örgütlü olması,
mücadeleyi bireylere değil, bu zihniyetin özüne
yöneltmesine ihtiyaç vardır. Sorumsuz ve duyarsızlık
olarak açığa çıkan bu anlayış ve yaklaşımlar, öz
itibari ile APO’cu felsefenin karşıtı olmaktadır.
APO’culuk veya bu felsefenin özü kadın özgürlük
sorununa yaklaşım ve çözüm için gösterilen
mücadelede ifade bulmaktadır. Kadın özgürlük
sorununa yaklaşım, kadını ele alış, kadın sorunun
çözümü için gösterilen çaba veya çabasızlık
APO’culuğun temel ölçüsüdür. Kadın özgülük hareketi
olarak yürütülmesi gereken temel bir mücadele bu
anlayışlara karşı doğru mücadele yöntemlerini
geliştirmek ile mümkün olacaktır.
Kadın özgürlük hareketinin militanları olarak,
mücadele içerisinde erkeğin egemen zihniyeti ile
çarpışmada ortaya çıkan çeşitli zorluklar dönem
dönem farklı kaygıları ortaya çıkarmıştır. Kendini
aşırı savunan, içe kapanık, her şeyi kendisi yapmaya
çalışan, erkeğe karşı cepheden savaşan vs. birçok
hususta yanılgıları yaşamıştır. Bu tür yanılgıları
yaşamak, deney ve tecrübeye sahip olmayan, tüm deney
ve tecrübesini yaşadıkları ile öğrenen Kürt kadın
hareketinin bu yanılgılarını veya ortaya çıkardığı
çeşitli yanlışlıkları ne çok abartmak ne de çok
büyütmek gerekir. Çünkü kendisinden önce
tecrübesinden yararlanabileceği hiçbir kadın
hareketi Ortadoğu’da gelişmemiştir. En önemlisi de
kadın tarafından da, kadın sorununu sadece kendisi
ile sınırlı gören, kendisine ait gören yaklaşım ve
anlayışlarda uzun dönem yaşam bularak, mücadelede
varlık göstermiştir. Bu tutum için de kadınları
suçlamak yerine, beklide kadının kendi sorunun
tanıması açısından bir ihtiyaç olarak görmek yerinde
olacaktır. Yani kadın açısından kendisine ait olan
bu sorunu sınırsız sahip çıkması, yadırganacak bir
durum olarak görmemek gerekir. Bilinçlenme ve
örgütlenme geliştikçe bu yaklaşımı sürdürmek, mezhep
tutuculuğunu ortaya çıkartır. Kadın hareketi bu
konuma düşmeden, sorunun daha fazla toplumsallaşması
için mücadeleyi geniş kesimlere yayarak ilerletme
becerisini göstermesi gerekir. Ekim ayı şehitleri
vesilesi ile kadın hareketinin belirlediğimiz bu
yetersizliğin giderilmesinde daha büyük bir ısrar ve
mücadele kararlılığı ile kadın sorunun
sahiplenilmesini ve çözüm için herkesin seferber
olmasını sağlamalıdır. Önderlik cinsiyetçiliğin de
milliyetçilik kadar tehlikeli olduğunu söylerken,
toplumsal cinsiyetçiliğin, insanlığın ve toplumların
en büyük baş belası olduğunu ifade ediyordu.
Mücadelemiz açısından da toplumsal cinsiyetçi
zihniyet, onun kurumlaşmış ilişki ve yaşam
anlayışları giderilmezse, Kürt kadın hareketi de,
ulusal mücadelede her zaman çeşitli tehlikeler ile
karşı karşıya kalacak ve geriye düşüşleri yaşama
riskini taşıyacaktır. Toplumsal cinsiyetçilik,
iktidarcı zihniyetin bir ürünü olarak yaşam
bulurken, demokratik-komünal değerleri ifade eden
eşitlikçi, adaletli, özgürlükleri esas alan,
iktidardan arınmış kadınlar ve erkekler olmak için
mücadele etmek ekim şehitlerinin anısına doğru
bağlılığı ifade edecektir. Yeni bir ekim ayında
böyle bir mücadele anlayışı ile kendimizden işe
başlayalım. Hoşgörüyü, farklılığı, çeşitliliği büyük
bir zenginlik olarak ele alıp, her şeyi kendi
eksenimizde düşünme biçim ve yöntemlerinden
vazgeçelim. Beritan, her türlü geriliğe karşı
teslimiyeti kabul etmedi. Kadın olarak kişilik
kazanmasının önündeki çeşitli feodal yaklaşımlara
karşıda mücadele etti. İşbirlikçi anlayışa karşı da
mücadele etti. Bu nedenle her türlü toplumsal
cinsiyetçi anlayışla mücadele etmek, iktidarcılığa,
tahakküme karşı mücadele etmek anlamını taşıyor.
Ekim şehitleri anısına tüm Kürt kadının ve erkeğin
mücadele perspektifi bu olmalıdır. Beritan bize bunu
öğretti. Ekim şehitleri vesilesi iktidarcı
zihniyetleri alaşağa etmeye başlayalım.