|
SEÇİMLERİN BAŞARISI, ÖNDERLİĞİMİZİN
DEMOKRATİK ULUS PROJESİNİN BAŞARISIDIR...
|
Cumhuriyet tarihinde uygulanan seçimler Kürt halkı için
bugüne kadar sıradan, kendi dışında ve yakındaki
komşularını ve başlarında duracak sömürgecilerin
suretini ortaya koyacak bir şeydi. Kendileri dışında bir
olguydu. “Bizim dışımızda, bizden öte, yabancı” diye
tanımlanırdı. Oysa Kürdistan özgürlük mücadelesi PKK’nin
başlattığı süreçle birlikte bu ve benzeri süreçlerin
içine Kürtler de dâhil olmaya başladı. Kürtlerin
kendileri hakkında söz-irade gücü olmayışlarıyla,
politikaya bakışıyla, tarihten bu yana gördükleri
politika biçimlerinin kirliliğiyle de bağlantılı olarak
bu süreçlerin dışında duran Kürtler özgürlük
mücadelesinin başlamasıyla birlikte kendilerini yönetsel
gücü oluşturacak bu irade belirlenişine tabi ettiler.
Parlamenter demokrasinin bir gereği olan seçimler, ulus
devlet anlayışında, vatandaşlık görevinin yerine
getirilmesi anlamında kutsallaştırılır. Oysa bizler için
seçimler, seçme ve seçilme hakkını kullanarak anayasal
bir yükümlülüğü yerine getirmenin çok ötesinde anlamlar
taşır. Kürt halkının olduğu kadar bu son seçimlerle
birlikte Mezopotamyalı ve Anadolulu tüm toplulukların
demokratik iradesini ortaya koyan seçimlere katılmak,
kendi iradesini temsil edecek adayların meclise girmesi
için çalışmalar yürütmek bu süreçte daha da anlam
kazandı. Önderliğimizin öğretisinde parlamenter
demokrasi hiçbir zaman özgürlüğün ölçütü olmamıştır.
Doğrudan demokrasi esas olduğundan komünlerin
kuruluşunda ısrar edilmekte, akademilerin kurulması
öngörülmekte, sokakta kılınan namazların dahi sonrasında
Medine İslam’ında olduğu gibi bir tartışma, kendi
gündemlerini oluşturma, doğrudan kendi yönetsel-idaresel
iradeyi oluşturma anlamına gelmektedir. Doğrudan
demokrasinin oluşum şartı toplumun bu bilince ulaşarak
kendisi hakkında temsilcilerin dışında bir karar-kanaat
sahibi olması anlamındadır. Parlamenter demokrasinin
bugün yürütülen mücadelesi ise bizler açısından anayasal
düzenlemelerin yenilenmesi, Kürt halkı başta olmak üzere
tüm ezilen halkların statülerinin belirlenerek kendi
özerklikleriyle yaşamalarını sağlamayı ve
Anadolu-Mezopotamya halklarının demokratik ulus
yapılanmasının ilk adımlarını oluşturmaya
amaçlamaktadır.
Bu anlamıyla 12 Haziran’da yapılan son seçimler
demokratik ulus olasılığını gerçek kılmıştır.
Önderliğimizin ortaya koyduğu demokratik ulus
yapılanmasının ütopya olmadığını, hatta Ortadoğu
demokratik uluslar konfederasyonuna giden ilk adımın bu
seçimlerle atıldığını bu seçimler göstermiştir. Bu
anlamıyla 12 Haziran seçimleri Ortadoğu’nun özlemini
çektiği, ilk ana yaratıcısı olduğu zamanları yeniden
yaşamasının kapılarını aralamış, doğunun ışığını yeniden
yüreklerde yaratmıştır. Türkiye demokrasinin oluşmasında
Kürt’lerin rolünün ve Kürdistan eksenli özgürlük
mücadelesiyle buluşan halklar, topluluklar, inançlar ve
farklılıklar mücadelesinin kazanacağını kanıtlamıştır.
Tabi ki bu belirlemeler sürecin tümüyle seçimlerdeki
kazanımlarla yetinilerek, toplumsal istemleri
parlamentonun insafına bırakarak ya da barış-demokratik
zamanların gelmesine bekleyerek geçirileceği anlamında
değildir. Tam tersine seçimler, bizlere yapılması
gerekenler konusunda umut, güven ve güç verdiği kadar
çalışmaları yeniden en yüksek düzeyde özgürlük
kampanyası ruhuyla başlatmanın da sorumluluğunu
vermiştir. Emek demokrasi bloğunun 36 milletvekiliyle
mecliste temsil edilmesinin başarısı sayısal çokluğundan
kaynaklı değildir sadece. Bu gruptan Süryani bir vekilin
yer alması Türkiye tarihinde bir ilktir. Ve bu ilki, bu
demokrasi ilkini Türkiye’ye yaşatanın Önder Abdullah
Öcalan olduğu hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.
Yine Türkiyeli vekillerin blok çatısı altında meclise
gitmelerinin önemi bir yüzyıla rengini verecek
gelişmeleri yaratacak düzeydedir. Mahirlerin yol
arkadaşı olan Ertuğrul Kürkçü’nün destansı gençlik
yıllarının ardından, uzun zaman sonra da olsa halkla,
toplumla, kitlelerle yeniden devrim-özgürlük coşkusuyla
buluşması da tarihi önemdedir. Bu coşku hepimizin
yüreğinde Ortadoğulu tüm toplulukların bir arada
yaşayacağı düşüncesini güçlendirmiş, özgürlük ahlakıyla
yaşanacak gelecek günlere dair inancımızı arttırmıştır.
Yine faşist devlet zihniyetinin KCK davası tutukluları
adıyla zindanlara kapattığı 6 Kürdistanlı siyasetçinin
halkın iradesiyle zindanlardan meclise taşınması da
halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesindeki ısrarı,
başarı düzeyini ve yaratılan bilinçlenmeyi
göstermektedir.
Bundan sonrası süreçte meclis bünyesinde oluşturulacak
temel gündem, bizler açısından Önderliğimizin durumu,
özerklik ve anayasal değişim ekseninde devam edecektir
ve tüm gündemlerin merkezinde özgürlük, demokrasi ve
ahlaki toplumun yeniden inşası yer alacaktır. Çünkü
halkımız birçok Kürdistan şehrinde, ilçesinde,
kasabasında, köy ve mahallesinde kendi iradesini
doğrudan ortaya koyarak özerklik ilanları
gerçekleştirmiştir. Bu iradeyi mevcut politik zeminle
bütünleştirmek, anayasal zemine kavuşturmak ve yaşanması
gerekenleri yaşanabilir kılmak dönemin temel görevi
olmuştur.
Bunlarla birlikte vekil çıkarılamayan alanlara bakarak
yürüttüğümüz çalışmalarda ne kadar eksikliğimizin
olduğunu görmek durumundayız. Kazanma potansiyelimizin
çok fazla olduğu birçok alanda Türkiye’de Manisa, İzmir,
Yalova ile birlikte Kürdistan’da Dersim, Ardahan,
Adıyaman ve Antep’ten vekil çıkarılamamış olması bu
alanlardaki sistem partilerinin işgalci anlayışlarını
sorgulamamız kadar bu işgaller karşısında ne kadar
çalışma yürüttüğümüzün, ne kadar çalışmalarımızda
ısrarcı olduğumuzun ve başarıyı hedefleyen tarz-tempo ve
performansı ne kadar sergilediğimizin de göstergesidir.
Özellikle Kürdistan bölgelerinde kazandıracak tarz ve
tempoda çalışmaları yürütememiş olmak, bu bölgeleri
kültürel asimilasyonun ve işgalci-statükocu partilerin
soykırım-kültürkırım zihniyetlerinin
insafına-insafsızlığına bırakmak anlamına gelir. Ki bu
durum da Kürdistan özgürlük mücadelesinin ilk oluşum
yıllarında önemli roller üstlenmiş olan bu alanlarımıza
karşı bir haksızlık olacaktır. Bundan sonraki süreç,
vekil çıkarılan alanlardaki özerklik yapılanması
çalışmaları kadar vekil çıkarılamayan alanlardaki
halkımıza giderek özgürlük mücadelesinin yarattığı
özgürlük ruhunu bu alanlara taşımak, yapılamayanların
özeleştirisini vererek yeni bir çalışma ve özgürlük
ahlakında halkımızla buluşma sürecini başlatmak
olmalıdır.
Tüm bunlara rağmen bu sürecin tüm getirileri
Önderliğimizin yarattığı kazanımlardır. Bundan dolayı
Önderliğimizin yaşam koşullarının değiştirilmesi başta
olmak üzere müzakerelerin yapılması, Önderliğimizin
Türkiye siyasetine dâhil edilmesi şartları Türkiye
demokrasisinin de temel şartı olmuştur. Bunu blok olarak
girilen seçimlerin sonucu göstermiştir.
Özgürlüğü yaratarak tüm Anadolu ve Mezopotamya
insanlarının yüreğinde özgürlük ateşini tutuşturan
Güneşimiz Önder Abdullah Öcalan’ın esaret koşullarının
kaldırılması için tüm gücümüzü seferber etmemiz tek
şarttır. Halkımızın seçim sonuçlarını beklemeden
başlattığı kutlamaların anlamı budur. Kendi iradesine,
yürüttüğü mücadelesine ve Önderliğiyle yaşayacağına olan
inancı, halkımızın yüreğinden taşmış ve erkenden
özgürlük sloganlarını yükseltmiştir. Bu erken
kutlamalar, böyle bir anlam kadar bizlere tarihsel
görevler emretmektedir.
Önderliğimizin esaretini kaldırmak, onurlu bir varoluşun
anlamına ulaşmanın ve özgürlük ahlakıyla yaşamanın tek
şartıdır.