DEĞERLENDİRMELER
KADIN VE NAMUS

Derya Koçgiri


Namus olgusu etrafında oluşturulan zihniyet yapılanmasının yol açtığı sorunlar, coğrafyamızın en temel çözüm bekleyen sorunlarından birini oluşturmaktadır. Her gün neredeyse namus anlayışından kaynaklı işlenmeyen cinayet, uygulanmayan şiddet kalmamaktadır. Namus anlayışından kaynaklı işlenen cinayetler, trajik-komik bir durumu ortaya çıkarsa da en zor aşılacak bir olgu olarak kadınların ve toplumların karşısında durmaktadır. Kuşkusuz namus anlayışını irdelerken, kadının özgürlük mücadelesindeki yol haritasını da belirlemiş oluyoruz. Çünkü kadın bedeni üzerinde geliştirilen tahakküm ve bu tahakkümün yol açtığı sonuçlar doğru okunmadıkça, kadınların kurtuluşunun sağlanması da mümkün olmayacaktır. Nihayetinde kadınlar, yüzyıllardır erkek egemenliği karşısında mücadele yürütmektedirler. Kadınların bu mücadelesinin, dünyanın değişik coğrafyalarında ortaya çıkardığı sonuçlarda da farklılıklar bulunmaktadır. Dünyanın bazı ülkelerinde, hatta bazı kıtalarında artık namus kadın ile özdeş sayılmamaktadır. Bundan dolayı bu coğrafyalarda yaşayan kadınlar açısından namus anlayışının değiştirilmesi gibi bir problemleri yoktur. Bu coğrafyalarda kadınlar daha fazla eşit haklara sahip olma mücadelesi verirlerken, Ortadoğu, Asya gibi birçok bölgede ise kadınlar, hala namus anlayışının ortaya çıkardığı kadın katliamları karşısında örgütlenerek, mücadele edebilme iradesini geliştirmeye çalışmaktadırlar. Yani, kadınlar kendisi ile özdeş kılınan namus kavramına o kadar aşina olmuştur ki, bu kavram dışında kendisini düşünememektedir. İffetli, namuslu kadın olabilmek için her türlü fedakarlığı göstermekten çekinmemekte, namuslu kadın unvanını kazanmak onuruna erişmenin özel çabası içerisinde olmaktadırlar. Erkeğin kadın üzerindeki tahakkümüne son verilmedikçe, hem kadında hem de erkekte namus olgusunun toplumsal bir değişim yaşaması mümkün olmayacaktır. Bundan dolayı namus olgusuna yüklenen anlamda toplumsal bir değişime ihtiyaç vardır.
Namus olgusu, kadının özel mülkiyet haline getirilmesi ile gelişen bir olgudur. Erkeğin kadın etrafında gelişen yaşam karşısında uzun ve çetin kavgasının sonunda kadının, erkeğe her açıdan teslim olması ile başlayan bu sürecin en acı sonuçlarından biri olarak görebileceğimiz namus olgusu, bin yıllardır kadını güçsüz bırakarak, yaşamın dışına itmiştir. Yaşadığı topluluğa ait olan kadın, topluluktan kopartılarak özel evlere hapsedilmeye başlanmıştır. Topluluktan kopartıldıkça, özel mülk haline gelen kadın üzerinde söz söyleme hakkı daha fazla doğmaktadır. Erkek kadın karşısında bu hakkı elde edebilmek için çok kurnazca geliştirdiği yöntemleri kullanarak, kadının sadece bedenini değil en başta düşünce ve duygu dünyasını teslim almıştır. Düşünce ve duygu dünyasında kendisi ve topluluk için yaşama anlayışından kopartılan kadın, giderek erkek için yaşama, onun için var olabilme duygusunu iliklerine kadar yaşamıştır. Bin yılları alan denetime alma mücadele süreci içerisinde kadın kendisinden daha fazla uzaklaşmış, özel mülk haline getirilmesini yaşamın vazgeçilmezliği ile kabul etmiştir. Bu kabulleniş kolay olmadığı gibi, bu kabullenişi içine sindirerek yaşamakta ise sürekli çatlaklar kendisini açığa çıkarmıştır. Özgürlük arayışları bu çatlaklıklardan dolayı sürekli varlık göstermiştir. Dünyanın tüm coğrafyasında bu süreçler farklı zamanlarda yaşanırken, birçok topluluk kadının bedeni üzerinden kurulan bu düzeni bozmanın mücadelesini vererek, kadının kendisi için yaşama kararını verebilme düzeyine gelmesini geliştirmiştir. Bu konuda gelişim sağlamış topluluklarda hala ciddi olarak aşılması gereken zihniyet anlayışları olsa da, coğrafyamızdaki durumla karşılaştırıldığında, çok ileri düzeyleri de göstermektedir. Coğrafyamızdaki durum trajik komik olmanın da ötesinde, vahim bir durumu yansıtmaktadır. “Kadın eşittir namustur” ikilemi veya “birliktenliği” öyle bir hal almıştır ki gözü karalığın ötesinde yaşamı yaşanılmaz duruma getirmiştir. Sadece kadını değil, erkeği de toplumun tümünü de etkileyen bu trajik durumun aşılması için gösterilen çabalar ise denizde bir damla gibi kalmaktadır. İslam dininin de etkisi ile coğrafyamızda namus adına işlenen cinayetler veya uygulanan şiddet en başta kadınlar üzerinde ciddi psikolojik sorunların oluşmasını ortaya çıkarmaktadır. Namusu koruma, namuslu yaşama adına gerçekleşen her türlü anlayış ve eylem kadını iradesizleştirdiği gibi, erkeğe daha fazla bağlanmanın yolunu da açmaktadır. Özünde erkeğe ait olmanın, onun dışında yaşamanın mümkün olmadığı hissi ve duygusunun gelişmesi daha fazla olmaktadır. Dini inanç ile daha fazla pekiştirilen bu gerçekliğin coğrafyamız açısındaki tezatlığını kutsallıktan, köleliğe geçiş olması açısında da önemle üzerinde durulması gereken bir gerçeği ifade etmektedir.
Kadın ekseninde oluşan doğal toplumun, giderek kadın aleyhine evrilme süreciyle özel mülkiyet haline gelen kadın cinsinin, yaşamın her alanından kopartılması, tersinde oluşturulan kutsallaştırılma ile yapılmıştır. Kadın yaratıcılığında gelişen insanlığın toplumsallaşmasındaki kadına atfedilen kutsallık, bu defa kadının cinselliğine sahip olma adına kutsallaştırılmıştır. Kadının cinselliğini kullanma, sadece bir kişiye ait olması için geliştirilen namus anlayışı, kadının doğurganlığı ve yaratıcılığını hapsetmenin aracı haline getirilmiştir. Kadın, cinselliğini yaşama özgürlüğüne ve iradesine sahip değildir artık. Oysa cinselliğini özgürce ve kendi iradesi ile tüm toplum için kullanabilmesi üzerinden oluşan kutsallık, günah ve yasaklı hale getirilerek, sadece bir kişi için kullandığı sürece namuslu olabileceği anlayışına dönüştürülmüştür. Bunun üzerinden oluşan bir kutsallaştırma meşrutiyet kazanmıştır. Özünde namuslu olmak, kadının cinselliği üzerinde hak sahibi olmayı, diğer bir deyişle kadının yaratıcılığını ve doğurganlığını kontrol altına almayı getirmiştir. Doğurganlık ve yaratıcılığından oluşan kutsallık, namuslu olma kutsallığına dönüştürülmesi tezat ve çelişkili bir gerçeği oluşturmuştur. Tezat ve çelişkili bu ikilem ise bin yıllardır kadınların özgürlük arayışının ana kaynağı olmuştur. Mücadelesi verilen bu özgürlük arayışında kadın, namusun kaynağı olmaktan çıkma mücadelesini verirken, erkek ise “kadın namustur” anlayışında ısrarcı olmaktadır. Her iki mücadele arasındaki kavgada bin yıllardır keskin sınırlar oluşmuştur. Keskin sınırlar kadar iç içe geçen kavgada hala büyük acıları yaşayan kadınların, namus olgusuna mahkumiyeti büyük bir tehlikeyi de günümüz koşullarında hala taşımaktadır.
Namus olgusu, Ortadoğu coğrafyasında kadını ezmenin, denetim altına almanın bir aracı olarak erkek tarafından hala çok ciddi bir biçimde kullanılır ve yaşamın her alanına nüfus etmeyi sürdürürken, Kürtler açısından trajedinin boyutlarını daha farklı açılardan ele almak gerekecektir. Kuşkusuz Kürt toplumunda namusu ele alış biçimi, özgürlük mücadelesi ile daha fazla sorgulanır olmuştur. Hatta bu sorgulayış ile birlikte namusu ele alışta çok ciddi değişim de bulunmaktadır. Kadın bedeni üzerinde oluşan namus anlayışı, ülkenin kurtuluşundan önce olamayacağı biçimindeki yaklaşıma giderek dönüşmüştür. Ülkesinde özgürce yaşamayan, kimliği, dili ve kültürü yasak olan bir halkın en büyük namus kavgasının kimliğinin, dilinin, kültürünün özgürleştirilmesi olması gerektiği düşüncesi toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Bu düşüncenin oluşması başlı başına zihniyet devrimi olmaktadır. Kadın bedeni ve cinselliği üzerindeki tahakkümün sorgulanması dahi önemli, kadına yaşam alanının oluşmasını geliştirmiştir. Kürdistan gerçekliğinde böyle bir değişim, kadın özgürlük mücadelesinde önemli gelişmelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. “Kadın namusumuzdur, kadının kirlenmesi namusumuzun kirlenmesidir” tarzındaki anlayışların yerle bir olması sağlanmıştır. Kürdistan gerçekliğinde bu olgudaki değişiklik ciddi olmakla birlikte, namus ve kadın ikileminin bir aradanlığını bir bütün ortadan kaldırmışta değildir. Ne yazık ki tüm Ortadoğu coğrafyasında olduğu gibi Kürt toplumunda da hala namus olgusu kadın ile özdeşliğini korumaktadır. Bir yandan namus olgusunu ele alışta zihniyet değişimi olurken, bir yandan ise namus ve kadın özdeşleştirilmesi korunmak istenmektedir. Kadın ve erkek arasındaki cins mücadelesinin esasını, namus anlayışını toplumsal algılayıştaki değişimi üzerinde geliştirme söz konusudur. Bu ise çok çetin bir mücadeleyi ortaya çıkarmaktadır.
Kürt toplumunda değişim kadar, hala değişmeyen namus kavramındaki algılayışın kadının kimliksizleştirilmesinde derin izler bıraktığı ise bilinen diğer bir gerçek olmaktadır. Kadının hiç kimsenin namusu olamayacağı, gerçeğinin zihinlere işlemesi ise uzun bir süreci gerektirecektir. Toplumumuzda erkekler kadar, kadınlar tarafından da değişmesi gereken bu zihniyet gerçekliğinin mücadelesinde ki yol haritasının kadın özgürlük mücadelemiz ortaya koymuştur. Öncelikle kadın zihniyetinde oluşan erkeksiz yaşanmaz gerçeğini yıkmak gerekiyor. Toplumumuzun bir kesim kadınında hala bu anlayış mevcuttur. Yine kadının kendi bedeni üzerinde oluşturulan namusa aşikarlık oldukça fazladır. Öncelikle kadınların zihniyetinde bunu değiştirmek olmalıdır. Yine bir kesim kadında bu gerçeği görme, farkına varma olmakta, fakat bunun karşısında nasıl duracağını bilmemektedir. Hatta çözümsüzlük yaşayarak intihar veya kendini yakmayı seçmektedir. Aynı zamanda bir kesim kadında önemli bir mücadele yürütülmekle birlikte, örgütlenmenin daha yaygın hale getirilmesi sorunları vardır. Erkeklerin kadın özgürlük mücadelesini kabullenişi de, namus anlayışının toplumsal değişimine büyük bir katkı sunmaktadır. Toplumumuzda hala erkeklerin büyük bir kesimi kadını namus olarak görmekte ve bundan çıkarılması için de mücadele yürütmemektedir. Birçok açıdan da karşı duruşunu sürdürmektedir. Tüm bunlar değerlendirildiğinde kadınların özgürlük arayışının çetin kavgasında, kadının kendisine ait olma duygusunu geliştirme, sorunun çözümünün de esasını oluşturmaktadır. Her kadın ‘kimseye ait değilim, kimsenin namusu olmayacağım, sadece kendime aidim’ düşüncesini geliştirdiği oranda, namus olgusundaki değişim de daha hızlı olacaktır.
Kürt toplumu ve Kürt kadınları namus anlayışının değişiminin öncülüğünü Ortadoğu coğrafyasında üstlenmiş bulunmaktadırlar. Bu mücadelenin kadınlar için başarı getireceğine inanarak, kadına karşı her türlü şiddet karşısında duralım.
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır