|
BAŞKALARINI KÜÇÜMSEMEK EN BÜYÜK CAHİLLİKTİR
|
Ülkemizin her tarafında acı, gözyaşı ve ölüm… Kürtlere,
analara ve kadınlara bunlar layık görülüyor ya! Mayıs
ayına yine ölüm haberleri ile girdik. Mardin’de ki
katliam herkesin yüreğini yaktı. Her zaman ki gibi en
fazlada kadınların ve çocukların… Yaşanan katliamın arka
perdesi öğrenilmeden, ya da arka perdesindekini gizlemek
için devletin en tepesindekiler, cahillik, töre
cinayeti, geleneklerin sonucu gibi açıklamalar ile olayı
saptırmayı tercih ettiler. Her ne kadar kısa sürede
olayın hiç de öyle töre cinayeti, namus meselesi gibi
sorunlardan kaynaklanmadığı, devletin çürüyen koruculuk
sisteminin ortaya çıkardığı bir vahşet olduğu
anlaşıldıysa da. Bu vahşet korucuların tek başına
yapacağı bir olayda değildir. Çok yakınında karakol
olacak, 7-8 kişi elini kolunu sallayarak, köyü basacak
herkesi öldürecek ve kaçacak. Bu topraklarda yaşayan
insanlar böyle bir olayın bu kadar kolay olmayacağını
bilirler. Zaten Kürtler olayın gerçek yüzünü biliyor ve
kaç gündür bağıra bağıra söylüyorlar. Meselenin bu
boyutlarına çok fazla girmeden, bu olayın diğer yüzünü
yazmak istiyorum.
Töreler, namus cinayetleri neden sürekli Kürt halkı ile
bütünleştirilmek isteniyor? Neden sadece Kürtlerde
geleneklerin ortaya çıkardığı bir cehalet varmış gibi
yansıtılıyor? Mardin’deki katliam arkasında söylenen,
dile getirilen çeşitle değerlendirmeler yeniden bu
soruları sormayı ve cevaplarını bir kez daha yazmayı
gerekli gördüm.
Kürt halkında geleneklerin ve bu geleneklerin ortaya
çıkardığı yaşam tarzı hakimdir. Bu geleneklerin kökeni
ise ortak yaşama kültüründen gelmektedir. Yani
toplumsallık Kürt halkında çok ağır basar.
Toplumsallığın Kürtlerde ortaya çıkardığı çok güzel
yaşam anlayışları vardır. İşte o sürekli yerdiğimiz,
beğenmediğimiz, küçümsediğimiz aşiret yapılanmasının
aslında bir arada olma, bireyi ve yaşadığı topluluğu
koruma duygusu oluşturduğu bilinmektedir. Bunlar güzel
şeylerdir. Keşke günümüz dünyasında bunları daha fazla
yaşatabilsek. Diğer yandan bu geleneklerin, aşiret
yapılanmaların ortaya çıkardığı ve topluma ve bireye
zarar veren yanlarının da aşılması gerekir. Özellikle de
kadınla ifade edilen, bütünleştirilen namus anlayışının
ortaya çıkardığı çeşitli kalıplar ile mücadele etmek,
işte töre olarak da anlam bulan yasaları değiştirmek çok
önemlidir. Kadın özgürlük hareketinin temel mücadele
gerekçelerinden bir tanesi de budur. Yani kadın bedeni
ile ifadelendirilen her türlü zihniyet ve yaşam
anlayışları değiştirmek ve dönüştürmektir. Kadınlara
iradesele bilinç kazandırmak, öz güvenleri
oluşturmaktır.
Kürt özgürlük hareketine Kürt kadınlarına bu konuda
söylenecek laf olamaz. Bu tür sorunları gündemleştiren,
mücadele eden bizleriz. Kürt halkına, Kürt kadınına
bilinç veren, değişmesi ve dönüşmesi mücadele eden
bizleriz. Kadınların irade kazanıp, öz güçlerini açığa
çıkarması için örgütlülükler oluşturanda Kürt
kadınlarının kendisidir. Şimdiye kadar Kürt halkının
bilinç kazanması için tek bir ciddi çalışma yapmayan,
tersine Kürtlerin bilinçlenmemesi için her türlü çabayı
gösteren devletin, Kürtler hakkında cahiller, törelerin
ortaya çıkardığı sonuçlardır gibi değerlendirme yapmaya
hakları yoktur. Bu değerlendirmeleri yaparlarken dahi,
Kürt halkını küçümseme, aşağılama vardır. Bugüne kadar
Kürt halkının gelişimi için ne yaptınız ki böyle
konuşuyorsunuz? Yaptığınız her türlü çalışmayı zaten
cahiller, geri kalmışlar, birbirlerini öldürürler
mantığı ile yapıyorsunuz. Bu mantığın altında yatanda
tüm bu sorunların Kürtlüklerinden kaynaklandığıdır.
Cahilliğin kaynağını insanların Kürt olmasına yıllarca
bağlamadınız mı?
Oysaki herkes çok iyi biliyor, PKK mücadelesi, Kürt
kadınlarının özgürlük mücadelesi olmasaydı bugün Kürtlük
adına tek bir şey kalmayacaktı. Ne kadar Türkleşme olur
ise o kadar da cahillikten kurtarılmış olunacaktı.
Mardin’de ki olayın Kürt halkını değil cahillikten
çıkarma, daha fazla cahillik batağında kalmasını
sağlayacak koruculuk gibi Kürtleri birbirine kırdırtan
bir politikanın sonucu olduğu ortadır. Devlet
büyüklerinin söylediklerine artık ne Türkiye toplumu ne
de Kürt toplumu inanıyor. Söylediklerine sadece gülüp
geçiyoruz.
Töreler ve törelerin ortaya çıkardığı yaşam anlayışı
sadece Kürtlerde de yoktur. Şimdi kim şunu söyleyebilir.
Namus anlayışı Türk toplumunda yoktur. Belki bu
anlayışın ortaya çıkardığı uygulamalar farklıdır. Her
gün yüzlerce kadın tecavüze uğramıyor mu? Fuhuşa
sürüklenmiyor mu? Yüzlerce kadın şiddetle yüz yüze değil
mi? Evet bunların hepsi Türkiye toplumunda da yaşanıyor.
Dahası sadece Türk ve Kürt toplumunda değil, Ortadoğu’da
yaşanıyor. Ortadoğu’da ki kadın bitirilişi, Batı
toplumlarında da farklı biçimlerde sürüyor. Kadın
özgürlük sorunu evrensel bir sorundur. Dünyanın her
yerinde yaşanan bir sorunu sadece bir halka mal ederek,
gelişmişlikten dem vurmak en büyük cahilliktir.
Dünyada kadın üzerinde egemenlik anlayışından kaynaklı
kurulmuş bir düzen var. Yaşanan her türlü sorun bu
düzenden kaynağını alıyor. Bu düzeni değiştirmek için
mücadele etmek gerekirken, bu düzeni sadece birilerine
mal etmek, üstelik bu mal ediliş üzerinden bir halkı
aşağılamak kabul edilemez. Adeta Kürt halkına “siz zaten
cahilsiniz, bu yüzden size bunu reva görüyoruz. Bu
bataklığın içinden çıkmayın, bataklığın kurumaması için
elimizden geleni yapacağız” deniliyor. Koruculuk gibi
bir sistemin devam ettirilmek istenmesinin anlamı budur.
Kürt halkının çok büyük bir kesimi zihniyet değişimi ve
dönüşümü yaşayarak, daha fazla iradesel özgürleşmesini
sağlıyor. Devlet ise zihniyetini sürdürmeye devam
ediyor. Yine bu zihniyetin dayandığı zemini korumak
istiyor. Bu zemini korurken dahi Kürt halkına büyük
hakaretler yapıyor.
Mardin’de ki yaşanan katliam artık gerçeklerle
yüzleşmenin zamanın geldiğini, hatta çoktan geçtiğini
gösteriyor. Hatta yüzleşme gerçekleşmez ise Mardin’deki
gibi daha birçok olayın patlak vereceği bilinmelidir.