|
BAŞKAN APO; TOPLUMSAL BARIŞIN YAŞAM İFADESİDİR
|
Derya Koçgiri
Bahara, Önderliğimizin sağlık durumunun damgasını
vurduğu gündemle girdik. Her zaman böyle bir tehlike ile
karşı karşıya gelebileceğimizi düşünüyorduk.
Önderliğimizin avukatları ile yaptığı birçok görüşmede,
sağlığı hakkında belirttikleri her zaman İmralı’daki
özel uygulamalara şüphe ile bakmayı getirmişti. İmralı
adasında ki koşulların, yine yapılan uygulamaların çok
özel olması birçok tehlikenin olabileceğini zaten ortaya
koyuyordu. Önderliğimizin belirtmesine dahi yer
bırakmayan bu uygulamalar, nasıl bir tehlikeyi getirir
kuşkusunu sürekli taşımamızı sağladı. Fakat esaretine
dahi alışamadığımız Önderliğimizin başka bir tehlike ile
karşı karşıya kalmasını hiç düşünmek istemedik. Düşünsek
dahi kendimize itiraf etme cesaretini gösteremedik.
Sürekli kendimizi her hangi bir tehlike olamayacağına
ikna etmeye çalışarak, belki de teselliye başvurduk.
Oysa Önderliğimiz birçok yönelimin olabileceğini, fiziki
imhasının dahi yapılabileceğini söyleyerek işin
ciddiyetine dikkat çekmeye çalıştı. İyi niyetimiz farklı
bir düşünceye yer vermeyerek, demokratik mücadelede
kararlı olmayı sağlıyordu. Şimdi ortaya çıkan ve
belgelerle teyit edilen gerçeklik ise mücadelemizi,
Türkiye toplumunu içinden çıkılmaz noktalara
götürebilecek bir dönüm noktası olmaktadır.
İmralı’da özel geliştirilen tüm uygulamalar karşısında,
Önderliğimizin sağduyusunu yitirmeden, demokratik
mücadeleyi sürdürmesi komploculara karşı bir direniş
olduğu kadar, insan iradesinin hangi yöntemle olursa
olsun denetim altına alınıp kontrol edilemeyeceğinin de
ifadesi olmaktadır. İmralı’da gelişen iradi duruş özünde
komplonun başarısız olduğunu da gösteriyor. İlk günden
itibaren Önderliğimiz üzerinde gelişen bu komplonun hem
Önderliğimiz şahsında, hem de gerillanın ve halkın büyük
direnişi ile boşa çıkarılması imhanın değişik biçimlerde
gündeme getirilmesini sağlamıştır. Alınan karar; imha.
Hangi yöntemle olursa olsun bu karar uygulanmalı
biçiminde ki yaklaşımın sonucu olarak, şimdi de
Önderliğimizin sağlığı üzerinden yeni bir yöntemle
imhanın geliştirilmesi söz konusudur. Peki neden böyle
bir yönelim? Önderliğimizin sağlığı üzerinde
geliştirilen bu yeni komplo neyi hedefliyor? Kürt kadın
özgürlük hareketi olarak da üzerinde daha fazla durmamız
gereken bir olgu olması itibariyle, Önderliğimizin
sağlığı üzerinden geliştirilen bu yönelim nasıl tersine
çevrilmelidir? Kadının dostu ve yoldaşı Önderliğimizi
böyle tehlikeli bir süreçte nasıl yalnız bırakmayacağız?
Komplonun bilfiil Önderlik üzerinden geliştirilmesinin
üzerinden bu yana sekiz yıl geçti ve bu sekiz yıl
içerisinde Önderliğimizin şahsında hareketimizin
etkisizleştirilmesi sürekli gündemde tutuldu. Özgürlük
hareketimizin etkisizleştirilerek denetim altına
alınması olarak gelişen çeşitli yönelimlere karşı,
demokratik mücadelemizde ısrarcı olmayı sürdürdük.
Çözümün Türkiye sınırları içinde geliştirilmesinde ki
kararlılığımızı her zaman gösterdik. Mücadelemizin
çıkışından bu yana sürdürdüğümüz her olumlu girişim ve
çaba, Önderliğimize karşı yeniden mücadelemizi çıkmaza
koyma şeklinde sürekli gündemde tutuldu. Israrla
hareketimizin barış ve diyalog çabaları görülmek
istenmedi. Hatta böyle bir çaba içinde olunmadığımız,
Türkiye ve dünya kamuoyuna yansıtıldı. Çeşitli
dönemlerde ortaya koyduğumuz ateşkes süreçleri taktik
olarak değerlendirildi. Geliştirdiğimiz bu ateşkes
süreçlerinin hepsinde gerillayı tümden bitirmeyi
hedefleyen operasyonlar kesintisiz sürdürüldü.
Demokratik zeminde siyaset yapan tüm kurumlara dahi her
fırsatta yönelim geliştirilerek tutuklamalarla, bu
zeminlerin kullanılması kapatılmak istendi. Tüm bunlara
rağmen, Önderliğimizin ısrarla adeta haykırarak dile
getirdiği “halkların önü alınmayacak kanlı savaşa
sürüklenmek istendiği” çağrıları ise hiç duyulmadı.
Önderliğimiz ve hareketimiz tarafından komplonun ilk
gününden itibaren başlatılan oyunların boşa
çıkarılmasına yönelik çabalar hala sürerken, demokratik
ve barış mücadelesine dair iyi niyetini koruduğumuz
böyle bir dönemde, Önderliğimizin sağlığının tehlikede
olmasını duyarak adeta yeni bir sarsıntıyla karşılaştık.
Bu konudaki kaygılar avukatları tarafından Önderliğimize
açıkça iletildiğinde dahi, demokratik mücadeledeki
ısrarı yenilemesi özünde tehlikenin ne kadar derin
olduğunu ve oyunu boşa çıkarma yönündeki çabasının bir
sonucu olmaktadır. Ne yazık ki bu ısrar ve duyarlılığa
çağrıya rağmen başlatılan planın sürdürülmek istendiği
görülmektedir.
Önderliğimizin fiziki imhasında bu kadar ısrar
edilmesinin kuşkusuz birçok nedeni vardır. Komplonun hiç
kesintiye uğramadan ve değişik dönemlerde değişik
biçimlerde sürekli güncelliğini koruması, özgürlük
hareketimizin etkisiz hale getirilmesi kadar, Önderlik
ve hareketin, Önderlik ve halkın, Önderlik ve kadının
birbirinden kopartılarak ayrı olgular olarak ele
alınması amacını taşıyordu. Bu yöntemler 90’lı yılların
başında da sık sık gündeme getirilerek “PKK ayrı, APO
ayrı tarzında” da sürdürülmüştü. Her dönem gündeme gelen
bu ayrıştırmalar, bu yönlü çabalar sonuçsuz kalınca, ilk
fırsatta en çok dillendirilen bir yaklaşım olarak
bizlere kabul ettirilmek istenen bir gerçeklik
olmaktadır. Bugünde hareketin ve halkın Önderlikten
kopartılma çabası olarak, Önderliğimizin sağlığı
üzerinden halkın, gerillanın ve kadının iradisini kırma
mücadelesi yürütülüyor. Kırılan iradelerle; mücadele
zayıflatılarak, denetim altına alınarak ve istenildiği
gibi kullanılabilecek bir düzeye getirilme çabası
mevcuttur.
Bugün dünyanın gelişimini belirleyen sistemler,
kendilerinin oluşturdukları ideolojiler ve bu
ideolojiler etrafında ördükleri yaşam dışında, herhangi
bir ideolojiyi kabul etme güçleri yoktur. Böyle bir
kabul edişi beklemek zaten yanlıştır. Egemen sistemleri
en çok sarsacak, onun düzenini bozacak güç olarak ortaya
çıkan Önderlik ideolojisi ve paradigması anlaşıldığı
günden itibaren hep yönelime maruz kalmıştı. Esaretinden
öncede bu durumu Önderlik görüyor ve egemen sistemlerin
kendisini ve hareketimizi kabul edemeyişinin temel
nedenlerini sürekli belirtiyordu. Hangi gerçeklikti ki
bu kadar egemen sistemleri sarsıyor, korkutuyor, mutlaka
etkisizleştirilmesi için bu kadar çaba gösteriliyordu.
Uygarlık tarihi kendisini kadının iradesizleştirilmesi
üzerinden kurmuştu. Denetim altına alınan kadın şahsında
doğada, toplumlarda, insan iradesi de yok sayılmış ve
insanlık tarihinde kanlı savaşlara yol açan, milyonlarca
insanın ölümüne neden olan, yüzlerce farklı etnik
yapının, kültürün, dilin yok edilmesine dönüşen korkunç
bir insan egosunu ortaya çıkarmıştı. Kendi varlığını
sürdürmek için diğerini, farklı olanı yok etme kültürünü
geliştirmişti. Kendi çıkarlarına ters düşen her düşünce,
her kültür ve farklı etnik yapılar ötekileştirilerek
karşıt hale getirilip ortadan kaldırılması gereken
olgular olarak insanlığın ve toplumların belleğine
yazılmıştı. Benim varlığım başkasının yok olması
üzerinden gelişir zihniyeti bir yaşam kültürü ve düşünce
biçimi olarak insanlığın kabul ettiği bir gerçekliğe
dönüşmüştü. Bunda en fazla zarar gören kadın ise, böyle
bir düşünce ve kültürel yaşam içinde sadece zayıf bir
cins olarak zoraki ayakta kalma mücadelesini vermekten
başka bir şansa sahip olamamıştı. Önderliğimiz uygarlık
tarihinin kadın aleyhine olan bu zihniyet yapılanması
eksenindeki her türlü düşünce, kültürel ve yaşam anlayış
ve tarzlarına karşı mücadeleyi kadın lehine çevrilmesini
başlatırken, günümüz dünyasının bütün Zeus’larını
karşısına almış bulunuyordu. Sistemin temel taşlarını
sarsacak yeni bir ideolojinin ortaya çıkışı, kadın
etrafında yeni bir yaşamın kurulması mücadelesi
geliştirilmek isteniyordu. Kadının yaratıcılığı,
üreticiliği, ekolojik duyarlılığı, barışçıl ve
birliktenliği esas alan zihniyetiyle gelişecek yaşam,
insanlığa ve toplumlara yeni ufuklar açarken, bin
yılların egemen sistemlerinin hakimiyetine artık dur
demenin de ifadesi olarak gelişiyordu. Önderliğimizin
kadın özgürlük mücadelesi ile başlattığı bu süreç sadece
Kürt sorunun anahtarı olmamakta, insanlığın yaşadığı tüm
acılarında son bulmasının bir ilacı ve tedavi yöntemi
olarak insanlığa sunulmaktaydı. Kadın özgürlüğünde
somutlaşan insanlığı ve toplumları tedavi etme
projesinin ezilen halklar, en başta da kadın tarafından
benimsenmesi, kabul görmesi gelişirken, sistemlerin
efendileri tarafından ise karşı hamlelerle yok edilme
mücadelesine dönüştürülmüştür. Önderliğimiz şahsında
geliştirilen tüm yönelimlerin asıl amacı bu olduğundan,
Önderliğimiz etrafında gelişen her türlü komplo kadın
özgürlük hareketini de hedeflemekte, kadın özgürlük
hareketinin boğdurulması amacını da taşımaktadır.
Önderliğimizin Kürt halkında ve kadında oluşturduğu
bilinç, irade, özgürlük arayışı ve örgütlülüğü Önderlik
ve halkı, Önderlik ve kadını, Önderlik ve özgürlük
amaçlarını iç içe geçirerek ayrılmaz bir bütünsellik
haline getirmiştir. Tüm toplumların belli dönemlerinde,
o topluma yön veren ve toplumun bilinçlenmesini sağlayan
önderleri vardır. Bu önderler o toplumun gelişimini ve
kaderini belirleyen konumdadırlar. Önderliğimiz de Kürt
halkı ve kadını açısından böyle bir ifadeyi temsil
etmektedir. Kendi başına bir kişi olmadığı gibi, Kürt
halkının ve Kürt kadınının kimliğini, özgürlük ve
eşitlik ihtiyaçlarının, siyasi, kültürel taleplerinin
bileşkesini ifade eden bir gerçekliği şahsında
somutlaştırmıştır. Yine halkların en başta da Türk ve
Kürt halkı arasında ki özgürlük ve eşitlik temelinde
geliştirilecek demokratik birliktenliğinin güvencesi
olmaktadır. Bin yılların iç içe geçmiş iki halkının,
yani Kürt ve Türk halklarının yaşam garantisi
Önderliğimiz etrafında oluşmaktadır. Hem halkımızın
özgürlük mücadelesi açısından, hem kadın özgürlük
mücadelemiz açısından, yine halkların birliktenliğinin
geleceğe demokratik ve barışçıl temellere taşınmasında
ki rolü itibariyle, Önderliğimizin yaşamının güvence
altına alınması bizler açısından asla vazgeçemeyeceğimiz
bir gerçekliği ifade etmektedir. Tüm bunlardan ayrı ne
bir mücadele gerekçemiz olabilir. Ne de bundan ayrı bir
özgürlük ve eşitlik arayışımız gelişebilir.
Ne yazık ki hala komplocu efendiler böyle bir gerçeklik
yokmuş gibi yönelimlerini her geçen gün farklı
biçimlerde devreye koymakta ve sonuç alacaklarını
düşünmekteler. Bu oldukça tehlikeli bir süreci, hatta
geri dönülmesi zor olabilecek bir yol haritasını önümüze
koymaktadır. Halklarımıza yüzlerce yıl acı getirecek bir
yola girmemize adeta zorlanıyoruz. Önderliğimizin yaşamı
etrafında geliştirilen bu tehlike oldukça hassas olmayı
gerektirdiği gibi, sağduyulu ve bilinçli bir mücadeleyi
de gerekli kılıyor. Böyle bir yol haritasını baştan
itibaren kabul etmediğimiz, geçen tüm dönemlere
baktığımızda bizler tarafından çok net olarak ortaya
konulmuştur. Bugünde bunu kabul etmiyoruz. Önderliğimiz
var ise bizlerde varız. Önderliğimiz sağlıklı olursa
bizlerde sağlıklı olabiliriz. Önderliğimiz özgür oldukça
bizlerde özgürlük mücadelesini halkların birliktenliği
için yürütebiliriz. Önümüze konulan bu tehlikeyi kabul
etmeyişimizin hassasiyetini bu kadar duyarlılık içinde
gösterirken, özgürlüğe kendisini adamış tüm kadınların
örgütlülüğü, böyle bir tehlikenin tersine
çevrilmesindeki öncülüğü her zamankinden acil olarak
önümüze çıkmaktadır. Sürekli ağlayan, acı çeken
analarımıza yeni acılar yaşatma hakkına hiç kimsenin
sahip olmadığını biliyoruz. Bu acıları en fazla bilen ve
yaşayan kadınlar olarak, erkek zihniyetinin ortaya
koyduğu bu yeni egolarına teslim olmak gibi bir duruşu
kabul edemeyiz. Özgürlük mücadelemizin ortaya çıkardığı
bu yeni şansı bir daha elden kaçırmak gibi bir lükse de
sahip değiliz. Bu acıyı bizlerle paylaşan nice
sağduyulu, emekçi Türk kadınının bulunduğunu da
biliyoruz. Yine halkların başına musallat olan bu erkek
egemenliğinin, toplumlara saçtığı zehirin ortadan
kaldırılması için derinden insani duyguları taşıyan
demokrat insanların arayışının da her zaman var olduğunu
biliyoruz. Sadece ortak geliştirilecek mücadeleler ile
bunun üstesinden gelinebileceğini tüm duyarlı bu
kadınların ve insanların bilmesi de gerekir. Hem Kürt
kadınları olarak hem de duyarlı demokrat insanların
belkide en fazla bir arada olma şansı bugün ortaya
çıkmıştır. Bu şansı değerlendirmek, bu şansı özgürlüğe
ve birliktenliğe dair umutlarla yeniden Türkiye
toplumunun gündemine taşımak sorumluluğu
gösterilmelidir. Sadece kendimizi düşünmekten
vazgeçmenin zamanı da bugündür. Her bireyin, her kadının
yaşamı bu tehlikenin bertaraf edilmesiyle iç içedir.
Toplumsal barışın ve özgürlüğün olmadığı bir yaşamda
kendi yaşamımızı da örgütlememiz mümkün değildir.
İnancımızı ve umudumuzu her koşulda bu şekilde
koruduğumuz ve inançla mücadelemizi yürüttüğümüz gibi,
bizlere çok acıda verse böyle bir dönemde yine umutla
demokrasi mücadelemizi yürüteceğiz. Acılarımızı güce,
iradeli ve kararlı duruşa dönüştürecek kadınlar olarak
Önderliğimizin yaşamı dışında hiçbir düşüncemizin
olmadığı da bilinmelidir.