|
FIRSATIN ÖZÜ;TASFİYE VE İMHA MIDIR?
|
|
PAJK Koordinasyon Üyesi Derya Koçgiri |
Kürt özgürlük hareketi olarak yürüttüğümüz demokratik
ulusal mücadelemizin, gelinen aşamada uluslarasılaşan
gerçeği ile çözümü daha fazla dayattığı bir sürecin
içindeyiz. PKK öncülüğündeki Kürt halkının özgürlük
mücadelesi sadece bölge ülkelerinin değil, aynı zamanda
ulular arası alanda da birçok ülkeyi sorunun çözümüne
muhatap etmiştir. Ortaya çıkan bu realite karşısında tüm
muhatap olan güçler dolaylı veya direk kendi cephesinde
sorunun çözümüne müdahil olmak istemektedirler. Diğer
bir deyişle ise çözümü kendi çıkarları ekseninde
geliştirmenin yoğun bir çatışması sürmektedir. Bu dönem
açısından gelişen çatışmanın özü aynı olmakla birlikte,
biçiminde ise değişiklikler olduğu belirtilebilinir.
Kapitalist modernite, geldiği dönem itibariyle sistemsel
tıkanmalarını aşmaya yönelik politikalarını belirlerken,
sisteme alternatif olan tüm sistem karşıtı güçleri
politikaları önünün de engel olmaktan çıkarmanın yoğun
bir arayışı içerisindedir. En başta ise silahlı mücadele
yürüten güçlerin etkisizleştirilmesi bulunmaktadır.
Sistemin yaşadığı tıkanıklık dünyanın birçok
coğrafyasında yaşanırken, belli coğrafyalarda
yoğunlaşmış direnişçi hareketler karşısındaki
yönelimlerini ise çeşitli biçimlerde sürdürüyor. Bu
yönelimlerin ortak yanı ise, direnen güçleri teslimiyete
zorlayacak politikanın geliştirilmesidir. Söz konusu
politika gereği kapitalist modern sistem karşıt, direnen
silahlı muhalif güçleri imha ve tasfiye etmeyi
kararlaştırmış durumdadır. Bundan hareketle geçen
dönemde Filistinli hareketlere, son süreçte de Tamil
gerillalarına karşı tümden imhayı amaçlayan planlı ve
örgütlü saldırı politikası yoğunlaştırılmıştır. İmha
konseptinde tüm egemen güçlerin konsensüs sağladığı
anlaşılmaktadır. Gerek Filistin ve gerekse de Tamil
halkına dönük geliştirilen kitlesel katliama sessiz
kalınması, ortak konseptin doğruluğunu ortaya
koymaktadır. Uluslararası güçlerin hiç bir insani ve
hukuku tepki göstermemesi bu politikayla yakından
bağlantılıdır. Bu konsept sistem karşıtı güçleri
tasfiye, imha veya güçsüz, marjinal kılarak kendi
sistemine eklemlemeyi amaçlamaktadır. Benzer bir
politika 99 uluslar arası komplo sürecinde özgürlük
hareketimize karşı geliştirilmek istendi. Tasfiye ve
imhayı amaçlayan bu politika karşısında başta Önder APO
olmak üzere, halkımız ve gerillanın birbirini tamamlayan
deriniş çizgisi gelişmiştir. Oluşan bu direniş,
geliştirilen politikaları boşa düşürmüş, uygulanamaz
hale getirdiği gibi, özgürlük hareketimizin bu süreçten
güçlenerek ilerlemesini sağlamıştır. Bunu takip eden
dönemlerde ise Önderliğimizin, demokratik ve barışçıl
sürecin ilerletilmesi yönünde attığı adımlara olumlu bir
yaklaşım geliştirilmediği gibi, sürekli olarak çözümü
daha da tıkatan politikalar izlenmiştir. 22 Temmuz 2007
seçimleri ile başlayan süreç de Kürt özgürlük
hareketinin demokratik siyaseti geliştirmeye çalışması,
devletleri ve sistemleri demokratik siyasi zeminin
önünün açılması için zorlaması imha politikalarının daha
fazla ulusalar arası güçlerin desteğini alarak
yürütmesine imkan sunmuştur. 2007 sonbaharı ile başlayan
hava saldırıları, hiç durmayan kara operasyonları,
özgürlük hareketimize karşı geliştirilen politikaların
özünü ortaya koyuyordu.
2008 yılında özgürlük hareketimizin gösterdiği başarı
ise 2009 yılında sistemin, özgürlük hareketimize karşı
geliştirdiği politikalarında daha ılımlıymış gibi hava
yaratılmak istenmektedir. Yılın başından itibaren yerel
seçim sürecine kadar Kürt halkını daha fazla kucaklayan,
sorunun çözümünün ancak AKP hükümeti ile
gerçekleştirilecekmiş gibi bir atmosfer yaratılmak
istendi. Fakat halkımızın yerel seçimlerde ortaya
koyduğu tutum, en başta hükümeti olmak üzere tüm
ülkelerin politikalarının yeniden gözden geçirilmesi
gerektiğini ortaya koydu. Yerel seçimlerde özgürlük
hareketi ve halkımızın özgürlükteki kararlılığı başarı
sağladı. Yine bu seçimler ile birlikte Kürt halkı ilk
defa demokratik ulusal birliğin sağlanmasında çok önemli
bir avantajı ele geçirdi. Dört parçada ve dünyanın her
tarafındaki Kürtler Kuzey’de gelişen yerel seçime destek
verdi. Bu ise şu gerçeği bir kez daha oraya koydu. PKK
öncülüğünde gelişen özgürlük hareketimizin, tüm Kürtler
tarafından esas muhatap olarak görüldüğünü, yine PKK
öncülüğünde ulusal birliğin geliştirileceğine olan inanç
güçlendi. Seçimlerde ortaya çıkan bu başarı bölge ve
uluslar arası güçlerde özü aynı olmakla birlikte,
özgürlük hareketimize yönelik yeni politikaları gündeme
konulmasını sağladı.
Gelişen bu yeni politikayı nasıl tanımlayacağız?
Öncelikle şunu belirtmek gerekirse, özgürlük hareketi
olarak ortaya çıkan başarının sorunun çözümüne vesile
yapılması için başlatılan eylemsizlik, çatışmasızlık
kararı geliştirildi. Bu karar yerinde ve zamanında
alınan bir karar oldu. Sorunu sadece terör olarak
ifadelendirerek hareketimizi, terörize eden
politikaların boşa düşmesini sağladı. Yerel seçimlerde
Kürt halkı iradesini, demokrasi ve barıştan yana koydu.
Önderliğimizin de “sorunun çözümünde eylemsizlik
kararının son bir şans olduğunu” söylemesi karşısında
adeta bir panik havası yaşandığı gibi, sorunu ele alışta
iç çelişkileri daha fazla açığa çıkardı. Yine uluslar
arası alanda Türk devletine sorunu çözün dayatmaları
karşısında, politikalarında boşa düşen devlet, kendince
yeni bir hamle başlatmış bulunmaktadır. Mücadele
tarihimizin hiçbir döneminde de tartışılmadığı kadar,
Kürt sorununun çözümü için tartışma ortamı
geliştirilmekte, kamuoyunda sorunun çözümüne yönelik bir
fırsatın yakalandığı sıkça dile getirilmektedir. Bir
yandan bu tartışmalar olurken diğer yandan DTP’ye
yönelik siyasi operasyonların geliştirilmesi kendi
içerisinde çelişkili olduğu kadar aslında yürütülen
politikanın gerçek yüzünün ipuçlarını da ele
vermektedir. Halkımızın yerel seçimlerde ortaya koyduğu
iradesel duruşu kırarak etkisiz, pasif ve giderek
teslimiyete zorlayan bir siyaset izlenirken, diğer
yandan ise özgürlük hareketimizi yalnızlaştırarak,
etkisizleştirecek politikaları kendince geliştirmeye
çalışmaktadır. Muhalif direnişçi hareketleri
silahsızlandırmanın bir yöntemi silahlı katliamlar
olurken, diğer bir biçimi ise bu hareketleri terörist
söylemini kullanarak, yalnızlaştırıp marjinal bir düzeye
getirerek teslimiyet çizgisine çekmektir. Özgürlük
hareketimize karşı geliştirilen politikası ise şu
aşamada ikinci biçim olmaktadır. Bunun içinde özgürlük
hareketimizin mücadele ettiği tüm demokratik değerleri
kendi lehine çevirmenin adımları atılmak istenmektedir.
Kendilerine göre sorunun çözümünde bireysel ve kültürel
haklarda anayasada yapılacakları değişiklikler ve Kürt
dilinin öğrenim hakkının verilmesi ile özgürlük
hareketimizi biraz daha kendi çizgilerine çekme
amaçlanmaktadır. Bireysel ve kültürel haklar konusunda
anayasal değişikliğin yapılması için Genelkurmaylığın
yaptığı açıklamalar olmuştur. Türk halkı ve kamuoyu
birazda bu açıklamalar ile ikna da edilmiştir.
Önümüzdeki günlerde bir yandan bu tür açılımlar ile
sorunu çözüyormuş havası yaratılacak, diğer yandan da
askeri operasyonlar geliştirilecek. Yaratılan tartışma
ortamı veya yapılmak istenen göstermelik değişiklikler,
sorunun köklü çözümünü hizmet edecek politikalar
değildir.
Kuşkusuz atılacak her adım, yürütülen her tartışma
mücadelemizin ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Küçük de
olsa geliştirilecek her olumlu adımı desteklemek kadar,
halkımızın lehine çevirmek gerekir. Olumlu olarak
yaratılan, yansıtılan bu atmosfer içerisinde
mücadeledeki kararlı duruşumuzu, direniş çizgimizi
yükseltmek önemli olmaktadır. Çünkü her zaman için böyle
dönemler tehlikeleri daha fazla taşımaktadır. Amaç imha
ve tasfiye etmek olduğundan, özgürlük hareketimizin
kararlı duruşu ortaya çıkan atmosferden başarı ile
çıkmamızı sağlayacaktır. Yine özgürlük hareketi ve onun
öncü kadroları olarak sürecin avantajları ve
dezavantajlarını doğru tahlil ederek başarıyı hedefleyen
kararlı duruşları geliştiremezsek, önümüzdeki dönemde
daha fazla çatışmalı bir dönemde başlayabilir.
Haziran ayına girdiğimiz bu günlerde gelişen böyle bir
siyasi ortamda, kadın özgürlük hareketi olarak Haziran
ayı şehitlerinin anısına bağlılığın da gereği olarak
daha fazla özgürlük iddiasını ve kararlılığını
yükseltmek durumundayız. Kadın özgürlük hareketi ve öncü
kadın kadroları tehlikelerin ve risklerin olduğu böylesi
süreçlerde, Önderlik çizgisinin doğru bir siyasette
ilerletilmesinde sorumlulukların daha fazla yerine
getirmek durumdalar. Bunun için de yerel seçimlerde
kadın hareketinin ortaya çıkardığı başarıyı, demokratik
siyasi zeminlerin daha örgütlü hale getirilmesi için
çalışma yürütülmelidir. Kadının, siyasi alanda
demokratik konfederal sistemin geliştirilmesini
hızlandıracak her türlü örgütlemeleri geliştirmesi
önemli olacaktır. Yine kadınların kendi özgün
örgütlenmelerini yaygınlaştırmak, kadınlara irade ve
bilinç kazandıracak eğitsel faaliyetlere yönelmek
olmalıdır. Yürütülecek daha birçok çeşitli çalışma ile
kadınları ve toplumu örgütlü hale getirerek, yürütülen
imha politikaları karşısında iradeli duruşu sürekli bir
çizgiye dönüştürmek olmalıdır. Önderliğimiz AİHM
savunmalarında “özgürlükten asla vazgeçmeyecek bir halk
yarattım” diyordu. Özgürlüğünden asla vazgeçmeyecek bu
halkı daha fazla kendi demokratik örgütlenmelerini
oluşturarak öz savunmasını geliştirmek bu dönemin en
temel çalışması olacaktır. İddialı, ısrarlı ve kararlı
bir duruş ve inanç ile halkımız bu tür örgütlemelerin
içine almak, Haziran ayı şehitlerine ve bu ay vesilesi
ile tüm şehitlerimize verilmiş en büyük kazanım
olacaktır. Bu süreç de göstereceğimiz bu duruşun
önümüzdeki dönemin daha fazla demokratik ve barışçıl bir
sürece evrilmesini sağlayacaktır.