DEĞERLENDİRMELER
ÖNDERLİK EKSENLİ PRATİKLEŞME TOPLUMA ÇIKIŞ SAĞLATACAKTIR...
PAJK Koordinasyonu...



Kürdistan üzerindeki hegemonik politikaların tamamen iflas ettiği sıfır noktasında bulunulmaktadır. Politikanın hegemonik yüzünün vardığı sıfır noktası AKP şahsında belki de en çarpıcı yansımasını 12 Haziran seçimleri sonrası ortaya çıkmaktadır. “Terörle mücadelede yeni strateji”, “Müzakere de yaparım, operasyon da yaparım” gibi çok iddialı gibi görünen açıklamalar, her türlü koşulda her şeyi yapabilirmiş gibi görünen bir iktidar gerçekliği. Gelinen nokta 90’lı yıllarda Çillerin “ya bitireceğiz ya bitireceğiz” söyleminin Erdoğan ağzıyla tekrarlanmasıdır. Görünmek ve olmak, olduğu gibi görünmek günümüz ve özellikle de Türkiye gerçekliğinde adeta bir oyuna dönüşmüş. Halklar sessiz bir gölge oyununu seyreder gibi hop kalkıyor, hop oturuyor. Her an “terörün sonunu kazacak” kapsamlı bir “nihai” savaşa hazırlanıyor, bekliyor aynı anda sorunun çözümü cepte hazır reçeteymiş gibi, ucu gösteriliyor. Aslına bakılırsa; her iki olasılığı da gerçek anlamda mümkün kılan bir performans ne siyasi ve ne de askeri alanda bulunmamaktadır. Ne Ortadoğu bölgesindeki statüko ve dengelerdeki sarsıntılar ve ne de mevcut Kürdistan ve Türkiye gerçekliği böylesine tekçi ve topyekün askeri-politik konseptleri kabul ediyor. Her türlü hegemonik politikalar özünde dikiş tutmamaktadır. Yoksa AKP hükümeti çok kapsamlı uluslararası ve bölgesel çok eksenli, çok yüzlü, ittifak ve anlaşmalarla bu süreci Tamil modeli bir çözüm sürecine dönüştürmek istiyordu. Bunun için başta Erdoğan olmak üzere, AKP özellikle dıştan uluslararası sermaye ve medya yoluyla kapsamlı bir imaj operasyonuna da tabi tutuldu; alabildiğine palazlandırıldı. Yeni yükselen bölgesel bir model ve yıldız gibi sunulmaya özel bir çaba sarfedildi ve paket programlar oluşturuldu. Fakat sorun esas olarak Erdoğan ve AKP ile ilgili bir sorun olmaktan çok ötededir. Sorun politikanın geldiği sıfır nokta ve güç kaybı ile ilgilidir. Yeni zihniyet ve yeni politik ahlakla ilgilidir. Tamil örneğinde görülen topyekün imha konsepti gerçekleşse bile kürt sorununda gelinecek noktanın asla 1984 öncesine dönmeyeceği açıktır. Gelinecek nokta yine aynı sıfır noktası olacaktır. Öyle bir nokta ki, ya değişim-ya değişim formülü ile ancak tanımlanabilir. AKP bütün manipülasyon ve sanal, özel savaş ve medya desteğine rağmen, 90’lı yılların zihniyet kalıplarında ve savaş konseptlerinde kalmasının esas sebebi; Önderliğimizin önünü açtığı değişim gücü olmaktadır. “Güçlü-kurnaz adam” imajları, psikolojik özel savaş yöntemleri toplumsal zeminde yaşanan ve hızla kendisini kültürel ve zihinsel yönde yayan değişimin köklü etkisini kıramamasıdır. Yoksa özünde AKP ne öyle nihai bir savaş yürütme ve ne de öyle hazır bir çözüm-müzakere yürütme gücündedir. Gelinen noktada bu kadar özel savaş ve psikolojik savaş yöntemleriyle tam bir kriz merkezi gibi çalışan AKP, klasik liberal görünümlü, fakat özünde dikiş tutmayan maskeli faşist politikalarla böylesine derinden ve toplumsal zeminleri güçlü değişim dalgasının önünü almaya çalışmaktadır. Tam bir savaş ekonomisini yürütmekte, savaş vergilerini yükselterek toplumu iliklerine kadar sömürmekte, yine de işbirlikçi medya eliyle ekonomik bir yükseliş ve istikrar varmış gibi yansıtılmaktadır. Yeni anayasa çalışmalarıyla kapsamlı demokratikleşme adımları atacakmış gibi bir beklentiyi ayakta tutmakta, diğer yandan seçilmiş yerel yönetimlerden başlayarak bütün demokratik kürt siyasi faktörleri sıraya dizip siyasi bir soykırımı geliştirmektedir. Önderliğimizle müzakere yürüttüğü imajını yaratmakta, aslında ne kadar büyük bir siyasi riski alabildiğini göstermeye çalışmakta, diğer yandan Önderliğimize derin bir tecrit uygulamakta, çirkin bir rehine ve şantaj politikasını yürütmektedir. BDP milletvekillerini meclise davet etmekte, fakat BDP’nin neredeyse bütün örgüt yapısını zindana almaktadır. AKP’nin siyasi-sosyal ve ideolojik yapısının zemini ve ortaya çıkış süreci itibarıyle bakıldığında özünde bir krizin ürünüdür. Mevcut durumda da AKP’nin esas olarak yaptığı krizi yönetmekte ve krizi kendi iktidar zemini haline getirmektir. Çağımızın uluslararası sermaye sisteminin bütün hegemonik özelliklerini kendisinde somutlaştırmıştır. İktidar olgusunun geldiği düzey; herhangi bir politik-askeri çizgiye izin vermemektedir. İktidar ekonomik olarak da, askeri ve siyasi olarak da esasta krizi yönetme üzerinden kendisini yapılandırmaktadır. Kriz var oldukça, sürdükçe iktidar kendisini onun üzerinden var edecektir. Bir gün çok muhafazakar, fakat hemen başka bir gün de çok liberal-demokrat; bir gün çok cumhuriyetçi, fakat hemen ardından çok monarşik; bir gün çok dinci, fakat hemen ardından da çok laik-kemalistmiş gibi görünmektedir. Herhangi bir politik ilke, çizgi veya kimlik söz konusu değildir. Tamamen takkiye ve hülle kimlikler edinme, maskeler takma ve bununla toplumu kandırma AKP’nin ve T. Erdoğanın özünü teşkil etmektedir. Bu anlamda aslında AKP’yi ayakta tutan çözümsüzlük ve krizin devam etmesidir. Yeri geldiğinde her türlü milliyetçi-faşist söylemle en geri, faşist uygulamalara imza atmaktan geri durmamaktadır. Bu anlamda AKP’nin çözümden yana bir çıkarı, iradesi ve niyeti bulunmamaktadır. Gerçek anlamda çözüm iradesinin gelişimi, özünde AKP zemininin kuruması anlamına gelmektedir. Çözüm süreci kesinlikle AKP’nin bitişi demektir. Bunun ekonomik-politik ve iktidarın geldiği düzeyle ilgili boyutları oldukça derindir. Ekonomik olarak da, politik olarak da AKP bu krizin sürmesinden beslenmekte, palazlanmaktadır. Kendisini en büyük polis-devleti ve faşizmi olarak yapılandırmış, devletin her alanında istihdam etmiş, bütün kuvvetleri elinde tutmaktadır. İktidarını devlet içerisinde gerçekleştirmesi kesinlikle Kürt sorununun çözümsüz ve kriz halinde ayakta kalmasıyla bağlantılıdır. Bir çözüm iradesinin gelişmemesi, bu konuda devlet-ordu-bürokrasi zemininde yaşanan çatlaklar ve kırılmalar AKP’nin esas çıkış ve varlık zeminini beslemektedir. Yapabilirse, devlet eliyle Özgürlük Hareketi karşısında psikolojik üstünlük sağlamak, Hareketi marjinalize etmek, küçültmek, dallarını kesmek dönemsel bir politika olarak gündemdedir. Fakat sorun AKP’nin özü ile bağlantılıdır. Çıkışı ve varlığı kesinlikle sorunların karşıdakini küçülterek de olsa çözümü geliştirmeye dayanmamaktadır. Esasta sorunun çözümsüzlük çizgisinde asılı kalmasındadır. Bu anlamda sürecin karakteri ve gelişim seyrini derinlikli ele almak, bu doğrultuda çözüm perspektifini ve aktörlerini güçlü oturtmak önemli olmaktadır.
Bu çerçevede Demokratik Özerkliğin bir toplumsal sistem ve politik çizgi olarak güçlü bir şekilde kendisini yaşamsallaştırması ve yapısallaştırması dönemin temel perspektifi olarak durmaktadır. Sistem olarak 2005’te ilan ettiğimiz demokratik özerklik 14 Temmuz tarihi itibarıyle yeni bir süreç ve aşamaya taşırıldı. Bu konudaki kararlılığın ve bunun iradesinin ortaya konulması doğrultu olarak sürecin temel perspektifini ortaya koyuyordu. Ardından gelişen hava saldırıları ve yoğun siyasi soykırım politikaları bu sürecin önünü almaya dönük psikolojik-moral-motivasyon anlamında önemli oranda bir gündem kaymasına yolaçtı. Sanki sınırötesi operasyon çok yeni bir stratejiymiş gibi, sürecin temel gündemi ve politik perspektifi haline geldi. Oysa esas olan; çözüm iradesinin toplumsal zeminde eskiye oranla daha güçlü ve daha kalıcı bir şekilde kendisini örgütleyebilmesiydi. Bu çerçevede yoğun tecrit ve şantaj politikalarını boşa çıkaracak düzeyde Önderlik ekseninin pratikleştirilmesi ve somut bir sistem örgüsüne dönüştürülmesiydi. Yaratılan kurum ve örgütlenmelerin içeriğinin doldurularak nitelikli hale getirilmesi ve buna dayalı olarak serhildan çizgisinin daha etkili ve sonuç alıcı bir şekilde hayata geçirilmesiydi. Oluşturulan Özgürlük, Emek ve Demokrasi Blok’u demokratik özerklik sisteminin özüne denk bir şekilde hızla gelişmesinin en önemli zeminidir. Bu konuda daha hızlı ve sonuç alıcı bir örgütlenme ve hızlı bir giriş yapılabilirdi. Bir gecikme ile de olsa, Halkların Demokratik Kongresinin ilanı bu sürece ve sorunların çözümüne büyük bir ivme kazandıracaktır. Kürdistan ayağında demokratik özerkliğin hızla kendisini yapısallaştırması ve serhildan çizgisinde yaşamın her alanında örgütlemesi ve eylemselliğe kavuşturması süreci belirleyecek ve çözüme götürecek olan esas faktördür. Türkiye ayağında demokratik özerkliğin kendisini perspektif ve sistem olarak hızla yayması ve toplumsal zeminde bir zihniyet dönüşümüne, yoğun bir tartışma, kongreleşme sürecine girmesi çözüm sürecinin esas tamamlayıcı gücü olacaktır. Demokratik Ulus perspektifinin en fazla anlam ve somutluk kazanacağı bir sürecin eşiğinde, çözümü zorlama AKP’nin beslendiği çözümsüzlük politikasının zeminini kurutma dönemin en temel yaklaşımı ve çalışması olmaktadır.




 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır