|
KURTULUŞ İDEOLOJİSİYLE KENDİNİ YENİDEN YARATAN GENÇ
KADINLAR...
|
Yaşamak, milyonlarca olasılık içerisinden sıyrılarak
canlı olabilme şansına ulaşmak acıları, zorlukları
olduğu kadar güzel ve oldukça anlam yüklüdür. Ancak
yaşam şansını doğru değerlendirebilmek, yaşamı doğru
tanımlayabilmekten ve anlam derinliğine ulaşmaktan
geçmektedir. Ustalar boşuna yanlış hayat doğru yaşanmaz
dememişlerdir. Bu özdeyişten de anlaşılacağı üzere
öncelikle ataerkil devletçi sistemin yarattığı ölüme
dönüşen yaşamı özgürleştirebilmek ve kendini bilerek
yaşamakla doğru ve anlamlı yaşayabiliriz. Sistem yaşamı
kadına zehir ederek kendini idame ettiriyor. Her gün
kadınlar hem fiziki hem de manevi olarak öldürülüyor.
Erkek egemenlikli sistem kadınları katlediyor,
zehirliyor. Bu aynı zamanda yaşamın katledilmesi ve
zehirlenmesidir. Yaşamak sadece nefes alıp vermek
değildir. Yine ölümde kişinin nefesinin durması
değildir. Yaşam hakikate, gerçeğe ve adalete adanıyorsa
bu aşk uğruna mücadele ediliyorsa yaşamdır. Bunun
dışında bir yaşam yaşam değildir. Kadınlar özelde de
genç kadınlar yaşamlarının baharındalar. Ancak sistemsel
gerçeklik içerisinde yaşayan kadınların yaşamlarını
irdelediğimizde genç kadınların içindeki yaşam
kıpırtılarının canlılığını yitirdiğini, yüreklerinde
çiçeklerin açmasını bir yana bırakalım, yaprakların
döküldüğünü, yüreklerinde yanan yangının küllerle
kaplandığını ve sönmeye yüz tuttuğunu görürüz. Aslında
gençlik ruhsal bir olgudur. Bu yaşlıların uydurduğu bir
aldatmaca ya da kandırmaca değildir. İçinde akan coşkun
sular durulmamışsa, seviyor ve seviliyorsan, anlamlı
yaşıyorsan ve ısrarla kendini bilerek yaşamaya
çalışıyorsan, deli rüzgarlar gibi esebiliyorsan ve
kendini savunmayı biliyorsan gençsindir. Yoksa bu
sisteme eklemleniyorsan, kendi dışında kimseyi
düşünmüyorsan, çevrende yaşananlara göz yumup kendini
çürümeye terk ediyorsan yaşın kaç olursa olsun genç
değilsindir.
İçinde yaşadığımız modern kapitalist sistemin kendi
Newton’cu mekanik ve analitik zihniyet yapısını etkin
kıldığı çağ gerçekliği içerisinde kadınlar tecavüze
uğruyor, başlık parasına satılıyor, töre cinayetlerine
kurban gidiyor. Kadınların katledilmesi, tecavüze
uğraması salt fiziki olarak algılanmamalıdır. Eril
sistem ideolojisi, örgütlenme biçimi, oluşturduğu ilişki
ve yaşam biçimiyle kelimenin tek anlamıyla tecavüzcüdür.
Her birimizin yaşamımıza yüklediği farklı farklı
anlamlar vardır. Gerçek olana, dostluğa, sevgiye dair
arayışlar yaşama yüklediğimiz anlamı derinleştirir.
İnsan arayışlarıyla insandır. İnsanın tüm arayışları
kendini bilmeye yönelik arayıştır. Özünde arayış kendini
arayıştır. Bu nedenle sistem yarattığı insanların
kendini tanımalarının özünde sistemin kötülüklerini
tanımak anlamına geldiğini bildiğinden bu yönlü çabalara
ket vurmaya çalışmaktadır. Bu nedenle kadınların gerçeğe
dair arayışlardan uzaklaştırılarak kendi kadınlıklarına
ters düşürülmesi amaçlanmaktadır.
İnsanı kendi özsel değerlerinden uzaklaştıran, kendi
özüne yabancılaştıran, yalana, çirkinliğe ve sahteliğe
alıştıran imparatorluğun maskeli krallarına karşı
hakikatin, iyinin, güzelin, sevginin ve doğrunun
mücadelesini veren kadın özgürlük hareketimiz egemen
sistemle çetin bir mücadele içerisindedir. Esasında
sistemle özgürlük hareketimiz arasında kıyasıya
yürütülen bir ideolojik savaşım vardır. Bu mücadele
egemen sistemden genç kadınların çalınmasıyla
başlanmıştır. Hareketimiz ilk çıktığı günlerden itibaren
kadınlar için özgür yaşam alternatifi olmuş, bireylerin
özgürlük arayışlarına anlamlı cevapları teşkil etmiştir.
Kadın özgürlük hareketimiz başlangıcından itibaren özgür
kadın kimdir, nasıl yaşar sorusuna cevap olmaya
çalışmış, diğer sistem karşıtı hareketlerden ayıran en
temel yönü kadın özgürlük sorunsalına yönelik
geliştirdiği çözümlerdir. Bu nedenlerle kendini bilme
aşkıyla yanıp tutuşan genç kadınlar için özgürlük
hareketimiz çekim merkezi haline gelmiştir. Kadının
güzel özünü gün yüzüne çıkaran hareketimiz dün olduğu
gibi bugünde genç kadınların kendi arayışlarına
bağımsızca yön verdikleri ve kendilerini buldukları
mekânlar olan özgürlük kıblegahı dağların yolunu
açmıştır. Sistemin tüm kirlerinden ve çirkinliklerinden
uzak mekânlar olan dağlarda kadınlar kendileriyle,
tarihle, toplumla, yaşamla savaşarak kendilerini yeniden
yaratıyorlar ve kendi doğuşlarına kendileri ebelik
yapıyorlar. Beş bin yıllık uygarlık sistemi ideolojileri
sistemi tek yanlı ele almıştır. Bu nedenle de insanlık
kendi tarihinin sözde en modern dönemini yaşarken,
kadınlar korkunç bir üçgen içinde boğulmaktadır. Kadının
yaşadığı mutsuzluğun, boşluğun nedeni işte bu tek yanlı
erkekçe örgütlenen yaşamdır. Erkekçe örgütlenen bu yaşam
tam bir kördüğüme dönüşmüş girift halini almıştır.
Yaşamı ölüme çevrilen her kadın bu erkek egemen sistem
açısından mutsuzluk yaratacak bir öğedir. Özelde
Önderliğimizin geliştirmiş olduğu kadın kurtuluş
ideolojisiyle kendini yeniden yaratan genç kadınlar
erkek egemenlikli sistem açısından en büyük tehdidi
oluşturmaktadırlar. Tahakkümcü sistemin kadının
zihniyetinde ve fiziğinde yarattığı tüm
parçalanmışlıklara inat bir mücadele yürütülmektedir.
Artık kadınlar kadınlıklarından, düşüncelerinden,
duygularından, fiziklerinden utanmadan yaşamaktadırlar.
Erkek egemenlikli hiyerarşik yapılanmalara karşı kadın
yaşamının örgülerini ilmek ilmek örmektedirler. Bunun
için ise özgürlük aşkı ve cesaretli yaklaşım
gerekmektedir. Çünkü mücadelecilik olmadan en güzel
ütopyaların bile yaşam şansı bulması imkânsızdır.
Kadınların erkek egemenlikli sistem içerisinde
kaybedecekleri hiçbir şey kalmamıştır. Egemen sistemin
kadınları ezen, boğan, namus adına katleden, fuhuş
merkezlerinde satışa çıkaran ve tecavüz eden bu sistemde
kaybedecek neyimiz olabilir ki? Böylesi bir biçimde
yaşamaktansa onurlu bir biçimde mücadele etmek ve
kavganın ortasında ölümü kendine insanım diyen onurlu
insanlar için ekmek sudan daha değerlidir.
Yaşadığımız bu dünyada kadınlara onurlu yaşam hakkı
yoksa kadınlar bedenlerinden tutalım duygu ve
düşüncelerine kadar mülkleştiriliyorsa, alınıp satılan
üzerine pazarlık yapılan metalar haline getiriliyorsa
kadınlık bunun neresinde?
Yanı başımızda kadınlar satılıyorsa, sevgi adına dahi
kadınlar katlediyorsa nasıl rahat uyuyabiliriz, nasıl
özgür yaşayabiliriz?
Eğer kendimize kadınız diyorsak, kadınca yaşayalım,
kadınca sevelim ve kadınca mücadele edelim. Bu erkek
egemenlikli sistem içerisinde özgürlük ütopyalarımıza
ulaşmamızın yolu kadınca yaşamaktan ve mücadele etmekten
geçmektedir.