|
AGİTLEŞEN MİLYONLAR ÖZGÜRLEŞEN KÜRDİSTAN
OLACAKTIR...
|
Kürdistan Özgürlük Mücadelemiz 15 Ağustos Atılımı’nın
27. Yıl dönümünde yeni bir mücadele aşamasına girmiş
bulunmaktadır. Önderliğimizin 4. Mücadele dönemi olarak
ifadelendirdiği bu tarihi adım şimdiden şanlı 15 Ağustos
Atılımı gibi Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da büyük
yankı uyandırmıştır. Önderliğimizin “ bir muhatap
bulamadığım için 31 Mayıs’ta çekiliyorum” açıklamasından
sonra 1 Haziran’dan itibaren Özgürlük hareketi olarak
AKP eliyle gerçekleştirilen uluslar arası tasfiye
stratejisine karşı meşru savunma stratejimizin aktif
savunma dönemini başlatmış bulunmaktayız. Tıpkı 15
Ağustos Atılımı gibi sorumluluğu ağır ve büyük bir
ciddiyet, yüksek performans ile mücadelenin
yürütülmesini gerekli kılan bir dönemi başlatma
iradesini göstermiş olmak hareketimiz ve halkımız adına
büyük bir başarıdır. Kürdistan devriminin yanı sıra
Ortadoğu’da halklar adına oldukça ileri bir gelişmedir.
Başlattığımız yeni süreç beraberinde birçok gelişmeye
açık güçlü bir potansiyeli taşımaktadır. Bu Kürt
halkının kendi öz dinamikleriyle kendini demokratik
iradeye kavuşturması sürecidir. Yani devrimimizin
sonuçlandırılmasıdır. Dolayısıyla içinde Önderliğimizin
özgürlüğünün sağlanması hedefi vardır. Yeni mücadele
dönemimizin de 15 Ağustos Atılımı gibi dev bir mücadele
adımının yıl dönümüne denk geliyor olması daha anlamlı
ve heyecan yaratmaktadır.
Önderliğimizin 1993 yılından beri büyük bir emek ve
fedakarlıkla geliştirdiği demokratik çözüm ve barış
çabalarına karşı devlet tarafından her hangi bir
karşılık verilmediği gibi sürece çeşitli oyalama
taktiklerinin yanı sıra tasfiyecilikle yanıt
verilmiştir. Önder APO Kürt sorununda demokratik çözüm
ve barışa şans vermek için olağanüstü bir çaba, sayısız
proje ve adım atmıştır. 2 Ağustos 1999 tarihindeki
Kuzey’den geri çekilme süreci de bu dönemdeki en önemli
tek taraflı adımlardan biri olmuştur. Geri çekilme
sürecinde yüzlerce yoldaşımız yolda çıkan çatışmalarda
şehit düşmüştür. Bu açıdan Önderliğimizin ve
hareketimizin demokratik çözüm konusundaki samimiyet,
fedakarlık ve ısrarın en somut adımlarından biri 2
Ağustos süreci olmuştur. Buna karşı çözüm yerine
çözümsüzlüğün dayatılması süreci tıkatmıştır. Göstermiş
olduğumuz fedakarlıklar heba edilmiştir. En son AKP
hükümetiyle bu oyalama yaklaşımları zirveye
çıkarılmıştır. AKP Kürtleri kandırabileceğini, oyuna
getirebileceğini sanmıştır. Hükümette olduğu 8 yıllık
bir süreçte Önderliğimizin bu çabalarını hareketimizin
güçsüzlüğü olarak yorumlamış, her türlü çarpıtmayı,
engeli çok yönlü uygulamıştır. Son süreçte ise
“demokratik açılım” ve “anayasal değişiklik” adı altında
kapsamlı tasfiye planlarını sonuca götürmek istemiştir.
Demokratik açılım adı altında yapılanın ABD’nin
desteklediği sahte demokrasi oyunu olduğu anlaşılmıştır.
Bu tasfiye maskesi Ekim 2009’da gönderilen barış
gruplarının gidişiyle düşmüştür. Halkımızın Önderliği
sahiplenişi, özgürlükteki ısrarı bir kez daha
göstermiştir ki bu mücadele özgürlüğe bağlı, onurlu bir
halk iradesi açığa çıkarmıştır. Önderliğimiz komplonun
boşa çıkarıldığını, Kürt halkının tasfiye
edilemeyeceğinin müjdesini bu gerçeklik üzerinden
vermiştir. Artık Türkiye ve Ortadoğu’nun en temel ve en
acil çözülmesi gereken sorunu olarak Kürt sorunu olduğu
açığa çıkmıştır. Öte yandan AKP hükümeti bu oyunlarını
bu kez Anayasa değişikliği adı altında yaparak esasta
gelişebilecek demokratik bir anayasanın önünü almak
istemiştir. 12 Eylül faşist anayasasına karşı ilk büyük
darbeyi vuran PKK olmasına karşın sanki anayasanın
değişimini istemeyen kesim hareketimizmiş gibi bir
atmosfer yaratılmak istenmiştir. Mevcut anayasa
değişikliği tartışmalarında Kürtler yoktur. Büyük
bedeller ödeyerek yaratılan özgür Kürt irademizin
anayasal güvenceye kavuşturulmaması çözümsüzlüğü
dayatmaktadır. Kürtlerin olmadığı bir anayasa 12 Eylül
Faşist anayasasının yeniden halklarımıza karşı balyoz
olarak kullanılmasıdır. 80 yıllık inkar ve soykırım
zihniyetinin devam ettirilmesidir. Kuşkusuz AKP’nin bu
gerçek yüzünü- arkasındaki güçlü ABD desteğine rağmen-
açığa çıkartmış olmak mücadelemizin sonucu olmuştur.
Mevcut aşamada sürecin bu tehlikeli gidişatı daha güçlü,
kalıcı mücadele aşamasını gerekli kılmıştır. AKP
hükümeti geçen süreçte özgürlük mücadelemizin yaratmış
olduğu kazanımları, Kürdistan’da yaratılan özgür ve
onurlu iradeyi etkisizleştirmek için sinsice halkımıza
karşı her türlü özel savaş konsepti uygulamış,
toplumumuzu yozlaştırmaya çalışmıştır. Halkımızın meşru
kurumları ve demokratik iradesini görmezden gelmiştir.
Bu noktada Kürt toplumuna uygulanan kültürel, ekonomik,
siyasi, askeri soykırım ve asimilasyon politikaları en
çok da kadın ve gençler üzerinden gerçekleşmiştir. Kadın
hareketi olarak başlattığımız “ özgürlük mücadelemizi
yükseltelim, tecavüz kültürünü aşalım” kampanyamız 4.
Mücadele döneminde temel çalışmalarımızdan biri
olmaktadır. Bu kampanya toplumsal cinsiyetçiliğin
aşılmasında önemli rol oynayacaktır. Kürt halkı ve
kadını üzerinde uygulanan bu kültürel- toplumkırım
politikaları binlerce yıllık tecavüz kültüründen
bağımsız değildir. Bu açıdan tecavüz kültürüne karşı
mücadele özgürlük ve eşitlik mücadelesinin
radikalleşmesidir. Önderliğimizin toplumsal
cinsiyetçiliği ifade ederken giderek tecavüz kültürü
kavramını kullanması oldukça önemlidir. Tecavüz kültürü
binlerce yıllık erkek egemen kültürün gerçek adı ve özü
olmaktadır. Tecavüz kültürü kavramı egemen erkek
yaratımı olan iktidar, devlet, milliyetçilik, şiddet,
gasp, sömürünün vb en dolaysız ve açık ifadesidir. Başka
bir değişle erkek egemen karekterli olan iktidar, savaş
ve devletin halklar ve kadın karşısındaki gerçek yüzünün
açıklığa kavuşturulmasıdır. Bugün Türk devleti Kürt
halkına karılaştırma politikasıyla yaklaşmaktadır.
Karılaştırma kültürü ise bu tecavüz kültürüyle yakından
bağlantılıdır. Karılaşma ise; kadınlıktan düşmüş, teslim
olmuş kadın anlamındadır. Karılaşan kadın üzerinde ise
her türlü tecavüz, taciz, boyun eğme, iradesizleştirme
ve sınırsız şekilde erkeğin sömürüsüne açık hale gelmiş
kadın köle anlamına gelmektedir. Karı-koca ilişkisinde
erkek; bir despot, imparator ve her şeyi kendisi
belirlerken kadın ise; erkeğin bu tek taraflı baskıcı
dayatmalarına tabi kılınandır. Son günlerde Rize’li AKP
belediye başkanının “Türk erkekleri ikinci eş olarak
Kürt kadınları ile evlenmelidir” sözü bahsettiğimiz
AKP’nin bu tecavüzcü zihniyetini ifade etmektedir. Daha
öncesinde ise Erdoğan’ın eşinin Kürt olduğunu söylemesi
de aynı zihniyetin sonucudur. Burada Kürt halkına
karılaştırma muamelesi yapılmaktadır. Tecavüz kültürüne
karşı mücadele bu açıdan oldukça önemli olmaktadır.
Başlattığımız 4. Dönem mücadelemizde kadın ve gençlerin
öncülüğü olmaksızın güçlü bir mücadele yürütülemeyeceği
açıktır. Bu açıdan Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi
olarak da sürecin sorumluluğu ve öncülük rolü
üstlenilmiş durumdadır. Tecavüzcü zihniyet ve
kurumlaşmalarıyla mücadele özgürlük alanlarını daha
fazla açarak, başta kadınlar olmak üzere toplumun
yeniden özgür ve eşit temelde inşa sürecini ifade
etmektedir. Kürt kadınları olarak tecavüzcü kültürden
yaşamımızın her alanında “sonsuz boşanma” sürecini
geliştirmek dönemin cins mücadelesinin stratejik
yaklaşımı olmaktadır. Sonsuz boşanma kavramı
Önderliğimizin daha öncesinde bahsettiği “kopuş
teorisinin” yeniden güncelleştirilmiş hali olmaktadır.
Kadınlar olarak egemen erkek kültürü olan her türlü
iktidarcı, devletçi anlayış, şekillendirme,
örgütlülükten kopma ya da boşanmayla ancak özgür
yaşamımız gelişebilir.
4. mücadele dönemimiz aynı zamanda 15 Ağustos
Atılımı’nın Kürdistan’da yarattığı özgürlük zeminin yeni
bir aşamada kurumlaşması dönemine tekabül etmektedir.
Nasıl ki 15 Ağustos Atılımı Kürt halkına reva görülen
kaderi değiştirmenin yolunu açtıysa bu dönemde de 15
Ağustos Atılımının özgürlükçü ve direnişçi geleneğinin
bu kez halkımızın tüm kesimlerinin tabandan başlamak
üzere demokratik inşasını tamamlama sürecini ifade
etmektedir. Yani bu yeni mücadele döneminde mutlaka
Önderliğimizin özgürlüğü başta olmak üzere Kürt sorununu
demokratik şekilde çözme, özgürlüğümüzü sağlama temel
hedeflerimiz durumundadır. Halkımızın meşru savunması
daha aktif bir düzeyde gerçekleşecektir. Var olan
kazanımlarımız, özgürlük değerlerimiz korunacağı gibi
daha fazla geliştirilip örgütlendirilecektir. 27 yıllık
kesintisiz destansı gerilla mücadelemiz ve 40 yıla
yaklaşan mücadele geleneğimizin yanı sıra binlerce
kahraman şehitlerimiz ve halkımızın büyük emekleri
mutlak başarıyı bizlere dayatmaktadır. Bu nedenle
Önderliğimiz yeni dönemin temel sloganını “ varlıklarını
koruma ve özgürlüklerini sağlama” olarak belirlemiştir.
Bu da mutlaka direnmek, başarmak ve özgür yaşamımızı
demokratik temelde örgütlemek anlamına gelmektedir.
15 Ağustos atılımı; muazzam bir direniş ve özgürlük
değeri açığa çıkartmı