DEĞERLENDİRMELER
ERKEKLİĞİ ÖLÜMSÜZ KILMA RİTÜELİ: RECM
Pelşin Tolhildan

 

Her toplumsal olgunun bir tarihsel öyküsü vardır. Recmin de... Her olay ve olgu; orijinalinde daha güçlü bir duruş ve mücadelenin sembolüdür. Zaman içinde bu savaş daha örtük ve dolaylı yürütülür. Geçmişteki tarafların birer siluetine ve izdüşümüne dönüşür. Recm de taş atılan kadın ve taşı atan topluluk tarafların sembolik ifadesidir. Taşa tutulan bir zamanlar Levi rahiplerinin çok tehlikeli buldukları ve karşısında çok güçsüz oldukları bir kadın sisteminin sembolüdür. Hortlamasından hep korkulan bir sistemin sembolik öldürülmesidir. Dirilmemesi için korkunun sürekli canlı tutulması gerekir. Korku yaşarsa kadın bedeni üzerindeki denetim de yaşar. Denetim yaşarsa eril iktidar süreklileşir. Taşa tutulan sembol, geçmişte o kadar güçlü ve örgütlüydü ki ve müminleri o kadar çoktu ki, Levi rahiplerinin onu taşa tutması ancak kendi dini bablarında, sözlü olarak Yahve adına (yeni tanrı) yapılabiliyordu. Uzun bir süreç bu da gizli, dolaylı yapılıyordu. Eski Ahit anlatımlarında birçok bölüm Tanrıça dinine, yönelik sürekli gözdağları veriyordu. Bu bazen simgesel, örtük ve gizlenmiş bir biçimde oluyordu. Tanrıçalar ancak Yahve’nin laflarına tutulabiliyordu. Ta kii şehirleri, inançları, ruhları; Yahudilerin vaad edilmiş topraklar idealinin şiddetine çarpıncaya kadar. Sonrasında şehirler ateşe verildi, erkekler, çocuklar, kadınlar herkes kılıçtan geçirildi. Bundan sonraki süreçlerde Tanrıça inancına yönelik tehditler daha açık yer almaya başladı. Özellikle eski dini uygulamayı sürdürenler hedef alındı. ‘başka tanrılara ‘ inanmaya devam edenlerin öldürülme öyküleri Kutsal Kitap anlatılarında açıkça yer aldı:
Sayılar:13:28 ‘Bugün size verdiğim buyruğa dikkat edin. Bakın ve görün sizden önce Amorileri, Hititleri, Perizileri ve Hivileri ve Jebusileri bu topraklardan sürüp attım. Gittiğiniz ülkenin insanlarıyla anlaşma yapmaktan sakının, sizi birbirinize düşürmek için kurdukları tuzaklardan sakının; siz onların sunaklarını yerle bir edin, putlarını kırın, ağaçlarını kesin çünkü başka tanrıya tapmayacaksınız, çünkü Rabbiniz kıskanç bir tanrıdır.’’
Yahudiliğin gelişiminden uzun yıllar önce yaratılan bu erkek kıskançlığına Yahudilik sadece, tek tanrılı dinler adına ve seçilmiş bir halk olma mitine uygun bir yaratımla katkıda bulundular. Kıskanç tanrılar zincirinde sağlam bir halka olan Yahve; başlangıçta taşa tutamadığı tanrıçayı yendikçe; bu inancı daha yoğun yaşayan kadının bir erkeğin, erkekliğin mülkü olabilmesi için şiddeti yoğunlaştırıp bireyselleştirdi. Kadınlara yönelik, ya da kadın inancına yönelik toplu şiddet; Yahudi kadınlarına gözdağı biçimindeydi başlangıçta. Sonra bu şiddet, gözdağına aldırmayanlara karşı recme, rahip kızıysa diri diri ateşte yakılmaya dönüşerek sürdürüldü. Ana tanrıça inancı silikleştirilip zayıflatıldıkça ona inanmakta direten kadınlar da daha ağır cezalara maruz kaldı. Recm cezasının Yahudilik dinine ilk girdiği süreçlerde kadınların cinsel bağımsızlıkları, özerklikleri ve bir erkeğe ait olmama dayatmaları bugünkü oturmuş namus-ahlak kavramlarıyla ele alınan, karşılanan olgular değildi. O zaman bu bağımsızlığı yaşamak isteyen, bir erkeğe bağlanmayı red eden kadın açısından bu duruş, eski dini inancının gerekleriydi. Bu inancın kadınlara binlerce yıldır sağladığı özgüven ve saygının bir ifade ediliş biçimiydi. Yeni din adına bunu yasaklayanlar açısından ise kendilerine yöneltilmiş bir saldırıydı. Bugünkü anlamından çok daha açık ve somut bir biçimde siyasaldı, ideolojikti. Bugün bu saldırının ideolojik ve siyasal yönü muğlaklaştırılarak bir namus kafesine hapsedilip özelleştirilmiş olsa da; tüm toplumsal sorunlar, sosyolojik olgular gibi recm de tarihsel kaynakları ve çıkış nedenleri itibariyle hala son derece siyasal ve ideolojik bir olgudur. Tarafları, temsil ettikleri vardır. İki sistemin ve zihniyetin kendini gösterme alanı gibidir. Yenilen kadınlık karşısında erkekliğin gücünü büyük bir vahşetle sergileyerek; kendisini sürekli üretip ölümsüz kılma ritüelidir.
Yahudiler’in din yasalarına yansıttığı bu gerçeklik toplumsal yaşama da direkt yansıyordu. Bir kazıbilimci ve papaz olan Roland de Vaux, İncil’i enine boyuna incelemiş, İbrani kadınlarla ilgili düşüncelerini 1965 de Ancient İsrael (eski İsrail) adıyla yayımlamıştır. ‘‘ İsrailli bir kadının yasal ve toplumsal konumu, çevredeki büyük ülkelerde yaşayan kadınların konumuna kıyasla daha aşağıdaydı. Bütün yazılar İsraillerin aile soyunu ve varlığını sürdürüp ata kalıtını korumak için genellikle oğul sahibi olmak istediklerini göstermektedir. Koca karısını boşayabilir. Ama kadınlar boşanmak isteyemezler... Kadın kocasına Ba’al ya da efendi diye seslenir. Ona adon ya da sahip de diyebilir ( Adon-efendi anlamına geliyor) Aslında kadın kocasından bir kölenin kralından söz ettiği gibi söz eder. On Emir kadını, kocasının malları arasında sayar. Kadının bütün yaşamı hep ikinci düzlemde kalır. Kadın kocasından kız çocuklar babasından erkek mirasçı olmadıkça miras alamaz. Bir kızın ya da evli bir kadının sözünün geçerli olması, babanın ya da kocanın onaylamasına bağlıdır. Eğer bu onay verilmezse, söz boş ve anlamsız sayılır. Erkeğin kızını satma hakkı vardır. Kadınlar soyun dışında tutulur.’’
"İçinizde günahsız olan önce taş atsın"
Yahudilik seçilmiş bir halka vaad edildiği için bir halkın, milliyetin mensubu olmayı da gerektiriyordu. Bu da bir milliyetin saflığını korumaya bağlanmış oluyordu. Yani çocukların babasının kim olduğunun kesinlikle bilinme zorunluluğuna bağlanmış oluyordu. Bunun kadın için açık anlamı bedenin; kocası ve babası tarafında katı bir denetime tabi tutulmasıydı. Kadınların bedenleri, daha açık belirtmek gerekirse cinsellikleri denetim altına alınmadan, bunun üzerindeki söz hakkı mutlak surette koca ya da baba yani erkek otoritesine ait olmadan milletin saflığı korunamazdı. Yahudilik eliyle kurulmak istenen siyasal ve ideolojik otorite kimdeyse kadınların beden denetimi de onlarda olmalıydı. Bu anlamda İsa; yüzyıllardan sonra bu geleneklerin soluksuz bıraktığı kadınlara, topluma bir soluk aldırma girişimiydi. Aslında Yahudilik dar ulus etrafında geliştirilmek istenen bir din olduğu için geniş kesimleri dışında bırakmıştı. Dışında bırakmak birçok zaman olduğu gibi karşısına almak olduğundan Hristiyanlık geliştiğinde çok geniş kesimlere dolayısıyla Yahudiliğin katı erkek dünyasının dışladığı kadınlara da hitap ediyordu. İsa’nın kadınları etrafına toplamasında İsa’nın ‘‘aranızda, hiç günah işlememiş olan, ilk taşı atsın( Yahudiler, İsa peygambere zina ederken yakalanmış bir kadın getirmişler ve Musa peygamberin bu gibilere recm cezası verdiğini ileri sürerek buna ne diyeceğini sormuşlardır. İsa peygamber onlara, "İçinizde günahsız olan önce taş atsın" deyince de kadını recmetmekten vazgeçmişlerdir.(Yuhanna 8/3-11). Aynı olay Barnabas İncili’nde de geçer (bab:201)’’ tavrının da büyük etkisi olmalı. Bu sözü ve davranışı çok uzun yıllar süren Yahudi recm geleneklerine karşı bir pasif başkaldırı da olsa insanları taş atmaktan vazgeçirtecek denli güçlü bir iç sorgulamaya, vicdani ayaklanmaya çağrıdır. Günaha taş atmanın günahsız olmayı gerektirdiğini formülleştirmesi, topluluğu kadınların yaşadığı ya da yaşadığı farz edilen günahları en azından kendilerinden kopuk ele alınmayacağı duraksamasını yaşatmak istedi belki de İsa. ‘taşı atmadan önce taş attığınız günahtan sizde de ne kadar var bir düşünün’’ dedi ve düşündürmek istedi. Önemli oranda etkili olduğu da söylenebilir. Hristiyanlık İsa döneminde Yahudilikte olduğu gibi kadını günahların temeli olarak görmez. Örneğin, Yahudilikte Zina olayına kaynak olarak gösterilen kadının, tek başına sorumlu olamayacağını belirten İsa, “Zina etmeyeceksin, fakat ben size derim ki, bir kadına şehvetle bakan her erkek zaten yüreğinde zina etmiştir.” diyerek erkeği de sorumlu tutar.
Kadınları acımasızca öldüren bir geleneğe peygamberlik düzeyinde bir erkeğin itiraz sesini yükseltmesi o günün şartlarında azımsanacak bir şey olamazdı. Bir peygamberin getirdiği yeni din eğer eski din sahiplerini onu çarmıha götürecek kadar sinirlendirmişse bunda İsa’nın kadına yönelik geleneklere getirmek istediği yumuşatmanın, pasif direnişin ve itirazın da belirgin bir payı vardı. Çünkü iktidarlarını sürdürmek isteyenler herkesten daha fazla bunun o çok aşağıladıkları kadın bedeni üzerinde denetim kurmakla bağını, çok uzun yıllar önce keşfetmiş bir eril geleneğin sahipleriydiler. Bu nedenle bir yumuşatmanın ne demek olduğunu iyi biliyordular. Bu yüzden Hristiyanlık üç yüzyıl direnmiş olsa da sonunda geleneksel iktidar sahiplerinin gücü onun içine de sızmayı başardı ve sonrasında tıpkı Musevilik de olduğu gibi kadının pozisyonunun ne olması gerektiğini netleştirdi:
Saint Thomas ‘‘O erkeğin mükemmel olmayan bir karşılığı, erkek bozuntusu, rastlantısal bir yaratıktır. Yalnızca erkek tanrının suretinde yaratılmıştır. İsa nasıl erkeğin başıysa erkek de kadının başıdır. Kadının, erkeğin imparatorluğu altında yaşamak için yetiştirildiği gün gibi ortadır ve o, önderinden hiç bir yetke alamaz. Kocasının sözünü dinlemeyi kabullenmeyen kadın, İsa’ya başkaldıran erkek kadar suçludur.’’ derken, Tevrat’taki ‘‘bu kız babasının evinde yosmalık etmiş ve İsrail’i aldatmıştır. Bu yüzden kötülüğü aranızdan atmak zorundasınız’’ anlayışıyla benzeşmiş ve farkını kaybetmiştir. ‘‘kadın sen şeytanın kapısısın. Şeytan’ın önden vurmaya cesaret edemediğini sen arkadan kandırdın. Tanrı’nın oğlu senin yüzünden ölmek zorunda kaldı; sen her zaman yas giysileriyle, yırtık pırtık giysilerle dolaşmalısın’’ diyen Tertullianus Tevrat’ın kadın karşısındaki katı ve acımasız tutumunun Hristiyanlık’da da zamanla nasıl yer ettiğinin ifadesi olmaktadır. Söylemlerle yaratılan ideolojik kılıflarlar sayesinde; erkeklerin tek yanlı belirleyip yasa, dini emir haline getirdikleri yasaklara uymayan kadınların davranışı, tıpkı Yahudilikte olduğu gibi İsrail’i ve tanrıyı aldatan bir yaklaşım olarak belirlenmeye başladı. Erkeğe karşı gelmekle tanrıya karşı gelmek bir tutuldu. Belki İsa’nın ‘ilk taşı günahsız olanlar atsın’ sözü kendi döneminde ve sonrasında uzun yıllar recmi durdurmuş olabilir ama Hristiyanlık binlerce kadını cadı diye yakan bir dine dönüşmekten kurtulamadı.
Devam edecek
 

 
 
PAJK (Partiya Azadiya Jin a Kurdistan) Resmi Sitesidir
PAJK Online © 2006-2007 Tüm hakları saklıdır