|
TECAVÜZE HUKUK DESTEĞİ...
|
Utanç, sözü keser. Söylenecek hiçbir şeyin kalmadığı
an’ı anlatır. Sözü tüketir. Söylenmesini gereksiz,
anlamsız kılar. Hayatımızda seyircisi olduğumuz olayları
anladığımız ve kendimizi devinen tüm canlılığın bir
parçası gördüğümüz için bu utanca seyirci kalamıyoruz.
26 kişinin tecavüzüne uğrayan, yaşadıklarından dolayı
yürümekte-oturmakta dahi zorlanan ve 4 ameliyat geçiren
bir kız çocuğu herkesi utandırır. Utanç, sözü kesiyor,
evet ama bu utanç karşısında susmak, ölmekten beterdir.
Susmak utancı yaratanın mağduru olmak gibidir.
Savunulması mümkün olmayan, hiçbir gerekçesi olmayan
tecavüz, AKP yargıçları tarafından savunuluyor. İnsan
havsalası almıyor bunu ama tecavüz savunuluyor. Varlığı,
kimliği olmayan, siyasal-ekonomik, eğitsel vs birçok
insani haktan, yoksun olan bir kız çocuğu ona ait belki
de tek şeyden, adından da mahrum oldu. İnsanlığın utanç
tarihine iki harfle geçti yarının kadınlarından biri.
Utanç davası…
Devletin birçok kurumunun da katıldığı itirazlar hiçbir
şekilde mağduriyeti ya da utancı gideremez. Hiçbir
duygusal açıklama da… Hiçbir açıklama, izah ya da
suçlama bu olayın acısını silemez.
Bu tecavüz davasının kökeninde kırım var, soykırım var.
Kadına yönelik kırımlarla etnik gruplara yönelik
soykırım bu davada büyük bir acıyla birleşiyor.
Siyasetin en kirlisinin kanun hükümleriyle yürütüldüğü
bir hükümettir AKP. Bundan dolayı kadına yönelik
kırımlar giderek artıyor, Kürtlere yönelik siyasi-fiziki
ve kültürel soykırım operasyonları artıyor.
Yargı denilen kesim, kimlere çalışmaktadır. Binlerce
insanı tutuklayan, hiçbir insani hakkı tanımadan
konuşanı zindanlara koyan, tecavüzcüleri sokaklara salan
ve daha birçok insanlık dışılığa kapı aralayan yargı,
kimlerden oluşmaktadır?
Hâkimler, savcılar vs denince kameraları dolduran
cübbelerin altında kimler, neler var…
Bu davaya ilişkin karar gösterdi ki, en çirkin erkeklik,
bu cübbelerin altında saklanıyor.
Mardinli bir kız çocuğuna yapılan toplu tecavüz ve
ardından gelişen hukuk süreci, mağduriyetleri kanun
hükmüyle sağlamlaştırmaktan başka bir şey değil. Bir
bakanın “Bir daha böyle bir dava olmayacak” sözü neden
bu defalık böyle olduğunu açıklamıyor ve bu defalık
yargıyı haklı çıkarmıyor. Üzüldüğünü söyleyen bakanların
ve diğer devlet erkânının sahte tutumları da…
AKP’li bakan Fatma Şahin’in ekranlara yansıyan
tavırları, karşı çıkışları neye-kime yöneliktir,
insanlık ve hukuk anlamında nerede durmaktadır,
anlamıyoruz. “Avukatını gördük, kendisini de göreceğiz,
NÇ bizim kızımızdır.” dedi. Hayır, NÇ sizin kızınız
değildir. Olsaydı bu dava bu kadar sürünerek erkeklik
yüceltmesi yapmazdı. NÇ sizin kızınız olsaydı
tecavüzcüler tek bir kişi de olsa sonuç böyle olmazdı.
Sizin kızınız olsaydı, sorunu çözmek için askerlikte
kadına şiddete karşı eğitimler verilmesi gibi bir saçma
gerekçeyle, Necdet Özel gibi insan hayatına tecavüzü
kendine uzmanlık alanı olarak belirlemiş bir kişiyle
görüşmeye gitmezdiniz.
Askerlik, erkekliğin öğretildiği yerdir. İran’da askere
giden erkekler için “Eşek gitti, erkek döndü” derlermiş.
Her türden erkeğin dönüşünün erkekçe olduğu bir gidiştir
askerlik. İradesizleşerek iradesizleştirmenin
öğrenildiği bir yer. Başka halkların, insanların,
cinslerin haklarına, varlıklarına ve kimliklerine
tecavüz etmenin yaşatıldığı ve yaşatılarak öğretildiği
yer. Öğretildiği ve öğretilenlerin uygulanması için tüm
silahların kuşanıldığı bir yer. Erkeklerin başta
zihinsel tecavüzden geçirilerek hegemonyanın iyi birer
erkeği yapıldığı bir yer. Mağdur edilmiş, mağduriyetin
ardından uyarılmış ve her an herkese karşı tecavüz
potansiyeli taşıyan bir erkeklik üretilmekte orduda.
Orduyu, askerliği erkeklik ölçütü olarak benimseyen
zihniyetlere karşı özgürlük adımı atan erkek
örneklerinin başlattığı vicdani ret ve diğer
inisiyatifler de buna işaret etmekte.
Erkek olmanın ölçüsünün askere gitmek olduğu bir
dünya-sistem gerçeğinde, böyle bir ülkede, kadına
yönelik şiddeti engellemeye yönelik başvurulacak son yer
genelkurmaydır. Dünyada bunun örneği yoktur. Fatma Şahin
böylece bir ilke imzasını atmış oldu. Kadınlıktan bu
kadar uzak bir tutumla, hegemon zihniyetin vahşi
erkeğinin gölgesinde bir kadınsılık sergileyerek kendi
kimliğini, özgürlükten uzaklığını ve kadınlara yönelik
çaresizliğini bizlere gösterdi. Ataerkil sözünü dile
getirmekle ataerkillik çözümlenmiyor. Hegemonya
cenderesinden çıkamayan kadınların bu sözleri söylemeye
rağmen yaşadıkları derin ataerkilliğin çözümlenmesi de
kolay olmasa da yöntemleri var. Var ama bu yöntem
genelkurmay başkanıyla görüşmek değil tabi ki.
Cenazelere tecavüz dahi her tür vahşeti uygulayan bir
orduya komuta eden ve hükümetin en kirli işlerini
yürütmek için terfilendirilen biriyle tartışılacak son
konu tecavüzün engellenmesi konusudur. Aman, dikkat!
Özgürlüğü, cübbelere, üniformalara, bayraklara ya da
benzer sembollere sıkıştırılamayacak kadar yakıcıdır.
Kışlalar, cezaevleri, ıslahevleri, tımarhaneler ya da
hane kültürünün hâkim olduğu diğer mekânlar tecavüz
üzerine inşa edilmiştir. Tecavüzü, varlıklarının
temeline yerleştiren ve meşrulaştıran bir sistemin
temsilcilerinin tecavüz karşısında tavır almaları ya da
tecavüzü suç sayıp görüp karşısında mücadele etmeleri
beklenemez.
2011 yılı itibariyle yapılan araştırma ve
istatistiklerde kadın-erkek eşitliği konusunda Türkiye,
dünyadaki 135 ülkeden 122. sırada yer aldığı açıklandı.
Bu rakam utancı anlatmaya yeter mi? Çalışan ya da okuyan
kadın sayısı konularında büyük rakamlara ulaşan Türkiye,
bu sıralamaların özgürlük ve anlamlı yaşam için
yetmediğini, şiddete son vermediğini, Türkiye’de en
kirli uygulamaların ve şiddet olaylarının, en erkekçe
komploların, bir kadın başbakan zamanında
gerçekleştiğini bilmeli. Bilmemek tecavüzlere ortak
olmaktır. Bilmemek, tecavüzlerin yarattığı utanç
karşısında susmaktır. Ve bizler, utandığımız müddetçe
gerçekten utanması gerekenler, yüzsüzlüklerini
sürdürmeye devam ediyorlar. Yaşanan utancı
anlayabilenler 122.sıranın dahi bir lütuf olduğunu kabul
ediyor. Değil mi ki Türkiye’de koskoca devlete, tüm
devlet erkânına, anayasaya ve kanunlara sırtını dayamış
tecavüzcüler varken, bunları görmemek tecavüze onay
vermektir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın adlandırmasıyla
Mardinli mağdureye yönelik toplu tecavüzün hukuk-yargı
saçmalığıyla onaylanması karşısında yapılacak tek şey
vardır: Kendi ahlakını ve onurunu kendi öz gücüyle
korumak, bu yönlü saldırılara kendi öz savunmasıyla
karşılık vermek. Hukuk sisteminin cezalandırmadığı
tecavüzcüleri halkın öz savunma birimlerinin
cezalandırmasından daha doğru bir tutum yoktur. Tüm
kurumlarıyla devlet yapılanması bunu dayatmaktadır.
Hukukun güvenilmezliği, kendi ahlaklarını, varlıklarını
ve özgürlük onurlarını toplulukların kendilerinin
koruması için kendi öz güçleriyle harekete geçmelerine
zorlamaktadır. Özgür ve onurlu yaşamak için başka yol
yoktur.
Utanç sözü kesiyor. Ama utanıp da susması gerekenler
bizler değiliz.